Ersan karşısında ani frenle duran araca bakarken araçtan Sadri ağa inip delik deşik aracın önünde kendisine bakan Ersan ağaya bakar.
"Ne işin var senin burada?" Ersan ağa elindeki silahın sürgüsünü çekip tam karşısında kendisine bakan Sadri ağaya giderken namluyu hedefine doğrultmuştu ve Sadri Ağa'da aracın önünden geçip kendi silahını çekerek Ersan'a doğrultmuştu
Sadri ağa öfkeyle karşısında silah çeken Ersan'a bakarken ölüm saçan sözlerini söyler.
"Senin beş para etmez kanını burada akıtmaya geldim"
"Peki sonuçlarına katlanacak mısın?"
"Ne sonucu lan, ne sonucu?"
"Akan kanların önüne nasıl geçeceksin Sadri?"
Sadri arkada delik deşik olan araca daha sonra karşısında kendine silah çeken Ersan'a bakar.
"Hesabını ödeyemeyeceğimiz işler yapmayız Ersan, bunu en iyi sen, siz bilirsiniz"
"Aracıda sen tarattın demi?, ama merak ediyorum neden bitirmedin işimi?, senin tepene çökeceğimi bildiğin halde neden sağ bıraktın beni?"
"Eğer ben yapsaydım çoktan ölmüştün" Ersan silahı indirirken başını hafif yan yatırarak konuşur
"Peki sen yaptırmadıysan burada ne işin var?"
"Sana dedim kan akmaması için biz konuşacağız"
Sadri cümlesini söylemesiyle ve Ersan'ın silahı indirmesiyle silahını indirirken hızla arkasındaki araca gidip koltukta olan kutuyu alır ve arkasını dönmesiyle tam arkasında başına silah doğrultan Ersan'ı görür, Sadri silahına davranmasıyla Ersan cıklarken Ersan Sadri'nin alnına silahı dayar ve elindeki silahı alır.
"Kan çoktan aktı Sadri ağa!" Ersan cümlesini söylemesiyle boynunu yavaşça döner, Sadri ağa Ersan'ın kulağının arkasından akan ve beyaz gömleği kendi rengine çeviren kana bakar.
Sadri ağa kanı görmesiyle birlikle yutkunurken kendinden emin ve kararlı gözlere bakar
"Gördün mü akan kanı Sadri ağa, senin kanın üç kuruş etmez amma velakin benim kanım kıymetlidir"
Sadri ağa alayla gülümserken elindeki kutuyu Ersan'ın önüne atar ve yere dökülerek düşen kutuya bakar.
"Önemli ha!"
"Buda ne?" Ersan yere düşeni ardından Sadri'ye bakarken ayağıyla yerdeki kutuyu yavaşça tekmeleyip kanlı gömleği biraz daha görünür hale getirir.
"Kimin kanı bu?"
"Onu sen söyleyeceksin evime gönderen sensin!"
"Benim tehditle işim olmaz Sadri ağa, gerektiği yerde gerektiği sözü söyler ve onu oldururum"
Sadri ağa, Ersan'ın cümlesiyle kulaklarında Kaner in "Ersan ağa bu saatten sonra benim hiçbir şeyim değilsin" sözleri çınlarken Sadri ağa tekrar delik deşik olan araca korkuyla bakar çünkü bir kere Kaner, can yoldaşına hayatı boyunca ilk defa ağa diye hitap etmişti ve Ersan kararın verildiği gün Kaner'in can düşmanı olmuştu, cidden bunu Kaner yapmış mıydı?, bu yolda akıtacağı ilk kan Ersan'ın kanımı olacaktı?
Sadri korku ve endişeyle karşısında alayla konuşan Ersan'a bakarken Ersan zafer kazanmışçasına konuşmasına devam eder.
"Ne demişler Sadri düşmanına güvenme, hani telefonda diyordun ya daha dünkü çocuk diye, bak işte daha dünkü çocuk elinden silahı almayı başardı" Ersan yüzünü kırıştırıp dudağını yan bükerken alayla gülümser
"Genç yaşta ağayım diye beni sakın hafife alma Sadri, bak senden akıllıyım!"
"Ama gerçekleri göremeyecek kadarda salaksın!, senin kanın bende yada herhangi birinin elinde akmayacak!" Ersan şaşırarak bakarken Sadri korkuyla bakar
"Senin kanında, canında Kaner ağaya helal, bize değil" Ersan silahı yavaşça indirirken Sadri arkasını dönüp az önce geldiği araca binip gider.
Ersan'ın kulaklarında Sadri ağanın cümleleri yankılanırken Ersan elindeki resim' e bakar ve kendisinin herkesten gizlediği sevgilisiyle buluştuğu resimleri görmesiyle şaşırırken hızla zarfın içine tekrar bakar ve zarftan çıkan flaş disk' i alıp hızla aracındaki bilgisayara takar.
Erbane seslerin yükseldiği Mardin Midyat'ta tekrardan Erbane sesleri yükseliyordu, ilk Erbane Kaner ağa tarafından intikamı herkese duyurmak için çalınmıştı ve bu sefer intikam ateşin geldiğinin habercisi olarak tekrardan yükselmişti.
İZEM'DEN
Başımdaki ağrıyla baş başa kalırken artık herkes yavaş yavaş çekilmeye başlıyordu ve beynimin içinde susmak bilmeyen sese Aytekin'in bağırması eklenirken dirseklerimle yasladığım dizimden doğrulurken Aytekin kimseyi umursamadan tüm öfkesiyle salona girmişti
"Ablaa!" yerimden kalkmadan karşımda alev topuna dönen kardeşime bakarken Aytekin bana adeta düşmanıymışım gibi bakıyordu, salonda olan kişilerde korkuyla ayaklanırken dışarıdakilerde hızla salonun kapısına gelmişlerdi bende yerimden yavaşça kalkıp Aytekin'in karşısına geçtim
"Ne bağırıyorsun Aytekin?"
"Cenazede olanlar neydi?" Aytekin'in sorusuyla kala kalırken Aytekin benden bir cevap bekliyordu ve vereceğim onca cevap varken ben susmayı tercih etmiştim çünkü başka çarem yoktu, ailemi onlardan korumak istiyorsam susmak zorundaydım
"Sana diyorum abla!"
"Bir şey olduğu yok" alakasız verdiğim cevapla arkamı dönüp giderken koltuğa tekrar oturdum ve gözlerimi kapatıp kısıkta olsa dudaklarımdan inilti koparken istemsizce elim başıma gitmişti
"Bir şey olmadığı halde mi adamlar cenazeyi basıyor, senin kafana silah dayıyor" burun kemerimi olabildiğince sıkıp elimi alnıma kaydırıp ovalarken duvarda parçalanan camla hızla karşımda tanıyamadığım kardeşime, Aytekin'e baktım. Annemin ve etraftaki kadınların çığlıklarıyla salona erkekler dolarken hızla Aytekin'i tutmuşlardı
"Ne yapıyorsun sen Aytekin?" kaldığım onca sakinlikten sonra bende içimdeki ateşi kusarken hızla yerimden kalkıp Aytekin'e bir adım atarken Aytekin bana kinle bakıyordu
"Onlar kim dedim!" Aytekin heceleyerek ve her cümlenin üstüne bastırarak konuşurken işaret parmağıyla da beni gösteriyordu ve bir adım daha atıp bana karşı gelmesiyle bende bir adım atıp öfkeyle bağırdım
"Vurduğum adamın babası anladın mı!" Söylediğim söz kulaklarımda yankılanmasıyla ne dediğimin farkına yeni varmıştım ve herkes şok içinde bana bakarken ben sadece bana düşmanıymış gibi bakan, kardeşime bakıyordum
"Ne dedin sen?" Aytekin cümlesini tamamlamasıyla benim omuzlarımı tutup sarsarken benim yüzüme doğru eğilerek tekrar bağırdı
"Ne demek vurduğum adamın babası!" kolumu hızla çekip Aytekin'in ellerini boşa çıkarmamla annemin tokadı yüzüme inmesiyle başım yana düşmüştü
"Ne diyorsun sen İzem!" Annemin feryadı her yeri inletirken ben sadece yere bakıyordum
"Ananı bu acı değil de sen öldüreceksin İzem" Benim sıktığım kurşundan farksız teyzemin sözleri yankılanırken yüzümü tutarak anneme ve perişan olan annemin koluna giren teyzeme baktım, gözümden akan yaşla elimi yavaşça çekerken sadece Karşımda duran aileme baktım, yüzüme inen tokat kalbimi acıtmaya yeterken zorda olsa derin bir nefes aldım
"Kimi?, neden vurdun?"
"Yeter artık bana düşmanınmış gibi bakma?" Aytekin'e öfkeyle bağırırken Hakan aramıza girmiş ve Aytekin'i uzaklaştırmaya çalışıyordu
"Bırak abi ya" Aytekin Hakanın elinden kurtulmaya çalışırken bağırmaya da devam ediyordu
"Babamın verdiği öğütlerden de nasibini almamışsın sen?"
"Yeter!, lanet olsun yeter, hep ben mi suçluyum ha, ben mi?, ben ne yaptım size ya söylesene, ne yaptım? sadece intikam istedim"
Az önceki Aytekin'den eser kalmazken Aytekin Hakan'ın yanından geçip bana doğru geliyordu
"Abla senide kaybedemem ben!" Aytekin cümlesini söylemesiyle gözünden yaş akarken sıkıca sarılmıştı, Aytekin'in her sarılmasında bende aynı derecede sarıp sarmaladım çünkü ne kadar birbirimize girsek te bizim bizden başka kimsemiz yoktu ki!
"Sakın bizi bırakma!" Aytekin yalvarırcasına konuşurken kulağımda Haşir ağanın ölüm isteği ve Kaner in asla vaz geçmez cümleleri yankılanmıştı, kalbim her defasında daha fazla sıkışırken annemde Aytekin'in arkasından sorgularcasına bakıyordu, akan gözyaşlarımın haddi hesabı yokken vücudumun titrememesi içinde deli gibi sıkıyordum kendimi
"İzem Mert arıyor" Cansel'in cevabıyla Aytekin'den ayrılırken elimin tersiyle göz yaşlarımı silip Cansel'den telefonu aldım
"Efendim?" Telefonu cevaplamamla salondan uzaklaşırken odaya geçtim
"İzem kusura bakma rahatsız ediyorum da, bu nezarethane deki Kaner'i ne yapacağız?, kaldı adam demir parmaklarının arkasında" Mert son cümlesini söylemesiyle kahkaha atarken ben yüzümü kırıştırarak lanet okumuştum.
"Şaka bir yana İzem, avukatları fena bastırıyor, bende sistem diye de bir yere kadar tutabilirim"
"Yarın sabah bırakırsın, olur mu?"
"Olur olur tamam" Arkamda ayak sesleri duymamla yavaşça omzumun üstünden kapıya baktım ve annem bana bilmediğim bir bakışla bakıyordu
"Ben kapatıyorum, görüşürüz" Mert'in cevap vermesini beklemeden telefonu kapatırken annem odaya girip kapıyı kapattı, kapıya ardından tekrar anneme baksam' da annemin sadece odak noktası bendim
AYTEKİN'DEN
İzem ani bir öfkeyle yaptığını ağzından kaçırsa da benim anlamadığımı sanmıştı ama gayet neyi kast ettiğini anlamıştım, İzem'e telefon gelmesiyle giderken teyzem, annem ve meraklı gözlerle bize bakan akrabalarımızla baş başa kalmıştık
"Bu kız bir iş açacak"
"Teyze!" Teyzemin ölçüsüz konuşmasıyla annem mahcup bir şekilde gözlerini benden kaçırmış yere bakıyordu
"Ne teyzesi bu kız bir işler çeviriyor ve babanızı yaktığı gibi sizi de yakacak"
"Yeter!" bağırmamla teyzem bana küçümsercesine bakıp başını iki yana sallamıştı
"Yeter teyze, anladın mı yeter, İzem'i suçlayıp durma artık"
"Sessiz sedasız duruyor mu da ben susacağım ha, kardeşim ölmüş benim burada, yasımızı tutacağımız yerde İzem le uğraşıyoruz, kardeşimin mezarının başında olan rezillik onun yüzünden değil mi?" Teyzem her defasında içindeki zehri daha fazla akıtırken durmak bilmek bilmiyordu ve asla da bilmeyecekti
"Senin kardeşinse bizimde babamız teyze, sözlerine dikkat et" teyzemin üstüne yürümemle araya girenler sayesinde durmuştum ama belli bir yere kadar, ona çizilen sınırı aşarsa işte o zaman kimse tutamazdı.
"Belki kardeşim, İzem yüzünden öldü, belki İzem sizin sonunuz olacağı gibi babasının da sonu olmuştur"
teyzemin son cümlesiyle sinirlerim tavan yapmasına yetmiş hatta artıyordu, gözlerimi kapatıp açtığımda bu sefer teyzeme başka bakıyordum ve bir adım daha yaklaşıp "Haddini aşma ki sana duracağın yeri göstermek zorunda kalmayayım, teyze" Teyzemin gözlerinin içine bakıp kaşlarımı havalandırırken teyzemin lafına vurgu yapmıştım
"Eğer kardeşim bir belanın içindeyse o belaya hiç düşünmeden girerim, ve emin ol sonunda kendi canımın olduğunu bilsem de herkesin sonu olurum" teyzeme söylediğim son cümlemle onaylarcasına başımı aşağıya doğru hafif eğmiştim ve teyzemle birlikte herkesi arkamda bırakarak salondan çıktım, dışarıya çıktığımda ise etrafa biraz bakınmıştım ama ortalarda Hakan yada Uğur abi yoktu ve olmayışı benim işimi kolaylaştırırken kapıdaki korumalara "Benimle gelin" diye seslenerek hızla araçlara binip gittik, yola ablamın nasıl bir belaya bulaştığı hakkında bir fikrim olmadan çıkmıştım yada ablamın kimi vurduğunu bilmeden çıkmıştım ama bulacaktım sonucu ne olursa olsun neye mahal olursa olsun bulacaktım
"Aracı sağa çek!" Şoför dikiz aynasından bana bakıp sağa çekip durmasıyla hızla araçtan inip şoförün inmesine müsaade etmeden öne geçtim, şoför yaptığıma şaşırsa da sadece yandan bana bakıyordu
"Anlat bakalım ablamın vurduğu adam kim?" Şoför sorgularcasına bakarken başını iki yana sallayarak "Bilmiyorum" demişti, adamın verdiği cevapla derin bir nefes alıp önüme dönerken gözlerimi kısarak camdan dışarıya baktım.
"O yüzden mi onları görür görmez karşı gelip birkaçını yere diz çöktürdünüz"
"Bu mesele sizin mesele değil Aytekin bey"
"Ben sordum mu benim mi değil mi diye?"
"Hakan bey ve İzem hanım gerekeni yapıyorlar"
"Gelenler kim dedim!"
"Kim olduklarını bilmiyorum ama gereken ne ise onlar yapılıyor Aytekin bey" karşımdaki adam inatla bilmiyorum diyordu ama adım kadar emindim ki her şeyi biliyordu, şoförü arkamda bırakarak araçtan inip direk telefondan Mustafa'yı aradım, telefon biraz uzun çalsa da sonunda açılmıştı
"Alo Mustafa bana Haşir ağa denen adam nerede olduğunu bulman lazım"
"Soyadı yok mu bunun?"
"Ağa olduğuna göre Doğu tarafına bak Mustafa, sence kaç tane Doğuda Haşir ağa vardır!" ağa kelimesinden doğulu olduğunu çıkartırken İzem nereden bulaşmıştı bu adamlara onu anlamış değildim
"Araştırıp dönüyüm sana" Mustafa'nın cevabıyla telefonu kapatırken aracın kaportasına yaslanarak yavaşça kararmaya yüz tutmuş gök yüzüne baktım.
KANER'DEN
Avukatın gelmesiyle başımı yasladığım duvardan ayırıp tam karşımda duran avukata baktım, ama avukat verdiği derin bir nefes eşliğinde bana bakıyordu
"İçine düştüğüm bu saçmalık halloldu mu?" elimi iki yana açarak konuştuğumda avukat başını yere eğerek bir iki dakika yerle bakışsa da sonun da bana bakmıştı
"Üzgünüm Kaner bey ama Mert amir olmadığından beklemedeyiz"
"Ne demek yok Cihad, nerede?"
"Memur arkadaşlar görevde dediler"
"O zaman memur arkadaşlar halletsin işi!" Hızla bağırırken yerimden kalkıp Cihada doğru gidip demir parmaklıklarını tutarken Cihad kapıya bakıp tekrar bana bakmıştı
"Bu araştırmayla Mert amir ilgileniyormuş Kaner bey, göreve gitmeden de kimseyi bilgilendirmemiş" Cihadın cümlesiyle elimi vurup gözlerimi kapatırken derin bir nefes verdim
"Kahretsin!"
"Bu arada Mardin de istediğiniz her şey yolunda ilerliyor" Avukatın cevabıyla gözlerimi aralayıp karşımda etrafa bakan ve bana emin bir şekilde bakan Cihada baktım, başımı aşağı yukarıya hafifçe sallayıp gülümsemiştim çünkü en önemli işim tıkırında ilerliyordu
"Güzel, biraz tutuşsunlar bakalım, ben akıllarına gelene kadar yesinler birbirlerini"
"Başladılar bile, Ersan ve Sadri ağa birbirlerine girdiler"
"Güzel!"
"Bu arada Ersan ağa yaralanmış" Cihad'ın cümlesiyle çenemi oynatırken "Bu daha başlangıç Ersan için" demiştim çünkü azapların en büyüğü Ersan'a düşmüştü beni satmanın bedeli elbette olacaktı.
"Görüş bitti" Memurun cevabıyla avukat onay verirken son kez "Mert amiri araştırın" demiştim çünkü bu işte bir iş vardı, yıllardır kullandığım silah şimdi ruhsatsız çıkıyor, Mert amir ortalarda cirit atıp bana ziyarete geliyor ve avukatımın bastırmasıyla amir ortalarda yoktu, adım kadar eminim bu gün burada misafirdim, avukat gitmesiyle yerime geçip tekrar otururken oturduğum yere ardından tekrar demir parmaklıklarına baktım ve en sonunda kolumu başımın altına koyarak sırt üstü tahta sedire yattım, biraz olsun Mardin'in karıştığına ve şimdilik üç kişi olsa da tutuştuklarını bilmek çok güzeldi, gerçi üç kişi gibi gözükse de aslında tüm Mardin Midyat alev almıştı, akıllarına en son gelen kişi ben olacağımdan dolayı şimdilik herkes birbirlerinin kapısına dayansınlar, ilk önce birbirlerinin gırtlağına çöksünler bakalım neler olacak?
İZEM'DEN
"Neler oluyor İzem?" Annemin sorusuyla başımı hafif yan çevirip bakarken annem bir adım daha bana yaklaşmıştı
"Bir şey olduğu yok"
"Kes artık İzem!" Annem karşımda ateş püskürürken ben sadece susmuş bekliyordum
"İntikam dedin, vurdum dedin, ne yaptın sen?" Anneme bir adım yaklaşırken tek kaşımı kaldırarak konuştum
"Gereken ne ise onu yaptım" az önce suspus İzem'den eser kalmazken şimdi ailemin, annemin karşısında tanımadığı bir İzem vardı
"Öldü' mü?"
"Ben cani yada katil değilim anne!" cümlemi söylerken kendimden bile emin olamamıştım çünkü sonuna kadar ölmesi için beklemiştim ve sırf can çekişmesi için orada olduğum halde kan vermemiştim, aslında hiç vermeyecektim ama benim Kaner le aramdaki fark tam olarak buydu, ben onun gibi cani değildim, hem ölmek onun için bir muvafakat olurdu çünkü vurduğum gün kanlar içindeyken söylediği 'Bana uyar' cümlesi hala kulaklarımdaydı, demek ki gitmek için can atıyordu ama onu o tarafa bu kadar kolay göndermeyecektim, bu yer yüzünde neyden ne için uzaklaşmak istiyorsa, onun öteki tarafa gitmeyi istemesi her ne ise, elinden alacaktım ve yavaş yavaş benim gibi can çekişecekti bu yer yüzünde
"Dua et dediğini Aytekin anlamadı, anlansaydı eğer ortalığı ateşe verirdi" Annem' in cümlesiyle düşüncelerden sıyrılırken annem sadece yüzüme bakıyordu ve yüzümü avuçları arasına alarak "İzem, ne yap ne et Aytekin'i bu mevzudan uzak tut" demişti
"Merak etme, ne ona nede sana bir şey olmasına izin vermem" Anneme verdiğim cevapla yanından çıkıp gitmiştim
"Ne o yine anneni kandırmayı başardın mı?" Arkamdan teyzemin seslenmesiyle hızla dönüp bakarken teyzem bana düşmanıymışım gibi bakıyordu
"Ne diyorsun sen?"
"İzem!" Arkadan gelen Hakan'ın sesiyle dönüp baktığımda Hakan dış kapının oradan bana bağırmış ve telaşla yanıma koşuyordu
"Ne bu telaş Hakan?"
"Aytekin adamları da alıp çıkmış!"
Hakanın cevabıyla şok olurken teyzem kolumu hızla tutup çekmişti
"Kardeşinin sonu olacaksın"
"Kes artık teyze" teyzemi arkamda bırakarak giderken Hakan'da arkamdan geliyordu
"Bizim çocuklardan biri aradı yolda haber bekliyorlar" evden çıkmadan kapıda aniden durup arkamdan gelen Hakan'a dönüp baktım
"Ne haberi?" Hakan dudağının içini ısırırken boşluğa bakıyordu
"Söyleyene Hakan, ne haberi bekliyor?"
"Haşir ağanın yerini araştırıyor"
"Allah kahretsin!" Hakan'ı arkamda bırakmamla evden çıkarken Hakan'da adamlara işaret edip araçlara bindik, Aytekin Haşir ağaya gitmeden benim gitmem lazımdı, eğer Aytekin benden erken giderse kimse durduramazdı Haşir ağayı.
"İnşallah Kaner babasının yanındadır" Hakanın cevabıyla yandan bakarken Hakan, gözünün ucuyla bana ardından yola bakmıştı
"Kaner ne alaka?"
"Bu adamın gözünü kan bürümüş"
"Sanki Kaner in gözünü kan bürümemiş gibi konuşuyorsun" yola bakarken istifimi bozmadan sadece göz ucuyla Hakan'a baktım
"Bu arada Kaner falan yok" Hakan verdiğim cevapla yolu bırakıp bana dönerken "Nasıl yok" diye bağırmıştı
"Aldırdım onu içeriye, nezarethane de"
"İzem sen manyak mısın?, ya sen olduğun çıkarsa o zaman ne olacak?"
"Çıkmaz merak etme, ayrıyeten sendeki bu oluşan Kaner aşkı niye?" Hakan'a sorgularcasına sorumun cevabını beklerken Hakan yola bakıyordu
"Boş boş konuşma sadece anlamadığım bir şey var onda?"
"Ne olabilir ki?, sen kendin dedin, babanı Kaner öldürdü diye"
"Kaner yaptığı hareketlerle kafamı karıştırıyor" Hakan'ın cevabıyla yana dönüp baktım
"Nasıl yani?"
"Buldum" Hakan bana bakmadan hızla konuşmasıyla bende yola baktım ve tam karşımızda Aytekin'in aracı sinyalleri yakmış bir şekilde duruyordu, Hakan sinyal verip sağa çekerken Aytekin'in aracı tüm hızıyla kalkmış gidiyordu, Hakan aracı çektiği şeritten hızla diğer şeride saparken önde Aytekin arkasında biz son sürat gidiyorduk, Hakan ne kadar önüne geçmeye çalışsa da karşı şeritten gelen araçlardan dolayı mümkün olmamıştı.
Hakan son sürat aracı kullanırken içimdeki korkuyla baş başaydım, eğer olurda Haşir ağanın karşısına çıkarsa elinden alacak bir Kaner bile yoktu, yol boyu aklımdaki düşünceler cirit atarken Hakan Aytekin'in şoförüne ulaşmaya çalışıyordu ama tabi ki her uğraşı boşa düşüyordu
"Kır şunun önüne Hakan" içimdeki korkuyla sesim gür çıkmıştı ama Haşir ağanın nerede yada adamları nerelerde olduğunu bilmediğimden olabildiğince çabuk durdurmam lazımdı.
Hakan boş bir an bulmasıyla hızla şerit değiştirip Aytekin'in aracının önüne kırmasıyla durmak zorunda kalmışlardı, hızla araçtan inip arkamızda kalan araca giderken Aytekin'de çıkmış bana doğru geliyordu.
"Ne yaptığını zannediyorsun sen Aytekin?"
"Ne yapmışım?"
"Haşir ağaya gitmekte ne oluyor?, delirdin mi sen?" Hakan benim yanımda Aytekin'in saçmalığını dinliyordu
"Ölüme tam gaz gidiyorsun hala geçmişsin karşıma ne yaptım diyorsun"
"Senin yaptığın ne peki ha, kendini bizi aileni düşünmüyor musun abla" Aytekin konuşmasına daha fazla devam etmesine müsaade etmeden hızla elimi kaldırıp susturdum.
"Sakın devamını dahi getirme, direk gidiyorsun buradan" Aytekin verdiğim kararla şok olurken Hakan'a ardından bana bakmıştı
"Nereye gidiyorum ben ya"
"Şimdiye kadar neredeysen oraya, yurt dışına"
"İzem!" Hakan'ın seslenmesiyle omuzumun üstünden baktım
"Burada, gözümüzün önünde olması daha iyi" Hakan cümlesini keserken karşısında öfkeyle duran Aytekin'e bakarak "Elimiz üstünde olur, dışarıdayken sözümüz zor geçer" demişti, Aytekin Hakan'ın her sözünde burnundan solurken gözlerini dikerek bana bakıyordu
"Tamam, al bunu gözünün önünden de ayırma Hakan" Hakan Aytekin'le birlikte Aytekin'in aracına giderken bende geldiğimiz araca binerken hızla eve gittim.
-
Eve geldiğimde daha sabah tıklım tıklım ayakkabılarla dolu olan kapının önünde şimdi hiçbir ayakkabı yoktu, yüzümde oluşan acı tebessümle bakarken titreyen elim kapı ziline gitse de yapamamıştım, basamamıştım zile, kabanımın cebinden anahtarı çıkartıp kapıyı açtığımda evden acı dolu bir koku dolmuştu burnuma, zorda olsa eve girerken anneme kısık sesimle seslensem de annemden ses seda yoktu ve bu sessizlik beni korkutuyordu, içime düşen korkuyla hızla solana koşup bakmıştım ama annem salon' da babamın kıyafetlerine sarılarak uyuya kalmıştı, nasıl hayatımız bu kadar birden dağılabilmişti, bütün düzenimiz bir anda alt üst olabilmişti anlamış değildim, babam eskiden iş için şehir dışına gittiğinde hep merakla gelmesini beklerdim ne yazık ki artık meraklı gözlerle babamı bekleyemeyecektim, artık hiçbir zaman eskiden yaşadığımız o güzel günler olmayacaktı, kapının eşiğine oturup dizlerimi kendime çekip kollarımla sarmalamıştım ve çenemi dizlerime dayayıp kendi içime kapandım, ne kadar kendimi sıksam' da olmamıştı gözyaşlarım akıp gidiyordu, göz yaşlarımı dizime silerken yanağımı dizime koyup yattım bir yandan anneme bakıyor bir yandan' da içimdeki korkuyu göndermeye çalışıyordum, önceden yalnız kalmak, sessizlik isteyen ben şimdi yalnız kalmaktan, annemin sesini duyamamaktan ödüm kopuyordu ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacağını, eskiden olduğu gibi sıcak yatağımızda rahat yatmayacağımızı biliyordum, evimizin direği gitmişti bir kere, peki bu çatı ne zamana kadar ayakta kalacaktı yada ne zamana kadar ayakta tutabilecektim bilmiyorum.
Düşünceler altında ezilirken nefes alamıyordum sanki dört duvar, koskoca salon üstüme üstüme yürüyorlardı, kapıya tutunup yerden kalkıp salondan çıkarken ayakkabılığı görmemle olduğum yerde kala kalmıştım, nefessiz kalırken gözlerimi sıkı sıkıya kapatıp yutkundum, gözlerimi aralayıp yönümü değiştirirken tereddütle ayakkabılığa geldim, dolabın kapağını yavaşça ve korkarak aralarken babamın ayakkabıları tam karşımda duruyordu, titreyen elim yavaşça ayakkabılara giderken ben sadece karşımda duran bir çift ayakkabıya bakıyordum, bir eşya ne kadar anlamlı olursa o kadar anlam kazanmıştı ayakkabılar belki de bir kaç ay sonra atılacaktı ama artık bırak bir kaç ayı bir ömür geçse bu ayakkabılar duracaktı durduğu yerinde.
Ayakkabılıktan babamın ayakkabılarını alıp dışarıya çıktığımda kapıyı arkamdan kapatıp duvara yaslanarak yere oturdum, elimde babamın ayakkabıları burnumda az önce dolan acı koku, gözlerimin önünde babamın cansız bedeni hiç gitmek bilmezken dışarıda hafif esen rüzgar vardı, başımı duvara yaslayıp gözlerimi kapatırken kendimi rüzgara teslim ettim, yüzümde kendine yol çizen gözyaşlarım çenemden boynuma doğru gidiyordu bazıları ise direk çenemden düşüp gidiyordu işte o yere çakılan göz yaşlarım gibi bende çakılmıştım ama tek bir farkla gözyaşım bir kere çakılıyordu ama ben sürekli sürekli yere çarpıyordum, kalkıyor tekrardan çarpıyordum ve hepsinde bir öncekinden daha fazla daha acı çarpıyordum, dudaklarımdan ve boğazımdan kopan iniltiler gerçekleri haykırmak istercesine kendini gün yüzüne çıkartıyordu ama ne duyan nede gören biri, birileri vardı, gözlerimi açıp sıkı sıkıya sarmaladığım ayakkabılara acıyla, özlemle baktım, bir insan hiç özlemini bir eşyadan geçirebilir mi?, ama ben geçirmeye çalışıyordum çünkü sarılabileceğim biri yoktu, sadece yağmur yağdığında kucak açacağım bir yağmur bide elimde bu ayakkabılar kalmıştı, daha geçen güzel bir ailem güzel bir hayatım varken şimdi darmadağın olmuştu her şey, annem içerde bitap düşmüş bir şekilde yatıyor, kardeşimi ise ölümün kıyısından zor almıştım ben ise burada çaresiz eli kolu bağlanmış bir şekilde oturuyordum.
Ayakkabıları zorda olsa yanıma, kapının eşiğine bırakmıştım bir şeye ne kadar uzun bakılırsa o kadar bakmıştım boş, acı, özlem, öfke bütün gözlerle baktım.
Sabah'ın ilk ışıkları doğmaya başlarken bende karanlık hakim sürüyordu ve sadece güneş yüzüme vuruyordu ama içimde karanlık hakimiyetini sürerken kalbim buz kesiyordu.
KANER'DEN
Gece boyunca bir kere kapatmadığım gözlerim yanarken bomboş tavanı izledim, gece boyunca aklımdan asla gitmeyen Aliz'in cenazesiyle baş başaydım, ben cenazenin ilk sabahı oralardan uzaklaşırken arkamda bir enkaz bırakmıştım yanlış bir adım atmamak için arkamda koca bir enkaz bırakarak çıkmıştım Mardin'den ama İzem asla düşünmeden etmeden enkazına beni çekmişti, duyulan ayak sesleriyle gelene baktığımda Cihadı görmemle yerimden kalkıp hızla Cihad'ın yanına gittim
"Var mı bir haber?" Cihad başını aşağı yukarı sallarken bana bakıyordu
"Mert amir, İzem hanımın lise arkadaşıymış" Cihadın cümlesiyle dişlerimi sıkarken gözlerimi kapatmıştım, beklediğim ama inşallah olmaz dediğim olmuştu, yine düşünmeden, etmeden saldırmayı seçmişti ve başarılı' da olmuştu, ben beklemeyi seçerken İzem harekete geçmeyi seçmişti sonucunu düşünmeden yine hareket etmişti, beni enkazına çekmek istiyordu hatta o enkazın altında beni bırakma niyetindeydi ama sadece enkazın altında kalan o olacaktı.
"O Kaner bey nasılsınız?" Duyduğum sesle gözlerimi aralayıp gelene baktım Mert amir avukata ardından bana bakmıştı
"İlk başta üzgün olduğumu belirtmek isterim Kaner bey" Mert cümlesini söylerken avukatın arkasından geçip kapıya gelmiş kilidi açıyordu
"Sistemde bir hata varmış" Şaşırarak kapıyı açan Mert'e bakarken dediği cümleyle şok olmuştum
"Ne?"
"Maalesef dün bir kez daha sistem hata verince bir yanlışlık olduğunun farkına vardık"
"Mert amir siz ne dediğinizin farkın damısınız, ne demek hata varmış"
"Üzgünüm Kaner bey, sizde anlayışla karşılaşın lütfen, günde kaç kişiyi soruşturuyoruz sistemde bir müddet sonra error veriyor"
Mert amir yüzüne kondurduğu tebessümle bakarken dudaklarını birbirine bastırarak kaşlarını kaldırıp "Benim gitmem lazım malum görev bekler" dedikten sonra bizi arkasında bırakarak giderken anahtarı kapıda bekleyen memura atıp nezarethane' den gitmişti.
"İzem!" Dişlerimin arasından sinirle İzem' in ismi dökülürken avukat bana bakıyordu
"Bana bak babamın veya kimsenin İzem' in bu yaptığından haberi olmayacak" Cihad beni başıyla onaylamasıyla beni kendi enkazına çekmeye çalışan İzem'e gitmek için hızla çıktım.
-
Ani frenle dururken hızla araçtan inip içimdeki öfkeyle aracın kapısını çarpıp kapattım ve iki koca adımda İzem'in evinin bahçe kapısına gelmem ile öfkeyle vurup kapıyı iterken kapı sert bir şekilde duvara çarpmıştı
Evin bahçe kapısından girmemle evin kapının önünde yanındaki yere bakan İzem'i görmemle öfkeyle bağırdım
"Nasıl yaparsın bunu?" adeta dermişçesine bağırırken İzem hızla yerinden kalkmış bana anlamayan daha doğrusu salak ayağına yatarak bakıyordu.
"Neyden bahsediyorsun?"
"Sanki bilmiyormuş gibi konuşuyorsun?, Mert'in arkadaşın olduğunu öğrendim"
"Saçmalama koskoca amiri ben nereden tanıyacağım" İzem'in cevabıyla daha fazla yaklaşırken İzem bana korkuyla bakıyordu, bakışlarımda bir cevap arıyordu ama bırak cevabı bir duygu bile yoktu
"Sana amir demedim ki" İzem bakışlarını benden kaçırırken belli belirsiz yutkunmuştu ama benden kaçmamıştı, İzem'in kolunu tutup kendime doğru çekerken nefret ettiği gözlerime bakmak zorunda kalmıştı
"Her defasında sınırını fazlasıyla aşıyorsun!"
"Ne o delirdin mi?"
"Beni sınama!" Her defasında İzem'in kolunu bir öncekinden daha fazla sıkarken yüzümde asla bir acıma kırıntısı dahi yoktu, sadece beni İzem'in sözleri delirtiyordu
"Merak etme bu sadece başlangıç!"
Az önce yaptıklarını gizleyen İzem artık bana karşı kartlarını açmıştı ve karşılıklı olarak kumarı tüm saydamlığıyla oynuyor, hamlelerimizi çekinmeden birbirimize göstererek oynuyorduk.
"Eğer sen o lanet olasaca sesini kesmez isen ben keserim"
"Kesse-" İzem ağzını açmasıyla boşta olan elim ile çenesine yapışmam bir olmuştu
"Sana kes dedim!" Adeta burnumdan soluyor ve deli gibi sıktığım dişlerimin arasından konuşurken tuttuğum İzem'in çenesini hafif yukarıya doğru kaldırarak yüzüne öfkeyle, nefretle baktım
"Seni yada aileni düşündüğümden evlenelim dediğimi zannediyorsan" yavaşça başımı iki yana sallayarak cümleme devam ettim "Büyük bir yanılgı içindesin, ne sen, nede ailen umurumda bile değil"
"Otelde öyle demiyordun" İzem ilk önce yüzündeki elime daha sonra bana bakarken zorda olsa sıkılan çenesine, öfkeyle ona bakan yüzüme rağmen konuşmuştu.
"Sen çoktan sana çizilen sınırı aştın ve kendi ayağına kendin sıktın"
Cümlemi söylememle İzem'in bakışları yavaşça göğsüme kayarken tekrar gözlerime bakmış ve yavaşça eli göğsüme doğru yola çıkıp göğsümdeki yaraya baskı uygulamıştı, İzem'in hareketiyle
vücuduma yayılan ağrıyla birlikte yüzümü belli belirsiz acı bir tebessüm otursa da kendimden asla taviz vermemiştim ama İzem'in eli her baskı yaptığında ceketimin altında' ki yara dağlanıyordu
"Benim' de ne sen, nede sende açtığım yara umurumda değil"
İzem cümlesini bitirmesiyle hızla kolundaki ve çenesindeki elimi çekip göğsümdeki elini tutarak ters çevirirken sırtını göğsüme yaslayarak onu kendimden ve yaramdan uzaklaştırmıştım ve bunu yaparken' de asla düşünmeden canını acıtarak yapmıştım
"Bırak!" İzem'in bağırmasıyla tuttuğum kolunu biraz daha çevirerek yukarı doğru kaldırdığımda İzem acı dolu bir inilti bırakmıştı
"Sen akıttığın kan için benimle evleneceksin"
"Sen törelerin, acımasızlıkların adamı değil misin?" Ben İzem'e nefretle bakarken İzem bana bakamasa da tiksintiyle konuşuyordu
"Öldür o zaman, öldür kurtulayım sendende, senin ailenden' de" İzem'e biraz eğilip cıklarken tuttuğum eli bıraktım İzem bunu fırsat bilip aramıza biraz mesafe bırakarak bana sinirle baktığında İzem'e alayla gülümseyerek bakıyordum.
"Sen benimle evli olduğun her gün öleceksin, her gün, her saat senin yaptığının bedeli, günahı olarak karşında duracağım"
"Benim yaptığımın bedeli olarak değil babamın katili olarak karşımda duruyorsun!"
İzem her cümlesinde gözü dolarken göz yaşları artık taşmaya başlamış ve yüzünden kendine yol çizerek gidiyordu
"Hani sen diyorsun ya acımasızlığın adamısın diye sende benden farksızsın"
"Ben senin gibi katil değilim"
İzem'in gözünün önünde baş parmağım la işaret parmağımın arasına küçük bir mesafe bırakarak devam ettim "Katil olmana şu kadar kaldı, bir an bile düşünmeden vurdun" demiştim.
İzem'le birlikte bir kumar masasına oturmuştuk peki bu masada bir kazanan olacak mıydı, yada kim kaybedecek' ti?, belki İzem bu savaşı kaybedecekti ama yemin edebilirim ki bana' da bu savaşı kaybettirecekti.
***********************************************************************************************
İNSTEGRAM HESABIM : teynimg_yazar_
TİKTOK HESABI : TEYNIMG_YAZAR_06
TAKİP EDERSENİZ ÇOK SEVİNİRİM CANLARIM. (İnstagram da ve tiktok da güzel videolar var kaçırmayın derin😇🤗
SİZİ ÇOK SEVİYORUM KENDİNİZE İYİ BAKIN 💞❤♥😇
NOT : Yorumlarınızı ve oylamalarınızı bekliyorum 😉😉