İçeriğe geç

HÜKÜM

Bölüm 15 · 22 dk okuma

HÜKÜM

Bölüm 15

13. BÖLÜM

KANER' DEN

"Kaner bey Haşir beyler geldiler"

Babam'ın şirkete adım atmasıyla haberi gelirken telefonu kapatıp arkama yaslanmış babamı bekliyordum, merak ediyordum hangi hakla buraya geldiğini ve hangi hakla ben onlardan uzak durduğum halde bizimkilerin bana yaklaştıklarını merak ediyordum, çok geçmeden kapı tıklatılmadan hızla açılmıştı, babam içeriye girerken arkasından'da kapıyı çarparak kapatmıştı ben ise sadece başımı hafif yan yatırmış çatılan kaşlarım ve gerilen yüzümle babama bakıyordum

"Sen ne yaptığını zannediyorsun Kaner ağa?"

"Daha bir şey yapmadım!"

"Kaner!" Babam elini masaya vurup bağırırken bende hızla yerimden kalkıp masaya doğru eğilip iki elimi masanın üzerine koydum

"Hayırdır canını bu denli sıkan ne oldu?"

"Arjen gelmiş" babamın cevabıyla kaşlarım dahada çatılırken başımı sola çevirip baktım

"Yani?, ne olmuş?"

"Şu oldu Kaner ağa Fırat İrem'i yada Arjen' i görmeden, bilmeden düğünü olacak" babamın cevabıyla doğrulurken ellerimi pantolonun cebine sokup bakışlarımı kısmıştım

"Evlenecek demek, kiminle?"

"Yeliz ile evlenecek" babamda eğildiği yerden doğrulurken soruma cevap vermişti ama asla olmayacak bir şeyle gelmişti bana, babama alaylı bir gülümsemeyle karşılık verirken babam son derece ciddiydi

"O asla olmayacak baba amcamın kızı evimize gelin olarak gelemez, hele ki Fırat'ın eşi olarak asla!"

"Sana fikrini soran olmadı, haber gitti bile en uygun zamanda isteme olacak"

Babam verdiği cevap ile sabrımı sınarken gözlerimi kapatıp derin bir nefes verdim

"Sana bir kere diyeceğim ve bir daha demeyeceğim Kaner ağa, aklında olan her ne ise vazgeç"

Babam konuştukça gözlerimi aralarken babam gözlerini dikmiş bana bakıyordu

"Birincisi Arjen benim sayemde gelmedi, ne iş yaptığını' da bilmiyorum ve ayrıyetten Abdullah amcama da söyle kızı bizim evde mutlu olacak sanmasın, o çok sevdiği kızına zindan hayatı yaşatırım"

"Sıkıysa elle bir kıza Kaner" babamın verdiği cevapla gözüm dönerken masanın üzerinde olan dosyaları elimin tersiyle yere serip öfkeyle bağırdım

"Yeliz bu kadar kıymetliyse neden Aliz kıymetli olmadı baba senin için!, yeğenin değil diye mi görmedin Aliz'i"

"Vaz geç artık Kaner ağa!, kin gütmekten vazgeç!, şu haline bak! evine bile gelmiyorsun!"

"Benim bir evim' mi varda geleceğim baba!, bana o evi mezar yaptınız, mezar!" son sözlerimi söylerken elimi masaya vurarak söylüyordum çünkü evimi mezara çevirmişlerdi ve bunu el birliğiyle yapmışlardı

"Madem o kıza Aliz den çok değer veriyorsun o zaman bu karardan vaz geçersin"

Babam son söylediğim sözleri umursamadan arkasını dönüp giderken kapıyı açıp son kez arkasını dönüp bana baktık dan sonra babam söyledikleri söz ile beni anlamadığını çok net belli etmişti

"Yeliz artık bizim gelinimiz Kaner ağa bunu böyle bil"

Babam sözlerini söyleyip odadan çıkıp giderken öfkeyle her yeri dağıttım, arkada masanın üzerindeki dosyaları, masada duran telefonu, her şeyi ama her şeyi diğerlerinin yanına gönderirken iki elimi masaya sertçe vurup başımı eğerken nefesimi düzene sokmaya çalışıyordum ama olmuyordu, ne nefesim nede içimdeki öfke dinmiyordu

"Aaaaaa!" Avazım çıktığı kadar bağırırken masada duran iki elimi de aynı anda tekrar masaya vurdum, bakışlarım kapıyı bulurken gözlerimden öfke yüreğimde ise nefret akıyordu!.

"Bunun bedeli çok ağır olacak baba sana yeminim olsun bu yaptığını sana ve size unutturmayacağım!"

İZEM' DEN

Cansel mutluluğumu kendi mutluluğu olarak görürken çıkış işlemlerimi halletmek için gitmişti, yarın düğünü olmasına rağmen, bir sürü halledilmesi gereken işler varken Cansel her şeyi bırakmış hastaneye koşmuştu, ne kadar istemesem de onu en güzel ve özel anında yalnız bırakamazdım, Cansel' e bunu yapamazdım, böyle bir şeye hakkım yoktu, anneme buruk bir gülümsemeyle bakıp vakit kaybetmeden annemin eşyalarını toplamaya koyuldum ve Cansel' in gelmesiyle' de birlikte hastaneden çıkıp eve gittik

Cansel' in düğün hazırlıkları olduğu için sadece bizi bırakıp gitmişti bende annemi yatırıp odama çekildim, başımı yastığa koyarken gözlerimi kapatıp derin bir nefes verdim cidden bu bir ay içinde yıpranmıştım, sürekli babama ulaşmaya çalışıp ulaşamazken her defasında elim bomboş kalmıştı, sevdiği kadın burada canıyla cebelleşirken o asla yoktu, kardeşime ise meraklanmasın, korkmasın diye sürekli yalanlar söyledim, yapmam dediğim her şeyi bu bir ay içinde yaptım, gözümden yaşlar akarken ben hiçbir şey yapamıyordum göz yaşım kendi çizdiği yolda giderken bana ise sadece müsaade etmek kalmıştı.

-

Sabah telefonun sesiyle uyanırken hemen yataktan kalkıp elimi yüzümü yıkamak için banyoya gittim ve rutin işlerimi halledip odaya geldim çünkü bugün en yakın arkadaşım Cansel'in düğünü vardı liseden beri her zaman yan yanaydık, üniversiteyi bile beraber okumuştuk kısacası bu zamana kadar hiç ayrılmamıştık, taaki bugüne kadar kendisi üniversitede Kadir'le tanışıp âşık olmuştu Cansel'in her zaman mutlu olması için elimden geleni yapmıştım şimdi ise evleniyor ve bu şehirden gidiyordu, dolaptan mavi elbiseyi alırken istemsizce gülmüştüm.

*

Düğün için alışverişe çıktığımızda bu son alışverişimiz olduğu için üzülsem' de kendisi benle uğraşmak için yanımda adeta şen şakrak oyun oynuyordu, Cansel telefonla uğraştığını görünce göz aktarıp Cansel'e baktım

"O Kadir kendini bana parçalatmasın Cansel, alışverişte rahat bıraksın artık"

"Hıhı" Cansel geçiştirme cevabı verirken bende Cansel'i taklit ederek bende ona "Hıhı" dediğimde ikimizde gülerken önüme baktığımda kulağıma Aynur aydın-bir dakika müziği gelmesi ile gözlerim yuvasından çıkacak kadar büyüyerek anında Cansel'i bulurken Cansel bunu umursamadan son ses söylemeye devam ediyordu, etrafa kaçamak bakışlar atsam'da bize bakan gözleri görmem ile bu yaptığıma pişman olmam uzun sürmemişti, Cansel' in kolunu çekiştirdiğimde Cansel hala söyleyerek bana baktı "Kızım ne yapıyorsun sen, delirdin'mi?"

"Kime göre neye göre bebeğim" dediğinde bu haline gülüp bende şarkıya eşlik etmeye başlamıştım Cansel vay dercesine bakıp öpücük attığında bende ona öpücük yolladım.

"Aşk savaşında ele geçirildin

Ben tarafından dize getirildin

Hani sen kimselere yenilmezdin

Demek sonunda yola gelebildin"

Cansel ile birbirimize bakarak gülerken Cansel kolumdan tutup bir yere sürüklemesi ile peşinden sürüklenince bir mağazanın önünde durmuş Cansel hayran hayran vitrindeki simli turkuaz renkli, diz üstü, göğüs dekoltesi olan tek omuzlu, beli kemerli ve bir kolu tül olan balon kollu bir elbise görmesiyle Cansel hayran hayran konuştu

"İzemmm" Cansel'in hayranlıkla kurduğu cümleye aynı hayranlık ile cevap verirken gülmek istesem' de şimdi gülmenin vakti değildi

"Efendimmm"

"Bu kıyafeti al"

"Ne" anlık afallamayla Cansel'e dönerken Cansel aynı hayranlıkla cama bakıyordu ve yine buralı bile olmamıştı

"Ne, nesi bu elbiseyi alacaksın ve düğünümde de yiyeceksin" Cansel sitemkar sesle konuşunca saçını savurup mağazaya girdiğinde Cansel'in arkasından şaşırarak tek kaşımı kaldırıp baka kalmıştım ama bu kez alıcı göz ile elbiseye tekrar baktığımda beğenmiştim, bende mağazaya girdiğimde Cansel elbiseyi almış kasaya giderken göz devirip derin bir nefes vererek başımı iki yana salladım Cansel'in yanına giderek elinden elbiseyi aldım

"Bu zamana kadar sana para ödetmediğimi bir türlü anlayamadın" deyip kasaya giderken Cansel yanımda oflayıp duruyordu.

*

Hızla hazırlanırken annem hasta haliyle elinde maşayla odaya gelmiş bana bakıyordu bende anneme bakarken annem gelin olmadığım halde duygulanmıştı ne diyeyim ya birde gelin ben olsaydım o zaman' ki annemin halini hiç düşünemiyorum, yüzüme güzel bir tebessüm yayarken annemin elinden tutup yatağın kenarına çektiğimde annem itiraz etmeden gelip yatağa otururken bende elindeki maşayı fişe takmaya gittim, annem eskiden kuaför olduğu için odaya saçımı yapmaya gelmiş ve hasta haliyle hala benimle uğraşıyordu yüzümdeki tebessüm genişlerken annemin önüne oturarak beklemeye başladım, saçım bittikten sonra makyajımı' da yapıp beyaz topuklu ayakkabımı giydim, artık tamamen hazırdım annem bana hayran bakışlarıyla baktığın'da tek gözümü kırparak gülmemle annem içindeki sıkıntıyı bir çırpıda söylemişti

''Bana bak sakın oradan bana damat falan getiriyim deme''

Annemin bu cevabını beklemiyordum ama annemle uğraşmak için biraz yüklendim

"Neden öyle diyorsun anne istemez misin şöyle dalyan gibi birini"

"Bana bak göstereceğim sana dalyan gibi birini şimdi''

Annem kızarken telefonuma gelen

mesaj' la gülerek telefona baktım tabiki'de mesaj atan annemin ilerde damadı olacak Emre'ydi

"Arkadaşım gelmiş ben kaçtım"

"İzem!" Annemin seslenmesiyle geriye dönüp bakarken annem bir adım bana yaklaşmıştı

"Güzelce eylen beni düşünme, iyiyim ben" annemin yüzünde oluşan tebessümle bende yılımsayıp annemin yanağından öpüp evden ayrıldım, Emre tüm kuğulluğuyla arabasının kaportasına yaslanmış bekliyordu, beni görünce hayran olmuş gözlerle bakarak konuştu

"Yakıyorsunuz hanımefendi"

"Teşekkürler beyefendi sizde çok şıksınız"

Emre dediğime gülümseyip kapımı açarken hala beni baştan aşağıya süzerken "Buyurunuz hanımefendi" demişti

"Bayağı naziğiz bugün" Araca binerken gözümün ucuyla Emre'ye bakarken Emre asla gözünü kırpmadan yüzüme bakıyordu

"Teessüf ederim her zamanki halim"

Emre'de şoför koltuğuna geçince gaza basıp düğünün olacağı mekâna gittik.

Cansel'i öyle beyazlar içinde görünce gözlerimin dolmasına engel olamazken hemen yanına gidip Cansel'e sıkıcana sarılarak konuştum

"Çok güzel olmuşsun"

Cansel beni böyle görünce dayanamazken gözünden bir damla yaş düşmüştü, karşımda duran arkadaşıma kocaman sarılırken hiç istemesem de kendimden uzaklaştırıp göz yaşlarını yavaşça sildim

"Bugün senin en güzel günün sakın ağlama, her zaman gül can dostum"

Düğün sorunsuzca ilerlerken sonunda Cansel çiçek atma merasimine geçti tatbikîde çiçeği ben tutmuştum daha doğrusu çiçek bana gelmişti düğünden sonra Cansel'i ve Kadir'i uğurlayıp geriye bekâr kızlar olarak hiç eğlenmemişiz gibi biraz daha eğlenmek için mekâna gittik geceyi kolay kolay bitiremezdik.

Sabaha karşı mekândan çıkıp eve gidince çantayı ve anahtarı salonun köşesine rast gele atarken kendimi'de koltuğa attım.

FIRAT' TAN

Sabah hızla İzmit'e dönmemle soluğu şirkette alırken abim çoktan işlerin başına geçmişti. Kendi odamdan birkaç dosyaları aldıktan sonra

oda' dan çıkıp direk abimin odasına gittim, bir yada iki kere kapıyı tıklatsam' da ses seda yoktu, sekter' de yerinde olmadığı için içeriye girip beklemeye başladım, çok geçmeden kapı açıldığında telefondan başımı kaldırıp gelene baktığımda odanın sahibi gelmişti ama abim beni beklemediği her halinden belliydi çünkü beni görünce yüzü gerilmiş ve kaşları çatılmıştı , sonuçta dün akşam beni Mardin'e göndermişti ama ben sabahın köründe soluğu Izmit'te almam garibine gitmişti

"Hayırdır ne oldu?" abim hafif başını yana çevirerek tok sesiyle konuşmasını devam ettirirken bende ellerimi iki yana açarak "Bir şey olmadı" demiştim ama artık bizimkilerin çağırdığını abime demem gerekiyordu çünkü her defasında arıyorlardı ve Mardin'de bir toplantı düzenlenecekti, abimde Kamiroğullları aşiretin ağası olduğu için katılması şarttı

Abim dudaklarını bilmiyorum dercesine bükerken az önce çattığı kaşların birini' de havaya kaldırmıştı, karşıma gelerek koltuğa oturduğunda elindeki telefonu' da masanın üzerine koymuştu.

"Bilet aldım gidiyoruz"

"Nereye?"

"Mardin' e" abim verdiğim cevapla şok olurken yavaştan öfke doluyordu ve dişlerinin arasından nefret dolu ses tonuyla "Ne için?" demişti.

"Bizimkiler çağırıyorlar" abim öfke kusan gözleriyle çatılan kaşlarının altından bana bakıyordu

"Onları ateş içinde boğmam için' mi çağırıyorlar?"

"Onlar ailen abi, annen, baban"

Abim başını omzuna doğru yatırarak bana bakarken, abim hiçbir şey demeden hızla yerinden kalkıp masaya doğru gidip çekmeceye eğilmişti, abimin neye baktığını göremiyordum ama sadece bir iki dakika bakmıştı, çekmeceyi sert ve hızla çarparak kapatırken elindeki zarfla yanıma doğru geldiğinde tam karşıma geçip göz temasını bir an bile bozmadan masaya zarfı fırlatıp artmıştı, zarfı attığında masanın üzerindeki zarfa bakmamla ağabeyim eliyle zarfı göstererek bağırması kulaklarımda çınlamıştı "Aliz' in bunu yazmasına vesile olan ailemi?" diye öfkeyle sormuştu, bir cümle her şeyi tüm gerçekliğiyle anlatırken hiçbir şey demeden zarfa baktım.

"İyi bakalım gidelim, gidelim' de herkesi boğmaya başlayalım, üstünü örtmeye çalıştıkları kan çukurunu açalım ve herkesi hak ettikleri yere gönderelim."

"Abi!"

"Ne abisi?! " Abim yüreğindeki ateşle birlikte etrafa ateş püskürürken kimleri yaktığına bile bakmıyordu, abim hızla masaya attığı zarfı almak için eğilirken sertçe elini vurup zarfı masanın üzerinden sıyırıp almıştı, beni arkasından bırakarak öfkeyle odadan çıkarken bende arkasından çıktım. Cebimdeki telefonu alarak lobideki Aliyi aradığımda telefonun ilk çalışında hemen açılırken arkada baya bir sesler geliyordu.

"Buyurun Fırat bey?"

"Ali araçları hazırlat havalimanına gidiyoruz"

"Tamam Fırat bey"

Ali'nin onayından sonra telefonu kapatıp lobiye giderken sessizliği bölen abim oldu.

"Uçak kaçta?"

"Yarım saat sonra" abim hiçbir şey demeden önüne dönüp yeri döverek ilerlerken Serpilay abimi görmesiyle hızlanarak karşıdan elinde bir ton dosyalarla geliyordu.

"Kaner bey istediğiniz dosya-"

Serpilay abimin elini kaldırmasıyla susarken abim hızla durup kıza öfkeyle bakıyordu "Ben Mardin'e gidiyorum işler Yaver'de ona götür, sakın bir aksilik daha istemiyorum" abim gerekenleri söylemesiyle hızla giderken Serpilay bana bakıp tereddütle onay vermişti.

İZEM' DEN

Uykudan uyandıran telefonun sesi olurken uyku sersemliğiyle zar zor gözlerimi aralayıp elimle yüzümü sıvazlayarak tavana baksam da telefon susmak bilmiyor ve telefon sürekli, ısrarla çalmaya devam ediyordu, derin bir of çekip yerde koltuğun kenarına koyduğum telefonu alırken telefonu açıp açmamak arasında kalsam' da kimin aradığını görünce telefonu açtım, telefonu açtığımda ise sadece Hakan'ın düzensiz nefes alış verişi geliyordu

"Ne oldu Hakan?" sesim uykulu ve kısık çıkarken Hakan' ın sesi benim sesimin tam tersi olarak pişman ve gür çıkmıştı

"Özür dilerim İzem, özür dilerim"

"Ne özründen bahsediyorsun Hakan söylesene?" başımı yastık dan kaldıramazken gözlerimi dinlendirmek için kapatıp Hakan'ın diyeceğini beklemeye başladım

"Babanı koruyamadım'' Hakan'ın cevabıyla yastıktan başımı kaldırıp doğrulurken etrafa korkuyla ve anlamayan gözlerle bakıyordum.

Duyduklarımla nefesim kesilirken sadece dudaklarımdan "Ne" kelimesi dökülmüştü

"Koruyamadım İzem"

"Neyden bahsediyorsun Hakan!, ne korumasından?, kimi kimden koruyamadın?"

"Mardin' in aşireti Kaner Ağa'dan koruyamadım İzem, baban kaçmış ama" Hakan her cümlesinde sesi biraz daha kısılırken bu sefer tamamen susmuştu ve beni duyduklarımla baş başa bırakmıştı, geçen her saniyede kalbim sızlarken her dakikasında içime ateş düşüyordu

"Susmasana Hakan!, her şeyi dedin zaten, buldukları yerde ne?!"

İstemsizce Hakan'a bağırırken oturduğum yerden kalkıp salonun ortasında dört dolanıyorum.

"Susma! Hakan susma!" Avazım çıktığı kadar Hakan'a bağırırken Hakan hiçbir şey demiyor sadece telefonun diğer tarafından nefes alış verişleri doluyordu kulağıma, ben Hakandan cevap beklerken lanet olsun Hakan hiçbir şey demiyor sadece susup duruyordu, ölüm sessizliği hakim olurken annem koşarak salona gelmesiyle bakışlarımız kesişmişti, annem bana korkuyla bakıyordu, annemin sorgulayıcı bakışlarını görmemle yutkunmaya çalışsam da olmamıştı ne yutkunabiliyor nede nefes alabiliyordum.

"Öldürmüşler" Ben daha anneme ne cevap vereceğimi bilemezken Hakandan korkarak beklediğim ama bir o kadar kaçtığım cümle gelmişti, Hakan sessizliğinin arkasından kaçtığım gerçeği söylerken kulaklarım tıkanmış hiçbir konuşmayı duymuyordum belki' de duyuyor ama anlayamıyordum, sürekli arkada Hakan konuşurken ben sadece onu cızırtı olarak duyuyor ve hiç bir şey kavrayamıyordum, yavaş yavaş uğultunun arkasından sesler gün yüzüne çıkarken annem konuşuyordu ama ben ne dediğini anlayamıyordum, anneme hiçbir şey demeden öylecene dururken annem yeniden konuşmaya başlamıştı ve bu sefer bağırarak konuşuyordu.

"Korkutuyorsun beni İzem!" annemin bağrışları dediğini duymamı biraz daha netleştirse de benden bir cevap gelmemişti, sadece göz yaşlarım konuşuyordu ve ne ben geçebiliyordum göz yaşlarımın önüne nede duyduklarımdan kaçabiliyordum.

Anneme tek bir kelime edemezken annem gözlerime bakarak ne olduğunu anlamıştı ve bir iki adım arkaya doğru sendeleyerek zorda olsa kapı eşiğini tutunmaya çalışırken gözlerinden yaş, dudaklarından haykırış kopmuştu, annem yavaşça yere çökerken ağlıyordu ben ise sadece kulaklarımda olan çınlama ve uğultuyla beynimden vurulmuşa dönmüş gibi boş gözlerle etrafa bakınıyordum.

"İzem babanı teşhis etmen lazım" bir kez daha Hakan'ın konuşmasıyla söylediği sözleri kulağımda çınlarken dünyam dönmeyi durdurmuştu ne dünya dönüyor ne zaman ilerliyordu sadece annemin ağıt ve çığlık sesleri duyuluyordu, babam bu dünyadan bizi bırakıp gitmişti ve ben giden babam' mı diye teşhis' mi etmem lazımdı, alacağım nefes boğazımda yumruk gibi kalırken sanki nefes alabilecekmiş gibi dudaklarımı aralayıp kalakalmıştım, babamın dönmesini beklerken cenazesi dönüyordu eve, daha geçen aradığım babam bugün nefes almıyordu, gözlerine aşık olduğum adam dünyaya gözlerini kapatmıştı ve bir daha açmayacaktı, bu yaşananlar bana çok ağırdı, etraftaki sesler canlanırken telefon elimden kayıp düşmesiyle dizlerim yerle buluşmuştu, dizlerimin yere çarpmasıyla sanki tüm gerekler yüzüme çarpmıştı.

"Baba!"

Az önce beni yarı yolda bırakan nefesim ve sesim zorda olsa çıkarken haykırışlarıma eşlik eden ağıtlarım olmuştu, tüm gerçeklerden uzaklaşmak ve duyduklarımdan kaçmak için başımı iki yana sallayıp kabullenmek istemesem' de beni rüyadan uyandıran yoktu ve şimdi içinde bulunduğum kabustan başka bir şey değildi, dünyam başıma yıkılırken altında kalmıştım, her aldığım nefes bana daha fazla batarken bu kabustan uyanmak istercesine bağırdım, gerçekler beynimin içinde dönüp dururken haykırışlarım bir o kadar artmıştı, dünyam başıma yıkılırken artık kulaklarımda annemin haykırışları, Hakan'ın son cümlesi hepsi bir anda çınlıyordu ve hepsi gerçekti, hayat tüm acımasızlığıyla kaçtığım gerçekleri gün yüzüne çıkartıyordu ve acımadan, gözünü kırpmadan yapıyordu bunu.

-

Dört duvar belki' de ilk defa bu kadar ürkütücü geliyordu bana, ürkütücü, soğuk ve sessiz , yüreğimde susmak bilmeyen çığlıklar yükselirken koridorda sadece ayak sesleri yankılanıyordu, yanımdakiler sadece ayak seslerini duyuyorlardı kalbimdeki çığlığı ise sadece ben duyuyordum, gözlerimden akan yaşın haddi hesabı yokken nefesim beni yavaş yavaş terk ediyordu ben ise dudaklarımı aralayıp kesik kesikte olsa nefes almaya çalışıyorum, koridor bana koskoca bir asır gibi gelirken bitmek bilmiyordu belki de ben bitmemesi için yavaş yürüyordum bilmiyorum ama tek bildiğim şey vardı oda babamı öyle orada yatarken görmekten korkuyordum, kaçmak istiyordum, ama yapamıyordum yavaş yavaş ayaklarımı sürüye sürüye gidiyordum, belki' de onu son uğurladığım gün gibi mutlu bir şekilde hatırlamak istediğimdendir ama onu bu halde görmek istemiyordum bunu yapamazdım.

Sonunda bir kapının önüne geldiğimde yavaşça bakışlarımı kaldırıp duvardaki yazıya bakmıştım Morg yazısını görmemle nefesim tamamen kesilmişti nefes beni unutmuş ben nefesi unutmuştum ve ikimizde birbirimize çok yabancıydık yavaşça bakışlarım kapı kulpuna doğru giderken yavaşça elimi kaldırmış uzatmakla uzatmamak arasında kalmıştım, titreyen elimi tereddüt ederek uzatsam' da kapı kulpunu tutmuştum, son kez derin bir nefes alıp verirken kapıyı açmıştım ve kapının gıcırtısı her yerde yankılanırken kalbimi sızlatmış ve kanatmıştı hem de hiç acımadan kanatıyordu.

Kapı yavaşça açılırken içerde sadece bir adam ve sadece!, sadece....

beynimden tüm hücreler çekilirken ben sadece baktığım yerde kalmıştım ve bu görüntü asla gözümün önünden gitmeyecekti, sırtıma dokunan elle birlikte korkarak arkama bakarken boğazımdan kopan hıçkırıklarla başımı iki yana sallayarak önüne dönüp yürürken yüzümden akıp giden yaşlar beni terk ediyordu, yavaşça ilerlerken nefes alış verişlerim hızlanıyordu ve ben hiçbir şeyin önüne geçemiyordum.

"Teşhis için hazır mısınız?" adamın sözleriyle bakışlarım yavaş yavaş adamı bulurken sözleri canımı yakmaya yetmişti gözlerimi sıkı sıkıya kapatıp başımı diğer tarafa çevirirken akan göz yaşlarımın haddi hesabı yoktu.

Derin bir nefes vermemle birlikte gözlerimi aralarken kaçtığım gerçekle yüzleşmek için önüme tekrar döndüm zorla ve titreyen elimi örtüye götürüp tutarken kendimi deli gibi sıkıyordum, babamın hayali beni beyaz gelinlik içinde görmekti ama ben babamı beyaz kefen içinde görmüştüm hem de başkaları tarafından bize böyle bir son reva görülmüştü.

Örtüyü zorda olsa sonunda açarken gördüklerimden sonra şok olmuştum, yüzüne bakmaya kıyamadığım babam şimdi yüzü dağılmış bir şekilde karşımdaydı her yeri mosmorken yara bere içindeydi, kanlı canlı gönderdiğim babam karşımda bembeyazdı, kışın üşümesin diye kalın kalın kazaklar aldığım babam şimdi burada, sop soğuk yerde üstünde ince bir bez parçasıyla yatıyordu dudaklarımdan hıçkırık koparken ayaklarım beni taşımaz olmuştu "Baba!" son feryadımla dizlerim bir kez daha yerle buluşurken dünyam alt üst olmuş dönüyordu, belki de o yatan benim babam olmazdı, babam bizi bırakıp gitmez demiştim ama gitmişti, beni, kardeşimi, hayat arkadaşını arkasında bırakarak, içimize bir ateş bırakarak gitmişti dudaklarımdan kopan hıçkırık ve bağrışlar birbirine karışırken Hakan kolumdan tutmaya çalışıyordu ama nafile bir kere ateş düşmüştü ve yakmadan kül etmeden durmayacaktı kalkmaya yeltenmemle yer ayağımın altından çekilmişti sanki, dünyam dönerken etraf buğulanmış ve kararmıştı.

-

Gözlerimi aralarken gerçekler beynime hücum ediyor ve duran, sönen yüreğim yeniden kor olup yanıyordu, bana zehir olan nefesi alırken yattığım yerden doğrulup kalkmamla kolumdaki serumun iğnesi batmıştı, kalbime açılan yaraların yanından bile geçemezken canım yanmış ve dudaklarımdan inilti kopmuştu ama beni duyan kimse yoktu koca odada koca gerçeklerle bir başımaydım, ne canımın yanması nede kalbimin yanması kimsenin umurundaydı, değil kimsenin umurunda olması kimse görmüyordu bile, kulağımda Hakan'ın sözleri çınlarken kaşlarım istemsizce çatılmıştı kulağımda Hakan'ın sözleriyle etrafa boş gözlerle bakarken gözlerimi sıkı sıkıya kapatıp akan gözyaşlarıma müsaade etmiştim gitmeleri için.

"Mardin' in aşireti Kaner Ağa'dan koruyamadım İzem!" Hakan'ın son sözü kulağımda çınlarken duyduğum cümleyle gözlerimi aralayıp odanın içine bakmamla bakışlarım kolumdaki seruma giderken hızla serumu çekip çıkartmıştım, az önce bir iğne batmasına canım yanarken şimdi hoyratça davranmıştım ama canımın yanması umurumda bile değildi.

Yataktan doğrulup ayakkabılarımı giyinirken kolumdan aşağıya kan akıyordu ama hiçbir şey yapmadan yataktan kalkıp masanın üzerindeki aracın anahtarını ve telefonumu alıp odadan çıktım, peki nereye mi?,

tabi ki' de bunu bize yaşatanlara hesap sormaya.

Kan kolumda yolunu çizip giderken ben sadece yürüyordum, kan yerle buluşurken kendine bir yol çizmiş iz bırakıyordu ardında ama ben yolumu kaybetmiştim, bir kere babamın öldüğü gün benim yolum yıkılmıştı ve ne o yol bir daha düzelirdi nede yerine yenisi yapılırdı.

Hastaneden çıktığımda rüzgar yüzüme çarparken ben elimdeki anahtarla araçlara bakıyordum zaman kaybetmeden elimdeki anahtarı açıp kapatırken araba sinyalinden bulmuştum aracı, park halindeki araçları ve hastaneyi arkamda bırakarak hızla araca binip kemerimi bile takmadan hastaneden ayrıldım.

Hakan Mardin aşireti dediği için yolumu belirlemiştim bile, ne olursa olsun bu yoldan dönmeyecektim, bakışlarımı yoldan ayırıp yanda duran telefonu hızla elime alırken akan gözyaşlarıma aldırış etmeden Hakan'ı aradım, Hakan hemen açarken öfkeyle bana bağırıyordu

"Sen neredesin İzem! bu odadaki kanda neyin nesi?!"

"Bana hemen o katilin yerini bul ve konum at"

"İzem sakın!"

"Hemen Hakan sen atmazsan eğer ben bulurum biliyorsun değil' mi?"

"Allah kahretsin! İzem bir kerede burnunun dikine gitme! kim onlar sen biliyor musun İze-"

Hakan'ın sözünü keserken içimdeki ateşle bağırdım

"Umurunda değil! duydun mu beni kim olduğu umurumda değil!, bunun hesabını verecek!"

Hakan'ın cevap vermesini beklemeden telefonu kapatırken telefonu tekrardan yan koltuğa fırlatıp atmıştım.

Gözlerim ağladığım için buğulanıp yolu net göremesem de hızımı kesmeden Mardin'e gidiyordum gidince ne yapacağımı zerre bilmiyordum ama tek bildiğim bunun hesabını vereceğiydi nasıl olurdu' da insanlar bu kadar canileşirdi, herkes

cani miydi, insan düşünmez'mi bir kere bu adamın ailesi var'mı?

yok'mu, varsa onlar ne yapar, arkalasın'da bıraktığı koca bir enkaz nasıl toplanır diye hiç düşünmedilermi? en önemlisi bir insan bu kadar kolay'mı öldürülürdü.

İçimde koca bir sızıyla yola devam ederken yağmur başlamıştı kulaklarımda Hakan'ın son sözü tekrarlarken daha'da hızlandım Hakan Kaner denilen katilin adresini daha atmazken ben son sürat Mardin'e gidiyordum, telefona bildirim gelmesi ile telefona baktığımda Hakandan mesaj vardı.

• Gönderen Hakan

Adı : Kaner Kamiroğulları

• Gönderen Hakan

Adres : Mardin, Midyat

En sonunda Hakan'dan bir adres gelmişti ama sadece bir ilçenin adresiydi ve asla evine dair bir bilgi yoktu, araçları sollayıp hepsini arkamda bırakarak Mardin'e gidiyordum bazı araçlar korna çalarken ben inadına gaza yükleniyor ve bana korna çalan araçları arkamda bırakıyordum ve 17 saatlik yolu 15 saatte giderken hiç bir şekilde yolda dinlenmedim, babamın katili nefes alırken benim her aldığım nefes bana haramdı.

Mardin Midyat' a gelince sokaklarda müzik çalıyordu her bir dükkandan aynı müzik yükselirken gergin bir hava mevcuttu bazı insanlar rahatken bazıları asla değildi, sokaklarda insanlar otururlarken etrafta çocuklar koşturuyorlardı, kimilerine göre hayat çok güzeldi ama başkalarına göre asla, daha düne kadar bende mutluyken bugün yüreğim acıyordu, kalbim kanıyordu acıyan ve yanan gözlerimle etrafa bakarken müzik çalan ve dükkanının kapısında oturan esnafa yaklaşıp araçtan inerken adam bana anlamsız gözlerle bakıyordu

"Kaner Kamiroğulları'nın evi nerede?"

Adam bana bakarken ben kan çanağına dönen gözlerime aldırış etmeden adama bakıyordum, kalbime bir bıçak saplanırken ben hiçbir şey yapmadan duruyordum, adam bana anlamsız gözlerle bakmaya devam ederken yavaşça ayağa kalkıp

"Ne yapacaksın Kaner ağanın adresini?" demişti, Adam her şeyi sorgularken derin bir nefes verip dudağımı ıslatırken gözlerimi kapatmıştım " De hele, adresi ne yapacaksın?" adamın kelimesiyle bende içimdeki öfkeyle ve nefretle gözlerimi aralarken karşımdaki adama bağırdım "Sana ne, ne yapacaksam yapacağım, gerçi doğru söylüyorsun normal bir insanın katille ne işi olabilir değil mi?" karşımdaki adam ve etraftaki insanlar bana bakarken ben göz yaşımı elimin tersiyle silip adama bakıyordum, adam ilk başta tereddüt etse de başını sola çevirip bize bakan kişilere baktığında yaşlı bir adam karşımdaki adama başıyla onay verdikten sonra geri bana dönüp adresi vermişti, karşımda bana merakla bakan adamı bırakarak arkamı dönüp aracıma bindim ve son sürat intikam alacağım yere sürdüm aracımı, çarşıda çalan müzik git gide duyulmamaya başlarken sarı taş sokaklar bana eşlik ediyordu.

Sonunda Katilin evine gelmiş ve onu bulmuştum koca taş duvarların arkasında gizlenen konağın duvarında koca harflerle KAMİROĞULLARI KONAĞI yazıyordu, boşuna dememişlerdi bir insan dünyanın bir diğer ucunda olsa da, canı yandıysa eğer aradığı şey yedi kat yerin dibinde olsada bulurdu ve bende bulmuştum onu, babamı bizden alan kişiyi bulmuştum.

Arabamı katilinin evinin az ilerisine park ederken sadece beklemeye başladım, düzenlerine yaşam tarzlarına nasıl bir insan bu kadar acımasız olur izlemek istedim, sokaklar sessizliğini sürdürürken ben artık içimdeki öfkenin sesini susturamıyordum, tam arabadan çıkacakken siyah bir arabanın sokağın başından döndüğünü görünce kim olduğuna bakmak için kapıyı geri kapatıp bekledim, araç konağın önünde dururken arabadan otuz yaşlarında iki kişi inmişti ve onların inmeleriyle kapıdaki korumalar kendilerine çeki düzen vermişlerdi, araçtan inen ilk kişi uzun boylu fade Sam saç modeli vardı, ve kirli sakallı siyah dar kesim yelekli takım elbise giyen biriydi, diğeri' de takım elbiseliydi ama onun saçları asimetrik saç modeliydi ve diğerinden farklı olarak öfke doluydu ve gerilmiş yüzüyle konağa bakarken ceketinin yakalarını düzeltmişti, gelen kişiler son derece ciddi kişilerdi ve kapıya yöneldiklerinde kapı sonuna kadar açılırken herkes onlara selam vererek baş eğmişlerdi, gelen kişiler içeri girmeye yeltenirken ilk araçtan inen kişi bana bakıp bir adım bana gelmek için ilerlemişti, ama sonradan araçtan inen kişi çatılan kaşlarıyla ve öfkeli bakışlarıyla bakıp bir şeyler derken beni fark eden kişi gelmekten vaz geçmiş ve daha sonra ikisi' de içeriye girmişlerdi.

Gözlerini kırpmadan bir insanı nasıl öldürebileceklerini, onlardaki acımasızlığı, zalimliği bir kere daha anlamıştım, içim kanarken ben sadece onları izliyordum, yüreğime düşen ateş kor gibi yanarken beni nefessiz bırakıyordu zorla nefes alıp verirken kalbime bıçak saplanıyordu, yüreğimdeki ateşle öfkem yarışıyordu ama kim galip gelecekti işte bundan deli gibi korkuyordum, aradan biraz zaman geçince araçtan inmek için kapıyı açmamla kapatmam bir olurken konağın önüne bir siyah araç daha gelmişti,

Araç hızla dururken kapıdaki adamlar hazır ola geçmişlerdi resmen, aracın içinden atmış yaşlarında bir adam çıktığında kapıdaki herkes el pençe saygıya geçmişlerdi, saygılarına bakacak olursak ve adamın yaşına başına bakacak olursak evin babası bu adamdı, peki benim babam neredeydi?, bu adam sıcacık evine gelmişti ama benim babam soğuk kara toprağa girecekti, bu adam ailesinin çocuklarının yanına gelmişti, ya benim babam benim babam neden ailesinin, kızının, oğlunun yanına gelemiyordu daha cenazesi bugün eve gelecekti ama ne biz babamıza doyduk nede babam bize, daha babamla gerçekleştireceğimiz onca hayalimiz vardı ama hepsi yarım kalmıştı, cama yağmur damlaları düşerken benim yüreğime düşen ateş sönmüyordu, beni, kardeşim Aytekin' i babasız annemi ise hayat arkadaşız bırakmışlardı daha dün hayatımın en güzel anını yaşarken bugün hayatımın en beter günüydü, bizi yetim bırakan adam şimdi sıcacık evinde annesiyle babasıyla kardeşiyle beraber keyif yapamazdı daha fazla beklemeyerek arabadan indim artık sıra hesaplaşmadaydı.

Araçtan benim indiğimi gören korumalar birbirlerine bakıp bana baktıklarında biri hareketlenip bana doğru gelmeye başladı, ayağımdaki topuklu ayakkabılara ve, yüzüme yol çizmiş göz yaşlarıma aldırış etmeden yürüyordum, adam karşımda durduğu zaman bende durup dolu gözlerle karşımda duran korumaya baktım, sadece baktım çünkü bir katilin koruması, adamı nasıl olabiliyordu?, nasıl hiçbir şey yokmuş gibi benim yüzüme bakabiliyordu?, belki' de beni tanımıyordu ama babamı arkasında bıraktıkları kişileri hiç düşünmeden öldürmüşlerdi.

"Buyurun hanım efendi?" diyen adama baktıkça iğreniyordum, adam benden cevap gelmeyince kapıdaki diğer arkadaşına bakıp geri bana döndüğünde hafif bana yaklaşıp koluma dokundu

"Hanım efendi kime bakmıştınız?"

karşımda duran adama umursamadan yanından geçip kapıya doğru gittim bir yandan durmak bilmeyen yüreğimdeki ateş, bir yandan' da akıp giden gözyaşlarım hiçbirine hâkim olamazken tüm acımla bağırdım.

"Katil!" Deli gibi bağırdım sanki içimdeki acıyı söküp atarcasına bağırdım yoksa ne içimdeki acı diniyor nede çare bulabiliyordum.

"Katil!" bir kere daha bağırmam ile konağın kapısı hızla açılırken korku dolu gözlerle dışarıya kadınlar çıkarken, az önce gelen erkeklerden kimseler yoktu, korkak kendisi yerine en önden kadınları göndermişti işte bu kadar korkağın tekiydi, sadece gücü karşısına dikilmeyen kişilere, güçsüzlere yetiyordu, kadınların arkasından arabadan ilk inen adam gelmişti ama kim olduğunu yâda Kaner' in kim olduğunu bilmiyordum.

Babamın hayali hep beni beyazlar içinde görmek olurdu ama bu adam yüzünden, katil Kaner yüzünden ben babamı kefen içinde görmüştüm, ve şimdi ise karşıma çıkmaktan bile korkuyordu ama eline silah alıp adam öldürmek kolaydı onun için.

************************************

İSTEGRAM HESABIM : teynimg_yazar_

TİKTOK HESABI : TEYNIMG_YAZAR_06

TAKİP EDERSENİZ ÇOK SEVİNİRİM CANLARIM. (İstegramda ve tiktokta güzel videolar var kaçırmayın derin😉😇🤗)

SİZİ ÇOK SEVİYORUM KENDİNİZE İYİ BAKIN 💞❤♥😇

NOT : Güzel bir bölümle karşınızdaydım yorumlarınızı ve oylamalarınızı bekliyorum. İyi okumalar😇❣😊💕

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.