Bölüm müziği:
Suraaj Parab - Allegory Of Mind
KANER' DEN
Fırat' a zarfları verip şirketin diğer işlerini halletmek için arkamı dönüp lobiyi terk ederken, elimdeki kana aldırış etmeden ceketimi düzeltip odaya çıktım, çünkü elimdeki kanın bile bir değeri, önemi yoktu arık,
hele' ki kansızlar için, kanları beş para etmeyen insanlar için asla bir önemi yoktu onlara ve beş para etmez kanlarına değer verecek birisi' de değilim.
Kısa süre içinde her şeyi halledip sekreteri çağırarak bir süre burada olmayacağımı belirtip şirketten ayrıldım. Biraz buralardan uzaklaşmam iyi olacaktı, hem benim için, hem' de intikamım için, çünkü herkesin gaflete düşüp bu olayı unutmaları lazımdı, ama gitmeden' de herkese geleceğimi ve hayatlarını zindana çevireceğimi gösterecektim, telefondan bir kez daha bizim çocuklardan birini arayıp ne yapmalarını gerektiğini söyleyip kapattım, bu yaptığım Mardin' le kalmayıp yedi cihana duyulacaktı ve yediden yetmişe, herkes ama herkes, kundaktaki bebek bile iliklerine kadar hissedeceklerdi intikam günün azabını, ve işte o zaman kimse kaçamayacaklardı sonlarından.
Avlu' ya indiğimde danışman' da ki kişiler ayağa kalkmış beni bekliyorlardı ben ise kimselere bile bakmadan kapıya doğru giderken "Aracı hazırlatın, çıkıyorum!" diye bağırdım, çünkü bunlara bu lazımdı benim şirketimde resmen at koşturuyorlardı, düzen içinde düzen kurmaya çalışıyorlardı, ve bu kendi içlerinde kurdukları düzeni onların başlarına yıkmıştım ve bu saatten sonra' da böyle devam edecek, kimseye bakmadan dışarıya çıktığımda ise çok güzel bir hava vardı, hafif yağmurlu ve kapalı bir hava, tıpkı herkesin üstünde kara bulutların eksilmeyeceği gibi, vale aracı getirdiğinde daha fazla oyalanmayıp şirketten ayrıldım.
BÖLÜM MÜZİĞİ
SILA GENÇOĞLU - TÖRE
FIRAT' DAN
Aklımda, fikrimde, kalbimde, bitmek bilmeyen cevaplar beni boğuyordu, yıllar önce sevdiğim ve kaybettiğim kadın ya yeniden geldiyse hele ki ortalık yangın yeri iken, bu sefer sevdiğime nasıl sahip çıkacaktım?, hangi hakla?, hangi yüzle? abime ben İrem' i seviyorum diyebilirim, hangi hakla ben sevdiğime sahip çıkacağım abi bana yardım et, destek ol diyeceğim, insan demez' mi sen niye bana yardım etmedin?, ben neden kaybettim? diye , der elbet der, cevabını bilmediğim onca sorunun içinde boğulup kalırken gözlerimi kapatıp derin bir nefes vermiştim, taksinin yavaşlamasıyla gözlerimi aralarken ilk önce taksiciye daha sonra yola bakmıştım, yolda kimi insanlar telaşla yürürken kimileri koşuyordu, belliydi yine bir şerler olmuştu ve insanların yüzüne bakacak olursak hiç hayra alamet' te değildi. "Sağa çek" çıkan gür sesimle taksici ilk başta dikiz aynasından bana baksa' da sağa çekip durmuştu, araçtan inmemle uzaklardan bir ses geliyordu, istemsizce kaşlarım çatılırken ayaklarım sesin geldiği yöne doğru gidiyordu ve her defasında ses daha' da fazlalaşıyordu ve herkes benimle birlikte aynı yöne koşuyorlardı, adımlarımı biraz daha hızlandırırken karşı yönden gelen birini hızla durdurdum.
"Hayırdır neler oluyor?, bu seste neyin sesi?"
Adam bana korku dolu gözle bakarken tereddüt ve korkuyla başını iki yana sallayıp çekip gitmişti, anlamsız gözlerle adamın arkasına bakıp kalsam' da tekrardan sesin geldiği yöne doğru baktım, adımlarım her gittikçe daha' da hızlanırken sonunda sesin kaynağına ulaşmıştım, gördüğüm manzara sonrası istemsizce dudaklarım aralanırken kaşlarım çatılmıştı, herkesin yüzünde korku varken herkes dehşete düşmüşlerdi, bakışlarım sırayla herkesi gezerken sesler daha da yükseliyordu her ses bir öncekinden daha gür daha acı ve acımasızdı.
Çatılarda, damlarda sırayla kadınlar dururlarken ellerinde' de erbaneler vardı ve el birliğiyle çalıyorlardı, ve hepsinin yüzlerinde, gözlerinde aynı duygu vardı, burada herkes bilir erbanenin anlamını, kimi zaman barış, kimileri ağıt yakmak için çalınır yada en güzel ve özel anlarda çalınırdı ama şimdi bizim burada özel ve güzel an yoktu sadece acı ve ağıt vardı, barış mutluluk varken onlar öldürmeyi seçmişlerdi, ve bu erbane'de ağıt için çalıyordu, onca kadınlar bir araya gelmiş Aliz' in ağıt' ını göğe yükseltiyorlardı, Aliz kendi sesini duyuramamıştı ama abim duyuruyordu, herkes' e, tüm gerçekliğiyle, acımasızlığıyla duyuruyordu, ve herkes ne kadar kulaklarını kapatsalar' da abim müsaade etmiyordu, kadınlar rengarenk giyinmiş olsalar' da aslında içleri kan ve karanlık bağlamıştı ve bu karanlığı ve kanı ne kadar yıkamaya, unutmaya, göz ardı etmeye çalışsan' da temizlenmezdi, bir kere beyaza siyah düşmüştü tekrar temizlenir' miydi?, temizlenmezdi, temizlense bile buna abim müsaade etmezdi, herkes korkuyla erbane çalan kadınlara bakarken kadınlar sadece dimdik karşıya, can alan ve doymak bilmeyen Mardin'e bakıyorlardı, yavaş yavaş akan kana göz yuman ağalar gelirken erbaneler daha gür çalıyordu, tüm gerçekliğiyle sesini daha net duyuruyorlardı ve asla dinmeyecek bir ses, başımı çevirip dönüp gidecekken karşıdan gelen babamı görmemle olduğum yerde kalmıştım babam ise yavaş adımlarla yanıma gelirken babam koskoca Haşir ağa şaşırarak çalan erbanelere bakıyordu, en kötüsü' de bu ya işin içinde babamda vardı, babamda sebep olmuştu bu olanlara, bu ağıtın yükselmesine sebep olanlardan biride babamdı, babam yanıma gelmeden durup bana baktığında bende yavaşça babamın yanına gittim, belki de ilk defa yürümek bu kadar zor olmuştu benim için ayaklarım gitmezken ben gidiyordum. Babam benden bir cevap beklercesine bana ve damlarda, çatılarda duran kadınlara bakıyordu
"Üzgünüm baba!, bir kere ağıt göğe yükseldi, abim Aliz'in ağıtını göğe yükseltti ve siz ne kadar duymazlıktan gelseniz' de abim yedi cihana' da duyurdu!" Sözlerimi söylerken son kez erbane çalan bir sürü kadına bakıp babama tekrar döndüm ve hiçbir şey demeden yanından geçip gittim, ne diyebilirim' ki, koca bir hiç' ten başka ne vardı?.
KANER' DEN
Konağa geldiğimde hızla içeriye girerken annem ve kız kardeşim avludaydı, bizimkileri görmemle olduğum yerde kalırken hiç bir şey demeden odama çıkmak için merdivenlere yöneldim ne diyebilirdim' ki?, kimselere bir şey diyecek söz yoktu, hele' ki anam gile asla, onlarda masumdu tıpkı Aliz gibi masumlardı, ama bu duruma düşmemize sebep olanlardan bir bir hesap soracaktım ve bugün yaptığımla' da hesap günün olacağını herkese açık bir şekilde beyan etmiştim.
Odaya çıkıp soğuk bir duş almıştım çünkü anca bu ayıltırdı beni, dolaptan yeni bir siyah takım alıp hızla hazırlandım, son kez aynadan kendime bakıp "Artık senin rengin bu Kaner ağa" Kendi kendime konuşurken kabullenmiştim' de çünkü bana başka renk olmazdı, hayatım gibi üstüm başımda siyahtı artık,
"Kaner!" dışardan bağrış sesleri yükselirken hafif başımı yan çevirip omzumun üstünden arkama baksam' da babamın sesini almam uzun sürmemişti, içime öfke dolarken istifimi bozmadan kapıya bakmıştım ve bakışlarımı kapıdan ayırmadan başımı dikleştirmiş ve derin bir nefes almıştım, çünkü baş eğecek kişi ben değildim, masanın üzerinden yanıma birkaç dosya alarak aşağı' ya indiğimde annem ve kardeşim ayağa kalkmış olacakları beklerken yüzlerinde endişe hâkim olurken babamın yüzünde öfke vardı
"Kaner!"
"Hayırdır ne oldu?" Bakışlarımla babamı işaret ederek konuşurken babam elindeki bastonu hızla yere fırlatıp bir iki adım bana doğru atmıştı, baston yere düşmesiyle herkes korkarken bir adım gerilemişlerdi, bizimkiler, eskiden etle tırnak olan ama şimdi birbirine meydan okuyan baba ve oğula bakıyorlardı.
"Bu yaptığın' da ne demek oluyor?"
"Aliz' in ağıt' ını göğe yükseltmemden' mi bahsediyorsun?"
Bizimkiler şok içinde kalırken babamda bir kez daha dehşete düşmüştü, belki' de inkar etmemi bekliyordu ama oğlunu tanıyamamıştı babam, ve bu saatten sonrada hiç tanıyamayacaktı çünkü eski oğlu gitmişti ben bile kendimi tanıyamazken başkaları nasıl tanısın?,
"Aliz duyuramadı, siz duyurtmadınız, izin vermediniz ve duymak istemediniz ama ben duyurdum baba, hem' de sadece size değil, ağıt' ı göğe yükselttim, yedi cihana duyurdum ve bu ağıt tüm intikamlar alındığı zaman susacak!" Sözlerimle herkes sadece dinlemekle yetinirken annem kız kardeşimin kolundan çıkıp bana doğru gelmişti, bakışlarım korkan ve ağlayan anneme kayarken onu es geçip karşımda duran babama baktım, ama babam dehşete düşen gözleriyle sadece bana bakıyordu, annem önceden dost ama şimdi düşman olduğum babamla aramıza girerken aramızda az bir mesafe bırakarak durmuş iki omzumu tutarak sıkmıştı ben ise bu sefer sadece anneme baktım, anamın bakışları çatılırken başı yana düşerken dudaklarından tek bir kelime döküldü.
"Korkuyorum!"
Annem yutkunup ve derin bir nefes alarak tekrar konuşurken "Senin için korkuyorum oğul" demişti sözleri tereddüt ederek çıksa' da sadece benim duyabileceğim bir ses tonuyla yalvarıyordu ama geri adım atmayacaktım, annemin omuzlarımdaki ellerini tutup indirdiğimde iki elini' de bir elimle tutup diğer elimle' de üstünü kapatırken annemin ellerini öpüp
ayrıldım ve babamın, Haşir ağanın karşısına geçerek tüm acımasızlığımla konuştum.
"Şimdi buradan gidiyorum ama her sessiz durduğum gün ateşime ateş eklendiği gündür, ama sadece şu anlık, zamanın geldiğini sadece ben bileceğim, kimse tek bir kelime dahi bilmeyecek, tahmin bile edemeyeceksiniz, tıpkı Aliz' in ölümünü görmediğiniz gibi kendi sonlarınızın yaklaştığını' da göremeyeceksiniz, ama sadece korkarak bekleyeceksiniz, ellerinizden bir şey gelmeye gelmeye bekleyeceksiniz, tıpkı Aliz' in beklediği gibi!"
Sözlerim kalbime, yüreğime sığmazken ben öfkeyle babamı göstererek sözleri içime zar zor sığdırıp dişlerimi sıkarak tekrar konuştum
"Şimdilik İzmit' teki şirkete gideceğim ve merak etme!, o gün bugün değil baba!, şimdi gidiyorum, hem sizde biraz rahat nefes almış olursunuz çünkü geldiğimde kimseye acımayacağım ve nefes aldırtmayacağım"
Babamı arkamda bırakarak yanından geçip giderken karşımda çaresiz gözlerle bana bakan anneme doğru gidip tekrar ellerini tutarak gözlerindeki korkuyu bir nebze hafifletmek için devam ettim
"Halledeceğim işler var"
"Bende seninle geliyorum"
Sesin geldiği yöne doğru bakarken Fırat konağın kapısından içeriye yeni giriyordu ve bitik bir haldeydi bakışlarımı Fırat' ın üzerinden ayırmadan bakarken sonunda birbirimizle bakışmıştık ve Fırat göz kırpmıştı, yüzüme tebessüm yayarak hafif bir şekilde başımla onay verdikten sonra Fırat' ta hazırlanmaya gitmişti.
Konaktan çıkmadan son kez çatıya çıkıp güvercinlere gittiğimde aklıma gelen düşünceyle olduğum yerde kalakalmıştım.
Kapıyı açtığımda paçalı bana bakıyordu onu almak için içeriye girdiğimde benden kaçmıştı, hep bana gelen güvercin bu sefer kaçıyordu, kafesin köşesinde yakalayıp dışarıya çıktım bakışlarımı bulutlara yönelttiğimde istemsizce gözlerim kapanmıştı, paçalıya bakıp son kez öpüp
"Aliz' e onu çok sevdiğimi söyle
olur' mu?, ve sende Alizimin ağıt' ı gibi göğe yüksel, yüksel' ki esaret nedir bilme, özgür ol"
deyip özgür bırakmıştım artık, doyasıya uçsun uçsun ki esaret nedir bilmesin.
Güvercinlerin kapısını kapatıp aşağıya indiğimde Fırat' ta gelirken yanına hiç bir şey almamıştı sadece üstünü değiştirmiş ve gözlüğünü alıp gelmişti.
Konaktan ayrılmadan Fırat bizimkilerin elini öpüp vedalaşırken aynısını benim' de yapmam için işaret vermişti ama asla yapmayacaktım çünkü ben sevdiğim kadının kanı bulaştığı elleri eğilip öpmeyecektim.
Babama son bir bakış atarak ceketin cebindeki gözlüğü alıp takarken, tek elimi' de pantolonun cebine koyarak arkamı dönüp çıktım. Doğup büyüdüğüm hakimiyet sürdüğüm Mardin'e, konağıma döndüğüm zaman herkesin canına okumaya başladığım zaman olacaktı, sevdiğimin kustuğu her kanın, iki katı kadar kan kusturacaktım ama tek bir farkla bunlar ölmeyecek, sürüneceklerdi.
Oğullarının arkasından bakan Şehnaz Hanım yılların emektarı, Ayşe
hanım' dan su isteyip Kaner' in aracı biraz uzaklaştıktan sonra arkasından su serpip "Hayırlısıyla gidin gelin oğul" demişti Şehnaz hanımın kalbi buruk bir şekilde konağın kapısını arkasından kapatıp işlerin başına döndü.
Araçta kimseden ses çıkmazken pencereyi açıp dışardan gelen erbane sesi aracın içine dolmasına müsaade ettim, gözlerimi kapatıp başımı arkaya yaslarken ses daha' da yükseliyordu, gözlerimi aralayıp başımı yan çevirdiğimde erbane çalan kadınlar vardı, hepsi el birliğiyle çalarken uzun uzadıya baktım çünkü bu erbaneler sevdiğim kadın için çalıyordu, şoför ne kadar yavaşlasa' da önlerinden geçip gitmiştik bu sefer içeriye dolan ses yavaş yavaş çıkıp gidiyordu.
"Herkese açık beyan ettin abi intikamını"
Fırat' ın konuşmasıyla yandan Fırat'a bakmıştım ama hiçbir şey demeden geri önüme döndüm, sesler iyicene yok olup giderken "Bizim çocuklara söyle erbane sesini bütün Mardin'e dinletsinler ve iki gün boyunca çalsın, çalsın' ki Alizimin katillerinin kâbusları olsun" demiştim, çünkü bunu sonuna kadar hak ediyorlardı ve hak ettiklerini bulacaklardı, gece gözlerine bir gram uyku girmediği zaman, kabusları olduğu zaman anlayacaklardı ve işte o zaman başlarını öne eğip utanacaklardı ve bir insanın kulaklarında sürekli aynı şeyin çınlaması ne demek işte o zaman anlayacaklar, ne kadar acı olduğunu ne kadar katlanılmaz olduğunu anlayacaklardı, ben her gün Aliz' in sesiyle dolaşırken gözlerimin önüne sevdiğim kadın gelirken onu kaybettiğim an gelirken nasıl deliriyorsam onlarda delireceklerdi, bakışlarımı yola çevirirken istemsizce gözümden bir damla yaş akmış ve boğazıma yumruk oturmuştu ne nefes aldırıyor nede verdiriyordu.
-
Havalimanına geldiğimizde çok beklemeden uçağa geçmiştik koltuk numaralarına bakarak ilerlerken bizimkiler bana koridor kısmını almışlardı ve asla sevmezdim, Fırat ise cam kenarını almıştı kendine, Fırat' ın omzuna dokunarak benim yere geçmesini işaret vererek cam kenarına geçip oturdum, Fırat ise hiçbir karşılık vermeden yer değiştirmişti vardı onda' da bir haller, bu yüzündeki kederin nedeni benim yaptıklarım yada babamla karşı karşıya gelmemiz değildi çünkü oda biliyordu olacakları ve olması gerekenleri ve bu yüzden bana asla tavır yada gönül koymazdı, koyamazdı, Uçak kalkışa hazırlanırken Fırat' a dönüp bakmıştım
"Hayırdır sana neler oldu?" Fırat bana anlamsız gözlerle bakarken vereceği cevabın aklına gelmesi ile gözlerini benden kaçırmıştı
"Arjen gelmiş"
"Yani?"
"Ya İrem' de geldiyse?" Fırat' ın kısık, çekingen cevabıyla kaşlarımı kaldırarak çenemi oynatıp nefes verdim
"O zaman kalbin ne diyorsa onu yap Fırat" Fırat bir şey demeden önüne dönerken düşüncelere dalmıştı bende kendi önüme dönüp dışarıya bakmaya başladım.
Uçak on dakikaya kalmadan kalkmıştı ve artık buradan gidiyordum bu ilk gidişim değildi ama bir parçamı toprağa gömüp gidiyordum ama dönecektim ve herkesin celladı olacaktım.
İZEM'DEN
Ne kadar uğraşsam' da olmamıştı ne yaparsam yapayım ne dersem diyeyim hiçbir şey yolunda gitmiyordu ne babamla bir daha konuştuk, ne babam Levent' i aradı, nede bana yetkileri verdi hiçbir şey yapmadı, araçla eve giderken gözüm yan koltukta duran telefona takılmıştı, dudağımın içini ısırarak yola ve daha sonra telefona bakıp bir hışımla elime almıştım, yine babamın ilgisizliğinden korkuyordum ama yapacaktım, onu tekrar arayacaktım, elimi direksiyona yaslayıp derin bir nefes alıp hem yola hem de elimdeki telefona bakıyordum, telefonun ekranını açıp babamı arayıp beklemeye başladım, ama meşgule atılmamla bekleyişim sona ermişti kırılan gözlerle boş ekrana bakarken babamdan mesaj gelmesiyle hızla mesaja tıklayıp girdim.
Gönderen Babam : "Müsait değilim kızım" Babamın mesajını okuyup içim burkulsa' da derin bir nefes alıp bakışlarımı geri yola çevirmiştim.
"Hiçbir zaman olmadın' ki zaten baba, bana, bize sen ne zaman müsait oldun' da şimdi olacaksın, koca bir yıl geçti senin yanımızda olmayışın sesini duymayışımız"
Aklımda bitmek bilmeyen seslerle başımı iki yana sallayıp elimi telefonla birlikte direksiyona hızla vurup hızımı arttırdım, çünkü artık kalbim acıyordu babamın ilgisizliğine ve her geçen gün bu ilgisizlikte içimizdeki yara da büyüyordu.
Eve geldiğimde anahtarımın olmayışından dolayı zile basıp beklemeye başladım ve tabi' ki nur yüzlü sultanım beni en güzel bakışlarıyla karşılamıştı
"Hoş geldin kızım" Anneme annem kadar olmasa' da bende güzel gülümseyerek cevap verdim
"Hoş bulduk annem" anneme bakıp göz kırparken yandan' da sırtımı duvara yaslayarak ayakkabılarımı çıkarmaya başladım, içeriye girip kapıyı ardımdan kapatıp anneme bakmıştım, annem ise bana ara sıra bakıp boş boş etrafa bakıyordu
"Dinliyorum sizi Yadigar sultan?"
"Bir şey yok kızım"
"Seni tanıyorum annecim, söyle ne
olduğu?"
Annem en son pes ederken dudağının içini ısırarak konuştu
"Konuştun' mu babanla?" Annemin sorduğu soruyla şaşırıp kalırken zorakide olsa boğazıma koca bir yumrukda otursa yüzüme yalandan bir tebessüm kondurarak cevap verdim
"Aa!, evet!, konuştum tabi, İşleri varmış, seni seviyormuş, işleri bitince' de dönecekmiş"
Annemin yanağından öpüp yanından geçip gittim, merdivenlerin son basamaklarını koşturarak çıkarken hızla odaya girip kapıyı arkamdan kapattım, gözlerimi kapatıp derin bir nefes vererek elimdeki çanta kolumdan düşmesiyle bende yere çöktüm, sırtımı kapıya yaslayarak dizlerini kendime doğru çekerken saçlarımı elimle karıştırıp çenemi dizlerime yasladım.
Hayatımın anlamı olan anneme, babam yüzünden yalan söylüyordum bizi aramadığı gibi karısını' da aramıyordu halbuki büyük bir aşkla evlenip ve asla bu aşkı eskimeyen kişilerdi ama babam şimdi öylemi asla değil, hepsini elinin tersiyle iteklemeye başlamıştı, başımı kapıya yaslayıp gözlerimi kaparken derin bir nefes verirken kalbimin sızlamasıyla yüzümü buruşturmuştum, telefonun çalan sesiyle gözlerimi açarken istifimi bozmadan ve ekrana bile bakmadan direk açtım.
"Efendim"
"Efendim' mi?" duyduğum sesle birlikte telefonu kulağımdan çekip ekrana bakmıştım ve Hakan' ın ismini görmemle telefonu kulağıma götürüp neşeyle konuştum
"Siz arar mıydınız beyefendi?"
Arıyoruz be güzellik, arada olsa' da"
Kulağıma koca bir kahkaha dolarken bende istemsizce gülmüştüm
"Şaka şaka işler yoğun biliyorsun bizim işleri."
"Bilmem' mi?"
"Şikayet etme hadi aşağıda bekliyorum seni."
Hakanın cevabıyla dudağımı yana büküp göz aktarmıştım ve başımı yana çevirip camdan dışarıya baktım
"Hiç havamda değilim"
"Ben getiririm havanı merak etme hem yanımda sürpriz birileri var."
Hakan cevap vermeme bile müsaade etmeden telefonu kapatırken bende oflayarak ayağa kakıp hazırlanıp hızla aşağıya indim, ben evden çıkmamla Hakan, Emre ve kız arkadaşlarım araçtan inmiş bana bakıyorlardı hızla bizim kızların yanına gidip kocaman sarılırken Emre' de bana bir adım atıp gülerek bakıyordu kızlardan ayrılıp Emre' ye bir adım atmamla Emre belimden sarılmıştı ve bir an refleksle bağırdım
"Tutma belimden" Emre iki elini tamam dermişçesine kaldırarak "Özür dilerim" demişti hızlı hızlı nefes alıp verirken gözlerim dolmuştu herkes şok içinde bana bakarken Hakan bana yaklaşarak kısık sesle konuştu
"Tamam İzem sorun yok"
"Sevmiyorum Hakan, kaç kere diyeceğim, bana belimden sarılma, belimi tutma! diye" Hakana bakarken göz yaşlarım istemsizce akıp gidiyordu, elimin tersiyle göz yaşımı silip konuştum
"Siz nereye giderseniz gidin ben gelmeyeceğim."
Bizimkileri arkamda bırakarak az önce çıktığım eve tekrar girerken kapıyı sert bir şekilde arkamdan çarpıp kapatmıştım ayakkabılarımı çıkartıp bir köşeye fırlatıp odama çıktım, içimdeki öfkeyle odanın kapısını' da sert bir şekilde arkamdan kapatırken derin bir Of çektim
"Of bu adam benim sevmediğimi sürekli yapmak ve istemediğim anıları, yaşanmışlıkları hatırlatmak zorunda' mı?" akan göz yaşlarıma daha fazla engel olmazken çantamı yere atarak banyoya gittim, bir duş alıp üstümü değiştirerek yatıp uyudum.
-
Oda' nın içine dolan güneşle zorda olsa uyanıp elimi yüzümü yıkamaya gittim ve oradan' da üstümü değiştirip odaya geri gelirken akşam masaya attığım telefonu alıp yatağa tekrar oturdum, gelen mesaj bildirimleri ve aramalara bakarken dışardan gelen gürültüyle hızla başımı kaldırıp kapalı olan odanın kapısına ardından etrafa baktım, aklıma gelen düşünceyle yerimden kalkıp telefonu yatağın üzerine atıp hızla odadan çıktım
"Anne" Annemden ses seda gelmezken hakimiyetini kurmaya başlayan korkuyla hızla merdivenlere yöneldim ama merdivenlerin diğer ucunda yerde yatan annemi görmemle uğradığım şokla birlikte olduğum yerde kalakalmıştım, kendime gelmemle hızla koşarak ve bağırarak merdivenleri adımlarken diğer elimle de merdiven korkuluğunu tutarak inmiştim
Annemin başına dizlerimi çöküp otururken ellerim havada kalmıştı korku tüm benliğime hakimiyet sağlarken beynim çalışmayı durdurmuştu, Annem' in yüzünü avuçlarımın arasına alarak yavaşça hareket ettim
"Anne beni duyuyor' musun?"
Annemi bırakıp başından kalkarken az önce indiğim merdivenleri şimdi deli gibi çıkıyordum odama geldiğimde ise attığım telefonu alıp geri aşağıya indim, annemin başına tekrar otururken titreyen elimle telefonun şifresini açmaya çalıştım, ilk ikisini yanlış girmemle ağlamalarım daha da şiddetlenirken içimdeki öfkeyle bağırdım, gözyaşlarımı elimin tersiyle silerken elimin titremesini durdurabilmek için yumruk yapıp tekrar denedim ve bu sefer doğru girerken, hızla telefondan 112'yi aradım.
"Alo"
telefon cevaplanmasıyla hızla konuştum
"Alo annem merdivenlerden düştü acil gelmeniz lazım"
"İlk önce sakin olun hanım efendi anneniz nereden düştü dediniz?"
"Merdivenlerden"
"Adres alabilir' miyim?" adresi bir iki dakika düşünsem' de aklıma gelmiyordu elimle başıma vurup gözlerimi sıkı sıkıya kapatmıştım
"Iııı şey tamam hatırladım, Adres ..."
"Ambulans yola çıktı hanım efendi"
"Benim ne yapmam gerekiyor"
"Size hitap edebilmem için isminizi öğrenebilir' miyim?" Kadının sorusuyla titreyen elimle bağrıma vurarak kendimi gösterdim
"Benim adım İzem"
"İzem hanım annenizin nabzını kontrol etmeniz gerekiyor" kadının dedikleriyle beynimden vurulmuşa dönerken nefes almayı unuttum, zorda olsa annemin nabzına baktım ilk başta alamazken beynimden kaynar sular dökülmüştü
"İzem hanım beni duyuyor' musunuz?, nabzına bakmanız gerekiyor"
İkinci duyduğum uyarı sesiyle başımı iki yana sallayarak ağlamaya devam ettim, alt dudağımı dişlerimle ezerek tekrar baktım annemin nabzına ama bu sefer elimin altında nabzının atışını almıştım aldığım nabızla derin bir nefes alıp verirken gözlerimi sıkı sıkıya kapattım.
"Allah'ım sana şükürler olsun yaşıyor"
Benimle birlikte sağlıkçıda telefonun diğer bir ucunda derin bir nefes vermişti
"Tamam İzem hanım adresinizi geçtim ekipler beş dakikaya orada olurlar, eğer anneniz kendisine gelirse sakın hareket ettirmeyin"
"Tamam" telefonu kapatırken ambulans sireni duyulmuştu hızla yerimden kalkıp dışarıya çıkıp ambulansa işaret ettim, sağlıkçılar annemi alırken ben sadece duvara sinmiş onlara bakıyordum.
Elimde tuttuğum telefon çalarken kim olduğuna bakmadan açtım
"Fıstık Hakan bana dün olanları anlattı iyi' misin?"
"U-uğur" kekeleyerek iremin ismini söylemle daha fazla devam edemeyeceğimi anlayınca gözlerimi sıkı sıkıya yumarak boşta kalan elimi önümde sallayarak devam etmeye çalıştım "Uğur"
"İzem, güzelim sakin ol"
"Uğur çok kötü bir şey oldu" sesim titreyerek çıkarken annemi ambulansa bildirmişlerdi bende yanına binerken konuşmaya devam ettim
"Ne oldu İzem?"
"Annem Uğur, annem merdivenlerden düştü hastaneye gidiyoruz"
Uğur' un bir şey demesine müsaade etmeden telefonu kapatırken sadece annemin elini tutmakla yetindim çaresizce bakışlarım annemdeyken sağlıkçılar annemle uğraşıyorlardı
"Annem sakın beni yalnız bırakma benim senden başka kimsem yok"
Hastaneye geldiğimizde ellerimiz birbirinden ayrılmıştı annem içerde canıyla uğraşırken ben çaresizce koltuğa oturdum, bacaklarımı sallayarak kapıya bakmaya başladım.
Belli bir zaman sonra hastaneye Uğur ve Emre gelirken hızla yerimden kalkıp Uğura sarıldım, Uğur sıkıcana sarılırken telefonun çalmasıyla benden ayrılıp giderken Emre bana sarılmıştı, sandalyeye oturup beklerken fazla geçmeden kısa sürede Uğur sirke satan suratıyla bana doğru gelmesiyle bakışlarım Uğur' un omzunun üstünden acilin kapısına kayarken kapı aralanmış ve annemin doktoru içerden çıkmasıyla soluğu doktorun yanında aldım
"Annem nasıl doktor hanım"
"Kanser ilerlemiş İzem hanım" doktorun dediklerini akan göz yaşlarım eşlik ederken anlamaya çalışıyordum nasıl olurdu biz annemle o hastalığın el birliği ile atlatmıştık bundan sonraki hayatımızda acı olmadan mutlu hayat sürecektik doktora baktığımda tek diyebileceğim kelimeyi söylemiştim "Eve gidebilir' miyiz" dedim çünkü annem asla hastaneyi sevmezdi, hastalık konusunda bir şey yapamasam da en azından annemi rahat ettirmek istiyordum
"Maalesef İzem hanım bugün müşahede altında kalmalı" doktora buruk bir şekilde başımla onay verirken yanından geçip doktorun az önce çıktığı kapıdan bu sefer ben girdiğimde bacaklarım artık beni taşıyamayacığımı anlayarak sürgülü kapının oraya yaslanmak zorunda kalmıştım
Anne' mi rahat ettiremediğim, mutlu edemediğim ve hiçbir şeyi yoluna sokamadığım gibi annemi hastaneden' de çıkartamıyordum.
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes alarak yaslandığım yerden doğrulup hızla annemin yanına gittim.
************************************
İSTEGRAM HESABIM : teynimg_yazar_
TİKTOK HESABI : TEYNIMG_YAZAR_06
TAKİP EDERSENİZ ÇOK SEVİNİRİM CANLARIM. (İstegram'da ve tiktok'ta güzel videolar var kaçırmayın derin😉😎)
SİZİ ÇOK SEVİYORUM KENDİNİZE İYİ BAKIN 💞❤♥😇