Sokaktaki devriye araçlarının gürültüsü uzaklaşırken Defne, karanlık ara sokakların gölgesine tamamen sinmişti. Şalını çekip yüzünü iyice kapattı. Gözleri, iki katlı korunaklı binanın arka bahçesine bakan yüksek duvara kilitlenmişti.
Binanın girişindeki korumalar ellerinde kalaşnikoflarla nöbet tutuyordu. Ancak Defne'nin hedefi ön kapı değildi.
Sırtını nemli taş duvara yaslayıp derin ve sessiz bir nefes aldı. İçindeki o profesyonel avcı tamamen uyanmıştı. Parmakları ceketinin altındaki susturuculu tabancanın kabzasını kavradı. Rehavete, korkuya ya da özleme yer yoktu; şu an sadece görev ve hayatta kalma güdüsü vardı.
Sessiz adımlarla duvarın dibine kadar yanaştı. Yılların kazandırdığı refleksle, hiçbir gürültü çıkarmadan duvara tırmandı ve bahçedeki sarmaşıkların arasına süzüldü.
Arka kapıdaki nöbetçi sigarasını yakmak için çakmağını çaktığı an, Defne gölgelerin içinden fırladı. Sol eliyle adamın ağzını kapatırken, sağ elindeki taktik bıçağı tek bir hamleyle hedefe sapladı. Adamın gövdesi yere yığılmadan önce silahını havada yakaladı ve cesedi çalıların arasına çekti.
Her şey sadece üç saniye sürmüştü.
İçeriye, binanın kasvetli ve loş koridorlarına sızdı. Ele geçirilen istihbarat belgelerinde geçen haritalar ve kriptolu telsiz cihazları üst kattaki çalışma odasındaydı. Merdivenleri bir kedi sessizliğiyle tırmandı. Odaya girdiğinde hızlıca masanın üzerindeki belgelerin fotoğraflarını çekmeye, kripto bellekleri çantasına atmaya başladı.
Tam işini bitirip kapıya yöneldiği sırada, koridorun sonundan sert postal sesleri yükseldi.
"Hey! Kim var orada?"
Arapça bağırış sesleri binayı kapladığı an Defne tereddüt etmedi. Susturuculu tabancasını kaldırıp kapıdan içeri giren ilk korumayı göğsünden vurdu. Bina bir anda ana baba gününe döndü. Alarm sirenleri çalmaya, koridorlarda kurşunlar sekmeğe başladı.
Defne pencereye doğru koştu. Camı omzuyla kırarak ikinci kattan arka bahçedeki çamur birikintisinin üzerine atladı. Düştüğü an omzuna çarpan darbeyle nefesi kesildi ama durmadı. Ayağa kalkıp gecenin zifiri karanlığına, sınır hattındaki kayalıklara doğru koşmaya başladı.
Arkasından açılan otomatik silah ateşleri geceyi aydınlatıyordu. Kurşunlar çevresindeki taşları parçalarken Defne bir kayanın arkasına siper aldı. Sınır hattına ulaşmasına henüz birkaç kilometre vardı ve peşinde onlarca militan bulunuyordu.
Nefes nefese tabancasının şarjörünü değiştirdi. Ceketinin cebindeki o küçük resmi, Pars Timi'nin ve Mert'in olduğu o eski fotoğrafı parmaklarının arasında hissetti.
"Henüz değil," diye fısıldadı Defne, dişlerini birbirine kenetleyerek. "Sizi o adama bırakmaya... O çayı yarım bırakmaya niyetim yok."
Susturucu takılı silahını kayalığın üzerine koydu ve karanlıktan üzerine gelen ilk hedefe kilitlendi.