İçeriğe geç

Hudut

Bölüm 43 · 2 dk okuma

Hudut

Bölüm 43

Bölüm 43: Sınırın Ötesindeki Cehennem

Militanın kalktığı eli, sığınağın loş ve küflü havasını yardı.

Şak!

Sert ve aşağılık bir tokat sesi duvarlarda yankılandı. Defne’nin başı aldığı darbenin şiddetiyle yana savruldu, dudaklarının kenarından taze kan süzüldü. Ancak hemen ardından, gözlerinde zerre kadar korku olmadan yüzünü tekrar adama doğru çevirdi. O dik duruşu, o baş eğmeyen mağrur bakışları terörist başını daha da çıldırtmıştı.

Adam, gururu kırılmış bir mahluk gibi homurdandı. Sol elini uzatıp Defne’nin sivil ceketinin yakasını tek hamlede hırsla kavradı. Kumaş cırt diye yırtılırken adam yüzünü kadının boynuna doğru yaklaştırdı.

"Bakalım bu havan ne kadar sürecek..." dedi adam, mide bulandırıcı fısıltısıyla. Sağ elini Defne’nin sargılı koluna doğru sürüp, kadının acısını silaha dönüştürmek istercesine yarasını sıkmaya başladı.

"Bırak lan kadını! Bırak!"

Mert’in boğazından çıkan ses artık bir insanın sesi değildi; yaralı, gözü dönmüş bir kaplanın nidasıydı. Mert kenetlendiği beton kolondan sökülmek istercesine öne atıldı. Demir kelepçeler etini yardı, bileklerinden süzülen sıcak kanlar yerdeki toza karıştı. Şakaklarındaki damarlar neredeyse patlayacak gibi şişmişti. Göğsü öfkeyle kalkıp iniyor, gözlerinde tutuşan o vahşi ateş sığınağı yakıp kavuracakmış gibi görünüyordu.

"Dokunma lan ona! Namussuz kalleşler! Çözün lan ellerimi, tek birinizi canlı bırakırsam adam değilim!"

Sinan, "Komutanım!" diye bağırırken arkasındaki beton kolonu neredeyse yerinden oynatıyordu. Hakan, Görkem ve timin diğer üyeleri bağlı oldukları zincirleri zorluyor, sığınak adeta bir isyan yeri gibi inliyordu. Yüzbaşı Barış ise başını duvarlara vurmak, kendi aptallığından doğan bu aşağılanmayı kendi kanıyla ödemek istiyordu. Ağzından çaresiz ve boğuk hıçkırıklar dökülüyordu.

Terörist başı, timin bu çıldırmış halinden aşağılık bir zevk alarak sırıttı. Defne’nin yakasını daha da sıkarak elini onun bedenine doğru sürükledi.

Defne, kolundaki o dayanılmaz acıya ve maruz kaldığı bu iğrenç saldırıya rağmen tek bir çığlık bile atmadı. Düşmana o zevki vermeyecekti. Yüzünü adama doğru iyice yaklaştırdı.

Ve aniden...

Defne, kalan tüm gücüyle başını geriye çekip adamın burnunun ortasına sert bir kafa attı!

Kıkırdak kırılma sesi sığınakta çınladı. Militan bağırarak geriye doğru sendeleyip burnunu tuttu. Elinden kanlar boşanıyordu.

"Sizi kahpe dölü sürüleri..." dedi Defne, kanlı dudaklarının arasından adama nefretle tükürerek. Sesi buz gibi, sarsılmaz ve çelikten daha sertti: "Biz Türk askeriyiz! Bizim dirimizden korktunuz, ölümüzden de korkacaksınız!"

Yüzü kan içinde kalan terörist başı, gözü dönmüş bir şekilde belindeki tabancayı çekti. Emniyetini açıp doğrudan Defne’nin şakağına dayadı.

"Seni burada geberteceğim!" diye bağırdı.

Mert, o namlunun Defne’nin şakağında durduğunu gördüğü an dünyası durdu. İçindeki o devasa öfke bir anda dondurucu bir sessizliğe bıraktı yerini. Sadece gözleri, Defne’nin gözleriyle buluştu.

Defne, şakağındaki silaha rağmen Mert’e baktı. Bakışlarında tek bir korku kırıntısı yoktu. Sadece... Mert’e duyduğu o derin, kelimelere sığmayan veda ve nöbeti devretme inancı vardı.

"Tetiği çek," dedi Defne adamın gözlerinin içine bakarak. "Çek ki arkamdaki tim bu dağı başınıza yıksın."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.