İçeriğe geç

Hudut

Bölüm 31 · 2 dk okuma

Hudut

Bölüm 31

Bölüm 31: Meydan Okuma ve Bekleyiş

Karargahın atış alanında sabahın ilk ışıklarıyla birlikte mermi sesleri yankılanıyordu. Hava dondurucu derecede soğuktu ama Pars Timi ter içinde kalmıştı.

Yüzbaşı Barış, elindeki kronometreyle hedeflerin önünde duruyordu. Bakışları saniye saniye hedef tahtalarını tararken, omzundaki sargıya rağmen dimdik duran Mert’in hemen yanında bitti.

"Atış süreleriniz düştü Korkmaz," dedi Yüzbaşı Barış, soğuk bir sesle. "Defne Üsteğmen size tolerans gösteriyor olabilir ama benim standartlarımda bu süreler kabul edilemez."

Mert tetiği bıraktı, şarjörü çıkartıp silahı emniyete aldı. Yüzbaşıya doğru döndü. Bakışlarındaki o sert duruş bir milim bile gerilememişti.

"Üsteğmenimiz bize tolerans göstermiyordu komutanım," dedi Mert, net ve pürüzsüz bir tonla. "Bize sahada hayatta kalmayı ve birbirimizin arkasını kollamayı öğretti. Pars Timi’nin hedef ıska geçtiği görülmemiştir."

Yüzbaşı Barış hafifçe tebessüm etti ama bu gülüşün arkasında katı bir otorite vardı. "Sahadaki hayatta kalma arzunuzu takdir ediyorum. Ama bu karargahta komutan benim. Sınırları ben belirlerim. Şimdi tüm tim elli şınav, ardından engelli parkur!"

Sinan ve Hakan off çekmemek için kendilerini zor tutarken Hakan kısık sesle fısıldadı: "Adam sanki bize bilerek yükleniyor abi."

Mert parmağını dudaklarına götürüp Sinan’a sessiz olmasını işaret etti. Sol kolunu ve sağlam omzunu kullanarak şınav pozisyonuna ilk inen kendisi oldu. Omzundaki şarapnel yarasının dikişleri sızlamaya başlamıştı ama çenesini sıkıp ilk şınavı çekti. Defne’ye verdiği sözü tutacak, bu timin dağılmasına asla izin vermeyecektOption.

Akşam saatlerinde içtima sona erdiğinde Pars Timi dinlenme odasında toplanmıştı. Herkes bitkin halde çaylarını yudumluyordu.

Mert, odanın köşesindeki pencerenin kenarına çekilmiş, dışarıdaki zifiri karanlığa bakıyordu. Dağların ardında, sınırın ötesinde ne olup bittiğine dair en ufak bir haber yoktu. İstihbarat görevi olduğu için telsiz sessizliği kuralı işliyordu. Defne’nin ne halde olduğunu, nerede olduğunu bilmemek Mert’in göğsündeki o yaradan çok daha fazla canını yakıyordu.

Sinan elinde iki bardak çayla Mert’in yanına yaklaştı. Bardağın birini ona uzattı.

"Yaran nasıl abi?" diye sordu Sinan alçak sesle.

"İyi," dedi Mert, bakışlarını dışarıdan ayırmadan. "Halledeceğiz."

Sinan derin bir nefes verdi. "Üsteğmenim gittiğinden beri karargahın tadı tuzu kalmadı. Bu Yüzbaşı Barış da iyice tepemize bindi."

Mert bardağı tutarken bakışlarını Sinan’a çevirdi. Sesi bu kez bir komutan yardımcısı kadar kararlıydı:

"Yüzbaşı işini yapıyor Sinan. Biz de işimizi yapacağız. Defne Üsteğmen geldiğinde burayı nasıl bıraktıysa öyle bulacak. Kendinizi koyvermek yok. O dönene kadar bu tim yıkılmayacak."

Sinan başıyla onaylayıp geri çekildi.

Mert tek başına kaldığında elini cebine attı. Defne’nin bıraktığı o küçük not kağıdının kenarını parmaklarıyla hissetti. Dışarıdaki karanlığa doğru fısıldadı:

"Arkan bende komutanım... Sen yeter ki sağ salim dön."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.