İçeriğe geç

Hudut

Bölüm 44 · 2 dk okuma

Hudut

Bölüm 44

Bölüm 44: Kırmızı Çizgi

Militanın burnundan boşanarak kıyafetine akan kan, sığınaktaki o aşağılık zevkini bir anda vahşi bir intikam hırsına dönüştürdü. Şakağına dayadığı tabancayı yavaşça indirdi ama yüzündeki o çarpık, iğrenç sırıtış yeniden belirdi.

Birkaç saniye kanlı burnunu silip Defne’ye baktı, ardından sığınağın beton duvarlarını çınlatan yankılı bir kahkaha attı.

"Kafa atmak ha?" dedi adam, sesi kısılan kahkahasının ardından daha da alçalarak. "Demek o kadar sertsin Üsteğmen..."

Aniden öne atıldı. Uzun, kirli parmaklarını Defne’nin saçlarına doladı. Kökünden kavradığı saçları geriye doğru acımasızca çekerken, sandalye gürültüyle yana devrildi. Defne’yi yerde sürüklemeye başladı. Ahşap sandalyenin parçaları yere saçılırken, Defne’nin sargılı kolu beton zemine çarptı. Kadının boğazından kaçınılmaz bir acı hırıltısı döküldü ama yine de ağlamadı, merhamet dilemedi.

Terörist başı, saçlarından tuttuğu Defne’yi sığınağın üst katına çıkan paslı demir merdivenlerin dibine kadar sürükledi. Başını geriye doğru çekerek kulağına doğru eğildi.

"Gel bakalım Üsteğmen..." dedi adam, midesini bulandıran o dumanlı nefesini kadının yüzüne üfleyerek. "Seninle yukarıdaki odada baş başa konuşalım. Hem belki orada bana, o sert üniformanın altında nasıl inlediğini de gösterirsin."

Yanındaki diğer militanlar bu laf üzerine kahkahalarla gülüşmeye, bağırışmaya başladı.

O an sığınaktaki zaman durdu.

Mert’in zihnindeki bütün mantık, bütün askerlik yemini, bütün dünyevi bağlar koptu. Gözlerinin önü kıpkırmızı bir perdeyle kaplandı. Göğsünden yükselen ses artık bir insan feryadı değildi; doğrudan cehennemin dibinden kopup gelen, taşları çatlatacak kadar vahşi bir kükremeydi.

"DEFNE!"

Mert, şaha kalkan bir canavar gibi öne fırladı. Bedenindeki bütün gücü bileklerine verdi. Demir kelepçeler etini yardı, kemiklerine kadar gömüldü. Yüzünü, kollarını sıcak kan kapladı ama acıyı hissetmiyordu. Bağlı olduğu kalın beton kolon, Mert’in o inanılmaz kuvveti ve çıldırmışlığı karşısında şakırdadı.

"Ulan seni kendi ellerimle boğmazsam, o etlerini kemiklerinden ayırmazsam güneş yüzü görmeyeyim!" diye haykırdı Mert. Bakışları artık bir insanın bakışları değildi; doğrudan adamın canını almaya yemin etmiş bir ölüm meleğinin gözleriydi. "O ellerini keseceğim senin! O dilini söküp sana yedireceğim!"

Sinan gözlerinden akan öfke yaşlarıyla zincirleri yumrukluyordu. "Şerefsizler! Bırakın komutanı! Mert Abi kopar şu zincirleri, gebertek şunları!"

Hakan, Görkem ve timin kalan üyeleri de bağrışlarıyla ortalığı ayağa kaldırdı. Sığınak adeta bir kıyamet alanına dönüştü. Yüzbaşı Barış ise başını duvara vura vura ağlıyor, kendi elleriyle bu timi soktuğu cehennemin vicdan azabıyla kavruluyordu.

Defne, merdivenlerin dibinde saçlarından tutulmuş haldeyken gözlerini zorlukla açtı. Toz ve kan içindeki yüzüyle Mert’e baktı. Mert’in ellerinden bacaklarına süzülen kanı, gözlerindeki o gözü kara dehşeti gördü.

"Korkmaz..." dedi Defne, kanlı dudaklarının arasından fısıldayarak. Sesi kısık ama bir emirdi: "Ayakta kal..."

Terörist başı, Mert’in o devasa kükremesi karşısında bir anlık duraksadı. Mert’in gözlerindeki o cinnet halini görünce içini garip, derin bir korku kapladı. Yine de durumu çaktırmamak için Defne’yi saçlarından tutup merdivenlerden yukarı doğru çekmeye devam etti.

"Bağırın bakalım," dedi adam arkasına dönmeden. "Yukarıda işim bittiğinde sırayla hepinizi vuracağız!"

Sığınağın üst kattaki demir kapısı büyük bir gürültüyle kapandı ve kilitlendi.

Aşağıda kalan Pars Timi için karanlık, hiç olmadığı kadar zifiri; zaman ise hiç olmadığı kadar kanlı akmaya başladı. Mert, kanayan bileklerini kelepçeye geçirmeye devam ederken, tek bir şey düşünüyordu: O kapı açılacak ve o odadaki herkes ölecek.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.