Akşamın ilerleyen saatlerinde dinlenme odası, karargahın dondurucu sessizliğine inat sıcacıktı. Sobanın üzerindeki çaydanlık hafifçe tıkırdıyor, köşe masada televizyon açık duruyordu. Operasyon yorgunluğu üzerlerinden kalktıkça timin havası yumuşamıştı.
Pars Timi tam kadro odadaydı. Masanın bir tarafında Görkem ile Burak el bombaları ve teçhizat bakımı üzerine tartışıyor, arka kanepede Telsizci Sinan, Keskin Nişancı Emre ve Er Hakan memleket muhabbeti yapıyordu. İki uzman çavuş köşede tavla atarken, Mert masanın kenarında tek başına ahşap satranç tahtasını düzenliyordu. Teneke çay bardaklarının sesi seslere karışıyordu.
Kapı hafifçe vuruldu ve içeri Defne girdi. Üzerinde resmi üniformasının ceketi yoktu; siyah askeri kazağı ve rahat tavrıyla her zamanki o ulaşılamaz komutan havasından biraz uzak görünüyordu. Elindeki nöbet evraklarını masanın kenarına bıraktı.
Odadaki sekiz-dokuz asker anında toparlanıp ayağa kalkmaya yeltendiğinde Defne elini hafifçe kaldırdı. "Oturun, rahat olun. Mesai bitti sayılır."
Tim rahat bir nefes alıp yerlerine çekildi. Defne çaydanlığa yaklaşıp kendine bir bardak çay doldurdu. Tam çıkacakken bakışları Mert’in önündeki satranç tahtasına takıldı.
"Beyazlar iki hamlede mat oluyor," dedi Defne, çayından bir yudum alırken.
Mert başını kaldırıp masadaki taşlara baktı, ardından gözlerinde beliren muzip bir parıltıyla Defne’ye döndü. "Kutuyu yeni açtım komutanım, daha maça başlamadık bile."
Defne masaya iki adım yaklaştı. "Atın pozisyonu yanlış. Rakip kale çaprazı gördüğü an atı merkeze çekersen savunman çöker. Sahada da böyle yapmıyorsun umarım, Uzman Çavuş?"
Arka taraftan Keskin Nişancı Emre kısık sesle, "Mert Kıdemli patladı," diye fısıldayınca Hakan ile Sinan bıyık altından gülüştü. Mert koltuğunda geriye yaslandı. Dudaklarının kenarındaki o alaycı tebessümle Defne’ye baktı.
"Saha tecrübemiz var dedik komutanım, tahta üzerinde pusu kurmayı bilmeyiz belki ama geri çekilmeyi de pek sevmeyiz. Buyrun, siz siyahları alın da bir hamle görelim?"
Defne sandalyelerden birini çekip oturdu. Çay bardağını masaya bıraktı. "Meydan okumaları sevdiğimi biliyorsun Korkmaz. Ama yenilince hırs yapmak yok."
"Kaybedersem bu geceki nöbeti üstlenirim Üsteğmenim," dedi Mert, ilk piyonu öne sürerek. "Ama kazanırsam... bir dahaki operasyon dönüşü çaylar sizden."
"Anlaştık," dedi Defne.
Odadaki atmosfer bir anda değişti. Timdeki askerler yavaş yavaş masanın etrafında çember oluşturmaya başladı. Tavlacılar zarları bıraktı, Emre ile Hakan arkada yer kaptı. Resmiyet tamamen kaybolmamıştı ama aradaki o aşılmaz duvar yerini bütün timin izlediği tatlı bir rekabete bırakmıştı.
Oy ilerledikçe Defne’nin kuralcı, milimetrik hamleleri ile Mert’in sahadaki gibi cesur, beklenmedik ve ezber bozan hamleleri çarpışmaya başladı. Defne, Mert’in filiyle yaptığı riskli bir hamleye bakıp hafifçe güldü.
"Bu hamle tamamen kuralsız, Korkmaz. Hangi kitaptan öğrendin bunu?"
Mert gözlerini tahtadan kaldırıp Defne’nin gözlerine dikti. "Kitaplar hamleleri öğretir komutanım, maçı ise rakibini iyi okuyan kazanır."
Görkem araya girdi, "Komutanım, Mert Kıdemlim eski birliğinde turnuvada birinciydi, dikkat edin."
Defne çayından bir yudum daha aldı, yüzünde alaycı ama oldukça rahat bir tebessüm belirdi. "Ben turnuva birincilerine benzemem Görkem. İzleyin ve görün."
Beş hamle sonra Defne kalesini Mert’in şahının tam önüne koydu. Masadaki taşların dengesi bir anda değişmişti.
"Şah ve mat, Uzman Çavuş," dedi Defne. Sesi mağrur ama son derece samimiydi. "Rüzgarlı kule nöbeti sana yazıldı."
Timden hafif bir "Ooo" sesi yükseldi, Hakan gülmemek için kendini zor tuttu. Mert tahtaya baktı, ardından başını sallayarak kıkırdadı. Yüzündeki alaycı hayranlığı gizleme gereği duymadı. "Strateji zehir gibi çıktı... Tebrikler komutanım."
Defne ayağa kalktı, evraklarını eline aldı. Etrafını saran koskoca time kısa, ılık bir bakış attı. "Herkese iyi istirahatler arkadaşlar. Yarın sabah 06:00 içtimasında geciken istemiyorum."
"Sağ ol komutanım!"
Defne odadan çıkarken, arkasındaki kalabalık tim ilk defa bir kadın komutanın değil; hem zekasına saygı duydukları bir liderin, hem de aralarına kabul ettikleri bir insanın bıraktığı o tatlı sıcaklığı hissediyordu.
Mert ise tahtadaki mat olan şahına bakıp kendi kendine fısıldadı: "Nöbeti seve seve tutarız artık..."