Şehir merkezinden dönen servis aracı karargahın nizamiye kapısından içeri girdiğinde, sivil hayatın o renkli havası geride kalmış, yerini kışlanın tanıdık, ağır disiplinine bırakmıştı. Saat 19:30’du. Pars Timi hızlıca koğuşlara geçip üniformalarını giydi.
Gündüzün rahatlığı gitmiş, herkes yine o çelik gibi asker kimliğine bürünmüştü; ancak aralarındaki bağ artık dünkünden çok daha başkaydı.
Saat 22:00’yi gösterdiğinde karargahın üzerine zifiri bir karanlık çöktü. Koğuşların ışıkları kapatılmış, gece nöbetçileri görev yerlerini almıştı.
Defne, Bölük Komutanlığı odasındaki masasında oturuyordu. Masanın üzerindeki sarı ışıklı masa lambası odadaki tek aydınlatmaydı. Üzerindeki askeri parkayı çıkarmış, yeşil iç tişörtüyle kalmıştı. Önündeki yarınki eğitim planı ve personel raporlarına bakıyordu ama aklı gün ortasında, o küçük kafedeki masadaydı.
Mert’in *"Ben bastığım yere değil, yanımda yürüyene güvenirim,"* diyişi zihninde yankılanıp duruyordu.
Defne kalemi masaya bırakıp şakaklarını ovdu. Kendi kendine kızıyordu. Bir üsteğmendi; astıyla arasına koyması gereken o aşılmaz mesafeyi esnettiğinin farkındaydı. Ama Mert... O adam standart bir ast gibi davranmıyordu ki. Sahada gövdesini kurşunlara siper eden, karargahta timi toparlayan, sivil hayatta ise gözlerinin içine çekinmeden bakabilen bir adamdı.
Kapı iki kez sertçe çalındı.
Defne anında dikleşti, sesine o resmi tonu yerleştirdi: "Gel!"
Kapı açıldı. İçeri giren Mert’ti. Üzerinde kamuflajı, ayağında postalları vardı. Elinde ise ince bir dosya tutuyordu.
"Komutanım," dedi Mert, kapıyı arkasından kapatıp hazır ola geçerek. "Nöbetçi amirliğinden yarınki devriye devir-teslim tutanaklarını getirdim. İmzalamanız gerekiyor."
Defne derin bir nefes alıp masayı işaret etti. "Bırak masaya Korkmaz."
Mert adımlarını masaya doğru attı. Dosyayı Defne’nin önüne bıraktı. Tam arkasını dönüp çıkacakken, Defne’nin masadaki kalemine ulaşmaya çalışırken elinin hafifçe titrediğini fark etti. Mert yerinde durdu. Gözleri Defne’nin yorgun yüzünde gezindi.
"Çok geç oldu komutanım," dedi Mert, resmiyet sınırını hafifçe zorlayarak. "Bugün izin günüydü ama siz hâlâ evrak başındasınız."
Defne başını dosyadan kaldırmadı. Kalemle imza atarken konuştu: "İzin sizin içindi Korkmaz, benim için değil. Komutanlığın mesaisi bitmez."
"Bazen durmayı bilmek lazım," dedi Mert. Masaya doğru bir adım daha yaklaştı. Sesini alçalttı. "Sahada time 'dinlenin' emri vermeyi biliyorsunuz ama kendinize gelince o emri uygulamıyorsunuz."
Defne kalemi sertçe masaya koydu. Başını kaldırıp Mert’e baktı. Gözlerinde yine o keskin ışık vardı ama bu sefer ardında yorgunluk saklıydı.
"Bana görevimi öğretme Uzman," dedi Defne, sesinde tatlı bir uyarı tonuyla. "Gidip yatabilirsin."
Mert geri adım atmadı. Masanın kenarına hafifçe dayandı, Defne’ye doğru biraz eğildi. Gözleri doğrudan Defne’nin gözlerinin içine kilitlendi.
"Görev öğretmiyorum Defne," dedi. 'Komutanım' dememişti. Odadaki o sessiz gece, rütbeleri bir kez daha buharlaştırıp atmıştı. "Sadece... karşımda durmadan çalışan birini görünce içim elvermiyor. Çarşıdaki o kahve yudumlayan, gülen kadını karargahta da görmek istiyorum, hepsi bu."
Defne’nin nefesi düğümlendi. Masanın üzerindeki eli hafifçe kasıldı. Mert’in bu dolaysız, net ve korumacı tavrı karşısında gardını almak imkansızlaşıyordu.
"Mert..." dedi Defne, sesi bir fısıltıdan ibaretti. "Burası kışla. Odadayız. Biri girebilir."
Mert hafifçe gülümsedi. Omuzlarını dikleştirdi ama gözlerindeki o derin, koruyucu ifade kaybolmadı.
"Giremez, kapıyı kilitledim demeyi isterdim ama..." dedi muzipçe. "Aralık bıraktım, merak etmeyin. Kurallara uyarız."
Defne elindeki imzalı dosyayı kapatıp Mert’e doğru uzattı. Yüzündeki o sert ifade tamamen erimiş, yerini teslim olmuş bir tebessüme bırakmıştı.
"Al şu dosyayı ve hemen odadan çık Korkmaz," dedi Defne. "Yoksa yarınki parkur koşusuna seni de dahil ederim."
Mert dosyayı alırken parmakları Defne’nin parmaklarına çarptı. Bu sefer kaçırmadılar ellerini; birkaç saniye boyunca o temasın sıcaklığını hissettiler.
"Baş üstüne komutanım," dedi Mert. Dosyayı göğsüne bastırıp topuklarını vurdu. "İyi uykular."
Mert kapıyı açıp koridorun karanlığında kaybolurken, Defne arkasına yaslandı. Göğsü hızla kalkıp iniyordu. Cebinden sigara paketini çıkardı, bir dal yaktı. Dumanı geceye üflerken, bu kışlanın ve bu aşkın mayın tarlasında artık geri dönüşün olmadığını çok iyi biliyordu.