İçeriğe geç

Hudut

Bölüm 6 · 3 dk okuma

Hudut

Bölüm 6

Bölüm 6: İki Kişilik Masa

Hava kararmış, karargah bahçesi fırtına öncesi sessizliğine gömülmüştü. Günün yorgunluğunu üzerlerinden atan askerler koğuşlarına çekilirken, yemekhanede sadece nöbetçi erlerin temizlik sesleri çınlıyordu.

Defne, masasının başındaki evrak dağını bitirip nihayet kalemini bıraktı. Şakaklarını ovdu. Gün boyunca Mert’in o sınır tanımaz rahatlığı, bahçedeki o kaçamak bakışlar ve timin üzerindeki otoritesini koruma çabası zihnini yormuştu. Bir bardak sıcak çay almak için karargahın küçük mutfağına doğru yürüdü.

Mutfağın kapısını itip içeri girdiğinde, tezgahın önünde tek başına oturan Mert’le karşılaştı.

Mert, üzerindeki parkayı çıkarmış, kollarını sıvamış halde elindeki telsizin cıvatasını sıkıyordu. Masanın üzerinde bir çaydanlık ve iki boş bardak duruyordu. Defne’nin içeri girdiğini fark edince elindeki tornavidayı bıraktı, ağır ama seri bir hareketle ayağa kalkıp hazır ola geçti.

"Komutanım."

Defne bir an kapının eşiğinde duraksadı. "Rahat, Uzman Çavuş," dedi resmiyetini koruyarak. Çay makinesine doğru adımladı ama demliğin boş olduğunu görünce hafifçe iç çekti.

Mert, masadaki çaydanlığı işaret ederek dudaklarının kenarını hafifçe kıvırdı. "Taze demlendi komutanım. Sizin için de doldurayım mı?"

Defne ona doğru döndü. Adamın yüzündeki o doğal rahatlık, sanki kule nöbetinde dondurucu rüzgarı yiyen o değildi. "Nöbetin bitti mi Korkmaz?"

"On dakika oldu komutanım. Telsiz birliğinin arızalı cihazına bakıyordum," dedi Mert. Çaydanlığı alıp bardaklardan birine koyu bir çay doldurdu, ardından Defne’ye uzattı. "Bünyeye biraz sıcaklık lazım, neticede herkes sizin gibi soğukkanlı olamıyor."

Defne uzatılan bardağı aldı. Parmağı yanlışlıkla Mert’in sıcak parmaklarına temas ettiğinde, aralarında anlık bir elektriklenme yaşandı. Defne belli etmemeye çalışarak bardağı kavradı ve tezgahın kenarına yaslandı.

"Gündüzki alaycı tavırlarından sonra bana çay ikram etmek cesaret ister," dedi Defne, çayından bir yudum alıp gözlerini adama dikerek.

Mert masaya hafifçe dayandı. Yüzündeki o muzip gülümseme yerini daha samimi ama yine de imalı bir ifadeye bıraktı. "Cesaret değil komutanım, tecrübe. Sahada sırt sırta dövüştüğüm komutanıma bir bardak çay vermeyecek kadar korkak değilim."

Defne tek kaşını kaldırdı. "Demek sırt sırta dövüşüyoruz?"

"İki gün önceki pusuda öyleydi sanki," dedi Mert, gözlerinin içi gülerek. "Siz sağa emrettiniz, ben soldan sarktım. Kitapta yazmıyordu belki ama o akşam iyi bir takımdık."

Defne bardağı elinde çevirdi. Adamın bu haklı özgüveni karşısında söyleyecek bir şey bulmak zordu. Mert, gerçekten de sahanın dilini iyi biliyordu ve bunu kuralcılığın arkasına gizlenmeden yapıyordu.

"İyi bir takım olmak, hiyerarşiyi unutabileceğin anlamına gelmez Korkmaz," dedi Defne. Sesi sert değildi ama aradaki sınırı hatırlatır nitelikteydi.

Mert başını hafifçe öne eğdi, gözlerinin altından Defne’ye baktı. "Hiyerarşiyi asla unutmam komutanım. Ama bu duvarların arkasında, mesai bittiğinde... Üsteğmen Defne Yalçın'ın sadece sert bir komutan değil, gerçekten güçlü bir insan olduğunu görmemek için kör olmak lazım."

Defne'nin bakışlarındaki savunma mekanizması anlık olarak sekteye uğradı. Mert ilk defa onun rütbesine değil, doğrudan kendisine hitap etmişti. Kalbinin ritminde küçük bir aksama hissetti ama bunu profesyonelce gizledi.

"Geç oldu Uzman Çavuş," dedi Defne bardağı masaya bırakarak. "İçtimada uykusuz bir yüz görmek istemiyorum. Koğuşuna dön."

Mert bardağındaki son yudumu alıp dikleşti. "Emredersiniz komutanım."

Tam kapıdan çıkacakken durdu, omzunun üzerinden Defne’ye alaycı bir tebessüm yolladı: "Bu arada, çaya şeker atmadığınızı biliyordum. Doğru tahmin etmişim, değil mi?"

Defne cevap vermedi. Sadece gözlerini devirmekle yetindi.

Mert kapıyı arkasından kapatıp çıktığında, Defne çay bardağına baktı. Şekersizdi. Adam detayları kaçırmıyordu. Ve bu durum, Defne’nin kontrol altında tutmaya çalıştığı duyguları için giderek daha tehlikeli bir hal almaya başlıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.