İçeriğe geç

Hudut

Bölüm 33 · 2 dk okuma

Hudut

Bölüm 33

Bölüm 33: Sessizlik ve Ağır Yük

Karargah saati gecenin 03:00'ünü gösteriyordu. Dışarıda dondurucu bir dağ rüzgarı esiyor, nöbetçi kulübelerindeki sac çatıları çatırdatıyordu.

Mert, revir odasındaki yatağında huzursuz bir uykunun ortasındaydı. Ansızın göğsünde beliren ağır bir sıkışmayla gözlerini açtı. Kan ter içinde kalmıştı. Omzundaki şarapnel yarasının dikişleri sızlıyor ama kalbindeki o tarif edilemez huzursuzluk fiziksel acısını gölgede bırakıyordu.

Sessizce yataktan kalktı. Askılıktaki parkasını yaralı omzunu zorlamadan sırtına geçirdi ve adımlarını karargahın sessiz koridorlarına attı.

Gece nöbetindeki askerler Mert’i görünce hazır ola geçmek istedi ama Mert eliyle "devam edin" işareti yaptı. Adımları gayriihtiyari komuta merkezine doğru gitti. İçeride nöbetçi subay ve telsizci er vardı. Masadaki cihazlardan sadece statik cızırtılar yükseliyordu.

"Bir haber var mı?" diye sordu Mert, sesi pürüzlü ve kısıktı.

Nöbetçi subay başını iki yana salladı. "Yok Korkmaz Uzmanım. Biliyorsun, gizli sızma görevi. Temas sıfır. Üsteğmenimiz bölgeden çıkıp güvenli hatta ulaşana kadar tek bir sinyal bile gelmeyecek."

Mert derin bir nefes verip masanın üzerindeki haritaya baktı. Sınır hattının ötesi, simsiyah bir belirsizlikten ibaretti. Defne orada, o dondurucu karanlığın ortasında tek başınaydı. Ne bir destek ekibi vardı yanında ne de arayabileceği bir telsiz frekansı.

Mert komuta merkezinden çıkıp içtimai alanına doğru yürüdü. Soğuk hava yüzüne bir kırbaç gibi çarptı.

O sırada nöbetçi kulesinden inen Sinan, Mert’i fark edip yanına yaklaştı.

"Yine uyuyamadın mı abi?" dedi Sinan, ellerini ceplerine sokup yanına dikilerek. "Omuzun mu çok ağrıyor?"

"Omuzum değil Sinan," dedi Mert, gözlerini karanlık dağlara dikerek. "Haber alamamak koyuyor adama. Biz burada sıcak çay içerken, onun oralarda ne halde olduğunu bilmemek sarsıyor."

Sinan bir süre sustu. Sonra abisi gibi gördüğü adama bakıp gülümsedi. "Üsteğmenim o dağların kurdu abi. Kaç kere tek başına o cenderelerden çıktı, biliyorsun. O görevini bitirmeden, o adamları duman etmeden dönmez. Bizim yapacağımız tek şey, o geldiğinde time 'bıraktığın gibiyiz' demek."

Mert, Sinan’ın omzunu sağlam eliyle sıktı. "Doğru dersin."

Tam o sırada arkalarından Yüzbaşı Barış’ın sesi yükseldi. Yüzbaşı, devriye kontrolünden dönüyordu.

"Nöbet yerlerinizde lakaytlık istemiyorum asker!" dedi Yüzbaşı Barış, yanlarına yaklaşarak. Bakışları Mert’e kaydı. "Korkmaz, yatıp dinlenmen gerekiyor. Yarın sabah timin başında eğitimde olacaksın. Bu karargahta kimse için hayat durmaz, Üsteğmeniniz için bile."

Mert çenesini sıktı, gözlerindeki o sert ifadeyi Yüzbaşı’ya dikti. "Hayat durmaz komutanım, ama nöbet bitmez. Biz nöbetimizin başındayız."

Yüzbaşı Barış bir şey söylemeden yanlarından geçip gitti.

Mert, gece karanlığında tek başına kalan Defne’nin direncini kendi içinde hissetmeye çalıştı. Aralarında kilometrelerce mesafe, aşılması imkansız dağlar ve katı askeri kurallar vardı. Defne girdiği o karanlık delikten kendi tırnaklarıyla kazıyarak çıkacaktı, Mert ise burada o dönene kadar nöbeti tutacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.