Dinlenme odasındaki hava her zamanki gibi kasvetli ve ağırdı. Günün ağır eğitiminden çıkmış olan Pars Timi, masanın etrafına toplanmıştı. Mert, Sinan, Hakan, Görkem ve timin diğer üyeleri; sırtları kapıya dönük bir şekilde sandalyelerde oturuyor, yorgunluktan konuşacak mecali bile olmadan çaylarını yudumluyorlardı.
Aralarında her zamanki gibi derin bir sessizlik vardı. Mert başını öne eğmiş, elindeki boş çay bardağını çevirip duruyordu.
Tam o sırada dinlenme odasının kapısı sertçe açıldı.
Henüz kimse arkasını dönüp bakmaya fırsat bulamadan, odayı uzun zamandır hasret kaldıkları o tanıdık, tok ve kararlı ses doldurdu. Seste çatışmanın, yorgunluğun ve haftaların izi vardı ama altında hafif alaycı, muzip bir tını gizliydi:
"Korkmaz! Akalın! Ayaz! Caymaz! Altın! Aksoy! Uygun! Ünal! Neden aylaklık yapıyorsunuz?!"
Sanki odaya bir yıldırım düştü.
Mert dahil masadaki herkes aynı saliseyle yerinden fırlayıp arkasını döndü. Sandalyeler gürültüyle geriye kaydı.
Kapının girişinde Defne duruyordu.
Sivil kıyafetleri toz içinde kalmış, saçları dağılmıştı. Sol kolu omuzdan bileğe kadar sıkıca sargıya alınmış, boynundan asılan askıya sabitlenmişti. Yüzünde çatışmaların getirdiği yorgunluk ve hafif çizikler vardı ama gözleri... Gözleri tam da bıraktığı gibi pırıl pırıl ve dimdik bakıyordu. Dudaklarının kenarında ise timi şaşkınlıktan donakalmış halde görmenin getirdiği o hafif tebessüm vardı.
Odadaki kimse bir an için ne yapacağını bilemedi. Sinan’ın elindeki çay bardağı neredeyse düşüyordu. Hakan ağzı açık bir şekilde bakakalmıştı.
Mert ise tek bir adım bile atamadan olduğu yerde donup kalmıştı. Bakışları önce Defne’nin sargılı koluna, ardından o çok özlediği gözlerine kaydı. Göğsündeki üç haftalık o devasa taş, tek bir cümleyle fırlayıp gitmişti.
Sinan ilk şoku atlatıp gür bir sesle bağırdı: "Komutanım!"
Tüm tim bir anda ciddileşip hazır ola geçti ama gözlerindeki o katıksız sevinci gizlemek imkansızdı. Mert, hazır ol pozisyonunda dururken bakışlarını Defne’den bir milim bile ayırmıyordu.
Defne bir adım içeri atıp kapıyı arkasından kapattı. Kolundaki sargıya rağmen dik duruşundan hiçbir şey kaybetmemişti. Bakışları tek tek askerlerinin üzerinde gezindi, en son Mert’in gözlerinde durdu.
"Bıraktığımdan daha mı yavaş hareket ediyorsunuz siz?" dedi Defne, sesindeki o hafif alaycı tonu koruyarak. "Komutanınız odaya girdi, tekmil verecek bir adam yok mu bu timde?"