Mert’in elleri titriyordu. Kendi üstündeki askeri parkayı hızla sırtından çıkarıp, yırtılmış gömleği yüzünden neredeyse yarı çıplak kalan Defne’nin omuzlarına örttü. Parkanın geniş yakalarını hızlıca kapatıp kadının açıkta kalan bedenini, o iğrenç bakışların bıraktığı izlerden saklamak istercesine tamamen sardı.
Parkadan yayılan Mert’in kendi sıcaklığı Defne’yi sarmalasa da kadının bedenindeki o ürperti geçmiyordu.
Mert, ellerindeki kana bakmadan Defne’nin sargılı koluna ve yanağına tekrar dokunmak, onun iyi olduğundan emin olmak için elini uzattı. "Defne... İyi misin? Bir yerinde bir şey var mı?"
Mert’in parmakları Defne’nin yanağına değmek üzereyken, Defne istemsizce geriye doğru küçük bir adım attı. Gözlerinde az önce yaşanan o iğrenç saldırının yarattığı derin, karanlık bir sarsıntı vardı. Başını hafifçe iki yana salladı, gözlerini Mert’in kanlı avuçlarından kaçırdı.
"Mert... Dokunma," dedi Defne. Sesi çok alçak, kırılgan ama nazik bir uyarı taşıyordu. "Lütfen... Şimdilik dokunma."
Mert’in el havada kaldı. O iki kelime, adamın göğsüne saplanan en ağır mermiden daha çok canını yaktı. Defne’nin yaşadığı o olayın yarattığı travmayı, bedenindeki o ani koruma ve kapanma refleksini çok iyi anlıyordu. Uzattığı elini yavaşça geri çekti, yumruk yapıp yanına indirdi.
"Özür dilerim," diye fısıldadı Mert. Sesinde katıksız bir keder vardı. "Tamam... Dokunmuyorum."
Defne, parkanın önünü iki eliyle sıkıca kavradı. Yüzündeki kanı ve tozu silmeden, arkasında duran time doğru döndü. Omuzlarındaki parkanın içinde ne kadar kırılmış görünürse görünsün, bakışlarındaki o komutan mağrurluğunu yeniden toplamaya çalıştı.
"Sinan, omzuna sargı bul sonra sığınağı ateşe verin. Telsizleri ve mühimmatı alın. Karargaha dönüyoruz."
Sinan omzundaki yaraya bastırarak başıyla onayladı ve Hakan ile birlikte hemen harekete geçti. Yerdeki teröristlerin silahlarını toplayıp sığınağın içindeki belgelere ve patlayıcılara ateş verdiler. Yüzbaşı Barış ise hâlâ bir gölge gibi kapının kenarında duruyor, tek bir kelime bile edemiyordu.
Sığınaktan çıktıklarında dağların dondurucu rüzgarı yüzlerine çarptı. Gün ağırmaya başlarken, sis yavaş yavaş dağılıyordu.
Defne en önde, Mert hemen onun bir adım arkasında koruma mesafesinde ilerliyordu. Mert tek bir temas kurmuyordu ama gözlerini kadının üzerinden bir saniye bile ayırmıyordu. Aralarındaki mesafe sadece bir adımdı ama az önce yaşananların yarattığı o görünmez duvar, ikisinin de yüreğini amansızca dağlıyordu.
Pars Timi, karlı patikalardan karargaha doğru sessiz, ağır ve kanlı bir yürüyüşe geçti.