İçeriğe geç

HÜKÜM

Bölüm 16 · 82 dk okuma

HÜKÜM

Bölüm 16

14. BÖLÜM

Bölüm Müziği :

16 Shots - Srefflon Dan

(Slowed+Reverb)

FIRAT' DAN

Konağa gelmememizle abim daha fazla burnundan solurken derin bir nefes alıp araçtan inmiştim ve daha sonra burayı cehenneme çevirecek Kaner ağa inmişti, aracın üstünden abime bakıp konağa girecekken az ileride duran araç dikkatimi çekmişti, uzakta olsa gözlerimi kısarak baktığımda camdan kumral dağınık topuzlu bir kız bize baktığını görmemle başımı hafif yan çevirip araca doğru bir adım hareketlenirken abimin öfkeyle "Nereye?" Sorusuyla olduğum yerde durmuş abime bakmıştım

"Birşey yok geldim"

Konağa girmeden arkamı dönüp arabaya son kez bakmıştım ama anlam vermemiştim, onca yaşadığımız olaylara bir yenisi'nin eklenmesine gerek yoktu o yüzden'de bu olayı boş verip korumalara selam vererek içeriye girdim, içeriye girer girmez anam kapıda yine her zamanki gibi karşılamıştı, iki elimi yana açarak anneme gidip kocaman sarılıp elini öperken babamda avlunun ortasında bize bakıyordu, babamada selam verip elini öperken aynısını abimden'de beklemiştim ama nafile, sadece kuru bir selam vererek içeriye girmişti ve sadece anamın elini öpmüştü çünkü annemin bir suçu, günahı yoktu oda çok dedi babama "Beyim yapmayın etmeyin" diye ama bizi dinlemediği gibi babam annemi'de dinlememişti, babam abimin öfkesine öfkeyle karşılık verirken bastonunu yere sert bir şekilde vurmuştu, abim çatılan kaşlarıyla babama bakarken babam tok sesiyle konuşmaya başladı.

"Hayırdır Kaner ağa neler oluyor?"

Abim babama bir adım yaklaşırken duruşunu yenileyerken başını dikleştirerek ve dişlerinin arasından kendinden emin bir şekilde konuşmaya başladı.

"Sevdiğim kadının kanı bulaşan elleri öpecek değilim baba"

"Haddini bil, ben senin babanım"

"Sen benim babam'san eğer benim içimin yandığı gün senin'de yanardı, ben kor gibi yanarken sende yanardın, ben her şeyi göze alıp ortalığı yakıp yıkarken sen bana sönmem yada durulmam için su dökmezdin sende gelip ateşime ateş olurdun, baba oğul bir olur her yeri, bu Midyat'ı ateşe verirdik"

Abim bağırırken işaret parmağıyla'da ilk önce babamı daha sonra'da etrafı göstermişti

"Ama sen ne yaptın baba?, o kızın mezarına bir toprakta sen attın, kimseyi cenazeye yaklaştırmazken seni neden yaklaştırdım bilir'misin?"

Abimin cevabıyla herkes meraklı gözlerle öfkeden gözü dönen Kaner ağaya bakarken abim sadece karşısında duran babama bakıyordu, abim bir adım daha yaklaşırken babam bir adım bile atmamıştı ne geriye nede ileriye, abim öfkeyle bağırırken annem ve Yeliz korkuyla bakıyordu

"İntikamıma en yakınen sen şahit ol diye seni yaklaştırdım baba, çünkü ilk önce sen kabul ettin, benim karşıma ilk duvarı sen ördün, daha sonrada Hamit ağa kızını kullanarak o senin çektiğin duvarı güçlendirdi, yıkılmaz yaptı"

"Olması gereken oldu Kaner ağa!, Aliz'in verdiği karardan dolayı sakın bizi suçlama, biz kan akmaması için berdel dedik ama kanı Aliz'in kendisi akıttı"

Abim babamın verdiği cevapla alaylı bir tavırla yılımsarken aniden ciddileşerek babama tekrardan yaklaşmıştı

"Berdel diye diye bir nesil öldürdünüz, ve öldürmeyede devam ediyorsunuz!" Abim sözlerini tane tane ve üstüne bastıra bastıra söylerken babamın gözlerinin içinden hariç hiçbir yere bakmıyordu

"Sanki yıllardır berdelle evlenen kişilerin ölüm çukurunu görmüyormuş gibi konuşma baba!, sizin yaptığınız sadece günahın üstünü başka bir günahla kapatmak, ölüm olsa berdel, kaçmak olsa berdel, insanlar sevdiğiyle mutlu olmak için ölümü göze alıyorlar kaçıyorlar ama siz arkalarında kalan kişilere cehennem yaşatıyorsunuz, en çokda kadınlara, kızlara!"

Babam konuşmaya yeltenmesiyle abim tek kaşını kaldırıp tekrar konuşmasıyla babam sözünü yutarak karşıdan gelen zehirli sözleri tekrardan dinlenek zorunda kalmıştı

"Ama artık öyle olmayacak, ben yaşadığım sürece asıl suçlular cezasını çekecek, devletin cehenneminde benim gazabımla karşılaşacak"

Abim son sözünü söylemesiyle babama gözünün ucuyla bakıp yanından geçip merdivenlere yönelirken annem bana çatılan ve hüsrana uğrayan bakışlarıyla bakıp merdivenlerden çıkan abime bakmıştı

annem'in "Nereye oğul?" Sorusuyla abim arkasını dönüp anneme bakarken zehir zemberek sözlerini esirgememişti yine.

"Odaya, dinleneceğim bence bu duyduklarınızdan sonra sizde dinlenin, malum gerçekler acı gelmiştir herkese"

Anam korkan gözlerle bana bakarken ben gözlerimi kaçırıp oturmak için sedire geçtim, abimin bu kadar fazla tepki vereceğini beklemesekte yinede bekliyorduk çünkü her şeyi unutacak hali yoktu yada ondan sil baştan'da bekleyemeyiz, Mardin'e döndü diye herkesi affetti değil, abimin sadece dönmesinin tek bir nedeni var oda dediği gibi herkese kan kusturmaktı.

Aliz'in ölümünün üzerinden ne kadar geçerse geçsin abimin öfkesi dinmeyecekti ve bu ölümden tüm aşiret en önemlisi'de babamı sorumlu tuttuğu içinde herkese ateş püskürüyor, herkesin yakasını silkindiriyordu.

"Katil!"

Dışardan bağrış sesin gelmesiyle oturduğumuz yerden kalkıp etrafa bakınırken annem ve Yeliz direk dışarıya koşmuşlardı, bende hızla sehpanın yanından geçip giderken yarı kapalı olan kapıyı sert bir şekilde tutup arkaya savurmuş ve dışarıya çıkmıştım.

Dışarıya çıkmamla birlikte kızın bakışları annem ve Yeliz'deyken bir kez daha öfkeyle bağırmıştı

"Kadınları ilk dışarıya gönderecek kadar korkak'mısın lan, çık dışarıya!"

Kapının önünde ağlayarak bağıran kızı görmemle şaşkına dönerken karşımda katil diye bağıran kıza bakıyordum ve kızın gözleri kan çanağına dönmüştü, kapıya gelen az önce dışarıda, aracın içinde gördüğüm kızdı ve deli gibi öfkesiyle tam karşımızda duruyordu, bir adım öne çıkmamla kızın bakışlarını kendi üstüme çekerken başımla kızı göstermişdim

"Ne oluyor burada?"

Ağabeyim hariç herkes kapının önüne gelmesiyle kız herkese sorgular'casına bakıyordu

"Kaner kim?!"

"Ben kardeşiyim sen kimsin?"

''Oğul ne oluyor?'' Annemin sorusuyla bakışlarımı kızdan ayırmadan başımı hafif anneme çevirirken bu sefer kız kardeşim korku dolu sesiyle konuşmuştu

"Abi bu kim?" Annemin ardından kardeşim'de kızın kim olduğunu merak ederken en son kız dayanamayıp elini sus dercesine kaldırarak bağırdı.

"Yeter!"

Kızın bağırmasıyla kaşlarım çatılırken annemde ki bakışlarım hızla kıza dönmüş ve öfkeyle tam söze girecekken ağabeyim konaktan çıkmasıyla karşıda duran kızın sorusunu cevapladı.

"Kaner benim, sen kimsin?" ağabeyim tok ve sinirli sesiyle ortalığı ayağa kaldırırken karşımızda duran kız ağabeyimin sözünden sonra derin bir nefes alarak devam etti

"Ben kim'miyim?, tanımadın'mı beni?"

"Tanımam'mı gerek?"

Karşımızdaki kız ağabeyimin sözünden sonra bir taraftan ağlıyor bir taraftan gülüyordu, kız alt dudağını ısırırken başını hafif yan yatırarak alaylı bir şekilde gülümsedi, kız bir veya iki dakika o şekilde durduktan sonra herkese meydan okurcasına, tüm korkusuzluğuyla yüzündeki tebessümü siler'ken ağabeyimin karşısına geçerek ve tüm gücüyle göğsünden ittirerek bağırdı.

"Bir insan öldürdüğü adamın kızını nasıl tanımaz?"

Neyden bahsediyordu?, ne öldürmesi ağabeyim, Kaner Ağa birini'mi öldürmüştü, yıllardan beri kan dökülmemesi için her yolu deneyen, ölümle sınanan ağabeyim birini'mi öldürmüştü, asla böyle bir şey olamazdı, bir yanlışlık olmalıydı peki böyle bir şey olmasa bu kız neden karşımızdaydı hele birde bu kıyafet ve bu saçla, demek'ki olayı yeni duymuş ve direk bizim buraya gelmişti, ama bu kız kimin kızıydı, herkesin bakışları şaşkına dönmüş bir şekilde ağabeyim ve kız arasında gezinirken ağabeyim kendine vuran kızın ellerini tutup geriye savurmasıyla kız yandaki duvara çarpmıştı, kızın hali abimin umurunda olmazken "Bu kadar saçmalık yeter!" diye bağırarak ve daha fazla bu saçmalığa ortak olmamak için arkasını dönüp konaktan içeriye girmek için yeltenmişti, ağabeyimin hiçbir şey demeden gitmesiyle şaşkına dönen kız, yanında duran korumayı hızla bir eliyle göğsünden ittirirken diğer eliyle'de adamın belinden silahı alıp havaya bir el ateş etmişti, silahın patlamasıyla ağabeyim olduğu yerde dururken bizimkilerden çığlık kopmuştu, ağabeyim omuz'unun üstünden annem ve Yeliz'e bakarken dişlerini sıkarak arkasını dönüp kıza baktı, bu kez namlunun ucunda ağabeyim varken, anam ve kız kardeşimin çığlığı eşliğinde babam ve korumalar'da silahını kıza doğrultmasıyla, ağabeyim korumalar'a bakarak gür bir ses tonuyla konuştu.

"Şimdi burada ne olursa olsun kimse bir şey yapmayacak" abimin bakışları yeniden kızı bulurken "Sana gelecek olursak sen kimin kızısın bilmiyorum ama bir yan-"

"Demek bilmiyorsun, ben Nevzat Özdemir' in kızı, İzem Özdemir!"

Kız, abimin konuşmasını bitirmesine müsaade etmeden ağlamak ve bağırmaktan kısılan sesiyle tekrar bağırarak Nevzat'ın kızı olduğunu söylemişti.

Buda ne demekti, nasıl Nevzat'ın kızı olurdu, biz araştırdığımızda Nevzat'ın iki ve üç yaşlarında kızları vardı ama karşımızda duran kız, yirmi beş yaşlarındaydı, en önemlisi'de Nevzat ölmüş'müydü?, başımı yan çevirip abime bakarken abim kızın dediği doğrumu dercesine yüzüme sorgularcasına bakmıştı, İzem abimle bakışmamızı yakalamasıyla ve asla fırsatını kaçırmayarak tüm acısıyla bağırmaya başladı

"Ne o, öldürdüğünüz adamı tanıdınız'mı birden, benim babam yok artık, sen babamı benden aldın, bende seni ailenden alacağım, benim babam toprağa girerken sen sıcacık evine giremezsin.!"

Babam karşımızda duran kızın ciddiyetini anlamasıyla ağabeyimin sözünü çiğneyerek silahının sürgüsünü çekip silahın namlusunun hedefini yenilerken konuşmaya başladı.

"Buradan sağ çıkamazsın, indir o silahı"

İzem babamın sözünü garipsiyerek tek kaşını kaldırarak babama baktı.

"Katil oğlunuz'da babamla beraber toprağa girsin, gerisi umrumda değil"

"Eğer eminsen durma çek vur ama pişman olacağın iş yapma!"

"Sen babamı öldürmeden önceydi o, sen babamı öldürdüğün an bendeki pişmanlıkta öldü."

İzem sözünü bitirmesiyle kulakları sağır edecek üç el silah sesi sokakta çınlarken herkes kime ne olduğunu anlamamış ve herkes korkuyla bakıyordu, kim kime sıktığı belli olmazken, annem ve kız kardeşimin çığlıkları bir kez daha sokakta yankılandı, bakışlarım babamı bulurken babamda korkuyla etrafa bakıyordu, Ağabeyime baktığımda ise beyaz gömleği kanlar içinde kalırken canı yanmasıyla yüzünü kırıştırarak kendini vuran kıza bakıyordu, zarına zor kendime gelip ağabeyime doğru koştum, abime son anda yetişmemle abim dengesini kaybedip bana doğru aşınca hemen tutmuştum, dizlerim yerle buluşurken çatıdan'da güvercinler kanatlanıp uçmuştu abimin ise tek odak noktası güvercinler olurken, anam ve kız kardeşim hızla yanımıza koşarak feryat ediyorlardı.

"Oğul!"

"Abi!"

Beni abimden ayıran yere düşen silah sesi olurken, karşımda duran kıza baktığımda silahı yere atmış gözlerinde ise pişmanlığın tek bir kırıntısı dahil yoktu.

"Kızı koru Fırat, babamdan kızı koru"

Sbim kendini zorlayarak konuşurken benden kızı korumamı istiyordu, bunu kendine yapan kızı, bunca karışıklığa sebep olan adamın kızını korumamı istiyordu, benden hiçbir cevap gelmezken abim kolumu tutarak hafif aşağıya çekmiş ve dişlerini sıkarak bakıyordu

"Merak etme, sen gelinceye dek koruyacağım" içimdeki korkuyla beraber abimin dediğini sorgusuz sualsiz kabul etmiştim

"İşte sen ölünce çarşıdaki müzik gibi kuş olup uçup gideceksin ve bende huzura kavuşacağım"

İzem'in sözleriyle bakışlarım abimden ayrılmış karşımdaki öfkeden deliren İzem'e bakıyordum ama İzem kendinden geçmiş gibi içindeki öfkeye teslim oluyordu, abim ise Aliz için çaldırdığı müziğe teslim olmak üzereydi, abim kızın dediği cümleyle ve yüzüne yayılan gülümsemeyle bakışlarını bulutlara çevirmiş ve sessizce "Olur" demişti

Abim yavaş yavaş bilincini kaybetmeye başlarken elimi yaranın üzerine sıkı sıkıya bastırmıştım ama inadına akan kan durmuyordu, durduramıyordum, annem abimin başına yere çökmüş feryat ediyordu babam ise elinde silahla kalakalmıştı, dağ gibi Kaner ağa yerde kanlar içinde yatıyordu, gözlerim dolarken etraf buğulanıyordu ama aldırış etmeden etrafa bağırıp araba hazırlamalarını söyleyip duruyordum.

"Ne bakıyorsunuz lan arabaları hazır edin hastaneye gidiyoruz" diye bağırdım ama sanki kimse hareket etmiyordu bir yandan yaranın üzerine bastırırken diğer elimle'de abimin çenesinden tutup salladım ama kapattığı gözlerini açmıyordu.

-

Hastaneye gelmemizle ani fren yapıp dururken hızla bizim çocuklardan biri inip arka kapıyı açarken diğerleri sedye diye bağırıyorlardı, hastanenin önü yavaş yavaş bizim aşiretten adamlar kaynarken herkes telaş içinde ağalarına koşmuşlardı.

"Abi Allah'ını aç gözlerini!" Abim bana ses vermezken gözlerini çoktan kapatmıştı ne kadar sallasamda yoktu açmıyordu gözlerini İzem arada dikiz aynasından Kaner'i kontrol etse'de yaptığıyla gururu duyarcasına bakıyordu, sedyenin gelmesiyle abimi yatırırken her yer kan olmuştu, abimin üstü, benim üstüm ne kadar tampon yapsam'da inat ile akan kanı durduramamıştım, abim sedyeyle götürülürken bende hızla İzem'in kapısını açıp kolundan sürüyerek dışarıya çıkartıp abimin arkasından hastaneye giriş yaptık, yaşanlar'dan sonra İzem'i konakta bırakamaz'dım eğer onu orada, konakta bıraksaydım babam korumalara emir verip bir şey yaptırır'dı, yanımda getirmekten başka çarem olmadığı için birde İzem'le uğraşıyordum.

Abimin vurulduğunu duyan herkes hastaneye akın ederken doktorlar hemen abimi ameliyathaneye almışlardı, herkes ameliyathane önünde beklerken anamın bakışları yanımda duran İzem'i görmesiyle oturduğu yerden kalkıp bize yönelmesi bir oldu, yanımıza geldiğinde ise annem öfkeyle İzem'i omuzundan tutup kaldırırken ittirmişti.

"Her şey senin yüzünden oldu, senin!, bak oğlum ne halde görüyor'musun?"

Annem İzem'i hırpalarken hiçbir şey diyememişdim, ne diyebilirim, nasıl savunabilirim ki? Abimin yapmadığını veya yaptırmadığını adım kadar emindim, kendimden emin olmadığım kadar abimden emindim, ama nasıl olurda bu kıza haber böyle gider, nasıl olurda gerçeklik payını araştırmadan böyle bir delilik yapabilirdi?, peki ben hangi hakla şimdi bu kızı annemin elinden alacaktım, elimdeki abimin kanın sebebi bu kız iken hangi hakla onu savunabilirdim'ki.

"Ben'mi suçluyum?, benim babam öldü, içerde yatan katil olan oğlunuz öldürdü, anladınız'mı beni, sırf intikam için, babamın kanı yerde kalmasın diye İzmitten geldim" İzem anneme öfkeyle bakarken hızla annemin ellerini omuzlarından çekip boşluğa savurmuş ve bir kez daha anneme bağırmıştı.

"Gebersin anladın'mı beni, gebersin"

Babam İzem'in dedikleri üzerine hızla gelirken diğer ağalar tarafından İzem'e yaklaşamadan tutmuşlar'dı

"Oğlum bu odadan çıkmadığı an seni gebertirim"

İzem akan göz yaşlarına rağmen babama gülerek bakınca "Umrumda mı zannediyorsun?" demesiyle bakışlarını annem ve kendisine saldırmak için her türlü çabayı veren babama bakarak devam etti

"Ben daha babamı toprağa koymadan buraya geldim ve inanın hiç ama hiç pişman değilim"

İzem sözlerini söylerken bakışlarımı ellerimden kaldırıp ona bakmıştım ama İzem'in dediklerinin aksini söylemeye ne cüret, gözlerinde barındırdığı öfkeyle bunu herkese kanıtlamıştı ve bakışlarında tek bir pişmanlık dahil yoktu, annem daha'da öfkelenmiş ve İzem'i tuttuğu gibi duvara savurmuşdu.

"Yeter!"

Bağırarak oturduğum koltuktan kalkarken İzem ve annem birbirlerine öfkeyle bakmaktan bana bakmıyorlardı, her ikisine'de bakarken iki tarafa'da elimle durun işareti yapmıştım

"Ana, İzem yeter, susun, abim içerdeyken birde siz ile uğraşmıyacam, ağabeyim bir çıksın ondan sonra ne yapıyorsanız o zaman yapın"

Bizimkileri ayırıp İzem'in kolundan tutup yanımdaki sandalyeye doğru çekip oturtunca, anamı'da karşıya oturtup tam ortalarında durup iki tarafa'da bakıp durdum, ama tam karşımda duran babamı görmemle kalakalmıştım, babamın arkasında ise adamlar varken sadece başımı iki yana sallayabilmişdim çünkü abime verdiğim bir sözüm vardı ve bununda arkasında duracaktım.

Başımı kaldırıp babama bakarken geçit vermiyeceğimide kanıtlamıştım, babam daha fazla üstelemeyip bir kenara geçip beklemeye başlarken yanındaki adamlara talimat verip duruyordu, gözümün ucuyla bir babama birde emir verdikleri adamları kontrol ederken bir iş çevirdikleri belliydi ama neyin peşindeler anlamış değilim.

İçerden kimseler çıkmazken ameliyat bir saati doldurmak üzereydi ama tek bir haber yoktu, zaman ise geçmek bilmiyordu amaliyathane'nin önünde doktor belirmesiyle İzem hariç herkes doktorun yanında soluğu almıştı, İzem ise kılını kıpırdadma'dan sandalyede oturuyordu.

"Abimin durumu nasıl doktor bey?"

"Acil olarak AB Rh Negatif kana ihtiyaç var"

Doktorun cevabıyla İzem ilk başta yavaş gülmeye başlamasıyla ona baktığımızda İzem bizi umursamadan gülmesini arttırarak kahkaha atmaya başlamıştı.

Doktor kan haberini verip tekrar içeriye girerken bende hemen tüm aşirete haber saldım, beş dakika içerisinde tüm aşiret gelse'de kimsenin kanı uymuyordu

Hastaneye gelen gidenin haddi hesabı yoktu ama kimsenin elinden bir şey gelmiyor'ken, herkes bir köşede tefonla konuşuyorlardı ama yoktu, lanet olsun bütün telefonların açılmasıyla kapanması bir oluyordu ve bazıları ise hüsranla kapanıyordu, bizim çocuklar bir kaç kişiyi bulmuşlardı ama onlarda ülke dışındaydılar.

"Nasıl oldu bu Haşir ağa, kim ağamız'ın canına kast edebilir?"

Halil Ağanın lafından sonra babam öfke dolu gözlerle İzem'e bakarken

"Kaner, oğlum bir çıksın'da konuşuruz Halil ağa" demişti, tamda tahmin ettiğim gibi bunlar akan kan'ın hesabını sorma niyetindeler, elimle sakalını sıvazlayıp sıkıntıyla nefes verirken bir yol arıyordu ama yoktu peki şimdi ne olacaktı?, kimsenin kanı uymuyordu, tüm herkesi aramıştım ama yoktu, kimsenin kanı AB Rh Negatif değildi, zor bulunan kan olduğunu biliyordum ama bu kadar'da değil.

Babamın kanı uyuyordu ama oda ilaç kullandığı için olmuyordu, babam ne kadar kullanmıyorum dese'de babamın doktoru gereken bilgiyi vermişti bir kere.

Diyarbakırda'ki akrabaları bile aramıştım onlarda sorup soruşturmuştu lakin kimsenin kanı uymuyordu, hastanede hınca hınç bizim aşiretten dahası başka aşiretten abime kan vermek için insanlar vardı ama bir kişinin bile kan gurubu uymuyordu, herkesin elinde telefonla kan arıyorlardı, koridorda hareketlilik başlayınca kapıya baktığımda bir hemşire çıkıp başka hemşire giriyordu yeniden bir hemşire içeri girecekken durdurup sordum.

"Ne oluyor hemşire hanım?"

"Hastanın kalbi durdu"

Hemşirenin sözünden sonra zor yutkunurken duvara tutunarak yavaşça yere çöküp başımı iki elimin arasına arasına alarak oturmuş'tum, elimden hiçbir şey gelmezken ben deliriyor'dum, birşey yapamam beni öfkelendiriyordu.

"Ne diyorsun sen hemşire kızım?"

İlk defa babamın sesi titremiş'ti, onu ilk defa bu kadar çaresiz görüyordum herkesin bir sorunu olsa Haşir ağam halleder diye ilk koşacakları, ilk gelecekleri kapı bizim olurdu ama şimdi ise dağ gibi adam gitmiş yerle bir olan adam gelmişti, bırak başkalarının yardımına koşmayı kendi canından, kanından olan oğluna yardım edemiyordu, evimizin koca çınarı, babam şimdi dokunsan yıkılacak gibiydi, babamın sözlerinden sonra başımı kaldırıp baktığımda babam tek bir noktaya bakıyordu, aynı hizaya bende baktığımda babamın odak noktasında İzem vardı, babam belindeki silahı çekip İzem'e doğru ilerleyip İzem'in önünde dururken silahın namlusunu İzem'in alnının ortasına dayamıştı ve titreyen sesiyle karşısında yılımsayan ve ağlayan kıza adeta kükreyerek bağırmıştı

"Eğer oğluma bir şey olursa seni yaşatmam, buda böyle biline!"

İzem oturduğu yerden kalkıp ve sanki alnına silah dayanan kız değilmişçesine babamın karşısına geçip ameliyathaneyi göstererek konuştu

"Oğlunuz hak ettiği yerde"

İzem'in dediği lafa gözlerim fal taşı gibi açılmıştı, çöktüğüm yerden kalkarak yanlarına gidip babamın silah doğrulttuğu kolunu tutup indirmesi için babamın gözlerine bakmıştım ama indirmeye hiç niyeti yoktu, beni es geçip gözlerini İzem'den ayırmazken, İzem öfkeyle babama bakıyor ve bir yandan'da ağlıyordu, İzem'in ağlaması ise pişman olduğu için veya korktuğu için değildi, İzem kendi babasına ağlıyor sonrada ve abimin bu halde olmasını hak ettiğini düşünerek pişman olmuyordu.

İzem'in arkasındaki koridorda oluşan hareketlenmeyle herkesin dikkati gelenlere yönelmişti, gelen kişiler ise en az yirmi kişiyle beraber onlara önderlik eden ve en önde genç bir delikanlı gelirken başlarındaki genç adam belindeki silahı çıkartıp namluyu çekmesiyle babama doğru doğrulturken hastanede bulunan aşiret ağaları'da zaman kaybetmeden onlara doğru silahları doğrulttu.

"İndir o silahı Haşir ağa"

"Sende kimsin?"

"Eğer olur' da yanlış bir hata yaparsan kim olduğumu o zaman anlarsın"

"Senin hata diye atlandırdığın olursa ne olur?" Genç delikanlı babamın dediğine gülerken "Haşir ağa istersen İzem'i ve beni şimdi çek vur ama şunu bilesin burada kimse sağ çıkmaz, çıkartmam" demişti ve yandan gülüp hemen ciddileşerek devam etti "Buna aileniz'de dâhil"

Babam karşısındaki adamın arkasındaki adamları gösterirken "Bunca adam ile'mi" demesi ile genç delikanlı tek kaşını kaldırarak cıklarken" Haşir ağa, Haşir ağa gerçekten'mi?" Demişti, babam başını yana çevirmesi ile karşımızda duran genç daha geniş gülümsemişti

"Birde sen dışarıyı gör Haşir ağa, yada dur ilk önce sen karın ve kızının yanında duran iki delikanlıya baksan yeterli bence"

Delikanlının cümlesiyle babam ve ben hızla annem gile dönerken tam arkalarında duran adamlar silah çekmiş bir emre bakıyorlardı ateşlemeleri için, babamdan erken davranarak genç delikanlının alnına silahı doğrultan ben olurken bir adım daha yaklaşmıştım

"Acınız var anlarım ama bir hata yaparsan seni ben öldürürüm"

"İzem'i bırakacaksınız, yoksa gerisi beni alakadar etmez" Genç dediklerinin arkasında tüm korkusuzluğuyla dururken ben bir korkak gibi indirmem heleki ailem söz bahis olurken indiremezdim.

Babam gözünün ucuyla eşine ve kızına bakarken İzem sanki hiçbir şey olmamış gibi yerine geçerek oturdu, ameliyathane'nin kapısı aralanırken içerden çıkan hemşire silahları görmesiyle korkuyla yavaş yavaş herkese bakıp kalmıştı, hemşire korku ve telaşla "Silahla vurulan hastanın yakınları kim?" diye sormuştu hemen, silahı indirip babamın ve İzem'in yanındaki gencin silahları arasından geçip hemşirenin yanına gidip titreyen sesimle "Kardeşiyim ben" demiştim.

"Hastanın kalbini çalıştırdık ama çok fazla kan kaybetti acil kan lazım"

İlk defa ne yapacağımı bilemiyordum bizimkilere baktığımda babamlar karşıda duran kişilere silah çekmiş ve iki tarafta ateşlemek için en ufak bir hareketlilik bekliyorlar, anamla kız kardeşim namlunun ucundayken abim için oturmuş ağlıyorlardı, olduğum yerde duvara yaslanırken elimdeki silah kayıp yerle buluşmuştu, koca koridor yere düşen silahın sesiyle yankılanırken ameliyat hanenin kapıları yeniden açılıp kapanmıştı, kos kocaman Mardin'in aşiretiydik ama elimiz kolumuz bağlı kalmıştı, İzem'e baktığımda ise ayağa kalkmış ağlayarak koridorun sonuna doğru gidiyordu, az önce umursamaz tavrıyla buz gibi oturan kız şimdi ağlıyordu, yaptığı hareket herkesin dikkatini çekmesiyle herkes İzem'e bakıyordu

"İzem nereye?" Dayanacak halim olmasa'da bir adım ileri adım atarak bağırmıştım.

İzem ise arkasına bakmadan ve kimseyi umursamadan bağırarak konuşmuştu "Ölerek günahından bu kadar çabuk kurtulamaz, buna izin vermem " buda ne demekti İzem biraz daha ilerledikten sonra ilerde duran hemşireye sesini duyurabilmek için bağırarak "Benim kanım uyuyor hemşire hanım" demişti

Hemşire hanım İzem'in cevabıyla kan almak için beraber odaya girdiklerinde herkes derin bir nefes alırken bende derin bir oh çekerek kendimi duvarın kenarına bırakmıştım, gözlerimi kapatıp derin bir nefes verirken başımı eğerek yüzümü ovuşturdum, babamda köşesine çekilmiş ve diğer ağaları' da yanına alıp konuşuyorlardı,

eminim'ki her şeyi anlatıyordu, peki bu saatten sonra babamın öfkesinden İzem'i kim alacaktı!.

Aradan ne kadar geçti bilmiyorum ama hemşire elindeki kan torbasıyla ameliyathaneye girerken İzem ve yanındaki o genç adam ortada yoktu, gerçi çokta umurumda değildi sonuçta yanında o adam varken babam elleyemezdi, içerden bir buçuk saat sonra güzel haber geldiğinde herkes tamamen derin bir nefes vermişti, aradığımız kan burnumuzun dibindeyken İzem susmuştu, ölmesini beklemişti peki ya sonra neden kararından vaz geçmişti, aklından neler geçiriyordu bilmiyorum, düşüneceler içinde kaybolurken birazdan içeriye alacakları haberi gelmişti, bende gelen haberle İzem'e bakmak için dışarıya çıktım, bahçeye çıktığımda ise İzem bankta oturmuş bekliyordu sonradan gelen genç adam ise bir veya iki metre uzaklıkta hararetli bir şekilde telefonla konuştuğunu görünce İzem'in yanına geçip oturdum, İzem ise bana bakmadan düz bir sesle konuşmaya başladı.

"Yaşıyor mu?"

"Evet, birazdan odaya alacaklarını söylediler" aklıma gelen düşünceyle İzem'e bakmadan devam ettim

"Abim için hak etti diyorsun ama sonradan kan verdin neden?"

İzem karşıdan gözlerini ayırıp ifadesiz gözleriyle başını bana çevirip konuştu

"Sorunun cevabını herkesin içinde verdim sanıyordum!"

Başımla onay verdikten sonra babama silah çeken delikanlının yanına elinde siyah hediye poşetiyle koruma gelirken telefonu kapatmış korumayı bekliyordu, hediye poşetini aldıktan sonra bize doğru gelirken yüzü ifadesizleşmişti

"Kıyafet getirttim sana, üstünü değiştir İzem, sonrada gideriz"

İzem'in yanında bir şey demesem'de İzem içeriye gidince karşımda duran delikanlının karşısına geçip konuşmaya başladım.

"Hiçbir yere gidemessiniz"

"Öylemi, durdursana" karşımda duran delikanlıya biraz daha yaklaşıp devam ettim

"Hadi o zaman, gidebiliyorsanız gidin"

İzem geldiğinde üstünü değiştirmemiş hala aynı kısa mavi abiyesiyle karşımızda duruyordu.

"Değiştirmemişsin"

"Yolda hallederim, artık buradan gitmek istiyorum"

"Rahat ederdin" İzem hiçbir şey demeden arabaya doğru giderken kolundan yakaladım.

"Sen nereye İzem?"

"Kendinizden olmayınca unutursunuz ama babamın cenaze törenine gideceğim, bir katil için yeteri kadar burada zaman kaybettim"

"Kusura bakma İzem, ama ağabeyim kendine gelmeden seni bırakamam"

karşımdaki duran kızın gözlerinde öfke büyürken kolunu elimden hızla çekerek konuştu

"Ne hakla?"

"Sende beni anla İzem, bırakırsam babam yolunu keser sen-"

"Siz kimsiniz'ki benim önümü kesecek baban, hangi hakla beni göndermeyeceksin"

"İzem!" İzem ne kadar iyi niyetimi açıklamaya çalışsam'da beni duymuyordu bile, ağlayan gözlerle bir adım daha bana yaklaşarak kan çanağına dönen gözleriyle gözlerime bakarken son kez yutkunarak konuştu

"Sen az önce içerde, duvarın kenarına çöküp çaresizce durmuştun ya aynısını bende yaşadım, ama bir fakla, sonradan sen derin bir nefes alıp oh dedin, ama ben diyemedim, boğazıma bir yumruk gibi oturdu kaldı ve hala burada" İzem son sözlerini söylerken işaret parmağıyla boğazını ve kalbini gösterirken sessiz sedasız ağlıyordu

İzem görünüşünden hariç çok güçlü biriydi, korkusuz, dediğim dedik ama görünüşü çıt kırıldım, korkan birisi gibiydi ama görünüşüne bakan aldanır ve alt üst olurdu, İzem cümlesinin bitmesini bekleyip tekrar konuşmama başladım

"Mardin'in aşiret ağası, Kaner Ağayı vurdun, bunun cezası

olmayacağını'mı zannediyorsun?, bir baba heleki Hamit ağa durur'mu?"

İzem beklediğim davranışın tam tersi kabullenmiş biryandan'da kabullenmemiş gibi gözüküyordu ama tabiki'de kabullenmemişti.

"Demek gidemem, tamam o zaman bundan sonra yapacaklarımdan ve yaptıklarımdan ben mesul değilim"

Neyden bahsediyordu daha ne yapabilirdi İzem'in bu dediğine anlam veremesem'de İzem hızla hastaneye girdiğinde arkasından bende hastaneye girdim

"Nerede o katil!?"

"Kimden bahsediyorsunuz hanım efendi?"

İzem danışmanın önünde bağırırken bizim aşirettekiler ve diğer aşirettekiler şaşkınlıkla kıza bakıyorlardı, az önceki çıt kırıldım olan kız şimdi bambaşka biri olmuştu

"Kim olacak silahla yaralanan kişi"

"685 numaralı o-"

İzem cümlenin devamını dinlemeden giderken bende bizim çocuklara abimi sormuştum şükür'ki ağabeyimi odaya almışlar ve kendine gelmişti bile, İzem ise hızla odaya doğru gidiyordu ve kapının önüne geldiğinde babama bile aldırış etmeden direk odaya girerken arkasından'da ben ve babam girdik, eliyle abime kalk işareti yaparak aceleci sesiyle konuştu.

"Hadi kalk"

İzem'in lafından sonra babam İzem'in kolunu tutup hızla duvara iteklerken sözleriyle nefret saçıyordu

''Bu kadarı'da fazla kendine gel, ne yaptığını zannediyorsun sen?'' deyince İzem'de aynı hızla kolunu geri çekti.

"Benim babamı bu adam öldürdü, babamın cenazesine gideceğim ve ne hikmetse bu katilin kardeşi gidemeyeceğimi söylüyor, hangi hakla?, ne hakla!"

ağabeyim İzem'in bağrışlarından sonra dişlerinin arasından öfkeyle konuştu

"Ben öldürmedim babanı"

"Kes yalanı, bana Hakan her şeyi söyledi anladın'mı, ya kardeşine dersin beni rahat bırakır, yada"

"Yada ne?, yeniden'mi vurursun?"

"Kalkar benimle gelirsin" İzem derin bir nefes alarak ilk önce bana ve daha sonra babama bakarak göz devirdikten sonra tekrar konuşmasına devam etti

"Yâda boş ver ya önemli değil, kimse beni burada tutamaz, cesareti olan beni şimdi durdursun"

İzem son sözünü söyleyip odadan çıktığında ağabeyim odada olan babamı es geçerek küfür savurdu, babamda İzem'in peşinden çıkınca ağabeyim beklediğimden farklı olarak hiç bir şey yapmamıştı, sadece kendini biraz doğrultup tekrar yatmaya devam etti.

"Abi babam"

"Yapacak bir şey yok Fırat"

"Nasıl ya, abi sen demedin'mi koru diye, ne bu şimdi?"

"Ben ölürsem koru dedim ama hala hayattayım" abim hayattayım kelimesini iki elini yana açarak söylemişti, aklından bir şey geçiriyordu ama ne olduğunu anlamamıştım

"Yani?"

Abim bakışlarını bana çevirerek "Merak etme birşey olmaz" abim sözlerini söylerken dışardan bağrış sesleri kopmuştu biraz dinlesem'de kimin sesi olduğunu anlamam uzun sürmemişti, bu İzem'in sesiydi, hemen dışarıya çıkıp baktığımda ise babam adamlarına İzem'i yakalatmış götürttürüyordu, onunla gelen adam ise ortalarda yoktu İzem ne kadar çırpınsa'da onu tutan adamlardan kurtulamazken diğer adamlarda gelmişlerdi.

"Ne oluyor lan?" işte şimdi ortalık karışmıştı, karşı tarafta gelince İzem'i almak istediler ama babamda bir o kadar vermemek için adamlardan önlerine set germişti resmen

"Haşir ağa bırak kızı, yoksa sağ çıkartmam"

İzem'i almaya gelen adamlarla bizim adamlar karşı karşıya gelmişlerdi, Hastane'nin avlusunda, yumruklar konuşurken kimsenin durmaya niyeti yoktu, İzem ise öfkeyle bakıyordu

"Sizi yaşatmaz Haşir ağa biliyorsun değil' mi?" İzem kavgayı bırakmış babama ateş püskürürken babamın sınırlarını zorluyordu ve bundan' da asla geri durmuyordu.

"Hakan beni almadan gitmez"

İzem'in ismini zikrettiği adam her adımında daha'da yaklaşırken önüne gelen kişileri hem yere seriyor hem'de seriliyordu, ama geri kalkmayı'da biliyordu, belliydi uzun zamandır bu işin içindeydi ama babamla karşı karşıya gelmemesi lazımdı, her defasında daha'da yaklaşırken ben geçmiştim önüne, kavga etme taraftarı değildim sadece durdurma yönündeydim, eğer babama gelirse işte geri dönüşü olmayan yollara girilecekti ama o durma değil saldırmayı seçmişti ve ilk yumruğu atan Hakan'dı, bir iki adım arkaya ilerlerken doğrulup bende ileriye doğru adım attım, kanın tadını biliyordum bir çok kez öğretmişlerdi ama çok kez' de başkasına öğretmiştim, baş parmağımla dudağımın kenarını silip aniden bende yumruk atmıştım ve bunu beklemediğine emindim ama aynı hızla karşılık verince yumruğunu kendime siper ettiğim kolumla engellemiştim, aynı zamanda alttan Hakan' ın karın boşluğuna yumruk atmamla diziyle engellemişti cidden profesyonel bir kişiydi, Hakanla bu şekilde değil'de daha farklı şekilde karşılaşsaydık durumlar daha farklı olurdu, o zaman sırt sırta verirdik Hakan'la, tamamen birbirimize girerken etrafımızın durumu'da farklı değildi.

"Yeter!"

Tam karşıma, sesin sahibine baktığımla babam belindeki silahı çekmiş İzem'e doğrultmuştu, Hakan ise İzem'i görmesiyle olduğu yerde kalakalmıştı, diğer adamlar ve yerde kalan adamlarımızda ayağa kalkarak babama bakıyordu, herkesin eli yüzü kan içindeydi güya hastaneydik ama savaş alanına dönmüştü resmen, diğer hastalar bir taraflara kaçarlarken güvenlik görevlileri ayırmaya çalışıyordu, doktorlar ise bir tarafta izliyorlardı.

"Genç delikanlı, şimdi buradan gidiyorsunuz"

Hakan belindeki silahı çıkartarak babama karşı tutmuştu

"Sakın Haşir ağa, sakın!"

Hakan son kez sakın kelimesini başını yana yatırarak söylerken yüz hatları iyicene gerilmişti

"Genç, kızın yaşamasını istiyorsan git"

Hakan babamın üzerinden ayırmayan gözlerini ilk defa ayırarak İzem'e bakıp bir cevap bekliyordu ama İzem dimdik bakışlarıyla bakıyordu, babamın tekrar konuşmaya başlamasıyla bakışların yine odak noktası babam, Haşir ağa olurken babam silahın namlusunu bu sefer kendine silah çeken adama çevirmişti.

Babam İzem'in kolunu çekiştirerek "Gitmesini söyle yoksa ölür" demesiyle talimatlar verirken bakışlarım babamdan Hakan'a dönmüş vereceği tepkiyi, cevabı bekliyordum ama az önce bakışlarıyla meydan okuyan kız gözleri dolmuş yerle bir olmuştu sanki, İzem Hakan'a zarar gelmektense kalmayı kabul etmişti ve tek söylediği söz "Git" olmuştu.

Hakan şaşkın gözlerle İzem'e bakarken adamlarına toplanmalarını işaret etmişti ve gideceği yerde bir adım ileri atılmıştı ama babam bir kere gözünü karartmıştı, mermiyi namluya sürüp silahın yerini İzem'in başında yerini yenilerken bizim adamlarımızdan biride silahı Hakan'a doğrultmuştu.

Hakan kendine doğrultulan silah için değil' de İzem'e doğrultulan silahı görmesiyle bir adım daha atamamış ve göz bebekleri titrerken elini "Tamam dur, sakın" deyip kaldırmıştı, her bir sözünü yavaş yavaş söylemişti sanki sözleriyle ikna edecekmişçesine söylemişti ama ne babamın geri adım atmaya niyeti vardı nede Hakan arkasında İzem'i bırakıp gitmek istemiyordu, ama burada biri galip gelecekti ve oda açık ara babamdı çünkü elinde en büyük kozu İzem vardı, Hakan'ın gözleri dolarken yüzü gerginleşmişti ve sadece arkasını dönüp gidiyordu tam hastanenin kapısından çıkacakken son kez İzem'e bakarak "Özür dilerim" deyip gitmişti.

İzem babasından sonra bir kez daha yıkılırken kolunu hızla babamın elinden çıkıp tüm öfkesiyle babama doğru saldırmıştı "Ben size ne yaptım?" İzem gözyaşlarına aldırış etmezken biryandan babamın göğsüne vuruyor biryandan' da bağırıp duruyordu, arkadan adamlar gelirken İzem'in kollarından tutup götürüyorlardı, İzem ise son bir umut hastane kapısının oraya ayağını dayamıştı ama oda onu kurtaramamıştı, yaka paça

hastane' den çıkartıp arabaya koyup götürmüşlerdi, etraftaki adamlara bakıp "Toplayın şuraları" deyip içeriye, abimin yanına girdim, abim ise hiç bir şey yokmuş gibi gözlerini kapatmış yatıyordu, yatağın yanındaki koltuğu çekip oturmuştum, elim kumandaya gitse' de yapmamıştım, şimdi abimi uyandıramazdım, abimi kaybetme korkum yüreğimi kor gibi yakmıştı meğer abimin bir daha olmayacağını bilmek ne kadar kötü bir şeymiş, sadece oturup abimi izledim bir sürü alet takılıydı ilaçların etkisiyle hemen dalıyordu uykuya, vücudu ne kadar dayanıklı olsa' da kolay bir ameliyat olmamıştı, İzem'e bir can borçluydu çünkü az daha - yaşamayı bırak sözün devamını getirmeye dilim bile varmıyordu, derin bir nefes alarak başımı arkaya yaslayıp bekledim ama sadece bekledim, bir ara telefondan İzem'i götüren adamlarımdan birini aradım, babam götürttürürken haberdar olmak için kendi

adamımı' da yanlarına vermiştim telefon hemen açılınca telefonun ucundaki nefes nefese konuşuyordu.

"Buyurun Fırat bey?"

"Alo Ahmet, ne yaptınız?"

"Şimdi geldik efendim yazlığa İzem hanımIda bağladık duruyor"

"Tamam gelişmelerden haberdar et"

"Emriniz olur Fırat bey"

Telefonu kapatırken abim uyanmış beni seyrediyordu, yüzüme mahcup bir ifade takarak "Ben' mi uyandırdım" derken abim tek kaşını kaldırarak cıklamıştı

"Çağırayım' mı hemşireyi?"

"Yok, zaten sürekli uyuyorum" abim kafasını aymaya çalışsa' da bir yandan' da bana laf yetiştirmeyi' de ihmal etmiyordu.

"Kalk Fırat efendi kalk" abim kolundaki serumu çıkartıp kenara korken çoktan ayaklanmıştı

"Abi saçmalama, anca çıktın ameliyattan zaten" abim hiçbir şey demeyip sadece bakış atmıştı

"Abi!"

"Fırat, çıkıyoruz!"

Abim her zamanki gibi tehditkar sözlerini söylerken zorlanıyordu, belli ağrısı var ama asla hiç bir kuvvet abimi hastanede durduramazdı

"İzem'den haberin var mı?"

"Var, adamlarımdan birini yanlarına gönderdim"

"Neredeler?"

"Ne yapacaksın abi?"

Abim öfkeli gözlerle bana bakarken öfkeyle bağırmıştı

"Sorumun cevabı bu değil Fırat!"

"Yazlıkta" abime istediği cevabı verirken abim gömleğinin düğmelerini ilikliyordu ben ise aklıma gelen soruyla birlikte abime bakıp "Oraya onu kurtarma' ya gitmiyorsun değil' mi?" demiştim, abim beyaz gömleğini giymişti ve bana bakıp "Gidiyorum" demişti ve cidden' de gidiyordu, dediğinde son derece kararlıyken ne dersem diyeyim asla geriye çeviremezdim

"Neden abi, seni vuran bir kız için kendini es geçip gidiyorsun, neden ya?" Abim gömleğin uçlarını pantolona sokarken

"Çünkü onun acısı var anladın' mı?"

"Peki dediği?"

Abim bakışlarını benden çevirirken zorlanarak konuşmuştu

"Onu hiç söyleme, size bunun hesabını kat ve kat soracağım zaten"

"Yapma abi ya"

"Ne yapması lan, siz ne dediniz bana üç yaşında kızı var dediniz, bu kız en fazla yirmi beş yaşında lan"

Abim bana dönüp devam etti "Belli babası ölmüş, ama benim bir bilgim yok" Abim hazırlanıp odadan çıkarken koridorda bekleyen babam ve annem şaşkına dönmüşlerdi, herkes abimin ne diyeceğini meraklanırken abim hiç bir şey demeden önlerinden geçip gidecekken babam kolundan tutup engellemişti "Nereye oğul?" abim ise göz ucuyla bakıp

"İşlerim var" deyip çıkıp gitmişti, nereye gideceğini bildiğim için bende arkasından giderken, yolda abimin aracını görmüştüm ama onun hızına yetişebilmek için bir hayli gaza yüklenmiştim, arkalı önlü yazlığa gittiğimizde adamlardan ikisi dış kapıda bekliyorlardı bizi görünce hemen kapıyı açarlarken içeriye giriş yapıp araçları gelişi güzel park edip indik, benim gönderdiğim adam hemen yanımıza gelirken etrafı' da kolaçan ederek geliyordu.

"Kız nerede?" abim direk söze başlarken Ahmet söylemekle söylememek arasında kalsa'da abimin öfkeli bakışları altında söylemişti "Depoda efendim" abim hiç bir şey demeden depoya yönelirken bende arkasından gittim ve en sonunda bulmuştu namı değer İzem hanımı, kız korkusuzdu biraz' da deli, ama bilmiyor' ki bu yaptığı başına ne belalar açacaktı, içeriye girdiğimizde kızı sandalyeye oturtmuşlar ellerini kollarını bağlamışlardı ağzı ise bantlıydı, İzem'in halini görmemizle Ahmet'e dönerken

"Çok bağırıyordu" demişti abim hiç bir şey demeden İzem'in iplerini çözmüş ağzındaki bandı ise çıkartmıştı.

"Ne o, bu seferde kahramanlık' mı oynayacaksın?"

"Kes sesini, çok konuşuyorsun ve boş konuşuyorsun"

İzem yüzüne alaylı bir tebessüm yerleştirerek "İlk önce kaçır, bağla sonra kurtar, peki bu ne?"

"Sana dedim, ben bir şey yapmadım"

"Kes yalanı Kaner efendi" abim kızın kolunu tutup kendine çekerken "Düzgün konuş" demişti ama kızın asla öyle bir niyeti bile yoktu

"Şuan senin yaptığın kaç yüzlülük acaba bir, iki, üç, kaç?" abim bakışlarını tavanda gezdirerek oflarken İzem tekrar konuşmasını devam ettirmişti "Ben gidiyorum" İzem abimi beklemeden yanından geçip gitmişti ama benden geçit gelmemişti, kolumu dur maiyetinde uzatırken "şşşş, orada dur bakalım" demiştim, kan vermiş olabilir ama bu onu bırakacağım anlamına gelmiyordu, elimi kapının pervazına dayarken bende diğer pervaza yaslandım abim arkasını yavaş adımlarla dönerken az önce İzem'in oturduğu sandalyeyi' de ters çevirerek oturmuştu, ellerini sandalyenin tepesinde birleştirirken azda olsa zorlanmıştı ne kadar belli etmemeye çalışsa' da başaramamıştı.

"Söyle bakalım İzem hanım derdin ne?"

İzem abimin sesini duymasıyla hızla arkasını dönüp bir iki adımda yanına gitmişti "Sen şaka mısın?, söyledim ya" abim düşünür gibi yaparken dudağını büküp gözlerini tavana dikmişti

"Demek' ki inanmamışım"

İzem abimin dediğini takmayarak "Sen ne yapıyorsun' ya onu söylesene?" diyerek abimin kontrolünü boşa çıkarmaya çalışıyordu.

"Neyi ne yapıyorum?"

"İlk önce çözüyorsun sonrada bırakmıyorsun" abim İzem'in söylediği sözlerden sonra kaşlarını çatarak bakmaya devam etti

"Seni bırakmak için çözdüğümü nereden çıkardın?"

İzem iki elini yana açıp oflayarak konuştu.

"Neden çözdün peki?"

"Yaralıyım' ya, malum vurdun" abim sözlerini bir bir söylerken bir yandan kaşlarını çatmış diğer yandan' da sol eliyle' de yarasını göstermişti.

İzem ise beklediğimden farklı olarak ağlamaya başlamıştı ve eliyle yüzünü sıvazlayarak gözyaşlarını silerken abime doğru gidip bağırmaya başladı

"Babamı defnetmem lazım, bırak gidiyim!"

İzem'in sözleriyle abim yerinden kalkarak İzem'in kolundan tutup peşinden sürükleyerek dışarıya çıktılar, adamlar önlerine geçse' de abim kimseyi umursamadan araca binip gittiler bende arkalarından giderken bu sefer yolumuzu kesen babam olmuştu.

Bölüm Müziği :

16 Shots - Srefflon Dan

(Slowed+Reverb)

FIRAT' DAN

Konağa gelmememizle abim daha fazla burnundan solurken derin bir nefes alıp araçtan inmiştim ve daha sonra burayı cehenneme çevirecek Kaner ağa inmişti, aracın üstünden abime bakıp konağa girecekken az ileride duran araç dikkatimi çekmişti, uzakta olsa gözlerimi kısarak baktığımda camdan kumral dağınık topuzlu bir kız bize baktığını görmemle başımı hafif yan çevirip araca doğru bir adım hareketlenirken abimin öfkeyle "Nereye?" Sorusuyla olduğum yerde durmuş abime bakmıştım

"Birşey yok geldim"

Konağa girmeden arkamı dönüp arabaya son kez bakmıştım ama anlam vermemiştim, onca yaşadığımız olaylara bir yenisi'nin eklenmesine gerek yoktu o yüzden'de bu olayı boş verip korumalara selam vererek içeriye girdim, içeriye girer girmez anam kapıda yine her zamanki gibi karşılamıştı, iki elimi yana açarak anneme gidip kocaman sarılıp elini öperken babamda avlunun ortasında bize bakıyordu, babamada selam verip elini öperken aynısını abimden'de beklemiştim ama nafile, sadece kuru bir selam vererek içeriye girmişti ve sadece anamın elini öpmüştü çünkü annemin bir suçu, günahı yoktu oda çok dedi babama "Beyim yapmayın etmeyin" diye ama bizi dinlemediği gibi babam annemi'de dinlememişti, babam abimin öfkesine öfkeyle karşılık verirken bastonunu yere sert bir şekilde vurmuştu, abim çatılan kaşlarıyla babama bakarken babam tok sesiyle konuşmaya başladı.

"Hayırdır Kaner ağa neler oluyor?"

Abim babama bir adım yaklaşırken duruşunu yenileyerken başını dikleştirerek ve dişlerinin arasından kendinden emin bir şekilde konuşmaya başladı.

"Sevdiğim kadının kanı bulaşan elleri öpecek değilim baba"

"Haddini bil, ben senin babanım"

"Sen benim babam'san eğer benim içimin yandığı gün senin'de yanardı, ben kor gibi yanarken sende yanardın, ben her şeyi göze alıp ortalığı yakıp yıkarken sen bana sönmem yada durulmam için su dökmezdin sende gelip ateşime ateş olurdun, baba oğul bir olur her yeri, bu Midyat'ı ateşe verirdik"

Abim bağırırken işaret parmağıyla'da ilk önce babamı daha sonra'da etrafı göstermişti

"Ama sen ne yaptın baba?, o kızın mezarına bir toprakta sen attın, kimseyi cenazeye yaklaştırmazken seni neden yaklaştırdım bilir'misin?"

Abimin cevabıyla herkes meraklı gözlerle öfkeden gözü dönen Kaner ağaya bakarken abim sadece karşısında duran babama bakıyordu, abim bir adım daha yaklaşırken babam bir adım bile atmamıştı ne geriye nede ileriye, abim öfkeyle bağırırken annem ve Yeliz korkuyla bakıyordu

"İntikamıma en yakınen sen şahit ol diye seni yaklaştırdım baba, çünkü ilk önce sen kabul ettin, benim karşıma ilk duvarı sen ördün, daha sonrada Hamit ağa kızını kullanarak o senin çektiğin duvarı güçlendirdi, yıkılmaz yaptı"

"Olması gereken oldu Kaner ağa!, Aliz'in verdiği karardan dolayı sakın bizi suçlama, biz kan akmaması için berdel dedik ama kanı Aliz'in kendisi akıttı"

Abim babamın verdiği cevapla alaylı bir tavırla yılımsarken aniden ciddileşerek babama tekrardan yaklaşmıştı

"Berdel diye diye bir nesil öldürdünüz, ve öldürmeyede devam ediyorsunuz!" Abim sözlerini tane tane ve üstüne bastıra bastıra söylerken babamın gözlerinin içinden hariç hiçbir yere bakmıyordu

"Sanki yıllardır berdelle evlenen kişilerin ölüm çukurunu görmüyormuş gibi konuşma baba!, sizin yaptığınız sadece günahın üstünü başka bir günahla kapatmak, ölüm olsa berdel, kaçmak olsa berdel, insanlar sevdiğiyle mutlu olmak için ölümü göze alıyorlar kaçıyorlar ama siz arkalarında kalan kişilere cehennem yaşatıyorsunuz, en çokda kadınlara, kızlara!"

Babam konuşmaya yeltenmesiyle abim tek kaşını kaldırıp tekrar konuşmasıyla babam sözünü yutarak karşıdan gelen zehirli sözleri tekrardan dinlenek zorunda kalmıştı

"Ama artık öyle olmayacak, ben yaşadığım sürece asıl suçlular cezasını çekecek, devletin cehenneminde benim gazabımla karşılaşacak"

Abim son sözünü söylemesiyle babama gözünün ucuyla bakıp yanından geçip merdivenlere yönelirken annem bana çatılan ve hüsrana uğrayan bakışlarıyla bakıp merdivenlerden çıkan abime bakmıştı

annem'in "Nereye oğul?" Sorusuyla abim arkasını dönüp anneme bakarken zehir zemberek sözlerini esirgememişti yine.

"Odaya, dinleneceğim bence bu duyduklarınızdan sonra sizde dinlenin, malum gerçekler acı gelmiştir herkese"

Anam korkan gözlerle bana bakarken ben gözlerimi kaçırıp oturmak için sedire geçtim, abimin bu kadar fazla tepki vereceğini beklemesekte yinede bekliyorduk çünkü her şeyi unutacak hali yoktu yada ondan sil baştan'da bekleyemeyiz, Mardin'e döndü diye herkesi affetti değil, abimin sadece dönmesinin tek bir nedeni var oda dediği gibi herkese kan kusturmaktı.

Aliz'in ölümünün üzerinden ne kadar geçerse geçsin abimin öfkesi dinmeyecekti ve bu ölümden tüm aşiret en önemlisi'de babamı sorumlu tuttuğu içinde herkese ateş püskürüyor, herkesin yakasını silkindiriyordu.

"Katil!"

Dışardan bağrış sesin gelmesiyle oturduğumuz yerden kalkıp etrafa bakınırken annem ve Yeliz direk dışarıya koşmuşlardı, bende hızla sehpanın yanından geçip giderken yarı kapalı olan kapıyı sert bir şekilde tutup arkaya savurmuş ve dışarıya çıkmıştım.

Dışarıya çıkmamla birlikte kızın bakışları annem ve Yeliz'deyken bir kez daha öfkeyle bağırmıştı

"Kadınları ilk dışarıya gönderecek kadar korkak'mısın lan, çık dışarıya!"

Kapının önünde ağlayarak bağıran kızı görmemle şaşkına dönerken karşımda katil diye bağıran kıza bakıyordum ve kızın gözleri kan çanağına dönmüştü, kapıya gelen az önce dışarıda, aracın içinde gördüğüm kızdı ve deli gibi öfkesiyle tam karşımızda duruyordu, bir adım öne çıkmamla kızın bakışlarını kendi üstüme çekerken başımla kızı göstermişdim

"Ne oluyor burada?"

Ağabeyim hariç herkes kapının önüne gelmesiyle kız herkese sorgular'casına bakıyordu

"Kaner kim?!"

"Ben kardeşiyim sen kimsin?"

''Oğul ne oluyor?'' Annemin sorusuyla bakışlarımı kızdan ayırmadan başımı hafif anneme çevirirken bu sefer kız kardeşim korku dolu sesiyle konuşmuştu

"Abi bu kim?" Annemin ardından kardeşim'de kızın kim olduğunu merak ederken en son kız dayanamayıp elini sus dercesine kaldırarak bağırdı.

"Yeter!"

Kızın bağırmasıyla kaşlarım çatılırken annemde ki bakışlarım hızla kıza dönmüş ve öfkeyle tam söze girecekken ağabeyim konaktan çıkmasıyla karşıda duran kızın sorusunu cevapladı.

"Kaner benim, sen kimsin?" ağabeyim tok ve sinirli sesiyle ortalığı ayağa kaldırırken karşımızda duran kız ağabeyimin sözünden sonra derin bir nefes alarak devam etti

"Ben kim'miyim?, tanımadın'mı beni?"

"Tanımam'mı gerek?"

Karşımızdaki kız ağabeyimin sözünden sonra bir taraftan ağlıyor bir taraftan gülüyordu, kız alt dudağını ısırırken başını hafif yan yatırarak alaylı bir şekilde gülümsedi, kız bir veya iki dakika o şekilde durduktan sonra herkese meydan okurcasına, tüm korkusuzluğuyla yüzündeki tebessümü siler'ken ağabeyimin karşısına geçerek ve tüm gücüyle göğsünden ittirerek bağırdı.

"Bir insan öldürdüğü adamın kızını nasıl tanımaz?"

Neyden bahsediyordu?, ne öldürmesi ağabeyim, Kaner Ağa birini'mi öldürmüştü, yıllardan beri kan dökülmemesi için her yolu deneyen, ölümle sınanan ağabeyim birini'mi öldürmüştü, asla böyle bir şey olamazdı, bir yanlışlık olmalıydı peki böyle bir şey olmasa bu kız neden karşımızdaydı hele birde bu kıyafet ve bu saçla, demek'ki olayı yeni duymuş ve direk bizim buraya gelmişti, ama bu kız kimin kızıydı, herkesin bakışları şaşkına dönmüş bir şekilde ağabeyim ve kız arasında gezinirken ağabeyim kendine vuran kızın ellerini tutup geriye savurmasıyla kız yandaki duvara çarpmıştı, kızın hali abimin umurunda olmazken "Bu kadar saçmalık yeter!" diye bağırarak ve daha fazla bu saçmalığa ortak olmamak için arkasını dönüp konaktan içeriye girmek için yeltenmişti, ağabeyimin hiçbir şey demeden gitmesiyle şaşkına dönen kız, yanında duran korumayı hızla bir eliyle göğsünden ittirirken diğer eliyle'de adamın belinden silahı alıp havaya bir el ateş etmişti, silahın patlamasıyla ağabeyim olduğu yerde dururken bizimkilerden çığlık kopmuştu, ağabeyim omuz'unun üstünden annem ve Yeliz'e bakarken dişlerini sıkarak arkasını dönüp kıza baktı, bu kez namlunun ucunda ağabeyim varken, anam ve kız kardeşimin çığlığı eşliğinde babam ve korumalar'da silahını kıza doğrultmasıyla, ağabeyim korumalar'a bakarak gür bir ses tonuyla konuştu.

"Şimdi burada ne olursa olsun kimse bir şey yapmayacak" abimin bakışları yeniden kızı bulurken "Sana gelecek olursak sen kimin kızısın bilmiyorum ama bir yan-"

"Demek bilmiyorsun, ben Nevzat Özdemir' in kızı, İzem Özdemir!"

Kız, abimin konuşmasını bitirmesine müsaade etmeden ağlamak ve bağırmaktan kısılan sesiyle tekrar bağırarak Nevzat'ın kızı olduğunu söylemişti.

Buda ne demekti, nasıl Nevzat'ın kızı olurdu, biz araştırdığımızda Nevzat'ın iki ve üç yaşlarında kızları vardı ama karşımızda duran kız, yirmi beş yaşlarındaydı, en önemlisi'de Nevzat ölmüş'müydü?, başımı yan çevirip abime bakarken abim kızın dediği doğrumu dercesine yüzüme sorgularcasına bakmıştı, İzem abimle bakışmamızı yakalamasıyla ve asla fırsatını kaçırmayarak tüm acısıyla bağırmaya başladı

"Ne o, öldürdüğünüz adamı tanıdınız'mı birden, benim babam yok artık, sen babamı benden aldın, bende seni ailenden alacağım, benim babam toprağa girerken sen sıcacık evine giremezsin.!"

Babam karşımızda duran kızın ciddiyetini anlamasıyla ağabeyimin sözünü çiğneyerek silahının sürgüsünü çekip silahın namlusunun hedefini yenilerken konuşmaya başladı.

"Buradan sağ çıkamazsın, indir o silahı"

İzem babamın sözünü garipsiyerek tek kaşını kaldırarak babama baktı.

"Katil oğlunuz'da babamla beraber toprağa girsin, gerisi umrumda değil"

"Eğer eminsen durma çek vur ama pişman olacağın iş yapma!"

"Sen babamı öldürmeden önceydi o, sen babamı öldürdüğün an bendeki pişmanlıkta öldü."

İzem sözünü bitirmesiyle kulakları sağır edecek üç el silah sesi sokakta çınlarken herkes kime ne olduğunu anlamamış ve herkes korkuyla bakıyordu, kim kime sıktığı belli olmazken, annem ve kız kardeşimin çığlıkları bir kez daha sokakta yankılandı, bakışlarım babamı bulurken babamda korkuyla etrafa bakıyordu, Ağabeyime baktığımda ise beyaz gömleği kanlar içinde kalırken canı yanmasıyla yüzünü kırıştırarak kendini vuran kıza bakıyordu, zarına zor kendime gelip ağabeyime doğru koştum, abime son anda yetişmemle abim dengesini kaybedip bana doğru aşınca hemen tutmuştum, dizlerim yerle buluşurken çatıdan'da güvercinler kanatlanıp uçmuştu abimin ise tek odak noktası güvercinler olurken, anam ve kız kardeşim hızla yanımıza koşarak feryat ediyorlardı.

"Oğul!"

"Abi!"

Beni abimden ayıran yere düşen silah sesi olurken, karşımda duran kıza baktığımda silahı yere atmış gözlerinde ise pişmanlığın tek bir kırıntısı dahil yoktu.

"Kızı koru Fırat, babamdan kızı koru"

Sbim kendini zorlayarak konuşurken benden kızı korumamı istiyordu, bunu kendine yapan kızı, bunca karışıklığa sebep olan adamın kızını korumamı istiyordu, benden hiçbir cevap gelmezken abim kolumu tutarak hafif aşağıya çekmiş ve dişlerini sıkarak bakıyordu

"Merak etme, sen gelinceye dek koruyacağım" içimdeki korkuyla beraber abimin dediğini sorgusuz sualsiz kabul etmiştim

"İşte sen ölünce çarşıdaki müzik gibi kuş olup uçup gideceksin ve bende huzura kavuşacağım"

İzem'in sözleriyle bakışlarım abimden ayrılmış karşımdaki öfkeden deliren İzem'e bakıyordum ama İzem kendinden geçmiş gibi içindeki öfkeye teslim oluyordu, abim ise Aliz için çaldırdığı müziğe teslim olmak üzereydi, abim kızın dediği cümleyle ve yüzüne yayılan gülümsemeyle bakışlarını bulutlara çevirmiş ve sessizce "Olur" demişti

Abim yavaş yavaş bilincini kaybetmeye başlarken elimi yaranın üzerine sıkı sıkıya bastırmıştım ama inadına akan kan durmuyordu, durduramıyordum, annem abimin başına yere çökmüş feryat ediyordu babam ise elinde silahla kalakalmıştı, dağ gibi Kaner ağa yerde kanlar içinde yatıyordu, gözlerim dolarken etraf buğulanıyordu ama aldırış etmeden etrafa bağırıp araba hazırlamalarını söyleyip duruyordum.

"Ne bakıyorsunuz lan arabaları hazır edin hastaneye gidiyoruz" diye bağırdım ama sanki kimse hareket etmiyordu bir yandan yaranın üzerine bastırırken diğer elimle'de abimin çenesinden tutup salladım ama kapattığı gözlerini açmıyordu.

-

Hastaneye gelmemizle ani fren yapıp dururken hızla bizim çocuklardan biri inip arka kapıyı açarken diğerleri sedye diye bağırıyorlardı, hastanenin önü yavaş yavaş bizim aşiretten adamlar kaynarken herkes telaş içinde ağalarına koşmuşlardı.

"Abi Allah'ını aç gözlerini!" Abim bana ses vermezken gözlerini çoktan kapatmıştı ne kadar sallasamda yoktu açmıyordu gözlerini İzem arada dikiz aynasından Kaner'i kontrol etse'de yaptığıyla gururu duyarcasına bakıyordu, sedyenin gelmesiyle abimi yatırırken her yer kan olmuştu, abimin üstü, benim üstüm ne kadar tampon yapsam'da inat ile akan kanı durduramamıştım, abim sedyeyle götürülürken bende hızla İzem'in kapısını açıp kolundan sürüyerek dışarıya çıkartıp abimin arkasından hastaneye giriş yaptık, yaşanlar'dan sonra İzem'i konakta bırakamaz'dım eğer onu orada, konakta bıraksaydım babam korumalara emir verip bir şey yaptırır'dı, yanımda getirmekten başka çarem olmadığı için birde İzem'le uğraşıyordum.

Abimin vurulduğunu duyan herkes hastaneye akın ederken doktorlar hemen abimi ameliyathaneye almışlardı, herkes ameliyathane önünde beklerken anamın bakışları yanımda duran İzem'i görmesiyle oturduğu yerden kalkıp bize yönelmesi bir oldu, yanımıza geldiğinde ise annem öfkeyle İzem'i omuzundan tutup kaldırırken ittirmişti.

"Her şey senin yüzünden oldu, senin!, bak oğlum ne halde görüyor'musun?"

Annem İzem'i hırpalarken hiçbir şey diyememişdim, ne diyebilirim, nasıl savunabilirim ki? Abimin yapmadığını veya yaptırmadığını adım kadar emindim, kendimden emin olmadığım kadar abimden emindim, ama nasıl olurda bu kıza haber böyle gider, nasıl olurda gerçeklik payını araştırmadan böyle bir delilik yapabilirdi?, peki ben hangi hakla şimdi bu kızı annemin elinden alacaktım, elimdeki abimin kanın sebebi bu kız iken hangi hakla onu savunabilirdim'ki.

"Ben'mi suçluyum?, benim babam öldü, içerde yatan katil olan oğlunuz öldürdü, anladınız'mı beni, sırf intikam için, babamın kanı yerde kalmasın diye İzmitten geldim" İzem anneme öfkeyle bakarken hızla annemin ellerini omuzlarından çekip boşluğa savurmuş ve bir kez daha anneme bağırmıştı.

"Gebersin anladın'mı beni, gebersin"

Babam İzem'in dedikleri üzerine hızla gelirken diğer ağalar tarafından İzem'e yaklaşamadan tutmuşlar'dı

"Oğlum bu odadan çıkmadığı an seni gebertirim"

İzem akan göz yaşlarına rağmen babama gülerek bakınca "Umrumda mı zannediyorsun?" demesiyle bakışlarını annem ve kendisine saldırmak için her türlü çabayı veren babama bakarak devam etti

"Ben daha babamı toprağa koymadan buraya geldim ve inanın hiç ama hiç pişman değilim"

İzem sözlerini söylerken bakışlarımı ellerimden kaldırıp ona bakmıştım ama İzem'in dediklerinin aksini söylemeye ne cüret, gözlerinde barındırdığı öfkeyle bunu herkese kanıtlamıştı ve bakışlarında tek bir pişmanlık dahil yoktu, annem daha'da öfkelenmiş ve İzem'i tuttuğu gibi duvara savurmuşdu.

"Yeter!"

Bağırarak oturduğum koltuktan kalkarken İzem ve annem birbirlerine öfkeyle bakmaktan bana bakmıyorlardı, her ikisine'de bakarken iki tarafa'da elimle durun işareti yapmıştım

"Ana, İzem yeter, susun, abim içerdeyken birde siz ile uğraşmıyacam, ağabeyim bir çıksın ondan sonra ne yapıyorsanız o zaman yapın"

Bizimkileri ayırıp İzem'in kolundan tutup yanımdaki sandalyeye doğru çekip oturtunca, anamı'da karşıya oturtup tam ortalarında durup iki tarafa'da bakıp durdum, ama tam karşımda duran babamı görmemle kalakalmıştım, babamın arkasında ise adamlar varken sadece başımı iki yana sallayabilmişdim çünkü abime verdiğim bir sözüm vardı ve bununda arkasında duracaktım.

Başımı kaldırıp babama bakarken geçit vermiyeceğimide kanıtlamıştım, babam daha fazla üstelemeyip bir kenara geçip beklemeye başlarken yanındaki adamlara talimat verip duruyordu, gözümün ucuyla bir babama birde emir verdikleri adamları kontrol ederken bir iş çevirdikleri belliydi ama neyin peşindeler anlamış değilim.

İçerden kimseler çıkmazken ameliyat bir saati doldurmak üzereydi ama tek bir haber yoktu, zaman ise geçmek bilmiyordu amaliyathane'nin önünde doktor belirmesiyle İzem hariç herkes doktorun yanında soluğu almıştı, İzem ise kılını kıpırdadma'dan sandalyede oturuyordu.

"Abimin durumu nasıl doktor bey?"

"Acil olarak AB Rh Negatif kana ihtiyaç var"

Doktorun cevabıyla İzem ilk başta yavaş gülmeye başlamasıyla ona baktığımızda İzem bizi umursamadan gülmesini arttırarak kahkaha atmaya başlamıştı.

Doktor kan haberini verip tekrar içeriye girerken bende hemen tüm aşirete haber saldım, beş dakika içerisinde tüm aşiret gelse'de kimsenin kanı uymuyordu

Hastaneye gelen gidenin haddi hesabı yoktu ama kimsenin elinden bir şey gelmiyor'ken, herkes bir köşede tefonla konuşuyorlardı ama yoktu, lanet olsun bütün telefonların açılmasıyla kapanması bir oluyordu ve bazıları ise hüsranla kapanıyordu, bizim çocuklar bir kaç kişiyi bulmuşlardı ama onlarda ülke dışındaydılar.

"Nasıl oldu bu Haşir ağa, kim ağamız'ın canına kast edebilir?"

Halil Ağanın lafından sonra babam öfke dolu gözlerle İzem'e bakarken

"Kaner, oğlum bir çıksın'da konuşuruz Halil ağa" demişti, tamda tahmin ettiğim gibi bunlar akan kan'ın hesabını sorma niyetindeler, elimle sakalını sıvazlayıp sıkıntıyla nefes verirken bir yol arıyordu ama yoktu peki şimdi ne olacaktı?, kimsenin kanı uymuyordu, tüm herkesi aramıştım ama yoktu, kimsenin kanı AB Rh Negatif değildi, zor bulunan kan olduğunu biliyordum ama bu kadar'da değil.

Babamın kanı uyuyordu ama oda ilaç kullandığı için olmuyordu, babam ne kadar kullanmıyorum dese'de babamın doktoru gereken bilgiyi vermişti bir kere.

Diyarbakırda'ki akrabaları bile aramıştım onlarda sorup soruşturmuştu lakin kimsenin kanı uymuyordu, hastanede hınca hınç bizim aşiretten dahası başka aşiretten abime kan vermek için insanlar vardı ama bir kişinin bile kan gurubu uymuyordu, herkesin elinde telefonla kan arıyorlardı, koridorda hareketlilik başlayınca kapıya baktığımda bir hemşire çıkıp başka hemşire giriyordu yeniden bir hemşire içeri girecekken durdurup sordum.

"Ne oluyor hemşire hanım?"

"Hastanın kalbi durdu"

Hemşirenin sözünden sonra zor yutkunurken duvara tutunarak yavaşça yere çöküp başımı iki elimin arasına arasına alarak oturmuş'tum, elimden hiçbir şey gelmezken ben deliriyor'dum, birşey yapamam beni öfkelendiriyordu.

"Ne diyorsun sen hemşire kızım?"

İlk defa babamın sesi titremiş'ti, onu ilk defa bu kadar çaresiz görüyordum herkesin bir sorunu olsa Haşir ağam halleder diye ilk koşacakları, ilk gelecekleri kapı bizim olurdu ama şimdi ise dağ gibi adam gitmiş yerle bir olan adam gelmişti, bırak başkalarının yardımına koşmayı kendi canından, kanından olan oğluna yardım edemiyordu, evimizin koca çınarı, babam şimdi dokunsan yıkılacak gibiydi, babamın sözlerinden sonra başımı kaldırıp baktığımda babam tek bir noktaya bakıyordu, aynı hizaya bende baktığımda babamın odak noktasında İzem vardı, babam belindeki silahı çekip İzem'e doğru ilerleyip İzem'in önünde dururken silahın namlusunu İzem'in alnının ortasına dayamıştı ve titreyen sesiyle karşısında yılımsayan ve ağlayan kıza adeta kükreyerek bağırmıştı

"Eğer oğluma bir şey olursa seni yaşatmam, buda böyle biline!"

İzem oturduğu yerden kalkıp ve sanki alnına silah dayanan kız değilmişçesine babamın karşısına geçip ameliyathaneyi göstererek konuştu

"Oğlunuz hak ettiği yerde"

İzem'in dediği lafa gözlerim fal taşı gibi açılmıştı, çöktüğüm yerden kalkarak yanlarına gidip babamın silah doğrulttuğu kolunu tutup indirmesi için babamın gözlerine bakmıştım ama indirmeye hiç niyeti yoktu, beni es geçip gözlerini İzem'den ayırmazken, İzem öfkeyle babama bakıyor ve bir yandan'da ağlıyordu, İzem'in ağlaması ise pişman olduğu için veya korktuğu için değildi, İzem kendi babasına ağlıyor sonrada ve abimin bu halde olmasını hak ettiğini düşünerek pişman olmuyordu.

İzem'in arkasındaki koridorda oluşan hareketlenmeyle herkesin dikkati gelenlere yönelmişti, gelen kişiler ise en az yirmi kişiyle beraber onlara önderlik eden ve en önde genç bir delikanlı gelirken başlarındaki genç adam belindeki silahı çıkartıp namluyu çekmesiyle babama doğru doğrulturken hastanede bulunan aşiret ağaları'da zaman kaybetmeden onlara doğru silahları doğrulttu.

"İndir o silahı Haşir ağa"

"Sende kimsin?"

"Eğer olur' da yanlış bir hata yaparsan kim olduğumu o zaman anlarsın"

"Senin hata diye atlandırdığın olursa ne olur?" Genç delikanlı babamın dediğine gülerken "Haşir ağa istersen İzem'i ve beni şimdi çek vur ama şunu bilesin burada kimse sağ çıkmaz, çıkartmam" demişti ve yandan gülüp hemen ciddileşerek devam etti "Buna aileniz'de dâhil"

Babam karşısındaki adamın arkasındaki adamları gösterirken "Bunca adam ile'mi" demesi ile genç delikanlı tek kaşını kaldırarak cıklarken" Haşir ağa, Haşir ağa gerçekten'mi?" Demişti, babam başını yana çevirmesi ile karşımızda duran genç daha geniş gülümsemişti

"Birde sen dışarıyı gör Haşir ağa, yada dur ilk önce sen karın ve kızının yanında duran iki delikanlıya baksan yeterli bence"

Delikanlının cümlesiyle babam ve ben hızla annem gile dönerken tam arkalarında duran adamlar silah çekmiş bir emre bakıyorlardı ateşlemeleri için, babamdan erken davranarak genç delikanlının alnına silahı doğrultan ben olurken bir adım daha yaklaşmıştım

"Acınız var anlarım ama bir hata yaparsan seni ben öldürürüm"

"İzem'i bırakacaksınız, yoksa gerisi beni alakadar etmez" Genç dediklerinin arkasında tüm korkusuzluğuyla dururken ben bir korkak gibi indirmem heleki ailem söz bahis olurken indiremezdim.

Babam gözünün ucuyla eşine ve kızına bakarken İzem sanki hiçbir şey olmamış gibi yerine geçerek oturdu, ameliyathane'nin kapısı aralanırken içerden çıkan hemşire silahları görmesiyle korkuyla yavaş yavaş herkese bakıp kalmıştı, hemşire korku ve telaşla "Silahla vurulan hastanın yakınları kim?" diye sormuştu hemen, silahı indirip babamın ve İzem'in yanındaki gencin silahları arasından geçip hemşirenin yanına gidip titreyen sesimle "Kardeşiyim ben" demiştim.

"Hastanın kalbini çalıştırdık ama çok fazla kan kaybetti acil kan lazım"

İlk defa ne yapacağımı bilemiyordum bizimkilere baktığımda babamlar karşıda duran kişilere silah çekmiş ve iki tarafta ateşlemek için en ufak bir hareketlilik bekliyorlar, anamla kız kardeşim namlunun ucundayken abim için oturmuş ağlıyorlardı, olduğum yerde duvara yaslanırken elimdeki silah kayıp yerle buluşmuştu, koca koridor yere düşen silahın sesiyle yankılanırken ameliyat hanenin kapıları yeniden açılıp kapanmıştı, kos kocaman Mardin'in aşiretiydik ama elimiz kolumuz bağlı kalmıştı, İzem'e baktığımda ise ayağa kalkmış ağlayarak koridorun sonuna doğru gidiyordu, az önce umursamaz tavrıyla buz gibi oturan kız şimdi ağlıyordu, yaptığı hareket herkesin dikkatini çekmesiyle herkes İzem'e bakıyordu

"İzem nereye?" Dayanacak halim olmasa'da bir adım ileri adım atarak bağırmıştım.

İzem ise arkasına bakmadan ve kimseyi umursamadan bağırarak konuşmuştu "Ölerek günahından bu kadar çabuk kurtulamaz, buna izin vermem " buda ne demekti İzem biraz daha ilerledikten sonra ilerde duran hemşireye sesini duyurabilmek için bağırarak "Benim kanım uyuyor hemşire hanım" demişti

Hemşire hanım İzem'in cevabıyla kan almak için beraber odaya girdiklerinde herkes derin bir nefes alırken bende derin bir oh çekerek kendimi duvarın kenarına bırakmıştım, gözlerimi kapatıp derin bir nefes verirken başımı eğerek yüzümü ovuşturdum, babamda köşesine çekilmiş ve diğer ağaları' da yanına alıp konuşuyorlardı,

eminim'ki her şeyi anlatıyordu, peki bu saatten sonra babamın öfkesinden İzem'i kim alacaktı!.

Aradan ne kadar geçti bilmiyorum ama hemşire elindeki kan torbasıyla ameliyathaneye girerken İzem ve yanındaki o genç adam ortada yoktu, gerçi çokta umurumda değildi sonuçta yanında o adam varken babam elleyemezdi, içerden bir buçuk saat sonra güzel haber geldiğinde herkes tamamen derin bir nefes vermişti, aradığımız kan burnumuzun dibindeyken İzem susmuştu, ölmesini beklemişti peki ya sonra neden kararından vaz geçmişti, aklından neler geçiriyordu bilmiyorum, düşüneceler içinde kaybolurken birazdan içeriye alacakları haberi gelmişti, bende gelen haberle İzem'e bakmak için dışarıya çıktım, bahçeye çıktığımda ise İzem bankta oturmuş bekliyordu sonradan gelen genç adam ise bir veya iki metre uzaklıkta hararetli bir şekilde telefonla konuştuğunu görünce İzem'in yanına geçip oturdum, İzem ise bana bakmadan düz bir sesle konuşmaya başladı.

"Yaşıyor mu?"

"Evet, birazdan odaya alacaklarını söylediler" aklıma gelen düşünceyle İzem'e bakmadan devam ettim

"Abim için hak etti diyorsun ama sonradan kan verdin neden?"

İzem karşıdan gözlerini ayırıp ifadesiz gözleriyle başını bana çevirip konuştu

"Sorunun cevabını herkesin içinde verdim sanıyordum!"

Başımla onay verdikten sonra babama silah çeken delikanlının yanına elinde siyah hediye poşetiyle koruma gelirken telefonu kapatmış korumayı bekliyordu, hediye poşetini aldıktan sonra bize doğru gelirken yüzü ifadesizleşmişti

"Kıyafet getirttim sana, üstünü değiştir İzem, sonrada gideriz"

İzem'in yanında bir şey demesem'de İzem içeriye gidince karşımda duran delikanlının karşısına geçip konuşmaya başladım.

"Hiçbir yere gidemessiniz"

"Öylemi, durdursana" karşımda duran delikanlıya biraz daha yaklaşıp devam ettim

"Hadi o zaman, gidebiliyorsanız gidin"

İzem geldiğinde üstünü değiştirmemiş hala aynı kısa mavi abiyesiyle karşımızda duruyordu.

"Değiştirmemişsin"

"Yolda hallederim, artık buradan gitmek istiyorum"

"Rahat ederdin" İzem hiçbir şey demeden arabaya doğru giderken kolundan yakaladım.

"Sen nereye İzem?"

"Kendinizden olmayınca unutursunuz ama babamın cenaze törenine gideceğim, bir katil için yeteri kadar burada zaman kaybettim"

"Kusura bakma İzem, ama ağabeyim kendine gelmeden seni bırakamam"

karşımdaki duran kızın gözlerinde öfke büyürken kolunu elimden hızla çekerek konuştu

"Ne hakla?"

"Sende beni anla İzem, bırakırsam babam yolunu keser sen-"

"Siz kimsiniz'ki benim önümü kesecek baban, hangi hakla beni göndermeyeceksin"

"İzem!" İzem ne kadar iyi niyetimi açıklamaya çalışsam'da beni duymuyordu bile, ağlayan gözlerle bir adım daha bana yaklaşarak kan çanağına dönen gözleriyle gözlerime bakarken son kez yutkunarak konuştu

"Sen az önce içerde, duvarın kenarına çöküp çaresizce durmuştun ya aynısını bende yaşadım, ama bir fakla, sonradan sen derin bir nefes alıp oh dedin, ama ben diyemedim, boğazıma bir yumruk gibi oturdu kaldı ve hala burada" İzem son sözlerini söylerken işaret parmağıyla boğazını ve kalbini gösterirken sessiz sedasız ağlıyordu

İzem görünüşünden hariç çok güçlü biriydi, korkusuz, dediğim dedik ama görünüşü çıt kırıldım, korkan birisi gibiydi ama görünüşüne bakan aldanır ve alt üst olurdu, İzem cümlesinin bitmesini bekleyip tekrar konuşmama başladım

"Mardin'in aşiret ağası, Kaner Ağayı vurdun, bunun cezası

olmayacağını'mı zannediyorsun?, bir baba heleki Hamit ağa durur'mu?"

İzem beklediğim davranışın tam tersi kabullenmiş biryandan'da kabullenmemiş gibi gözüküyordu ama tabiki'de kabullenmemişti.

"Demek gidemem, tamam o zaman bundan sonra yapacaklarımdan ve yaptıklarımdan ben mesul değilim"

Neyden bahsediyordu daha ne yapabilirdi İzem'in bu dediğine anlam veremesem'de İzem hızla hastaneye girdiğinde arkasından bende hastaneye girdim

"Nerede o katil!?"

"Kimden bahsediyorsunuz hanım efendi?"

İzem danışmanın önünde bağırırken bizim aşirettekiler ve diğer aşirettekiler şaşkınlıkla kıza bakıyorlardı, az önceki çıt kırıldım olan kız şimdi bambaşka biri olmuştu

"Kim olacak silahla yaralanan kişi"

"685 numaralı o-"

İzem cümlenin devamını dinlemeden giderken bende bizim çocuklara abimi sormuştum şükür'ki ağabeyimi odaya almışlar ve kendine gelmişti bile, İzem ise hızla odaya doğru gidiyordu ve kapının önüne geldiğinde babama bile aldırış etmeden direk odaya girerken arkasından'da ben ve babam girdik, eliyle abime kalk işareti yaparak aceleci sesiyle konuştu.

"Hadi kalk"

İzem'in lafından sonra babam İzem'in kolunu tutup hızla duvara iteklerken sözleriyle nefret saçıyordu

''Bu kadarı'da fazla kendine gel, ne yaptığını zannediyorsun sen?'' deyince İzem'de aynı hızla kolunu geri çekti.

"Benim babamı bu adam öldürdü, babamın cenazesine gideceğim ve ne hikmetse bu katilin kardeşi gidemeyeceğimi söylüyor, hangi hakla?, ne hakla!"

ağabeyim İzem'in bağrışlarından sonra dişlerinin arasından öfkeyle konuştu

"Ben öldürmedim babanı"

"Kes yalanı, bana Hakan her şeyi söyledi anladın'mı, ya kardeşine dersin beni rahat bırakır, yada"

"Yada ne?, yeniden'mi vurursun?"

"Kalkar benimle gelirsin" İzem derin bir nefes alarak ilk önce bana ve daha sonra babama bakarak göz devirdikten sonra tekrar konuşmasına devam etti

"Yâda boş ver ya önemli değil, kimse beni burada tutamaz, cesareti olan beni şimdi durdursun"

İzem son sözünü söyleyip odadan çıktığında ağabeyim odada olan babamı es geçerek küfür savurdu, babamda İzem'in peşinden çıkınca ağabeyim beklediğimden farklı olarak hiç bir şey yapmamıştı, sadece kendini biraz doğrultup tekrar yatmaya devam etti.

"Abi babam"

"Yapacak bir şey yok Fırat"

"Nasıl ya, abi sen demedin'mi koru diye, ne bu şimdi?"

"Ben ölürsem koru dedim ama hala hayattayım" abim hayattayım kelimesini iki elini yana açarak söylemişti, aklından bir şey geçiriyordu ama ne olduğunu anlamamıştım

"Yani?"

Abim bakışlarını bana çevirerek "Merak etme birşey olmaz" abim sözlerini söylerken dışardan bağrış sesleri kopmuştu biraz dinlesem'de kimin sesi olduğunu anlamam uzun sürmemişti, bu İzem'in sesiydi, hemen dışarıya çıkıp baktığımda ise babam adamlarına İzem'i yakalatmış götürttürüyordu, onunla gelen adam ise ortalarda yoktu İzem ne kadar çırpınsa'da onu tutan adamlardan kurtulamazken diğer adamlarda gelmişlerdi.

"Ne oluyor lan?" işte şimdi ortalık karışmıştı, karşı tarafta gelince İzem'i almak istediler ama babamda bir o kadar vermemek için adamlardan önlerine set germişti resmen

"Haşir ağa bırak kızı, yoksa sağ çıkartmam"

İzem'i almaya gelen adamlarla bizim adamlar karşı karşıya gelmişlerdi, Hastane'nin avlusunda, yumruklar konuşurken kimsenin durmaya niyeti yoktu, İzem ise öfkeyle bakıyordu

"Sizi yaşatmaz Haşir ağa biliyorsun değil' mi?" İzem kavgayı bırakmış babama ateş püskürürken babamın sınırlarını zorluyordu ve bundan' da asla geri durmuyordu.

"Hakan beni almadan gitmez"

İzem'in ismini zikrettiği adam her adımında daha'da yaklaşırken önüne gelen kişileri hem yere seriyor hem'de seriliyordu, ama geri kalkmayı'da biliyordu, belliydi uzun zamandır bu işin içindeydi ama babamla karşı karşıya gelmemesi lazımdı, her defasında daha'da yaklaşırken ben geçmiştim önüne, kavga etme taraftarı değildim sadece durdurma yönündeydim, eğer babama gelirse işte geri dönüşü olmayan yollara girilecekti ama o durma değil saldırmayı seçmişti ve ilk yumruğu atan Hakan'dı, bir iki adım arkaya ilerlerken doğrulup bende ileriye doğru adım attım, kanın tadını biliyordum bir çok kez öğretmişlerdi ama çok kez' de başkasına öğretmiştim, baş parmağımla dudağımın kenarını silip aniden bende yumruk atmıştım ve bunu beklemediğine emindim ama aynı hızla karşılık verince yumruğunu kendime siper ettiğim kolumla engellemiştim, aynı zamanda alttan Hakan' ın karın boşluğuna yumruk atmamla diziyle engellemişti cidden profesyonel bir kişiydi, Hakanla bu şekilde değil'de daha farklı şekilde karşılaşsaydık durumlar daha farklı olurdu, o zaman sırt sırta verirdik Hakan'la, tamamen birbirimize girerken etrafımızın durumu'da farklı değildi.

"Yeter!"

Tam karşıma, sesin sahibine baktığımla babam belindeki silahı çekmiş İzem'e doğrultmuştu, Hakan ise İzem'i görmesiyle olduğu yerde kalakalmıştı, diğer adamlar ve yerde kalan adamlarımızda ayağa kalkarak babama bakıyordu, herkesin eli yüzü kan içindeydi güya hastaneydik ama savaş alanına dönmüştü resmen, diğer hastalar bir taraflara kaçarlarken güvenlik görevlileri ayırmaya çalışıyordu, doktorlar ise bir tarafta izliyorlardı.

"Genç delikanlı, şimdi buradan gidiyorsunuz"

Hakan belindeki silahı çıkartarak babama karşı tutmuştu

"Sakın Haşir ağa, sakın!"

Hakan son kez sakın kelimesini başını yana yatırarak söylerken yüz hatları iyicene gerilmişti

"Genç, kızın yaşamasını istiyorsan git"

Hakan babamın üzerinden ayırmayan gözlerini ilk defa ayırarak İzem'e bakıp bir cevap bekliyordu ama İzem dimdik bakışlarıyla bakıyordu, babamın tekrar konuşmaya başlamasıyla bakışların yine odak noktası babam, Haşir ağa olurken babam silahın namlusunu bu sefer kendine silah çeken adama çevirmişti.

Babam İzem'in kolunu çekiştirerek "Gitmesini söyle yoksa ölür" demesiyle talimatlar verirken bakışlarım babamdan Hakan'a dönmüş vereceği tepkiyi, cevabı bekliyordum ama az önce bakışlarıyla meydan okuyan kız gözleri dolmuş yerle bir olmuştu sanki, İzem Hakan'a zarar gelmektense kalmayı kabul etmişti ve tek söylediği söz "Git" olmuştu.

Hakan şaşkın gözlerle İzem'e bakarken adamlarına toplanmalarını işaret etmişti ve gideceği yerde bir adım ileri atılmıştı ama babam bir kere gözünü karartmıştı, mermiyi namluya sürüp silahın yerini İzem'in başında yerini yenilerken bizim adamlarımızdan biride silahı Hakan'a doğrultmuştu.

Hakan kendine doğrultulan silah için değil' de İzem'e doğrultulan silahı görmesiyle bir adım daha atamamış ve göz bebekleri titrerken elini "Tamam dur, sakın" deyip kaldırmıştı, her bir sözünü yavaş yavaş söylemişti sanki sözleriyle ikna edecekmişçesine söylemişti ama ne babamın geri adım atmaya niyeti vardı nede Hakan arkasında İzem'i bırakıp gitmek istemiyordu, ama burada biri galip gelecekti ve oda açık ara babamdı çünkü elinde en büyük kozu İzem vardı, Hakan'ın gözleri dolarken yüzü gerginleşmişti ve sadece arkasını dönüp gidiyordu tam hastanenin kapısından çıkacakken son kez İzem'e bakarak "Özür dilerim" deyip gitmişti.

İzem babasından sonra bir kez daha yıkılırken kolunu hızla babamın elinden çıkıp tüm öfkesiyle babama doğru saldırmıştı "Ben size ne yaptım?" İzem gözyaşlarına aldırış etmezken biryandan babamın göğsüne vuruyor biryandan' da bağırıp duruyordu, arkadan adamlar gelirken İzem'in kollarından tutup götürüyorlardı, İzem ise son bir umut hastane kapısının oraya ayağını dayamıştı ama oda onu kurtaramamıştı, yaka paça

hastane' den çıkartıp arabaya koyup götürmüşlerdi, etraftaki adamlara bakıp "Toplayın şuraları" deyip içeriye, abimin yanına girdim, abim ise hiç bir şey yokmuş gibi gözlerini kapatmış yatıyordu, yatağın yanındaki koltuğu çekip oturmuştum, elim kumandaya gitse' de yapmamıştım, şimdi abimi uyandıramazdım, abimi kaybetme korkum yüreğimi kor gibi yakmıştı meğer abimin bir daha olmayacağını bilmek ne kadar kötü bir şeymiş, sadece oturup abimi izledim bir sürü alet takılıydı ilaçların etkisiyle hemen dalıyordu uykuya, vücudu ne kadar dayanıklı olsa' da kolay bir ameliyat olmamıştı, İzem'e bir can borçluydu çünkü az daha - yaşamayı bırak sözün devamını getirmeye dilim bile varmıyordu, derin bir nefes alarak başımı arkaya yaslayıp bekledim ama sadece bekledim, bir ara telefondan İzem'i götüren adamlarımdan birini aradım, babam götürttürürken haberdar olmak için kendi

adamımı' da yanlarına vermiştim telefon hemen açılınca telefonun ucundaki nefes nefese konuşuyordu.

"Buyurun Fırat bey?"

"Alo Ahmet, ne yaptınız?"

"Şimdi geldik efendim yazlığa İzem hanımIda bağladık duruyor"

"Tamam gelişmelerden haberdar et"

"Emriniz olur Fırat bey"

Telefonu kapatırken abim uyanmış beni seyrediyordu, yüzüme mahcup bir ifade takarak "Ben' mi uyandırdım" derken abim tek kaşını kaldırarak cıklamıştı

"Çağırayım' mı hemşireyi?"

"Yok, zaten sürekli uyuyorum" abim kafasını aymaya çalışsa' da bir yandan' da bana laf yetiştirmeyi' de ihmal etmiyordu.

"Kalk Fırat efendi kalk" abim kolundaki serumu çıkartıp kenara korken çoktan ayaklanmıştı

"Abi saçmalama, anca çıktın ameliyattan zaten" abim hiçbir şey demeyip sadece bakış atmıştı

"Abi!"

"Fırat, çıkıyoruz!"

Abim her zamanki gibi tehditkar sözlerini söylerken zorlanıyordu, belli ağrısı var ama asla hiç bir kuvvet abimi hastanede durduramazdı

"İzem'den haberin var mı?"

"Var, adamlarımdan birini yanlarına gönderdim"

"Neredeler?"

"Ne yapacaksın abi?"

Abim öfkeli gözlerle bana bakarken öfkeyle bağırmıştı

"Sorumun cevabı bu değil Fırat!"

"Yazlıkta" abime istediği cevabı verirken abim gömleğinin düğmelerini ilikliyordu ben ise aklıma gelen soruyla birlikte abime bakıp "Oraya onu kurtarma' ya gitmiyorsun değil' mi?" demiştim, abim beyaz gömleğini giymişti ve bana bakıp "Gidiyorum" demişti ve cidden' de gidiyordu, dediğinde son derece kararlıyken ne dersem diyeyim asla geriye çeviremezdim

"Neden abi, seni vuran bir kız için kendini es geçip gidiyorsun, neden ya?" Abim gömleğin uçlarını pantolona sokarken

"Çünkü onun acısı var anladın' mı?"

"Peki dediği?"

Abim bakışlarını benden çevirirken zorlanarak konuşmuştu

"Onu hiç söyleme, size bunun hesabını kat ve kat soracağım zaten"

"Yapma abi ya"

"Ne yapması lan, siz ne dediniz bana üç yaşında kızı var dediniz, bu kız en fazla yirmi beş yaşında lan"

Abim bana dönüp devam etti "Belli babası ölmüş, ama benim bir bilgim yok" Abim hazırlanıp odadan çıkarken koridorda bekleyen babam ve annem şaşkına dönmüşlerdi, herkes abimin ne diyeceğini meraklanırken abim hiç bir şey demeden önlerinden geçip gidecekken babam kolundan tutup engellemişti "Nereye oğul?" abim ise göz ucuyla bakıp

"İşlerim var" deyip çıkıp gitmişti, nereye gideceğini bildiğim için bende arkasından giderken, yolda abimin aracını görmüştüm ama onun hızına yetişebilmek için bir hayli gaza yüklenmiştim, arkalı önlü yazlığa gittiğimizde adamlardan ikisi dış kapıda bekliyorlardı bizi görünce hemen kapıyı açarlarken içeriye giriş yapıp araçları gelişi güzel park edip indik, benim gönderdiğim adam hemen yanımıza gelirken etrafı' da kolaçan ederek geliyordu.

"Kız nerede?" abim direk söze başlarken Ahmet söylemekle söylememek arasında kalsa'da abimin öfkeli bakışları altında söylemişti "Depoda efendim" abim hiç bir şey demeden depoya yönelirken bende arkasından gittim ve en sonunda bulmuştu namı değer İzem hanımı, kız korkusuzdu biraz' da deli, ama bilmiyor' ki bu yaptığı başına ne belalar açacaktı, içeriye girdiğimizde kızı sandalyeye oturtmuşlar ellerini kollarını bağlamışlardı ağzı ise bantlıydı, İzem'in halini görmemizle Ahmet'e dönerken

"Çok bağırıyordu" demişti abim hiç bir şey demeden İzem'in iplerini çözmüş ağzındaki bandı ise çıkartmıştı.

"Ne o, bu seferde kahramanlık' mı oynayacaksın?"

"Kes sesini, çok konuşuyorsun ve boş konuşuyorsun"

İzem yüzüne alaylı bir tebessüm yerleştirerek "İlk önce kaçır, bağla sonra kurtar, peki bu ne?"

"Sana dedim, ben bir şey yapmadım"

"Kes yalanı Kaner efendi" abim kızın kolunu tutup kendine çekerken "Düzgün konuş" demişti ama kızın asla öyle bir niyeti bile yoktu

"Şuan senin yaptığın kaç yüzlülük acaba bir, iki, üç, kaç?" abim bakışlarını tavanda gezdirerek oflarken İzem tekrar konuşmasını devam ettirmişti "Ben gidiyorum" İzem abimi beklemeden yanından geçip gitmişti ama benden geçit gelmemişti, kolumu dur maiyetinde uzatırken "şşşş, orada dur bakalım" demiştim, kan vermiş olabilir ama bu onu bırakacağım anlamına gelmiyordu, elimi kapının pervazına dayarken bende diğer pervaza yaslandım abim arkasını yavaş adımlarla dönerken az önce İzem'in oturduğu sandalyeyi' de ters çevirerek oturmuştu, ellerini sandalyenin tepesinde birleştirirken azda olsa zorlanmıştı ne kadar belli etmemeye çalışsa' da başaramamıştı.

"Söyle bakalım İzem hanım derdin ne?"

İzem abimin sesini duymasıyla hızla arkasını dönüp bir iki adımda yanına gitmişti "Sen şaka mısın?, söyledim ya" abim düşünür gibi yaparken dudağını büküp gözlerini tavana dikmişti

"Demek' ki inanmamışım"

İzem abimin dediğini takmayarak "Sen ne yapıyorsun' ya onu söylesene?" diyerek abimin kontrolünü boşa çıkarmaya çalışıyordu.

"Neyi ne yapıyorum?"

"İlk önce çözüyorsun sonrada bırakmıyorsun" abim İzem'in söylediği sözlerden sonra kaşlarını çatarak bakmaya devam etti

"Seni bırakmak için çözdüğümü nereden çıkardın?"

İzem iki elini yana açıp oflayarak konuştu.

"Neden çözdün peki?"

"Yaralıyım' ya, malum vurdun" abim sözlerini bir bir söylerken bir yandan kaşlarını çatmış diğer yandan' da sol eliyle' de yarasını göstermişti.

İzem ise beklediğimden farklı olarak ağlamaya başlamıştı ve eliyle yüzünü sıvazlayarak gözyaşlarını silerken abime doğru gidip bağırmaya başladı

"Babamı defnetmem lazım, bırak gidiyim!"

İzem'in sözleriyle abim yerinden kalkarak İzem'in kolundan tutup peşinden sürükleyerek dışarıya çıktılar, adamlar önlerine geçse' de abim kimseyi umursamadan araca binip gittiler bende arkalarından giderken bu sefer yolumuzu kesen babam olmuştu.

Bölüm Müziği :

16 Shots - Srefflon Dan

(Slowed+Reverb)

FIRAT' DAN

Konağa gelmememizle abim daha fazla burnundan solurken derin bir nefes alıp araçtan inmiştim ve daha sonra burayı cehenneme çevirecek Kaner ağa inmişti, aracın üstünden abime bakıp konağa girecekken az ileride duran araç dikkatimi çekmişti, uzakta olsa gözlerimi kısarak baktığımda camdan kumral dağınık topuzlu bir kız bize baktığını görmemle başımı hafif yan çevirip araca doğru bir adım hareketlenirken abimin öfkeyle "Nereye?" Sorusuyla olduğum yerde durmuş abime bakmıştım

"Birşey yok geldim"

Konağa girmeden arkamı dönüp arabaya son kez bakmıştım ama anlam vermemiştim, onca yaşadığımız olaylara bir yenisi'nin eklenmesine gerek yoktu o yüzden'de bu olayı boş verip korumalara selam vererek içeriye girdim, içeriye girer girmez anam kapıda yine her zamanki gibi karşılamıştı, iki elimi yana açarak anneme gidip kocaman sarılıp elini öperken babamda avlunun ortasında bize bakıyordu, babamada selam verip elini öperken aynısını abimden'de beklemiştim ama nafile, sadece kuru bir selam vererek içeriye girmişti ve sadece anamın elini öpmüştü çünkü annemin bir suçu, günahı yoktu oda çok dedi babama "Beyim yapmayın etmeyin" diye ama bizi dinlemediği gibi babam annemi'de dinlememişti, babam abimin öfkesine öfkeyle karşılık verirken bastonunu yere sert bir şekilde vurmuştu, abim çatılan kaşlarıyla babama bakarken babam tok sesiyle konuşmaya başladı.

"Hayırdır Kaner ağa neler oluyor?"

Abim babama bir adım yaklaşırken duruşunu yenileyerken başını dikleştirerek ve dişlerinin arasından kendinden emin bir şekilde konuşmaya başladı.

"Sevdiğim kadının kanı bulaşan elleri öpecek değilim baba"

"Haddini bil, ben senin babanım"

"Sen benim babam'san eğer benim içimin yandığı gün senin'de yanardı, ben kor gibi yanarken sende yanardın, ben her şeyi göze alıp ortalığı yakıp yıkarken sen bana sönmem yada durulmam için su dökmezdin sende gelip ateşime ateş olurdun, baba oğul bir olur her yeri, bu Midyat'ı ateşe verirdik"

Abim bağırırken işaret parmağıyla'da ilk önce babamı daha sonra'da etrafı göstermişti

"Ama sen ne yaptın baba?, o kızın mezarına bir toprakta sen attın, kimseyi cenazeye yaklaştırmazken seni neden yaklaştırdım bilir'misin?"

Abimin cevabıyla herkes meraklı gözlerle öfkeden gözü dönen Kaner ağaya bakarken abim sadece karşısında duran babama bakıyordu, abim bir adım daha yaklaşırken babam bir adım bile atmamıştı ne geriye nede ileriye, abim öfkeyle bağırırken annem ve Yeliz korkuyla bakıyordu

"İntikamıma en yakınen sen şahit ol diye seni yaklaştırdım baba, çünkü ilk önce sen kabul ettin, benim karşıma ilk duvarı sen ördün, daha sonrada Hamit ağa kızını kullanarak o senin çektiğin duvarı güçlendirdi, yıkılmaz yaptı"

"Olması gereken oldu Kaner ağa!, Aliz'in verdiği karardan dolayı sakın bizi suçlama, biz kan akmaması için berdel dedik ama kanı Aliz'in kendisi akıttı"

Abim babamın verdiği cevapla alaylı bir tavırla yılımsarken aniden ciddileşerek babama tekrardan yaklaşmıştı

"Berdel diye diye bir nesil öldürdünüz, ve öldürmeyede devam ediyorsunuz!" Abim sözlerini tane tane ve üstüne bastıra bastıra söylerken babamın gözlerinin içinden hariç hiçbir yere bakmıyordu

"Sanki yıllardır berdelle evlenen kişilerin ölüm çukurunu görmüyormuş gibi konuşma baba!, sizin yaptığınız sadece günahın üstünü başka bir günahla kapatmak, ölüm olsa berdel, kaçmak olsa berdel, insanlar sevdiğiyle mutlu olmak için ölümü göze alıyorlar kaçıyorlar ama siz arkalarında kalan kişilere cehennem yaşatıyorsunuz, en çokda kadınlara, kızlara!"

Babam konuşmaya yeltenmesiyle abim tek kaşını kaldırıp tekrar konuşmasıyla babam sözünü yutarak karşıdan gelen zehirli sözleri tekrardan dinlenek zorunda kalmıştı

"Ama artık öyle olmayacak, ben yaşadığım sürece asıl suçlular cezasını çekecek, devletin cehenneminde benim gazabımla karşılaşacak"

Abim son sözünü söylemesiyle babama gözünün ucuyla bakıp yanından geçip merdivenlere yönelirken annem bana çatılan ve hüsrana uğrayan bakışlarıyla bakıp merdivenlerden çıkan abime bakmıştı

annem'in "Nereye oğul?" Sorusuyla abim arkasını dönüp anneme bakarken zehir zemberek sözlerini esirgememişti yine.

"Odaya, dinleneceğim bence bu duyduklarınızdan sonra sizde dinlenin, malum gerçekler acı gelmiştir herkese"

Anam korkan gözlerle bana bakarken ben gözlerimi kaçırıp oturmak için sedire geçtim, abimin bu kadar fazla tepki vereceğini beklemesekte yinede bekliyorduk çünkü her şeyi unutacak hali yoktu yada ondan sil baştan'da bekleyemeyiz, Mardin'e döndü diye herkesi affetti değil, abimin sadece dönmesinin tek bir nedeni var oda dediği gibi herkese kan kusturmaktı.

Aliz'in ölümünün üzerinden ne kadar geçerse geçsin abimin öfkesi dinmeyecekti ve bu ölümden tüm aşiret en önemlisi'de babamı sorumlu tuttuğu içinde herkese ateş püskürüyor, herkesin yakasını silkindiriyordu.

"Katil!"

Dışardan bağrış sesin gelmesiyle oturduğumuz yerden kalkıp etrafa bakınırken annem ve Yeliz direk dışarıya koşmuşlardı, bende hızla sehpanın yanından geçip giderken yarı kapalı olan kapıyı sert bir şekilde tutup arkaya savurmuş ve dışarıya çıkmıştım.

Dışarıya çıkmamla birlikte kızın bakışları annem ve Yeliz'deyken bir kez daha öfkeyle bağırmıştı

"Kadınları ilk dışarıya gönderecek kadar korkak'mısın lan, çık dışarıya!"

Kapının önünde ağlayarak bağıran kızı görmemle şaşkına dönerken karşımda katil diye bağıran kıza bakıyordum ve kızın gözleri kan çanağına dönmüştü, kapıya gelen az önce dışarıda, aracın içinde gördüğüm kızdı ve deli gibi öfkesiyle tam karşımızda duruyordu, bir adım öne çıkmamla kızın bakışlarını kendi üstüme çekerken başımla kızı göstermişdim

"Ne oluyor burada?"

Ağabeyim hariç herkes kapının önüne gelmesiyle kız herkese sorgular'casına bakıyordu

"Kaner kim?!"

"Ben kardeşiyim sen kimsin?"

''Oğul ne oluyor?'' Annemin sorusuyla bakışlarımı kızdan ayırmadan başımı hafif anneme çevirirken bu sefer kız kardeşim korku dolu sesiyle konuşmuştu

"Abi bu kim?" Annemin ardından kardeşim'de kızın kim olduğunu merak ederken en son kız dayanamayıp elini sus dercesine kaldırarak bağırdı.

"Yeter!"

Kızın bağırmasıyla kaşlarım çatılırken annemde ki bakışlarım hızla kıza dönmüş ve öfkeyle tam söze girecekken ağabeyim konaktan çıkmasıyla karşıda duran kızın sorusunu cevapladı.

"Kaner benim, sen kimsin?" ağabeyim tok ve sinirli sesiyle ortalığı ayağa kaldırırken karşımızda duran kız ağabeyimin sözünden sonra derin bir nefes alarak devam etti

"Ben kim'miyim?, tanımadın'mı beni?"

"Tanımam'mı gerek?"

Karşımızdaki kız ağabeyimin sözünden sonra bir taraftan ağlıyor bir taraftan gülüyordu, kız alt dudağını ısırırken başını hafif yan yatırarak alaylı bir şekilde gülümsedi, kız bir veya iki dakika o şekilde durduktan sonra herkese meydan okurcasına, tüm korkusuzluğuyla yüzündeki tebessümü siler'ken ağabeyimin karşısına geçerek ve tüm gücüyle göğsünden ittirerek bağırdı.

"Bir insan öldürdüğü adamın kızını nasıl tanımaz?"

Neyden bahsediyordu?, ne öldürmesi ağabeyim, Kaner Ağa birini'mi öldürmüştü, yıllardan beri kan dökülmemesi için her yolu deneyen, ölümle sınanan ağabeyim birini'mi öldürmüştü, asla böyle bir şey olamazdı, bir yanlışlık olmalıydı peki böyle bir şey olmasa bu kız neden karşımızdaydı hele birde bu kıyafet ve bu saçla, demek'ki olayı yeni duymuş ve direk bizim buraya gelmişti, ama bu kız kimin kızıydı, herkesin bakışları şaşkına dönmüş bir şekilde ağabeyim ve kız arasında gezinirken ağabeyim kendine vuran kızın ellerini tutup geriye savurmasıyla kız yandaki duvara çarpmıştı, kızın hali abimin umurunda olmazken "Bu kadar saçmalık yeter!" diye bağırarak ve daha fazla bu saçmalığa ortak olmamak için arkasını dönüp konaktan içeriye girmek için yeltenmişti, ağabeyimin hiçbir şey demeden gitmesiyle şaşkına dönen kız, yanında duran korumayı hızla bir eliyle göğsünden ittirirken diğer eliyle'de adamın belinden silahı alıp havaya bir el ateş etmişti, silahın patlamasıyla ağabeyim olduğu yerde dururken bizimkilerden çığlık kopmuştu, ağabeyim omuz'unun üstünden annem ve Yeliz'e bakarken dişlerini sıkarak arkasını dönüp kıza baktı, bu kez namlunun ucunda ağabeyim varken, anam ve kız kardeşimin çığlığı eşliğinde babam ve korumalar'da silahını kıza doğrultmasıyla, ağabeyim korumalar'a bakarak gür bir ses tonuyla konuştu.

"Şimdi burada ne olursa olsun kimse bir şey yapmayacak" abimin bakışları yeniden kızı bulurken "Sana gelecek olursak sen kimin kızısın bilmiyorum ama bir yan-"

"Demek bilmiyorsun, ben Nevzat Özdemir' in kızı, İzem Özdemir!"

Kız, abimin konuşmasını bitirmesine müsaade etmeden ağlamak ve bağırmaktan kısılan sesiyle tekrar bağırarak Nevzat'ın kızı olduğunu söylemişti.

Buda ne demekti, nasıl Nevzat'ın kızı olurdu, biz araştırdığımızda Nevzat'ın iki ve üç yaşlarında kızları vardı ama karşımızda duran kız, yirmi beş yaşlarındaydı, en önemlisi'de Nevzat ölmüş'müydü?, başımı yan çevirip abime bakarken abim kızın dediği doğrumu dercesine yüzüme sorgularcasına bakmıştı, İzem abimle bakışmamızı yakalamasıyla ve asla fırsatını kaçırmayarak tüm acısıyla bağırmaya başladı

"Ne o, öldürdüğünüz adamı tanıdınız'mı birden, benim babam yok artık, sen babamı benden aldın, bende seni ailenden alacağım, benim babam toprağa girerken sen sıcacık evine giremezsin.!"

Babam karşımızda duran kızın ciddiyetini anlamasıyla ağabeyimin sözünü çiğneyerek silahının sürgüsünü çekip silahın namlusunun hedefini yenilerken konuşmaya başladı.

"Buradan sağ çıkamazsın, indir o silahı"

İzem babamın sözünü garipsiyerek tek kaşını kaldırarak babama baktı.

"Katil oğlunuz'da babamla beraber toprağa girsin, gerisi umrumda değil"

"Eğer eminsen durma çek vur ama pişman olacağın iş yapma!"

"Sen babamı öldürmeden önceydi o, sen babamı öldürdüğün an bendeki pişmanlıkta öldü."

İzem sözünü bitirmesiyle kulakları sağır edecek üç el silah sesi sokakta çınlarken herkes kime ne olduğunu anlamamış ve herkes korkuyla bakıyordu, kim kime sıktığı belli olmazken, annem ve kız kardeşimin çığlıkları bir kez daha sokakta yankılandı, bakışlarım babamı bulurken babamda korkuyla etrafa bakıyordu, Ağabeyime baktığımda ise beyaz gömleği kanlar içinde kalırken canı yanmasıyla yüzünü kırıştırarak kendini vuran kıza bakıyordu, zarına zor kendime gelip ağabeyime doğru koştum, abime son anda yetişmemle abim dengesini kaybedip bana doğru aşınca hemen tutmuştum, dizlerim yerle buluşurken çatıdan'da güvercinler kanatlanıp uçmuştu abimin ise tek odak noktası güvercinler olurken, anam ve kız kardeşim hızla yanımıza koşarak feryat ediyorlardı.

"Oğul!"

"Abi!"

Beni abimden ayıran yere düşen silah sesi olurken, karşımda duran kıza baktığımda silahı yere atmış gözlerinde ise pişmanlığın tek bir kırıntısı dahil yoktu.

"Kızı koru Fırat, babamdan kızı koru"

Sbim kendini zorlayarak konuşurken benden kızı korumamı istiyordu, bunu kendine yapan kızı, bunca karışıklığa sebep olan adamın kızını korumamı istiyordu, benden hiçbir cevap gelmezken abim kolumu tutarak hafif aşağıya çekmiş ve dişlerini sıkarak bakıyordu

"Merak etme, sen gelinceye dek koruyacağım" içimdeki korkuyla beraber abimin dediğini sorgusuz sualsiz kabul etmiştim

"İşte sen ölünce çarşıdaki müzik gibi kuş olup uçup gideceksin ve bende huzura kavuşacağım"

İzem'in sözleriyle bakışlarım abimden ayrılmış karşımdaki öfkeden deliren İzem'e bakıyordum ama İzem kendinden geçmiş gibi içindeki öfkeye teslim oluyordu, abim ise Aliz için çaldırdığı müziğe teslim olmak üzereydi, abim kızın dediği cümleyle ve yüzüne yayılan gülümsemeyle bakışlarını bulutlara çevirmiş ve sessizce "Olur" demişti

Abim yavaş yavaş bilincini kaybetmeye başlarken elimi yaranın üzerine sıkı sıkıya bastırmıştım ama inadına akan kan durmuyordu, durduramıyordum, annem abimin başına yere çökmüş feryat ediyordu babam ise elinde silahla kalakalmıştı, dağ gibi Kaner ağa yerde kanlar içinde yatıyordu, gözlerim dolarken etraf buğulanıyordu ama aldırış etmeden etrafa bağırıp araba hazırlamalarını söyleyip duruyordum.

"Ne bakıyorsunuz lan arabaları hazır edin hastaneye gidiyoruz" diye bağırdım ama sanki kimse hareket etmiyordu bir yandan yaranın üzerine bastırırken diğer elimle'de abimin çenesinden tutup salladım ama kapattığı gözlerini açmıyordu.

-

Hastaneye gelmemizle ani fren yapıp dururken hızla bizim çocuklardan biri inip arka kapıyı açarken diğerleri sedye diye bağırıyorlardı, hastanenin önü yavaş yavaş bizim aşiretten adamlar kaynarken herkes telaş içinde ağalarına koşmuşlardı.

"Abi Allah'ını aç gözlerini!" Abim bana ses vermezken gözlerini çoktan kapatmıştı ne kadar sallasamda yoktu açmıyordu gözlerini İzem arada dikiz aynasından Kaner'i kontrol etse'de yaptığıyla gururu duyarcasına bakıyordu, sedyenin gelmesiyle abimi yatırırken her yer kan olmuştu, abimin üstü, benim üstüm ne kadar tampon yapsam'da inat ile akan kanı durduramamıştım, abim sedyeyle götürülürken bende hızla İzem'in kapısını açıp kolundan sürüyerek dışarıya çıkartıp abimin arkasından hastaneye giriş yaptık, yaşanlar'dan sonra İzem'i konakta bırakamaz'dım eğer onu orada, konakta bıraksaydım babam korumalara emir verip bir şey yaptırır'dı, yanımda getirmekten başka çarem olmadığı için birde İzem'le uğraşıyordum.

Abimin vurulduğunu duyan herkes hastaneye akın ederken doktorlar hemen abimi ameliyathaneye almışlardı, herkes ameliyathane önünde beklerken anamın bakışları yanımda duran İzem'i görmesiyle oturduğu yerden kalkıp bize yönelmesi bir oldu, yanımıza geldiğinde ise annem öfkeyle İzem'i omuzundan tutup kaldırırken ittirmişti.

"Her şey senin yüzünden oldu, senin!, bak oğlum ne halde görüyor'musun?"

Annem İzem'i hırpalarken hiçbir şey diyememişdim, ne diyebilirim, nasıl savunabilirim ki? Abimin yapmadığını veya yaptırmadığını adım kadar emindim, kendimden emin olmadığım kadar abimden emindim, ama nasıl olurda bu kıza haber böyle gider, nasıl olurda gerçeklik payını araştırmadan böyle bir delilik yapabilirdi?, peki ben hangi hakla şimdi bu kızı annemin elinden alacaktım, elimdeki abimin kanın sebebi bu kız iken hangi hakla onu savunabilirdim'ki.

"Ben'mi suçluyum?, benim babam öldü, içerde yatan katil olan oğlunuz öldürdü, anladınız'mı beni, sırf intikam için, babamın kanı yerde kalmasın diye İzmitten geldim" İzem anneme öfkeyle bakarken hızla annemin ellerini omuzlarından çekip boşluğa savurmuş ve bir kez daha anneme bağırmıştı.

"Gebersin anladın'mı beni, gebersin"

Babam İzem'in dedikleri üzerine hızla gelirken diğer ağalar tarafından İzem'e yaklaşamadan tutmuşlar'dı

"Oğlum bu odadan çıkmadığı an seni gebertirim"

İzem akan göz yaşlarına rağmen babama gülerek bakınca "Umrumda mı zannediyorsun?" demesiyle bakışlarını annem ve kendisine saldırmak için her türlü çabayı veren babama bakarak devam etti

"Ben daha babamı toprağa koymadan buraya geldim ve inanın hiç ama hiç pişman değilim"

İzem sözlerini söylerken bakışlarımı ellerimden kaldırıp ona bakmıştım ama İzem'in dediklerinin aksini söylemeye ne cüret, gözlerinde barındırdığı öfkeyle bunu herkese kanıtlamıştı ve bakışlarında tek bir pişmanlık dahil yoktu, annem daha'da öfkelenmiş ve İzem'i tuttuğu gibi duvara savurmuşdu.

"Yeter!"

Bağırarak oturduğum koltuktan kalkarken İzem ve annem birbirlerine öfkeyle bakmaktan bana bakmıyorlardı, her ikisine'de bakarken iki tarafa'da elimle durun işareti yapmıştım

"Ana, İzem yeter, susun, abim içerdeyken birde siz ile uğraşmıyacam, ağabeyim bir çıksın ondan sonra ne yapıyorsanız o zaman yapın"

Bizimkileri ayırıp İzem'in kolundan tutup yanımdaki sandalyeye doğru çekip oturtunca, anamı'da karşıya oturtup tam ortalarında durup iki tarafa'da bakıp durdum, ama tam karşımda duran babamı görmemle kalakalmıştım, babamın arkasında ise adamlar varken sadece başımı iki yana sallayabilmişdim çünkü abime verdiğim bir sözüm vardı ve bununda arkasında duracaktım.

Başımı kaldırıp babama bakarken geçit vermiyeceğimide kanıtlamıştım, babam daha fazla üstelemeyip bir kenara geçip beklemeye başlarken yanındaki adamlara talimat verip duruyordu, gözümün ucuyla bir babama birde emir verdikleri adamları kontrol ederken bir iş çevirdikleri belliydi ama neyin peşindeler anlamış değilim.

İçerden kimseler çıkmazken ameliyat bir saati doldurmak üzereydi ama tek bir haber yoktu, zaman ise geçmek bilmiyordu amaliyathane'nin önünde doktor belirmesiyle İzem hariç herkes doktorun yanında soluğu almıştı, İzem ise kılını kıpırdadma'dan sandalyede oturuyordu.

"Abimin durumu nasıl doktor bey?"

"Acil olarak AB Rh Negatif kana ihtiyaç var"

Doktorun cevabıyla İzem ilk başta yavaş gülmeye başlamasıyla ona baktığımızda İzem bizi umursamadan gülmesini arttırarak kahkaha atmaya başlamıştı.

Doktor kan haberini verip tekrar içeriye girerken bende hemen tüm aşirete haber saldım, beş dakika içerisinde tüm aşiret gelse'de kimsenin kanı uymuyordu

Hastaneye gelen gidenin haddi hesabı yoktu ama kimsenin elinden bir şey gelmiyor'ken, herkes bir köşede tefonla konuşuyorlardı ama yoktu, lanet olsun bütün telefonların açılmasıyla kapanması bir oluyordu ve bazıları ise hüsranla kapanıyordu, bizim çocuklar bir kaç kişiyi bulmuşlardı ama onlarda ülke dışındaydılar.

"Nasıl oldu bu Haşir ağa, kim ağamız'ın canına kast edebilir?"

Halil Ağanın lafından sonra babam öfke dolu gözlerle İzem'e bakarken

"Kaner, oğlum bir çıksın'da konuşuruz Halil ağa" demişti, tamda tahmin ettiğim gibi bunlar akan kan'ın hesabını sorma niyetindeler, elimle sakalını sıvazlayıp sıkıntıyla nefes verirken bir yol arıyordu ama yoktu peki şimdi ne olacaktı?, kimsenin kanı uymuyordu, tüm herkesi aramıştım ama yoktu, kimsenin kanı AB Rh Negatif değildi, zor bulunan kan olduğunu biliyordum ama bu kadar'da değil.

Babamın kanı uyuyordu ama oda ilaç kullandığı için olmuyordu, babam ne kadar kullanmıyorum dese'de babamın doktoru gereken bilgiyi vermişti bir kere.

Diyarbakırda'ki akrabaları bile aramıştım onlarda sorup soruşturmuştu lakin kimsenin kanı uymuyordu, hastanede hınca hınç bizim aşiretten dahası başka aşiretten abime kan vermek için insanlar vardı ama bir kişinin bile kan gurubu uymuyordu, herkesin elinde telefonla kan arıyorlardı, koridorda hareketlilik başlayınca kapıya baktığımda bir hemşire çıkıp başka hemşire giriyordu yeniden bir hemşire içeri girecekken durdurup sordum.

"Ne oluyor hemşire hanım?"

"Hastanın kalbi durdu"

Hemşirenin sözünden sonra zor yutkunurken duvara tutunarak yavaşça yere çöküp başımı iki elimin arasına arasına alarak oturmuş'tum, elimden hiçbir şey gelmezken ben deliriyor'dum, birşey yapamam beni öfkelendiriyordu.

"Ne diyorsun sen hemşire kızım?"

İlk defa babamın sesi titremiş'ti, onu ilk defa bu kadar çaresiz görüyordum herkesin bir sorunu olsa Haşir ağam halleder diye ilk koşacakları, ilk gelecekleri kapı bizim olurdu ama şimdi ise dağ gibi adam gitmiş yerle bir olan adam gelmişti, bırak başkalarının yardımına koşmayı kendi canından, kanından olan oğluna yardım edemiyordu, evimizin koca çınarı, babam şimdi dokunsan yıkılacak gibiydi, babamın sözlerinden sonra başımı kaldırıp baktığımda babam tek bir noktaya bakıyordu, aynı hizaya bende baktığımda babamın odak noktasında İzem vardı, babam belindeki silahı çekip İzem'e doğru ilerleyip İzem'in önünde dururken silahın namlusunu İzem'in alnının ortasına dayamıştı ve titreyen sesiyle karşısında yılımsayan ve ağlayan kıza adeta kükreyerek bağırmıştı

"Eğer oğluma bir şey olursa seni yaşatmam, buda böyle biline!"

İzem oturduğu yerden kalkıp ve sanki alnına silah dayanan kız değilmişçesine babamın karşısına geçip ameliyathaneyi göstererek konuştu

"Oğlunuz hak ettiği yerde"

İzem'in dediği lafa gözlerim fal taşı gibi açılmıştı, çöktüğüm yerden kalkarak yanlarına gidip babamın silah doğrulttuğu kolunu tutup indirmesi için babamın gözlerine bakmıştım ama indirmeye hiç niyeti yoktu, beni es geçip gözlerini İzem'den ayırmazken, İzem öfkeyle babama bakıyor ve bir yandan'da ağlıyordu, İzem'in ağlaması ise pişman olduğu için veya korktuğu için değildi, İzem kendi babasına ağlıyor sonrada ve abimin bu halde olmasını hak ettiğini düşünerek pişman olmuyordu.

İzem'in arkasındaki koridorda oluşan hareketlenmeyle herkesin dikkati gelenlere yönelmişti, gelen kişiler ise en az yirmi kişiyle beraber onlara önderlik eden ve en önde genç bir delikanlı gelirken başlarındaki genç adam belindeki silahı çıkartıp namluyu çekmesiyle babama doğru doğrulturken hastanede bulunan aşiret ağaları'da zaman kaybetmeden onlara doğru silahları doğrulttu.

"İndir o silahı Haşir ağa"

"Sende kimsin?"

"Eğer olur' da yanlış bir hata yaparsan kim olduğumu o zaman anlarsın"

"Senin hata diye atlandırdığın olursa ne olur?" Genç delikanlı babamın dediğine gülerken "Haşir ağa istersen İzem'i ve beni şimdi çek vur ama şunu bilesin burada kimse sağ çıkmaz, çıkartmam" demişti ve yandan gülüp hemen ciddileşerek devam etti "Buna aileniz'de dâhil"

Babam karşısındaki adamın arkasındaki adamları gösterirken "Bunca adam ile'mi" demesi ile genç delikanlı tek kaşını kaldırarak cıklarken" Haşir ağa, Haşir ağa gerçekten'mi?" Demişti, babam başını yana çevirmesi ile karşımızda duran genç daha geniş gülümsemişti

"Birde sen dışarıyı gör Haşir ağa, yada dur ilk önce sen karın ve kızının yanında duran iki delikanlıya baksan yeterli bence"

Delikanlının cümlesiyle babam ve ben hızla annem gile dönerken tam arkalarında duran adamlar silah çekmiş bir emre bakıyorlardı ateşlemeleri için, babamdan erken davranarak genç delikanlının alnına silahı doğrultan ben olurken bir adım daha yaklaşmıştım

"Acınız var anlarım ama bir hata yaparsan seni ben öldürürüm"

"İzem'i bırakacaksınız, yoksa gerisi beni alakadar etmez" Genç dediklerinin arkasında tüm korkusuzluğuyla dururken ben bir korkak gibi indirmem heleki ailem söz bahis olurken indiremezdim.

Babam gözünün ucuyla eşine ve kızına bakarken İzem sanki hiçbir şey olmamış gibi yerine geçerek oturdu, ameliyathane'nin kapısı aralanırken içerden çıkan hemşire silahları görmesiyle korkuyla yavaş yavaş herkese bakıp kalmıştı, hemşire korku ve telaşla "Silahla vurulan hastanın yakınları kim?" diye sormuştu hemen, silahı indirip babamın ve İzem'in yanındaki gencin silahları arasından geçip hemşirenin yanına gidip titreyen sesimle "Kardeşiyim ben" demiştim.

"Hastanın kalbini çalıştırdık ama çok fazla kan kaybetti acil kan lazım"

İlk defa ne yapacağımı bilemiyordum bizimkilere baktığımda babamlar karşıda duran kişilere silah çekmiş ve iki tarafta ateşlemek için en ufak bir hareketlilik bekliyorlar, anamla kız kardeşim namlunun ucundayken abim için oturmuş ağlıyorlardı, olduğum yerde duvara yaslanırken elimdeki silah kayıp yerle buluşmuştu, koca koridor yere düşen silahın sesiyle yankılanırken ameliyat hanenin kapıları yeniden açılıp kapanmıştı, kos kocaman Mardin'in aşiretiydik ama elimiz kolumuz bağlı kalmıştı, İzem'e baktığımda ise ayağa kalkmış ağlayarak koridorun sonuna doğru gidiyordu, az önce umursamaz tavrıyla buz gibi oturan kız şimdi ağlıyordu, yaptığı hareket herkesin dikkatini çekmesiyle herkes İzem'e bakıyordu

"İzem nereye?" Dayanacak halim olmasa'da bir adım ileri adım atarak bağırmıştım.

İzem ise arkasına bakmadan ve kimseyi umursamadan bağırarak konuşmuştu "Ölerek günahından bu kadar çabuk kurtulamaz, buna izin vermem " buda ne demekti İzem biraz daha ilerledikten sonra ilerde duran hemşireye sesini duyurabilmek için bağırarak "Benim kanım uyuyor hemşire hanım" demişti

Hemşire hanım İzem'in cevabıyla kan almak için beraber odaya girdiklerinde herkes derin bir nefes alırken bende derin bir oh çekerek kendimi duvarın kenarına bırakmıştım, gözlerimi kapatıp derin bir nefes verirken başımı eğerek yüzümü ovuşturdum, babamda köşesine çekilmiş ve diğer ağaları' da yanına alıp konuşuyorlardı,

eminim'ki her şeyi anlatıyordu, peki bu saatten sonra babamın öfkesinden İzem'i kim alacaktı!.

Aradan ne kadar geçti bilmiyorum ama hemşire elindeki kan torbasıyla ameliyathaneye girerken İzem ve yanındaki o genç adam ortada yoktu, gerçi çokta umurumda değildi sonuçta yanında o adam varken babam elleyemezdi, içerden bir buçuk saat sonra güzel haber geldiğinde herkes tamamen derin bir nefes vermişti, aradığımız kan burnumuzun dibindeyken İzem susmuştu, ölmesini beklemişti peki ya sonra neden kararından vaz geçmişti, aklından neler geçiriyordu bilmiyorum, düşüneceler içinde kaybolurken birazdan içeriye alacakları haberi gelmişti, bende gelen haberle İzem'e bakmak için dışarıya çıktım, bahçeye çıktığımda ise İzem bankta oturmuş bekliyordu sonradan gelen genç adam ise bir veya iki metre uzaklıkta hararetli bir şekilde telefonla konuştuğunu görünce İzem'in yanına geçip oturdum, İzem ise bana bakmadan düz bir sesle konuşmaya başladı.

"Yaşıyor mu?"

"Evet, birazdan odaya alacaklarını söylediler" aklıma gelen düşünceyle İzem'e bakmadan devam ettim

"Abim için hak etti diyorsun ama sonradan kan verdin neden?"

İzem karşıdan gözlerini ayırıp ifadesiz gözleriyle başını bana çevirip konuştu

"Sorunun cevabını herkesin içinde verdim sanıyordum!"

Başımla onay verdikten sonra babama silah çeken delikanlının yanına elinde siyah hediye poşetiyle koruma gelirken telefonu kapatmış korumayı bekliyordu, hediye poşetini aldıktan sonra bize doğru gelirken yüzü ifadesizleşmişti

"Kıyafet getirttim sana, üstünü değiştir İzem, sonrada gideriz"

İzem'in yanında bir şey demesem'de İzem içeriye gidince karşımda duran delikanlının karşısına geçip konuşmaya başladım.

"Hiçbir yere gidemessiniz"

"Öylemi, durdursana" karşımda duran delikanlıya biraz daha yaklaşıp devam ettim

"Hadi o zaman, gidebiliyorsanız gidin"

İzem geldiğinde üstünü değiştirmemiş hala aynı kısa mavi abiyesiyle karşımızda duruyordu.

"Değiştirmemişsin"

"Yolda hallederim, artık buradan gitmek istiyorum"

"Rahat ederdin" İzem hiçbir şey demeden arabaya doğru giderken kolundan yakaladım.

"Sen nereye İzem?"

"Kendinizden olmayınca unutursunuz ama babamın cenaze törenine gideceğim, bir katil için yeteri kadar burada zaman kaybettim"

"Kusura bakma İzem, ama ağabeyim kendine gelmeden seni bırakamam"

karşımdaki duran kızın gözlerinde öfke büyürken kolunu elimden hızla çekerek konuştu

"Ne hakla?"

"Sende beni anla İzem, bırakırsam babam yolunu keser sen-"

"Siz kimsiniz'ki benim önümü kesecek baban, hangi hakla beni göndermeyeceksin"

"İzem!" İzem ne kadar iyi niyetimi açıklamaya çalışsam'da beni duymuyordu bile, ağlayan gözlerle bir adım daha bana yaklaşarak kan çanağına dönen gözleriyle gözlerime bakarken son kez yutkunarak konuştu

"Sen az önce içerde, duvarın kenarına çöküp çaresizce durmuştun ya aynısını bende yaşadım, ama bir fakla, sonradan sen derin bir nefes alıp oh dedin, ama ben diyemedim, boğazıma bir yumruk gibi oturdu kaldı ve hala burada" İzem son sözlerini söylerken işaret parmağıyla boğazını ve kalbini gösterirken sessiz sedasız ağlıyordu

İzem görünüşünden hariç çok güçlü biriydi, korkusuz, dediğim dedik ama görünüşü çıt kırıldım, korkan birisi gibiydi ama görünüşüne bakan aldanır ve alt üst olurdu, İzem cümlesinin bitmesini bekleyip tekrar konuşmama başladım

"Mardin'in aşiret ağası, Kaner Ağayı vurdun, bunun cezası

olmayacağını'mı zannediyorsun?, bir baba heleki Hamit ağa durur'mu?"

İzem beklediğim davranışın tam tersi kabullenmiş biryandan'da kabullenmemiş gibi gözüküyordu ama tabiki'de kabullenmemişti.

"Demek gidemem, tamam o zaman bundan sonra yapacaklarımdan ve yaptıklarımdan ben mesul değilim"

Neyden bahsediyordu daha ne yapabilirdi İzem'in bu dediğine anlam veremesem'de İzem hızla hastaneye girdiğinde arkasından bende hastaneye girdim

"Nerede o katil!?"

"Kimden bahsediyorsunuz hanım efendi?"

İzem danışmanın önünde bağırırken bizim aşirettekiler ve diğer aşirettekiler şaşkınlıkla kıza bakıyorlardı, az önceki çıt kırıldım olan kız şimdi bambaşka biri olmuştu

"Kim olacak silahla yaralanan kişi"

"685 numaralı o-"

İzem cümlenin devamını dinlemeden giderken bende bizim çocuklara abimi sormuştum şükür'ki ağabeyimi odaya almışlar ve kendine gelmişti bile, İzem ise hızla odaya doğru gidiyordu ve kapının önüne geldiğinde babama bile aldırış etmeden direk odaya girerken arkasından'da ben ve babam girdik, eliyle abime kalk işareti yaparak aceleci sesiyle konuştu.

"Hadi kalk"

İzem'in lafından sonra babam İzem'in kolunu tutup hızla duvara iteklerken sözleriyle nefret saçıyordu

''Bu kadarı'da fazla kendine gel, ne yaptığını zannediyorsun sen?'' deyince İzem'de aynı hızla kolunu geri çekti.

"Benim babamı bu adam öldürdü, babamın cenazesine gideceğim ve ne hikmetse bu katilin kardeşi gidemeyeceğimi söylüyor, hangi hakla?, ne hakla!"

ağabeyim İzem'in bağrışlarından sonra dişlerinin arasından öfkeyle konuştu

"Ben öldürmedim babanı"

"Kes yalanı, bana Hakan her şeyi söyledi anladın'mı, ya kardeşine dersin beni rahat bırakır, yada"

"Yada ne?, yeniden'mi vurursun?"

"Kalkar benimle gelirsin" İzem derin bir nefes alarak ilk önce bana ve daha sonra babama bakarak göz devirdikten sonra tekrar konuşmasına devam etti

"Yâda boş ver ya önemli değil, kimse beni burada tutamaz, cesareti olan beni şimdi durdursun"

İzem son sözünü söyleyip odadan çıktığında ağabeyim odada olan babamı es geçerek küfür savurdu, babamda İzem'in peşinden çıkınca ağabeyim beklediğimden farklı olarak hiç bir şey yapmamıştı, sadece kendini biraz doğrultup tekrar yatmaya devam etti.

"Abi babam"

"Yapacak bir şey yok Fırat"

"Nasıl ya, abi sen demedin'mi koru diye, ne bu şimdi?"

"Ben ölürsem koru dedim ama hala hayattayım" abim hayattayım kelimesini iki elini yana açarak söylemişti, aklından bir şey geçiriyordu ama ne olduğunu anlamamıştım

"Yani?"

Abim bakışlarını bana çevirerek "Merak etme birşey olmaz" abim sözlerini söylerken dışardan bağrış sesleri kopmuştu biraz dinlesem'de kimin sesi olduğunu anlamam uzun sürmemişti, bu İzem'in sesiydi, hemen dışarıya çıkıp baktığımda ise babam adamlarına İzem'i yakalatmış götürttürüyordu, onunla gelen adam ise ortalarda yoktu İzem ne kadar çırpınsa'da onu tutan adamlardan kurtulamazken diğer adamlarda gelmişlerdi.

"Ne oluyor lan?" işte şimdi ortalık karışmıştı, karşı tarafta gelince İzem'i almak istediler ama babamda bir o kadar vermemek için adamlardan önlerine set germişti resmen

"Haşir ağa bırak kızı, yoksa sağ çıkartmam"

İzem'i almaya gelen adamlarla bizim adamlar karşı karşıya gelmişlerdi, Hastane'nin avlusunda, yumruklar konuşurken kimsenin durmaya niyeti yoktu, İzem ise öfkeyle bakıyordu

"Sizi yaşatmaz Haşir ağa biliyorsun değil' mi?" İzem kavgayı bırakmış babama ateş püskürürken babamın sınırlarını zorluyordu ve bundan' da asla geri durmuyordu.

"Hakan beni almadan gitmez"

İzem'in ismini zikrettiği adam her adımında daha'da yaklaşırken önüne gelen kişileri hem yere seriyor hem'de seriliyordu, ama geri kalkmayı'da biliyordu, belliydi uzun zamandır bu işin içindeydi ama babamla karşı karşıya gelmemesi lazımdı, her defasında daha'da yaklaşırken ben geçmiştim önüne, kavga etme taraftarı değildim sadece durdurma yönündeydim, eğer babama gelirse işte geri dönüşü olmayan yollara girilecekti ama o durma değil saldırmayı seçmişti ve ilk yumruğu atan Hakan'dı, bir iki adım arkaya ilerlerken doğrulup bende ileriye doğru adım attım, kanın tadını biliyordum bir çok kez öğretmişlerdi ama çok kez' de başkasına öğretmiştim, baş parmağımla dudağımın kenarını silip aniden bende yumruk atmıştım ve bunu beklemediğine emindim ama aynı hızla karşılık verince yumruğunu kendime siper ettiğim kolumla engellemiştim, aynı zamanda alttan Hakan' ın karın boşluğuna yumruk atmamla diziyle engellemişti cidden profesyonel bir kişiydi, Hakanla bu şekilde değil'de daha farklı şekilde karşılaşsaydık durumlar daha farklı olurdu, o zaman sırt sırta verirdik Hakan'la, tamamen birbirimize girerken etrafımızın durumu'da farklı değildi.

"Yeter!"

Tam karşıma, sesin sahibine baktığımla babam belindeki silahı çekmiş İzem'e doğrultmuştu, Hakan ise İzem'i görmesiyle olduğu yerde kalakalmıştı, diğer adamlar ve yerde kalan adamlarımızda ayağa kalkarak babama bakıyordu, herkesin eli yüzü kan içindeydi güya hastaneydik ama savaş alanına dönmüştü resmen, diğer hastalar bir taraflara kaçarlarken güvenlik görevlileri ayırmaya çalışıyordu, doktorlar ise bir tarafta izliyorlardı.

"Genç delikanlı, şimdi buradan gidiyorsunuz"

Hakan belindeki silahı çıkartarak babama karşı tutmuştu

"Sakın Haşir ağa, sakın!"

Hakan son kez sakın kelimesini başını yana yatırarak söylerken yüz hatları iyicene gerilmişti

"Genç, kızın yaşamasını istiyorsan git"

Hakan babamın üzerinden ayırmayan gözlerini ilk defa ayırarak İzem'e bakıp bir cevap bekliyordu ama İzem dimdik bakışlarıyla bakıyordu, babamın tekrar konuşmaya başlamasıyla bakışların yine odak noktası babam, Haşir ağa olurken babam silahın namlusunu bu sefer kendine silah çeken adama çevirmişti.

Babam İzem'in kolunu çekiştirerek "Gitmesini söyle yoksa ölür" demesiyle talimatlar verirken bakışlarım babamdan Hakan'a dönmüş vereceği tepkiyi, cevabı bekliyordum ama az önce bakışlarıyla meydan okuyan kız gözleri dolmuş yerle bir olmuştu sanki, İzem Hakan'a zarar gelmektense kalmayı kabul etmişti ve tek söylediği söz "Git" olmuştu.

Hakan şaşkın gözlerle İzem'e bakarken adamlarına toplanmalarını işaret etmişti ve gideceği yerde bir adım ileri atılmıştı ama babam bir kere gözünü karartmıştı, mermiyi namluya sürüp silahın yerini İzem'in başında yerini yenilerken bizim adamlarımızdan biride silahı Hakan'a doğrultmuştu.

Hakan kendine doğrultulan silah için değil' de İzem'e doğrultulan silahı görmesiyle bir adım daha atamamış ve göz bebekleri titrerken elini "Tamam dur, sakın" deyip kaldırmıştı, her bir sözünü yavaş yavaş söylemişti sanki sözleriyle ikna edecekmişçesine söylemişti ama ne babamın geri adım atmaya niyeti vardı nede Hakan arkasında İzem'i bırakıp gitmek istemiyordu, ama burada biri galip gelecekti ve oda açık ara babamdı çünkü elinde en büyük kozu İzem vardı, Hakan'ın gözleri dolarken yüzü gerginleşmişti ve sadece arkasını dönüp gidiyordu tam hastanenin kapısından çıkacakken son kez İzem'e bakarak "Özür dilerim" deyip gitmişti.

İzem babasından sonra bir kez daha yıkılırken kolunu hızla babamın elinden çıkıp tüm öfkesiyle babama doğru saldırmıştı "Ben size ne yaptım?" İzem gözyaşlarına aldırış etmezken biryandan babamın göğsüne vuruyor biryandan' da bağırıp duruyordu, arkadan adamlar gelirken İzem'in kollarından tutup götürüyorlardı, İzem ise son bir umut hastane kapısının oraya ayağını dayamıştı ama oda onu kurtaramamıştı, yaka paça

hastane' den çıkartıp arabaya koyup götürmüşlerdi, etraftaki adamlara bakıp "Toplayın şuraları" deyip içeriye, abimin yanına girdim, abim ise hiç bir şey yokmuş gibi gözlerini kapatmış yatıyordu, yatağın yanındaki koltuğu çekip oturmuştum, elim kumandaya gitse' de yapmamıştım, şimdi abimi uyandıramazdım, abimi kaybetme korkum yüreğimi kor gibi yakmıştı meğer abimin bir daha olmayacağını bilmek ne kadar kötü bir şeymiş, sadece oturup abimi izledim bir sürü alet takılıydı ilaçların etkisiyle hemen dalıyordu uykuya, vücudu ne kadar dayanıklı olsa' da kolay bir ameliyat olmamıştı, İzem'e bir can borçluydu çünkü az daha - yaşamayı bırak sözün devamını getirmeye dilim bile varmıyordu, derin bir nefes alarak başımı arkaya yaslayıp bekledim ama sadece bekledim, bir ara telefondan İzem'i götüren adamlarımdan birini aradım, babam götürttürürken haberdar olmak için kendi

adamımı' da yanlarına vermiştim telefon hemen açılınca telefonun ucundaki nefes nefese konuşuyordu.

"Buyurun Fırat bey?"

"Alo Ahmet, ne yaptınız?"

"Şimdi geldik efendim yazlığa İzem hanımIda bağladık duruyor"

"Tamam gelişmelerden haberdar et"

"Emriniz olur Fırat bey"

Telefonu kapatırken abim uyanmış beni seyrediyordu, yüzüme mahcup bir ifade takarak "Ben' mi uyandırdım" derken abim tek kaşını kaldırarak cıklamıştı

"Çağırayım' mı hemşireyi?"

"Yok, zaten sürekli uyuyorum" abim kafasını aymaya çalışsa' da bir yandan' da bana laf yetiştirmeyi' de ihmal etmiyordu.

"Kalk Fırat efendi kalk" abim kolundaki serumu çıkartıp kenara korken çoktan ayaklanmıştı

"Abi saçmalama, anca çıktın ameliyattan zaten" abim hiçbir şey demeyip sadece bakış atmıştı

"Abi!"

"Fırat, çıkıyoruz!"

Abim her zamanki gibi tehditkar sözlerini söylerken zorlanıyordu, belli ağrısı var ama asla hiç bir kuvvet abimi hastanede durduramazdı

"İzem'den haberin var mı?"

"Var, adamlarımdan birini yanlarına gönderdim"

"Neredeler?"

"Ne yapacaksın abi?"

Abim öfkeli gözlerle bana bakarken öfkeyle bağırmıştı

"Sorumun cevabı bu değil Fırat!"

"Yazlıkta" abime istediği cevabı verirken abim gömleğinin düğmelerini ilikliyordu ben ise aklıma gelen soruyla birlikte abime bakıp "Oraya onu kurtarma' ya gitmiyorsun değil' mi?" demiştim, abim beyaz gömleğini giymişti ve bana bakıp "Gidiyorum" demişti ve cidden' de gidiyordu, dediğinde son derece kararlıyken ne dersem diyeyim asla geriye çeviremezdim

"Neden abi, seni vuran bir kız için kendini es geçip gidiyorsun, neden ya?" Abim gömleğin uçlarını pantolona sokarken

"Çünkü onun acısı var anladın' mı?"

"Peki dediği?"

Abim bakışlarını benden çevirirken zorlanarak konuşmuştu

"Onu hiç söyleme, size bunun hesabını kat ve kat soracağım zaten"

"Yapma abi ya"

"Ne yapması lan, siz ne dediniz bana üç yaşında kızı var dediniz, bu kız en fazla yirmi beş yaşında lan"

Abim bana dönüp devam etti "Belli babası ölmüş, ama benim bir bilgim yok" Abim hazırlanıp odadan çıkarken koridorda bekleyen babam ve annem şaşkına dönmüşlerdi, herkes abimin ne diyeceğini meraklanırken abim hiç bir şey demeden önlerinden geçip gidecekken babam kolundan tutup engellemişti "Nereye oğul?" abim ise göz ucuyla bakıp

"İşlerim var" deyip çıkıp gitmişti, nereye gideceğini bildiğim için bende arkasından giderken, yolda abimin aracını görmüştüm ama onun hızına yetişebilmek için bir hayli gaza yüklenmiştim, arkalı önlü yazlığa gittiğimizde adamlardan ikisi dış kapıda bekliyorlardı bizi görünce hemen kapıyı açarlarken içeriye giriş yapıp araçları gelişi güzel park edip indik, benim gönderdiğim adam hemen yanımıza gelirken etrafı' da kolaçan ederek geliyordu.

"Kız nerede?" abim direk söze başlarken Ahmet söylemekle söylememek arasında kalsa'da abimin öfkeli bakışları altında söylemişti "Depoda efendim" abim hiç bir şey demeden depoya yönelirken bende arkasından gittim ve en sonunda bulmuştu namı değer İzem hanımı, kız korkusuzdu biraz' da deli, ama bilmiyor' ki bu yaptığı başına ne belalar açacaktı, içeriye girdiğimizde kızı sandalyeye oturtmuşlar ellerini kollarını bağlamışlardı ağzı ise bantlıydı, İzem'in halini görmemizle Ahmet'e dönerken

"Çok bağırıyordu" demişti abim hiç bir şey demeden İzem'in iplerini çözmüş ağzındaki bandı ise çıkartmıştı.

"Ne o, bu seferde kahramanlık' mı oynayacaksın?"

"Kes sesini, çok konuşuyorsun ve boş konuşuyorsun"

İzem yüzüne alaylı bir tebessüm yerleştirerek "İlk önce kaçır, bağla sonra kurtar, peki bu ne?"

"Sana dedim, ben bir şey yapmadım"

"Kes yalanı Kaner efendi" abim kızın kolunu tutup kendine çekerken "Düzgün konuş" demişti ama kızın asla öyle bir niyeti bile yoktu

"Şuan senin yaptığın kaç yüzlülük acaba bir, iki, üç, kaç?" abim bakışlarını tavanda gezdirerek oflarken İzem tekrar konuşmasını devam ettirmişti "Ben gidiyorum" İzem abimi beklemeden yanından geçip gitmişti ama benden geçit gelmemişti, kolumu dur maiyetinde uzatırken "şşşş, orada dur bakalım" demiştim, kan vermiş olabilir ama bu onu bırakacağım anlamına gelmiyordu, elimi kapının pervazına dayarken bende diğer pervaza yaslandım abim arkasını yavaş adımlarla dönerken az önce İzem'in oturduğu sandalyeyi' de ters çevirerek oturmuştu, ellerini sandalyenin tepesinde birleştirirken azda olsa zorlanmıştı ne kadar belli etmemeye çalışsa' da başaramamıştı.

"Söyle bakalım İzem hanım derdin ne?"

İzem abimin sesini duymasıyla hızla arkasını dönüp bir iki adımda yanına gitmişti "Sen şaka mısın?, söyledim ya" abim düşünür gibi yaparken dudağını büküp gözlerini tavana dikmişti

"Demek' ki inanmamışım"

İzem abimin dediğini takmayarak "Sen ne yapıyorsun' ya onu söylesene?" diyerek abimin kontrolünü boşa çıkarmaya çalışıyordu.

"Neyi ne yapıyorum?"

"İlk önce çözüyorsun sonrada bırakmıyorsun" abim İzem'in söylediği sözlerden sonra kaşlarını çatarak bakmaya devam etti

"Seni bırakmak için çözdüğümü nereden çıkardın?"

İzem iki elini yana açıp oflayarak konuştu.

"Neden çözdün peki?"

"Yaralıyım' ya, malum vurdun" abim sözlerini bir bir söylerken bir yandan kaşlarını çatmış diğer yandan' da sol eliyle' de yarasını göstermişti.

İzem ise beklediğimden farklı olarak ağlamaya başlamıştı ve eliyle yüzünü sıvazlayarak gözyaşlarını silerken abime doğru gidip bağırmaya başladı

"Babamı defnetmem lazım, bırak gidiyim!"

İzem'in sözleriyle abim yerinden kalkarak İzem'in kolundan tutup peşinden sürükleyerek dışarıya çıktılar, adamlar önlerine geçse' de abim kimseyi umursamadan araca binip gittiler bende arkalarından giderken bu sefer yolumuzu kesen babam olmuştu.

Bölüm sonu

1 yorum