İçeriğe geç

HÜKÜM

Bölüm 20 · 34 dk okuma

HÜKÜM

Bölüm 20

18. BÖLÜM

İZEM'DEN

Kaner bilmediğim bakışların ardından çekip giderken evin kapısı büyük bir gürültüyle duvara çarpmıştı, ama ben ne yapacağımı biliyordum madem onun zerre umurunda değilim ve sadece onun umurunda olan şey bana baş eğdirip kendi hüküm darlığını sürdürmek, bende ona gösterecektim ona hiçbir zaman baş eğmeyeceğimi, itaat etmeyeceğimi gösterecektim, kapıya bakarak kabanımın cebinden telefonu çıkartırken kendimden son derece emin bir şekilde Akın'ı aradım

"Alo"

"Çok konuşamam çabuk söyle" Akın'ın kısık ve son derece sakin sesinden sonra yutkunarak konuştum

"Senden bir isteğim var, kısıtlı imkanlarından dolayı biraz senin için zor ama-"

"İzem bahaneni söyle demedim ne yapılması gerekiyor dedim" Akın ne kadar sinirlenmek istemese de sinirlendiği her halinden belliydi

"Kaner Kamiroğulları'nın evini taratmanı istiyorum"

"Ne?, ne dedin sen?"

"Duydun, evi taratmanı istiyorum Akın"

"İzem sen ne dediğinin farkında mısın?" Az önce kısık konuşan Akın'dan eser kalmazken şimdi bana öfke doluydu ama bende bir kere aklıma koymuştum ve yapacaktım' da

"Sen yaptırmazsan ben yaptıracağım!"

"İzem!"

"Anladım sen bana yardım etmeyeceksin"

Telefonun kulağımdan çekmem le Akın'ın sesini duymuştum

"Tamam!"

"Efendim?"

"Tamam, benden haber bekle"

Akın son sözünü söylemesiyle cevap vermeden telefonu kapatmıştım ve işte şimdi başlıyorduk, illaki Kaner bunu öğrenecekti ama umurum da bile değildi, eğer o gözünü kırpmadan benim boğazıma yapışıyor ise bende hiç düşünmeden onun evine ölüm yağdıracaktım, son kez Kaner'in çarpıp kapattığı kapıya bakarken arkamı dönüp içeriye girdim, ayakkabılarımı' da çıkartıp kenara ittirirken kapıyı da arkamdan yavaşça kapattım, salonda yatan anneme son bir kez daha bakıp yavaşça odaya çıktım, Kaner açık açık her şeyi konuşmuştu ama daha ben konuşmamıştım ve bende bu yaptıklarımla konuşacaktım, üstümü değiştirmeden sadece yatağın üzerine uzanmıştım çünkü artık Akın'dan gelecek haberi bekleyecektim Akın şuan cezaevinde olduğu için haber uçurması biraz zaman alacaktı belki ama işini sağlam yapacaktı.

Canım geçmekle geçmemek arasında gidip gelirken telefonuma susmak bilmeyen bildirimler düşerken yattığım yerden doğrulmadan sadece telefona doğru dönerek baktım, bildirimlerin ardından çağrının düşmesiyle telefonu komodin in üzerinden alıp cevaplarken Akın'ın sesini duymamla şaşırmıştım

"İzem"

"Bir şey mi oldu?"

"Ortak bağlantıya geç çabuk" Akın'ın cümlesiyle yerimden hızla doğrulup telefonu kulağımdan çekerken sırtımı da yatak başlığına dayamıştım, Akın kısa bir süre sonra bağlantıyı sağlamasıyla ekranda sokağın başında duran aracı ve az ileride Kaner'in evini gösteriyordu, direk tanımıştım çünkü nasıl unutabilirim ki vurduğum adamın evini!

"İzem bir emrine bakıyor, vurmak içinde, durmak içinde" Akın her şeyi bana bırakırken ben gözümü bile kırpmadan "Vurun!" emrini vermiştim, kayda alan adam emrimi ikiletmeden önünde duran aracın arkasına vurmuş ve araç son sürat ilerliyordu, kapıdaki adamlar her şey den habersiz birbirleriyle sohbet ederlerken aracın sesini duymalarıyla araca bakarlarken araç yavaşlayıp evi taramaya başlamıştı, adamlar aracın içinden sıkarlarken korumalarda hızla konağın içine kaçmışlar ve konağı kendilerine siper etmişlerdi, bizimkiler yaptıklarının karşılığını misliyle alsalar da fazlasıyla cevap veriyorlardı, kulağıma dolan silah sesleri hiç kesilmezken içimdeki öfke bir nebze dinmişti istemsizce elim sıktığı çeneme giderken "Şimdi ödeştik" demiştim, artık bundan sonra Kaner' in gazabını bekleyecektim, tabi ki de ilk dayanacağı kapı ben olacaktım ama daha bu günkü yaptığım salaklığın aynısını asla yapmayacaktım, belki bana inanacak belki de inanmayacaktı ama her zaman bir muamma olarak kalacaktı tabi ben istersem başarımı açığa vururdum ama sırası geldiği zaman.

İnsanların konuşacağı zamanda silahlar konuşuyordu ve bunun tek sorumlusu Kaner' di, Kaner' in adamlarına destek gelirken bizim adamlar hızla gaza basıp gitmişlerdi, kayda alan adamda hızla oradan uzaklaşırken telefonu kapatmıştı görüşmede sadece Akın'la ben kaldığımızda Akın son derece ciddi bir şekilde duruyordu, arada bir etrafı kolaçan etse de geri bana dönmüş sorgularcasına bakıyordu, oda merak ediyordu neler yapacağımı nasıl duracağımı ama ben durmayacaktım.

"İstediğin oldu hanım efendi"

"İstediğim değil, olması gereken oldu"

"İzem tehlikeli sularda yüzüyorsun"

"Eğer tehlikeli sulardaysan kuralları, oyunu sen kur, kur ki oyunun kurallarını' da suyunun tehlikesini' de sen belirle diyen sensin bana Akın" Akına cümlesini hatırlatırken Akın bana boş gözlerle bakıyordu

"O cümlenin devamında da iş sana dokunmaması için dikkatli ol, gerekirse günlerdir, aylardır bekleyeceksin dedim, olayın üzerine git saldır demedim!" Aķın her bir cümlesinde daha fazla bağırırken kendisini de bir o kadar sıkıyordu

"Belli gözünü karartmışsın ama şunu unutma İzem, senin kaybedeceklerin var"

Akın'ın neyi kast ettiğini anlamıştım ama benden ona söylenecek bir söz yoktu çünkü ben kaybedeceğim en büyüğünü, babamı kaybetmiştim, evimin direği gitmişti, ev her an tepemize çökecek diye bekleyemezdim, onlar benden babamı, beni alacaklar ve ben kurbanlık koyun gibi sonumu bekleyecektim öylemi?, asla!, ölürüm ama yine de razı olmam, göz yaşımın akmasıyla telefonu kapatırken buruk bir gülümseme oturmuştu yüzüme, kalbime ise buruk bir sevinç, derin bir nefes alıp yataktan kalkarken cama gidip pencereyi açtım, pencereyi açmamla rüzgar karşılamış ve tüm soğukluğuyla kucaklıyordu, korkuyordum, Kaner'in yapacaklarından değil ama annemin fenalaşıp hastalığının ilerlemesinden korkuyordum ve bu içimdeki korku her geçen saniye büyüyor.

KANER'DEN

"Derya haftaya olacak toplantıların hepsini öne çek" Derya sırayla notunu alırken bende önümdeki dosyalara bakıp yapılacak planları hazırlıyordum

"Kaner bey dün siz yokken maliyeden geldiler" Derya çekinerek konuşurken ben elimdeki kağıtları bırakarak yavaşça Deryaya dönüp baktım

"Nasıl yani?"

"Iı şey, Nevzat, bey" Derya bana korkuyla bakarken bey kelimesini sonradan ve kısık bir sesle söylemiş ve karşımda adeta kıvranırken öfkeyle elimi masaya vurup bağırdım

"Söyle artık Derya!"

"Nevzat bey' den dolayı geçmiş yıllara ait vergilerde sıkıntı varmış sanırsam, sizi sordular ama size ulaşamadık"

Derya bir çırpıda her şeyi söylerken derin bir nefes verip sabır diledim, babası ayrı kızı ayrı dertti bunlar benim başıma, ne kadar Nevzat itin arkasını toplamaya çalışsam da olmuyordu ve sürekli bir yerlerden patlak veriyordu

"Ara hemen gelenleri Kaner Kamiroğulları sizi akşam yemeğine davet ediyor de, birde güzel bir yerden yer ayırt"

"Emriniz olur Kaner bey" Derya eksiksiz bir şekilde notunu alırken telefonunum çalmasıyla elimdeki dosyaları bırakıp ve Derya'yı es geçerek masanın yanında duran telefonu alıp cevapladım

"Efendim?"

"Abi evi taradılar!"

Fırat'ın cevabıyla hızla ve telaşla yerimden fırlayıp kalkmıştım

"Ne diyorsun sen Fırat?"

"Bir anda oldu her şey karşılık verdik ama kaçmayı başardılar, şimdi bizim çocuklar düştüler peşlerine"

Fırat'ın her cümlesinde daha da öfkelenirken ve aklıma gelen isimle yanımda duran sandalyeyi öfkeyle ileriye doğru itekleyip bağırdım

"İzeeem!" Derya yaptığım hareketle korkup geriye doğru hızla giderken Fırat arkadan nefes nefese kalmış bir şekilde konuşuyordu

"Ne diyorsun sen abi, o kadar değil"

"Ne değil Fırat, ne değil, kim cesaret edecek buna başka"

"Abi tamam haklısın ama bu iş İzem'i aşar"

Fırat sürekli inkar ederken asla kabul etmiyordu yada bunu İzem'e konduramadığından inkar ediyordu

"Başka kim olacak Fırat?"

"Abi o kadar ağaları tehdit ettin onlardan biri yaptırmıştır, hem daha bugün o kendini çok seven Ersan'ın kanı aktı"

"Birine bir şey oldu mu?" Fırat'ın dediğini umursamadan başka bir soru yöneltmiştim ve sorumu korkarak sorarken Fırat bir iki dakika susmuştu

"Kapıdaki adamlardan biri yaralandı ve?"

Fırat cümlesinin devamını getirmezken ben korkuyla söyleyeceği cümleyi bekliyordum

"Ve, ne?"

"Yeliz yaralandı ama merak etme sadece cam parçası kolunu kesmiş, şimdi daha iyi önemli bir şey yok"

"O iti alın!" Fırat'a ne yapılması gerektiğini söyleyip kapatırken masanın üzerindekilerini yerle buluşturmuş ve iki elimi de masaya vurarak bağırmıştım.

"Allah kahretsin!" Bunu kim yaptıysa hayatının en büyük hatasını yapmıştı

"Dışarı çık!" İkinci bağırmamla omzumun üstünden kenara sinen Deryaya öfkeyle baktığımda Derya koşar adımlarla çıkmış ve kapıyı arkasından hızla kapatmıştı, bu işin sorumlusu her kim ise bunun bedelini ödetecektim, bana karşı her şeyi yapabilirlerdi ama aileme dokunanı yakardım ve yakacaktım da bunun sonunda İzem'de olsa bedelini ödeyecekti ama Fırat'ın dediği doğruydu bu iş İzem'i fazlasıyla aşıyordu, peki bunu yapan kansız kimdi?

Telefonun çalmasıyla dosyaların yanına hızla attığım telefonu alıp bakmadan açarken kansız Ersan'ın sesi kulağıma dolmuştu

"Kaner ağa, demek ki kanımı akıtmaya yeminlisin!" Ersan her cümlesinde sesine alaylı ses tonu eklenirken beni sınadığının farkında değildi

"Sana bunun bedelini ödeteceğim"

"Benim ödetmem gerekmiyor mu, sonuçta aracımı taratan sensin değil misin?" Ersan'ın sorusunu es geçerek kendi sorumu yönelttim.

"Toplantıda senin ne kadar adi biri olduğunu anlamıştım ama bu kadarını bende beklemiyordum!"

Ersan la konuşma sürerken arkada ısrarla düşen çağrıya baktım ve Yaver'in ismini görmemle Ersan'ı kapatıp Yaver'e dönüş yaptığımda Yaver soluk soluğa kalmış bir şekilde konuşuyordu

"Kaner, biz Ersan itin evine geldik, ne yapmamızı istiyorsun?"

Yaver'in cevabıyla eğdiğim başımı kaldırıp ve sıktığım dişlerimin arasından "Tepesine çökün" diye emir verdim, çünkü o bunu hak ediyordu, Yaver aldığı emirle hızla içeriye girerlerken telefonu kapatmıştı, ikinci kez çalan telefonla elimdeki telefon ekranına bakmıştım ve işte bu sefer babam arıyordu, gözlerimi kapatıp derin bir nefes alırken telefonu cevaplayıp babamın öfkesiyle yüzleşerek sadece bağıran babamı dinliyordum

"Kim yaptı bunu Kaner!"

"Kim yaptıysa bulacağım ve bulup hesabını soracağım" cümlemin her bir hecesini hecelerken öfkeden deliriyordum ve şuan o şerefsiz Ersan'ın gırtlağına çökmek varken burada durmuş babamla durum değerlendirmesi yapıyordum.

"Bana bak Kaner eğer olurda bu işin altından da o kız çıkarsa onu gözünün önünde kurşuna dizerim" Babamın cevabıyla kaşlarım çatılırken dudaklarım aralanmış ve olduğum yerde kala kalmıştım

"Koskoca Kamiroğulları konağını taratmaktan bahsediyoruz baba, aşiret ağanın konağı!, o kız nasıl yapsın!"

"Koskoca aşiret ağasını vurmaya gelince vuruyor"

"Baba-" öfkeden deliren babam, bırak gerçekle yanlışı ayırt etmeyi dinlemiyordu bile ve dinlemeden etmeden telefonu suratıma kapatmıştı

"Allah kahretsin!"

"Kahretsin!" elimi öfkeyle masaya vurarak bağırsam da içine girdiğim bu girdaptan çıkamıyordum, peki yanlışla doğruyu ayıramayan kimdi?, ben miydim yoksa başkaları mıydı, daha sorumun cevabını ben bile bilmezken başkalarına atıyordum suçu, çıkamadığım girdap beni her defasında içine çekerken odanın ortasında yüzümü sıvazlayıp volta attım ama her şey birazdan ortaya çıkacaktı cidden bu işin arkasında kim var ise az sonra onu bulacaktım ve işte o zaman yanlış doğrudan ayrılacak ve cezasını çekecekti, telefonun çalmasıyla birlikte hızla attığım voltaya son verip ve yerdeki eşyaların üstünden geçip masanın üzerine gelişi güzel attığım telefona uzanıp alırken hızla cevaplamıştım

"Konuş"

"Abi Ersan ben yaptırmadım, haberim yoktu diyor"

"Salak gibi ben mi yaptım diyecek Fırat!"

"Abi biliyorum da"

"Da sı ne?"

"İçeride kadınlar varken ellemem, benim hesabım sadece Kanerle diyor"

"Görüntüye geç" Fırat'a adeta ateş püskürürken hızla görüntülüye geçmiş ve yere çöktürülmüş Ersan'a baktım Ersan eğdiği başını kaldırarak telefona baktığında yüzüne alaylı bir tebessüm kondurarak konuşmuştu

"Aracımı ne kadar taratsan da Kaner, içinde kadınların olduğu eve ellemem"

"Kes lan, bana sakın iyi bir adammış gibi konuşma, toplantıda ne bok olduğunu gördüm, bir kızın ölümüne evet diyen adamsın sen?"

"O zaman öyle gerekti Kaner, sende vardın orada"

"Hayırda diyebilirdin ama yapmadın"

Ersan konuşmaya yeltenmesiyle işaret parmağımla Ersan'ı göstererek sıktığım dişlerimin arasından tekrar konuştum "Yani anlayacağın sen hiç düşünmeden kadınlara sıkacak adamsın" demiştim çünkü tamda öyle bir adamdı kendisi

"İster inan ister inanma ama ben yapmadım, Alize de geleceksek eğer o günün bedelini zaten ödüyoruz Kaner"

Ersan karşımda kanlar içinde konuşurken sanki haklıymış gibi öfkeyle bakıyordu ve cümlesini bitirmesiyle kanlı tükürüğünü kenara tükürmüş ve tekrar konuşmuştu

"Bu günde ödemedim mi?" Ersan'a tek kaşımı kaldırarak cıklarken "Daha yeni başlıyoruz" diyerek hızla telefonu kapattım, Ersan onca lafın üzerine inkar etmiş ve asla kabul etmemişti. Fırat'a göre geriye diğer şerefsiz ağalar kalıyordu ama onlar daha başlarına gelen belalardan benim sorumlu olduğumu anlamamışlardı eğer anlasalardı çoktan beni aramışlardı ama onlardan bırak ses çıkmayı tıkırtı bile yoktu ve geriye sadece tek bir seçenek kalıyordu ve bundan adım kadar emindim.

Her şey sarpa sararken tamda tahmin ettiğim gibi bu işin arkasında İzem vardı, ben ne kadar İzem'i kurtarma çabasında olursam olayım İzem o kadar ölüme koşuyordu, ve asla durmak, düşünmek bilmiyordu, elimle göz kapaklarımı ovuştururken babamın "Bana bak Kaner eğer olurda bu işin altından o kız çıkarsa onu gözünün önünde kurşuna dizerim" sözleri kulağımda çınlamasıyla telefonu ceketin iç cebine koyup odadan çıktım, ailesini bu kadar çok seven, korumak isteyen birisinin silahlarla bu kadar haşir neşir olması ve asla düşünmeden hareket etmesi beni tiksindiriyordu, araca binip hızla yola çıkarken telefondan Cihadı aradım, aracın içini kısa bir süre telefonun çalma sesi doldururken Cihadın sesi yankılanmıştı

"Buyurun Kaner bey?"

"Cihad, bana birini ayarla ağzı sıkı ve ailesi olmayan biri olsun"

"Emriniz olur Kaner bey" Cihad soru sormadan sadece emrimi kabul etmesiyle telefonu kapatırken bende son sürat hesap sormaya gidiyordum, üzerime koca bir yük çökerken kimse beni umursadığı falan yoktu ve sadece, herkes kendi bildiklerini yapıyorlardı, bir yandan babam, biryandan durulmak bilmeyen İzem, bir yandan sonlarını bekleyen ağalar ama herkese gerektiği cevabı sırayla, yavaş yavaş verecektim, ama şimdilik sadece sıralarını bekleyecekler çünkü önceliği başka biri almıştı, kulağımda Fırat'ın "Yeliz yaralandı" cümlesi çınlamasıyla hızımı artırarak aracı kullanırken her defasında öfkeden gözüm dönüyordu.

İZEM'DEN

Pencerenin önünde ne kadar uzun durulursa o kadar durmuş ve dışarıyı izlemiştim, bir zamanlar sessizlik ve sadece rüzgarın esintisi ruhumu rahatlatmaya yeterken şimdi yetmiyordu, ağaçların esintisi ve çıkardıkları sesler ruhumdaki sızıyı fazlasıyla dağlamaya yetiyordu, pencereyi kapatmadan yatağa doğru gidip telefonu yatağa atarken kendimi de yan tarafa atmıştım, onca yaşananlardan sonra yumuşak yatak sırtımı adeta masaj yaparken her tarafım ağrıyor ve her tarafıma resmen iğneler batıyordu, kendimi yatağa bırakmamla başım sekerken içimde tuttuğum nefesi verip tavanı izledim, gözümün önüne annemin tokadı gelirken kulağıma Kaner'in evini taradıkları silahların sesi dolmuştu, alt dudağımı dişlerimin arasında ezerken dışarıdan duyduğum sesle başımı yana çevirip camdan dışarıya baktım ve işte azabım gelmişti

"İZEEEM!" Dışarıda feryat figan ismim yankılanırken yatağımdan kalkıp odadan çıkıp merdivenlerin başına gelmemle salonun eşiğinde bana korkuyla bakan annemi görmüştüm, annem kapıya gitmekle gitmemek arasında kalırken salonun eşiğinde adeta sinmiş duruyordu

"İzem ne oluyor?" annem sorusunu tamamlamasıyla evin kapısı büyük bir gürültüyle kırılmıştı,

"Aaaa!" Annem korkuyla bağırıp geriye adım atarken ben sadece omuzlarımı yukarıya doğru çekip gözlerimi sıkı sıkıya kapatmış merdivenin başında duruyordum, gözlerimi açmamla aşağıda öfkeden deliren ve adamlarıyla evimi basan Kaner'e bakıyordum

"Sen ne yaptığını zannediyorsun?" Kendime gelmemle birlikte Kaner'e bağırıp merdivenleri adımlamıştım

"Asıl sen ne yaptığını zannediyorsun?" Kaner bana karşı gelmesiyle önüne hızla geçerken tam karşısında durup kararan gözlere baktım

"Bana bak -" Kaner elini tamam der gibi kaldırmasıyla gür sesi evde yeniden yankılanmıştı

"Kes!"

"Haddini sakın aşma Kaner, ne hakla evime böyle girersin?"

"Sen ne hakla evime saldırırsın lan, evde ailem, annem, kardeşim varken evi taratmak ne demek"

Sanki Kaner'i öfkelendiren evin taranması değil de içinde ailesinin olduğuydu

"Ben yapsaydım eğer burada olmazdın" Kaner kaşlarını daha fazla çatarken dişlerini deli gibi sıkıyordu

"Eğer ben yaptırsaydım ya hastanede yada cenazede olurdun" Kaner verdiğim cevapla öfkesine öfke eklenirken ben her cümlemin üstüne bastırarak söylediğimde gözlerim dolmasına rağmen devam ettim

"Tıpkı geçen gün benim olduğum gibi!"

"Sen beni salak mı zannediyorsun ha!, anlamayacağımı mı sandın?"

Soğuk ve düz suratımla Kaner'e bakarken Kaner bırak benim dediklerimi dinlemeyi, duymuyordu bile ve son kez Kaner'in canını acıta bilmek için tek kaşımı kaldırarak ve alayla gülerek "Yoksa birimi öldü?" Demiştim

Kaner öfkeyle elini tokat atmak için kaldırdığında hızla durmuş ve tüm hücrelerini sıkarak ve yavaşça elini yumruk yaparak geri indirmişti "Ben ne yapacağımı biliyorum" Kaner dişlerinin arasından adeta ateş püskürürken işaret parmağıyla beni göstererek "Sen merak etme!" Kaner öfkeyle yanımdan geçerken omuz atmış ve hızla merdivenleri çıkmaya başlamıştı

"Ne yapıyorsun sen ya?"

Kaner'in arkasında hızla merdivenleri çıkarken Kaner üst kattaki tüm odaların kapılarını açıp içeriye bakıyordu "Sana diyorum!" Kaner'in kolunu tutup çekmemle Kaner beni itekleyip benim odamı açmıştı ve hızla içeriye girerken bende Kaner'in arkasından odaya girdim

"Nerde?!" Kaner deli gibi bağırırken odayı talan ediyordu

"Ne nerde?, ne arıyorsun sen ya?" İki elimi yana açarak soru sorarken Kaner asla bana bakmıyordu

"Sana diyorum" Kaner'in kolunu arkadan tutup çekmemle Kaner bana dönmüş öfkeyle "Kimlik!" Diye bağırmıştı, Kaner'in cevabıyla şok olurken sadece kekeleyebilmiştim

"Ne-, ne yapacaksın?"

"Kimliğini ver" Karşımda bana öfkeden gözü dönerek bakan Kaner varken ben zorla çıkan sesimle "Kimlik falan yok" diyebilmiştim, Kaner beni arkasında bırakıp hızla aramaya tekrar dönmüş ve sandalyede duran çantamı görmesiyle hızla sandalyeye ilerlemişti, Kaner sandalyeyi sert bir şekilde iterken çantayı almış ve fermuarını açarak yatağın üzerine boşaltmıştı

"Bırak çantamı, sen ne yaptığını zannediyorsun?" bir yandan dökülen eşyalarıma bir yandan öfkeden deliren Kaner'e baksam da Kaner'in gözü hiç bir şeyi görmüyordu, son kez Kaner'e hamle yapmamla Kaner kolumdan tutup kendine çekerken ayağımı kaydırarak yatağa yatırmıştı, Kaner üstümde bana kıpkırmızı olan gözlerle bakarken bir kez daha boğazıma yapışmasıyla birlikte çenemide kavrarken dişlerinin arasından konuşmuştu

"Sana dur dedim!, ama sen durmadın İzem!, ve bunun bedeli ağır olacak" zorda olsa yutkunurken sadece kaşlarımı çatabilmiştim, Kaner bakışlarını benden ayırırken yana bakmış gülmeyi bilmeyen ve hiçbir zaman bilemeyecek adam alayla yılımsamıştı, Kaner'in baktığı yere gözümün ucuyla bakmaya çalışsam da Kaner'in sayesinde başarılı olamamıştım, eliyle engellerken yüzümü çevirmeme müsaade etmemişti, Kaner bana biraz daha eğilip "Buldum" derken diğer eliyle yanıma uzanıp yanımdan bir şey almıştı ve kimliğimi gözüme sokarcasına tutarak "Asıl şimdi senin için her şeyin başlangıcı" demişti, bakışlarım Kaner ve kimlik arasında gidip gelirken göz yaşlarım akmaya başlamıştı ve başımı zorda olsa iki yana sallayarak konuştum

"Ne demek bu?"

"Şimdi o kurşunlattığın eve gelin gelip kurşun izlerin içinde yaşamını sür de göreyim seni" Kaner'in cevabıyla kalırken Kaner üstümden kalkmış ve arkasını dönüp gidiyordu, içimde yer edinen korkuyla hızla doğrulurken Kaner'in arkasından koşarak odadan çıktım

"Bırak kimliğimi Kaner?"

Merdivenlerde yakaladığım Kaner beni umursamadan merdivenleri adımlarken ben hızla tutmaya çalışıyordum ama sadece çalışıyordum

"Sana diyorum lanet olasıca adam" Kaner cümlemi duymasıyla son basamağı inmiş ve adım atmaktan vaz geçerken arkasını dönüp bana bakmıştı

"Aileme bulaşmayacaktın!" Kaner başıyla da dediğini desteklerken hiçbir şey dememe müsaade etmeden tekrar yürümeye devam etmişti, ve az önce parçalayarak eve girdiği kapıdan çıkmaya yeltenmesiyle "Sen benim babamın katilisin Kaner ağa bırak seninle evlenmeyi aynı ortamda bile bulunmam ben"

Kaner söylediğim cümleden sonra adımlarını durdururken omzunun üstünden koridorda korkuyla bakan anneme ardından hafifçe bana doğru dönerek "Eğer kardeşini toprağa vermek istemiyorsan o Aytekin'i uyar ve sende hazırlan" demişti, Kaner bıçaktan keskin sözlerini söylemesiyle arkasına bile bakmadan çıkıp gidecekken son kez "Gökteki yıldızlar kadar sana ahım olsun Kaner ağa bir an bile mutlu olma ve bu yaptıklarını yaşamadan ölme" dememle Kaner kapıdan çıkıp gitmiş ve ben dizlerimin üzerine düşerek yerde kala kalmıştım, annem kapı eşiğine tutunarak yere çökerken sessizce ağlıyordu ben ise mahvolmuştum cehennem yaşatmak isterken cehennemi yaşıyordum, onları bitirmek yok etmek isterken ben yok olmuştum ve verdiğim savaşı kaybediyordum, sandığımdan erken Kaner bu işin arkasında olduğumu çözmüş ve harekete geçmişti ama benim bu saatten sonra yapacağım bir hamlem yoktu, elim kolum bağlanırken bana karşı kardeşimi öne sürmüştü ve benim yapabileceğim hiçbir şey yoktu, oturduğum yerden yavaşça kalkarken ilk başta sendeleyip duvara çapmış ve ardından merdiven korkuluğuna tutunarak çıktım, arkamda ağlayan annemi bırakıp yavaşça merdivenleri çıkarken sonuna kadar kapısı açık olan odama girdim, kapıyı arkamdan iteklerken yatağın üzerinde dağılmış eşyalarını görmemle hızla yatağa doğru ilerleyip pikeyi tutmamla bağırırken içimde durmak bitmek bilmeyen öfkeyle hızla çekip odanın ortasına savurdum,

"Allah kahretsin, kahretsin" elimin tersiyle makyaj masasının üzerindekileri de yere sererken her şey etrafa dağılmıştı tıpkı benim darmadağın olduğum gibi, banyoya gidip kapıyı arkamdan çarparak kapatırken kapıyı kilitleyip fıskiyenin altına girip suyu açtım, deli gibi su başımdan aşağıya düşerken yüzümden boynuma doğru yol çiziyordu, banyo da su ve ağlama seslerim yankılanırken hıçkırıklarımda eşlik ediyordu ama yemin olsun dalımı kıranların dalını kesecektim, bu günleri bana, aileme yaşattıkları için onları pişman edecektim, bir darbe aldım diye durmayacaktım, savaşı kaybettim diye yeni bir savaş açmaktan vaz geçmeyecektim, her düşen su damlası kadar içimi kor bir alev kaplarken benimle birlikte herkes yanacaktı!

KANER'DEN

Son sözümü söylememle evden çıkarken hızla araca binip yola çıktım hızımı dahi indirmeden telefondan Şevan'ı aradım

"Buyurun ağam?"

"Şevan hemen tüm ağalara herkese haber sal toplantı düzenlensin"

"Emriniz olur ağam" Şevan hızla telefonu kapatırken bende son sürat şirkete geçtim, şirkete adımımı atmamla Derya koşar adımlarla yanıma gelmiş benimle birlikte hızla yürüyordu

"Kaner bey, yemek için akşam saat sekiz uygun mu?"

"Cihadı odaya çağır" Derya sorusunun bile cevabını alamadan koşarak giderken bende odama çıktım, kapıyı sert bir şekilde çarpıp kapatırken kapı hızla tıklatılıp açılmıştı

"Cihad konağı taratma işini bulduğun adama yık ve adamı direkt yurt dışına kaçır" Cihad bana sorgularcasına bakarken ben Cihada yaklaşıp işaret parmağımla gözüne sokarcasına Cihadı göstererek dişlerimin arasından konuştum "Kimse bulamayacak ve bu konu burada kapanacak" Cihad başıyla onay verirken Cihad'ın yanından geçerken kapıyı açıp "Derya" diye bağırırken Derya koşarak gelmişti

"Buyurun Kaner bey?"

"Yemeği ertele, uçağı hazırlat Mardin'e gidiyorum"

"Ama Kaner bey -"

"Dediğimi yap!" diye bağırdığımda Derya başıyla onaylayarak hızla telefona sarılırken bende odaya geçip masaya yöneldim, Cihad hiçbir soru sormadan odadan çıkarken Derya girip "Kaner bey uçak hazır" demişti, masanın üzerinden silahı alıp belime takarken hızla odadan çıkıp direk havalimanına gittim

"Şevan ne yaptın?"

"Ağam yarına ayarladım Haşir ağada bizzat katılacak"

Cevap vermeden telefonu kapatırken hızla uçağa binip cam kenarına geçerken derin bir nefes verip arkama yaslandım ve yavaşça arkamızda bıraktığım pisti izledim, ilk başta yavaşça pist arkamda kalırken artık hızla arkamda kalıyordu ve artık gökyüzüne doğru havalanmayla başlarken telefonun çalmasıyla başımı yavaşça çevirip ceketin iç cebinden telefonumu alarak cevapladım.

"Dinliyorum"

"Toplantı düzenliyormuşsun Kaner ağa" Babamın cevabıyla yüzüme kırık bir tebessüm yerleşirken kaşlarımı çatarak, havaya kaldırırken başımı belli belirsiz salladım

"Evet, düzenliyorum"

"Çok merak ediyorum Kaner ağa, ağaların içinde ne diyeceğini yada nasıl sana yapılana sessiz kaldığını nasıl açıklayacaksın"

"Bu kimseyi ilgilendirmez hele ki karşımdakiler birer katilse asla!" sona doğru dişlerimin arasında tıslarken babamı sessizlik bürüdüğünde bana hiçbir cevap verememişti çünkü o kişilerin arasında kendisi de vardı, bunu açık açık söylemesem de sözlerimle belli ediyordum, kimseye söylemediğim gibi babama da söylemiyordum kararımı ve herkes gibi babam da toplantıda öğrenecekti.

"Toplantıda görüşürüz baba"

"Görüşeceğiz oğul!"

-

Mardin Midyat' a adım atmamla eşsiz kokusu burnuma dolmuş ve o güzel güneşiyle adeta beni selamlarcasına kendini gösteriyordu, insan kısa bir süre olsa bile memleketinden gittiği zaman özlüyordu, koskoca Mardin ne kadar acı barındırsa da bu şehir asla vazgeçemeyeceğim yerdi, rüzgar sevdiğimin kokusunu bana sunarken gözlerimi kapatıp derince bir nefes alıp içime sakladım bu eşsiz kokuyu

"Aracınız hazır Kaner ağam" duyduğum cümleyle gözlerimi aralayıp karşımda bana bakan Şevan' a baktım, başımla onay verirken araca doğru gittiğimde Şevan hızla yanımdan geçip kapımı açmış beni bekliyordu

"Başka işim var benim Şevan" Şevan'ı beklemeden hızla ön kapıyı açıp direksiyon başına geçerken Şevan' da kapıyı kapatmış kenara çekilmişti.

Hızla mezarlığa giderken yol üstünde bulunan bir çiçekçiden sümbül alıp gittim, Aliz hep kokusuna bayılırdı bu çiçeğin ve mezarlığı da bu çiçeklerle bezenmeliydi ve de öyle oldu da, her yeri bu çiçeklerle donatmıştım, mezarlığa gelip araçtan inerken ayaklarımı sürüyerek yürüdüm, Aliz'in yanına değil de toprağına gitmek koyuyordu , yüreğime bir yumruk gibi otururken herkese dik tuttuğum başım eğiliyordu, mezarın başına çökerken elimdeki çiçek buketini yavaşça açıp toprağın üzerine yerleştirdim ve birkaç toprak parçasını elimle iteklerken Aliz'in mezar taşına baktım

"Özür dilerim!, sana bu nedenle geldiğim için özür dilerim" karşımdan bir cevap gelmeyeceğini bilerek susup bekledim ve boğazıma oturan yumruğa rağmen tekrar konuştum

"Bir kızın vebaline daha giremem, ailesine mezarlığın yolunu yol edemem" başımı eğip konuşurken gözümün ucuyla toprağa baktım ve yavaşça toprağı severcesine okşarken buruk bir şekilde gülümsedim

"Seni koruyamadım ama senin için ortalığı yakmaya başladım, herkesin tek tek değer verdikleri değerlerini ellerinden almak için ilk adımlarımı attım" etrafa boş gözlerle bakarken ileride bir mezarlığın başında duran aileyi görmemle Aliz'in mezarına, toprağına baktım

"Senin değerini bilmeyen ailende dahil herkesin canını yakacağım buna benim kendi ailemde dahil merak etme, her kim suçluysa A'dan Z'ye, 7'den 70'e herkesi ama herkesi pişman edeceğim"

Aliz'in toprağından bir parça alıp avucumda sıkı sıkıya tutarken cümlelerimi sarf etmiştim ve öylede olacaktı, elimdeki topağı yavaşça koklayıp yerine bırakırken son kez Aliz'in mezar taşını silip çöktüğüm yerden kalktım.

"Gittiğin yerde huzurlu ol" Aliz'i arkamda bırakmak zordu ama bırakıp gidiyordum, Aliz'in mezarından uzaklaşmamla telefon çalarken hızla cevapladım

"Ne oldu Şevan?"

"Ağam Haşir ağa toplantıyı Mervan konağına çekmiş" Şevan'ın cümlesiyle olduğum yerde kalıp bir adım dahil atamazken dudaklarım aralanmış ve yavaşça arkamı dönüp Aliz'in mezarına baktım, Mervan konağı Aliz'in hükmünün verildiği konaktı ve o konaktan bir cenaze çıkmıştı zaten, o konakta çıkan cenazeye ben her gün başım eğik geliyordum ve hangi yüzle ikinci kez beni aynı konakta çiğneyip geçeceklerdi ve aynı konakta ikinci suçsuz bir kızın boş yere hükmü verilecekti, kulaklarım çınlarken gözüme bir perde inmişti

"Bunu yapmayacaktın baba!" almak haram olan nefesimi ne verebiliyor nede alabiliyorken göğüs kafesim sıkışmıştı, ne geri dönüp Aliz'in mezarına nede ileriye gidebiliyorken telefon elimde kalakalmıştım, bizimkilerin gözünü kan bürümüştü ve aldıkları canlar artık onlara yetmiyordu, her geçen gün daha bir fazlasını istiyorlardı, babam birde utanmadan sıkılmadan Aliz'in ölüm kararının çıktığı evi baştan aşağıya donatıp ikinci bir ölüm kararına hazırlanıyordu ama bu sefer olmazdı, bu sefer kazanamayacaklardı, peki ben o konağa İzem için nasıl gidecektim, Aliz'i koruyamadığım koca konakta İzem'i nasıl savunacaktım onu nasıl koruyacaktım, her işin içinden çıkamadığımda İzemi boğazlamak geliyordu içimden onun saçma salak işleri olmasa şimdi bu halde olmayacaktım, o kendi dünyasında yoğrulurken ben kendi cehennemimde yanacaktım ama şimdi başka bir cehennem ateşine düşmüş yanıyorduk, ayaklarımı sürüyerek araca gidip binerken içimdeki öfkeyle elimi direksiyona vurup yola çıkarken hızla kaleye sürdüm aracı, toplantı yarın olacağından tüm gün kalede duracaktım ne evime nede başka bir yere değil sadece kaleye, çünkü eğer o eve gidersem yer yerinde oynayacak ne eve nede babama olan saygım yok olup gidecekti, ama eğer benim içim yanmaya başladıysa babamın da yanacaktı ve onu en can alacağı noktasından vuracaktım, yarın toplantı olduğu için Midyat' da büyük bir telaş vardı, koşturmalar tüm yol boyunca kendini belli ederken ben kalabalığın içinde kaybolmuştum, herkes bana başka gözlerle bakarken ben kimseye bakmadan hızla aralarından geçip gittim.

Kaleye gelip aracı manzaraya doğru park edip araçtan inerken sadece ayaklarımın altına serilen Mardin'e bakıyordum, tüm haliyle cüretkar davranışını sergilerken acımasızlığını da sergiliyordu, güneş müsaade istercesine yavaştan çekilirken yerine ev sahipliği yapacak karanlık geliyordu, peki bu karanlık ne zaman son bulacaktı? bilmiyordum, ben herkese karanlık olarak çökecekken onlar kötü günlerinin bitmesi için dua etmesi gerekirken karanlık bana çökmüştü ve neredeyse bu günlerin bitmesi için ben dua ediyordum, araca yaslanıp sarı rengine teslim olan memleketime bakarken zorakiyle nefes verip sakalımı sıvazladım cidden ben bu çıkamadığım girdaptan bunalmıştım, artık göğüs kafesim daralırken nefesim beni unutuyordu, sessizliği çalan telefonum bozarken gözlerimi Mardin'in üzerinden bir an bile kerpmeden cebimden telefonu alıp cevapladım

"Evet"

"Ağam hazırlıklar tamam"

"Tamam Şevan" telefonu kulağımdan çekerken aklıma gelen fikirle tekrar kulağıma götürerek hızla konuştum

"Şevan"

"Buyur ağam"

"Fırat'a haber gönder, hazırlık yapsın bir yere gidecek, yola çıksın konumu ben göndereceğim yarım saate"

"Tamam ağam" Şevan telefonu kapatmasıyla son kez Mardin'e bakıp telefona baktım ve bu sefer İrem'i aradım, telefon biraz çalsa da hızla açılmıştı

"Efendim Kaner abi"

"İrem hazırlan birazdan sana bir konum atacağım"

"Geldi mi o gün abi" İrem sevinç ve tereddütle konuşurken ben yüzüme buruk ama bir o kadarda sevinçli gülümseme kondururken başımı aşağı yukarı sallayıp "Geldi abim" demiştim.

FIRAT'TAN

Abim' in Mardin'e geldiğinin haberini alsam da şimdi nerede olduğu hakkında herhangi bir bilgim yoktu ve tabi ki abimi gören' de yoktu sadece herkesi çarşıda alev topu gibi gidişinin arkasında bırakırken eve bile gelmemişti gerçi nasıl gelsin babamın onca yaptığından sonra bırak eve gelmeyi haber dahil etmemişti, babam sayesinde ağabeyim evini bile siliyordu ve bu hiç hayrı alamet bir iş değildi, babamın ve bütün ağalar af dilemesi gereken yerde ateşle oynuyorlardı ve abim o oynadıkları ateşin daha büyüğüyle gelecekti, bırak sadece ağaları tüm herkesi yakacaktı, kurunun yanında yaşta yanacaktı ama kuruda cayır cayır yok olacaktı, konağın avlusunda çalan telefonun sesi yankılanırken başımı kaldırarak merdivenlere baktım ve Hatice elinde benim telefonumla aşağıya iniyordu

"Fırat abi telefonun çalıyor" Hatice koşar adımlarla inerken ben gözlerimi kırarak bakıyordum

"Dikkat et kız düşeceksin şimdi"

Hatice ne kadar beni dinlemese de yüzüne tebessüm yerleştirerek yanıma gelirken eğlenceli sesiyle cevaplamıştı

"Al" telefonu Hatice den alıp arayana bakıp hızla cevaplarken Hatice'de mutfağa gitmişti

"Efendim Yaver?"

"Kardeşim ben Mardin'e geldim şimdi, bizimkilerin yanındayım' da yarınki toplantı Mervan konağında diyorlar"

"He ya Mervan konağında" Yaver'den ses seda çıkmazken ben sırtımı sedire yaslayıp gökyüzüne baktım

"Yarının habercisi olan havayı görüyor musun Yaver?"

"Görmemeyi tercih ederim" Yaver sıkıntılı bir şekilde söylerken konağın kapısı açılmış ve içeriye Şevan girmişti

"Haberleşiriz Yaver" Yaverle telefonu kapatırken Şevan bana doğru geliyordu

"Hayırdır Şevan ne oldu?"

"Fırat ağam, Kaner ağam aradı acilen bir yere gitmeniz lazımmış" Şevan'ın cevabıyla ayağa kalkarken Şevan yerini sabitleyerek karşımda duruyordu

"Abim nerde?"

"Bilmiyorum ağam sadece 'Fırat çabuk yola çıksın, yarım saate konum atarım' dedi, önemliymiş" ne işlerin döndüğünü anlamış değildim ama Şevan'a başımla onay verip hızla odaya çıkıp hazırlandım, nereye gideceğimi bilmediğimden silahımı da alarak odadan çıktım, Şevan hala avluda beklerken merdivenlerden inerek seslendim

"Kimler olacak?" Şevan duyduğu sesle afallayıp merdivenlere bakarken başını yan çevirip dudaklarını büzmüş ve "Bilmiyorum ağam" demişti, akşam olmaya az kalmışken ne işiydi anlamış değilim Şevan'ı arkamda bırakıp konaktan çıkacakken abimden de konum gelmişti.

"Hadi hayırlısı" kendi kendime söylenip araca binip konuma bakmıştım, konum Mardin çıkışlarında bir restoranın adresiydi ve benim orada ne işim vardı tam bir muammaydı orası, konumu kapatıp abimi arasam da telefonu çalıyor ama açmıyordu

"Hadi be abi" ısrarla çaldırsam da aldığım bir sonuç yoktu ve telefonu kapatıp yan koltuğa atarken yola çıktım.

-

Restoran'ın önüne gelmemle ani fren yaparak durup kontağı kapatıp araçtan indim, etrafa baksam da kimseler yoktu ne bir karşılayan nede başka bir araç etraf tamamen sessizliğe bürünürken yavaş ve kendimden emin adımlarla restorana girdim.

Koskoca kapalı restoranda bir tek ben varken bilmeden yürüyordum ve benden başka kimseler yoktu belli ki ağır misafirler olacaktı her şeye hazırlıklı olmak için belimdeki silahı çıkartıp mermiyi namluya sürüp tekrar silahı yerine, belime yerleştirmiştim, içeriye kolaçan ederek girsem' de içerde loş bir ortam vardı, ortamı görmemle şaşırıp kalırken tam karşıda bir masa ve masada bir kişi oturuyordu tekrar etrafa baktığımda ise garsonlar ve müzisyenden başka kimseler yoktu belimdeki silahı tutarken yavaşça karşımdaki masaya doğru ilerledim ve biraz daha yaklaştığımda gördüklerimden sonra ayaklarım gitmez olmuştu ama içim koşmak istiyordu, sanki ayaklarım adeta yere kelepçelenmişti bir adım atacak gücüm olmazken yerden kazırmışçasına ayağımı sürterek ilerlemiştim, gözlerimi kısarak baktım, emin olmak istercesine baktım gözümden bir damla yaş akarken az önce tereddütsüzce tuttuğum silahı yavaşça bırakıp elimi çekerken masanın başına gelmiştim, tam karşımda duran İrem sandalyesinden kalkarak bana doğru gelmiş ve gülümseyerek "Merhaba" demişti o merhaba' da sanki yeniden doğmuştum hayata yeniden göz açıyordum, sanki ilk defa nefes alıyordum aldığım nefesle ciğerlerim yanıyordu, İrem' in kokusu genzime dolarken sanki bir daha duymayacakmışım gibi içime çektim, içime hapsettim kokusunu, ve sanki içimde bir kutu vardı ve İrem'in kokusunu hep benimle kalması için o kutuya koyup kilitlemiştim.

"Merhaba" zoraki' de olsa bende merhaba dedim ama İrem bana o güzel gülümsemesiyle öyle bir karşılık vermişti' ki bende gülmüştüm İrem tekrar konuşmasına başlarken eliyle sandalyemi gösterip kendisi' de kendi sandalyesine, tam karşıma oturmuştu.

"Şarkının' da dediği gibi unutur' mu unutmaz' mı"? başımı çevirip çalan adama bakmıştım ilk defa duyuyordum müziği ve Bu kalp seni unutur' mu müziği çalıyordu boğazımı temizleyip yutkunduktan sonra konuşmaya karar vermiştim, tüm gerçekliğiyle, konuşulmayan ne varsa konuşulması lazımdı.

"Tabi' ki unutmaz nasıl unutulsun' ki, yada nasıl unutsun?"

Bakışlarım İrem'in gözlerinde kelepçelenirken yutkunup tekrar konuşmama devam ettim.

"Çok uğraştım ama olmadı, sadece saklayabilmiştim tabi oda bir yere kadar, sonra sen ne kadar saklasan da kendini ortaya çıkartıyordu ve kendini tüm gerçekliğiyle gözler önüne seriyordu hiç acımadan kanata kanata hatırlatıyordu kendini"

"Söylemek varken neden hep sakladın?" İrem'in sorusuna vereceğim onca cevap varken sadece "Bulamadım seni" olmuştu, çünkü bulamamıştım, daha çocuk olmamam rağmen her yere adamlar göndertmiştim ama herkesin eli boş dönmüştü, İrem bana bakarken garsonlar yemek servisi yapmaya başlamışlardı ama ben sadece İrem'e bakıyordum onca yıl sonra nasıl olurda başka yere baka bilirdim ki , aklımda o kadar vereceğim cevap o kadar soracağım soru vardı' ki hangi birini söyleyecektim yada hangisini soracaktım bilmiyordum, resmen elim, kolum, boğazım bağlanmıştı ne tek bir kelime nede tek bir hareket edebiliyordum sadece yıllardır aşık olduğum gözlere bakıyordum.

"Bu buluşmayı Kaner abi ayarladı"

İrem'in verdiği cevapla ağzım açık kalırken "Nasıl yani?" diyebilmiştim abim nasıl olurda bunca derdin arasında benimle uğraşabilirdi

"Bana kalsa cesaret edemezdim, Mardin'e ilk döndüğümüzde senden haber almıştım ama karşına çıkamadım"

"Benimde yeni haberim oldu, yani abini gördüm, Arjen'i ama işte bizde' de durumlar biraz sıkıntılı o yüzden yapamadım yani, yoksa karşına çıkardım, ne pahasına olursa olsun"

Evet biraz saçmalamıştım kelimelerim, cümlelerim birbirine girmişti ama sonun' da söylemiştim içimdeki her şeyi, tüm gerçekliğiyle söylemiştim, göğüs kafesim sıkışıyordu vereceği cevaptan korkuyordum yada bundan sonra olabileceklerden korkuyordum dışarı' da silahımı hazırlamıştım ama asıl kalem hazır değilmiş meğer, gözlerinde kaybolduğum kadın kokusunda öldüğüm kadın artık karşımdaydı sadece biraz ilerimde duruyordu dokunabilirdim, yüzünü avuçlarım arasına alıp doyasıya bakardım yüzüne, deli olduğum kadın beni yokluğuyla deli etmesinden korkuyordum, şimdi bile gözümden sakınırken olabilecek ihtimallerden, koruyamamaktan, sahip çıkamamaktan köpek gibi korkuyordum, garson bir kez daha yanıma geldiğinde elinde bir zarf vardı ilk önce zarfa daha sonra garsona baktığımda garson

"Fırat bey, Kaner beyden" demişti zarfı alıp baktığımda arkasında hiç bir şey yazmıyordu karşımda duran yıllardır sevdiğim kadına son kez bakıp tekrar zarfa dönüp açmıştım.

Evet Fırat, kardeşim bu yemeği ben ayarladım senin için, biliyorum

İrem'i nasıl sevdiğini, yıllar önce ona veda ettin ama her veda bir merhabadır, bu sefer senden veda etmeni istemiyorum yeni hayatına, hayat arkadaşına merhaba de ve asla bırakma, benim merhabam elimden kayıp gitti ben tutamadım ama sen tut ve sakın bırakma çünkü yeri dolmuyor kardeşim, hiç bir şeyle dolduramıyorsun ne öfkeyle nede nefretle dolmuyor, gerekirse sizin için ölürüm öldürürüm' de ama sen, siz hep mutlu olacaksınız, İrem zorlukları göz önüne alarak geldi, ben sizin arkanızda değilim her zaman önünüzdeyim bütün herkesi, her zorluğu ben karşılayacağım ama size bir zorluk bile değdirmeyeceğim, sadece size düşen birbirinizi sevmek ve kollamak, birbirinize gözünüz kapalı güvenin çünkü bunu ikinizde hak ediyorsunuz, ne sen yıllardır birini kabul ettin nede İrem, birbirinizi beklediniz ve bende size yıllardır eksik olan parçanızı veriyorum, birbirinize sahip çıkın, sıkı sıkıya sarılın yoksa elinizden alırlar, dediğimi sakın unutma sizin için ölürüm' de öldürürüm' de, benim kaderimi asla yaşamanıza müsaade etmeyeceğim, şimdi kalk ve sevdiğin kadına sarıl hiç bırakmamak üzerine sarıl oldu da bıraktın belindeki, namluya sürdüğün mermiyle al canını, çünkü sonra çok deniyorsun ama olmuyor.

Tam mektubun sonunda garson elinde hediye kutusuyla gelip kutuyu masaya bırakıp gitmişti bakışlarım kutudan mektuba tekrar döndüğünde sonunu' da okudum.

Şimdi o kutuyu aç ve gerekeni yap

Yazıyordu, mektubu kenara korken kutuyu açtığımda içinde yüzükler vardı, gözümden bir damla yaş düşerken kocaman yılımsayarak yüzüklere baktım, kutunun içinde tüm şıklığı ve nazikliği ile duran yüzükler abim ve Aliz' in seçip beğenerek aldıkları yüzüklerdi, bu yüzüklerde yılların aşkı, emeği vardı ama tamamlanmış bir hikayesi olmamıştı ve şimdi abim o yarım kalan hikayeyi benim tamamlamamı istiyordu, yüzüme oturan acı tebessümle yüzükleri alıp ayaklanırken İrem'de ayaklanmış ve yan tarafa geçmişti, hiç düşünmeden İrem'e biraz daha yaklaşıp önünde diz çökerken elimdeki yüzüğe ardından aşık olduğum ve zorda olsa kavuştuğum gözlere baktım

"Benimle evlenir misin, Kadınım olur musun?"

İrem'de aynı şekilde gözlerinde eşsiz gülümsemesiyle birlikte "Evet" demişti.

Ömrüm boyunca hiç çekinmeden kendi hür irademle gözlerinde kaybolduğum, kokusunda ölmek istediğim kadının önünde diz çökmüş ve evlenme teklifi etmiştim İrem'de daha fazla dayanamayarak, önüme diz çöküp otururken yüzüğü narin parmağına takıp hasret kaldığım eli öptüm ve aynı hızla İrem'i kendime çekerek sıkı sıkıya sarıldım kollarımın arasına alıp, kalbimdeki boşluğunu doldururcasına sarıldım, yüzüme ince narin saçları düşerken gözlerimi kapatıp kendimi hiç düşünmeden dipsiz boşluğa bırakmış savruluyordum, bana tahmin edemeyeceğim ama olması içinde öleceğim bir an sorsalar kesinlikle bu anı seçerdim ve abim benim için bunu yapmıştı hele ki kendisinin onca derdi, onca sıkıntısı varken yapmıştı, son değil ama ilk kez İrem' in saçını koklayıp kendimi geriye çekerken elimle yüzünü tutup gözlerime bakması için İrem'i geri çekmiştim, İrem gözlerime bakarken gözlerinin, gözlerimin içi gülüyordu.

"Benimle dans eder misin?"

İrem yılımsayarak başını olur anlamında sallarken çöktüğüm yerden bir dizimi yere koyarak ve bir elimi' de kırdığım bacağımdan destek alarak kalkmıştım aynı zamanda diğer elimle de İrem' in elini tutarak İrem'i kaldırmıştım, müzisyene başımla onay verirken müzisyen Mutlu yıllar müziğini çalmaya başlamıştı, bir elimle İrem'in belini yavaşça sararken diğer elimle' de sevdiğim kadının pamuk elini tuttum, bu saatten sonrada onu pamuklarda yaşatacaktım gerekirse kendimi ateş içinde bırakacaktım ama ona bir alev bile değdirtmeyecektim, İrem'i kendime doğru çekerken gözleri gözlerime daha' da yaklaşmıştı bakışları, kokusu her şeyiyle, sevabıyla, günahıyla benimdi İrem'in kulağına yaklaşıp

"Artık sadece tek bir yılım var oda bu yıl, sana kavuştuğum yıl, başka yıl yok, şimdiye kadar yaşadığım bütün günler, aylar, yıllar senin yanında bir hiçten başka bir şey değil, sen varken diğer yılların bir hükmü, söz hakkı yada kendini hatırlatma hakkı yok bu hakkı onlara vermeyeceğim"

Gömüldüğüm İrem'in saçlarından uzaklaşıp İrem'in gözlerinin içine baktım

"Sende verme olur' mu, hep bu elin elimi tutsun"

İrem ışıldayan bakışlarıyla bana bakıp tekrar benim duyabileceğim şekilde yaklaşırken "Asla, ama asla, ne olursa olsun bırakmayacağım, onca yıl sonra seni bulmuşken, kavuşmuşken seni bırakmam ta ki beni bırakmadığın sürece" demişti, İrem' in cümlesiyle kaşlarım çatılırken İrem tekrar konuşmasına başlamıştı

"Ama eğer olurda bir gün benden vaz geçersen senden vaz geçmem kendimden vazgeçerim."

İrem'in kulağıma söylediği her bir sözü, kelimeyi beynimin, kalbimin tüm hücrelerine kazımıştım çünkü böyle bir şeyin olması söz konusu bile değildi.

"Sana sözüm olsun eğer olurda böyle bir hata yapacak olursam çek vur" İrem dediklerimin üzerine müptelası olduğum gülümsemesini bana bahşedip kendinden emin bir yüz ifadesiyle devam etti

"Merak etme yaparım"

"Karşı çıkmam sana, çünkü o zaman çoktan ölmeyi hak etmişimdir, sende öldürsen bir şey değişmez"

Artık sadece kendimizi müziğe bırakıp dansımıza devam ettik, her şeyi içeriye girdiğimiz kapının dışında bırakırken sadece bu anın güzel büyüsüne kapılmıştık ve'de hiç açmamak üzere gözlerimi kapattım, hayalini bile kuramadığım anı yaşıyordum elimde sevdiğim kadının eli, parmağımda sevdiğim kadının yüzüğü vardı, telefon çalmasıyla kapattığım gözlerimi aralayıp İrem'e baktım, gözlerimi İrem'in gözlerinden ayırmadan ceketin iç cebinden telefonu çıkartıp sessize alırken tekrar cebime koymuş ve elim İrem'in belinde tekrar yerini bulmuştu, kimin aradığına bile bakmazken bu eşsiz ana kimsenin bozmasına müsaade edemezdim

-

Her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi bu gününde sonu gelmişti ama daha güzel günlere başlamak için bu gece bitiyordu, İrem'i evine bıraktığımda abisi bizi kapıda karşılamıştı saygıda kusur etmemek için ceketimi düzeltip bize bakan Arjen' e selam verdim

"Hayırlı akşamlar Arjen"

"Hayırlı akşamlar Fırat bey yada kardeşim hangisini diyeyim"

Arjen' in dediği sözle başımı biraz daha dikleştirerek samimi bir şekilde "Kardeşim' i tercih ederim" demiştim, Arjen'in de haberinin olmasına şaşırırken karşımdan bir hamle beklemeden Arjen' nin boynuna sarılmıştım "Sende hoş geldin kardeşim" Arjen aynı şekilde sarılmama karşılık verirken "Hoş buldum" demişti, Arjen den ayrılıp İrem'e ve cümlemin ortasında Arjen'e baktım

"Ben artık müsaadenizi isteyim geç oldu"

"Eyvallah selam söyle Kaner'e"

"Aleykümselam abi" tam arkamı dönüp gidecekken Arjen "Fazla uzatmayın" demişti ne dediğini anlamazken arkamı dönüp anlamayan gözlerle bakıp başımı hafif yana çevirmiştim

"Kusura bakma kardeşim ama anlamadım" Arjen ise yüzündeki tebessümle ilk önce İrem'e daha sonra bana bakarak

"Gördüğüme göre yüzük takılmış uzatmayın diyorum"

işte bunu beklemiyordum içimde bir şeyler uçarken gözlerimin içi gülmüştü Arjen'nin bakışları üstümdeyken İrem'e bakmaya çekinmiştim ama sadece göz ucuyla bakıp geri önüme dönerken

"Bekletmeyeceğiz Allah'ın izniyle"

deyip arkamı dönüp çıktım oradan, çünkü biraz daha kalamazdım kalsaydım eğer mutluluktan her yeri ateşe verecektim ve bunları onların yanında yapamazdım yaparsam da büyük ihtimalle ya ceza evini boylarım yada tımarhaneyi, arabama binip son kez baksam' da hemen önüme dönüp gittim, bu gün adeta benim dönüm noktam olurken afallayıp kalmıştım, ne, nereye gideceğimi biliyordum nede sığacağım bir kabım vardı içim içime sığmazken bu kavuşmanın temellerini atan abime gitmem lazımdı, telefondan ısrarla arasam da açmıyordu ve bir bir çağrılarım düşerken elimde koca bir sıfır vardı, aklıma gelen fikirle yol kenarına çektiğim aracı çalıştırıp yola çıktım

"İnşallah oradasındır abi" yönümü hızla kaleye çevirip giderken babam ısrarla arıyordu

"Efendim baba?"

"Konaktan bir telaşla çıkmışsın hala yoksun ortalarda"

"Baba" babama seslenmemle susmam bir olurken İrem'i söylemekten vaz geçerek anında susmuştum çünkü eğer abimin bir bildiği bir şey olmasaydı ta Mardin çıkışında bir yer ayarlamazdı en önemlisi de asla abimle konuşmadan kimseye bir şey diyemezdim

"İşim vardı baba, önemli bir şey yoksa kapatıyorum"

"Ne zaman geleceksin konağa konuşacaklarımız var"

"Bilmiyorum gelince yanına uğrarım" babam verdiğim cevapla telefonu kapatırken derin bir nefes verip hızla kaleye gittim ve tamda tahmin ettiğim gibi abim kaledeydi, nasıl olmasın yarın büyük bir toplantı vardı ve abimin kaçacağı tek yer burasıydı, aracı abimin aracın arkasına park edip inerken abim asla arkasına bile bakmamıştı

"Abi" abim seslenmemle omzunun üstünden bakmış ve istifini bile bozmadan tekrar önüne dönmüştü

"Ne işin var" abim buzdan farksız sesiyle konuşurken gözlerinde Mardin'in sarı ışıkları vardı

"Mimara ve müteahhit' e geldim" abim kaşlarını çatıp bana bakarken bu sefer Mardin'e ben bakıyordum

"Bizim ilişkinin oluşmasını sağlayan müteahhit ve güzelleşmesi için uğraşan mimara aynı zamanda kendisinin de yıkımını üstelenen kepçe ustasına geldim" cümlemi bitirmemle abime bakarken abim buruk bir tebessümle bana ve yavaşça bakışları kayarken elime bakıyordu

"Yüzük" abimin cevabıyla bakışlarım elime kayarken abim devam etmişti "Yakışmış"

"Bunu neden yaptın yani neden sizin yüzükler" abim Mardin'e bakarken "Bunun iki nedeni var" demişti ve tekrar bana bakıp " Birinci neden benimle aynı kaderi yaşamaman. sevdiğinin elinde tut ona sahip çık çünkü bu hayattan gidince kolu kanadı kırık kalıyorsun, hayatının neşesini hiçbir zaman bulamıyorsun yani kısacası benim yaşadıklarımı yaşama" demişti abim cümlesini bitirmesiyle gülerken önüne dönüp Mardin'e bakmıştı

"Bunun için bana kızabilirsin ama ikinci bir neden intikam!" abim intikam kelimesini üstüne bastırarak söylerken ben kaşlarımı çatmış abime bakıyordum

"Sizi yıllar önce ayıran babamdı Fırat, onun yüzünden buradan gittiler" abimin verdiği cevapla kala kalırken abim son derece kendinden emin bir şekilde konuşmasına devam etmişti

"Kızacaksın belki ama" abim durarak ve sıkıntılı bir şekilde konuşurken asla bana bakmıyordu "Ben sizi karşılaştırmasam babam seni Yade ile evlendirecekti" abim tek kaşını kaldırarak bana bakarken "O kız ancak ben öldüğüm zaman senin karın olabilir Fırat!" demişti, abimin dediği cümlelerle, arkamdan dönen oyunlara karşı hayrete düşerken ne yapacağımı bilememiştim

"Ben, biz arkandayız biliyorsun değil' mi?" abim verdiğim cevapla bana bakarken buruk bir gülümsemeyle onay vermiş ve tekrar önüne dönmüştü belki abime karşı kırılabilirdim ama öyle bir hakkım yoktu çünkü abimin onca yaşadıkları onu acımasız yapmıştı, ne kadar ikinci nedeni intikam olsa da birinci nedeni benim için önemliydi ve elimden geldiği kadar yardım edecektim.

************************************

İNSTEGRAM HESABIM : teynimg_yazar_

TİKTOK HESABI : TEYNIMG_YAZAR_06

TAKİP EDERSENİZ ÇOK SEVİNİRİM CANLARIM. (İnstagram da ve tiktok da güzel videolar var kaçırmayın derin😇🤗

SİZİ ÇOK SEVİYORUM KENDİNİZE İYİ BAKIN 💞❤♥😇

NOT : Yorumlarınızı ve oylamalarınızı bekliyorum 😉😉

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.