İçeriğe geç

Hudut

Bölüm 34 · 2 dk okuma

Hudut

Bölüm 34

Bölüm 34: Gece Sızması ve Kanlı İzler

Karanlık, sınır hattındaki sarp kayalıkların üzerine ağır bir örtü gibi çökmüştü. Rüzgar, vadide kurt ulumasını andıran bir sesle uğuldayarak esiyordu.

Defne, sırtını soğuk bir kaya kütlesine yaslamış, nefesini düzene sokmaya çalışıyordu. Ceketinin sol kolu dirsekten aşağıya kadar yırtılmıştı; binanın penceresinden atladığında cam kırıklarının açtığı derin bir kesik vardı armının üzerinde. Yarasından süzülen kan parmak uçlarına kadar ulaşıyor, dondurucu soğukta teninde kuruyup kabuk bağlıyordu.

Fakat omzundaki ve kolundaki acıyı hissetmeyecek kadar adrenaline gömülmüştü.

Aşağıdaki vadiden peşindeki militanların Arapça bağırışları ve kayalara çarpan postal sesleri geliyordu. Elindeki fenerlerin ışık hüzmeleri gecenin karanlığını bıçak gibi kesiyordu. En az yirmi kişilik bir gruptu ve Defne’nin izini sürmek için köpek de kullanıyorlardı.

Defne çantasındaki kriptolu belleğe ve çektiği dokümanların olduğu hafıza kartına dokundu. Görev başarıyla tamamlanmıştı; istihbarat elindeydi. Ama bu bilgileri karargaha ulaştırabilmesi için önce bu çemberden canlı çıkması gerekiyordu.

Ceketinin iç cebinden küçük matarasını çıkardı. Son birkaç damla suyu yarasına döküp temizlemeye çalıştı. Ağzından kaçmak üzere olan iniltiyi dişlerini birbirine kenetleyerek bastırdı.

O an zihni ona bir oyun oynadı. Karargahın atış alanını gördü. Mert’in hemen arkasında durup atışlarını izlediği o güneşli sabahı... Mert’in tüfeği kavrayışını, tetiğe basmadan önce aldığı o derin nefesi ve her başarılı atıştan sonra dönüp kendisine o muzip tebessümle bakışını hatırladı.

"Neredesin Korkmaz..." diye fısıldadı Defne, sesi rüzgarın uğultusunda kaybolup gitti. "Şimdi burada olsan o dik kafanla kesin 'komutanım önden buyrun' der, bütün hedefi üzerine çekerdin."

Dudaklarında beliren hafif gülümseme, aşağıdan gelen köpek havlamasıyla anında kayboldu. Avcı kimliği tekrar öne geçti.

Susturuculu tabancasının şarjörünü kontrol etti. Son sekiz mermisi kalmıştı. Sınır hattına ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin güvenli karakol bölgesine ulaşmasına daha en az altı kilometrelik sarp bir arazi vardı. Telsiz kullanması imkansızdı; sinyal verdiği an yerini tam olarak tespit ederlerdi.

"Kendi yolumu kendim çizeceğim," dedi Defne kendi kendine.

Yavaşça doğruldu. Şalını yarasının üzerine sıkıca sarıp kanı durdurmaya çalıştı. Gece karanlığını bir müttefik gibi kullanarak kayalıkların derinliklerine, sınır hattına doğru sessizce süzülmeye başladı.

Defne Yalçın bu dağlarda defalarca ölüme meydan okumuştu. Bu gece de o dağlardan bir kez daha galip çıkmak zorundaydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.