İçeriğe geç

Hormonlar/eltingville club fan fic

Bölüm 5 · 9 dk okuma

Hormonlar/eltingville club fan fic

Bölüm 5

DATE (ama petesiz)

O günden sonraki akşamına bile abim işten eve döndüğünde epey keyifli gözüküyordu. Hatta odama girmeden önce kapımı bile çalmıştı. Şarj aletimi alırken bana bakıp göz kırptı.

-Lock’la daha sık ziyarete gelin.

Okumakta olduğum romanı dizime yatırdım.

-Hayırdır?

Dudaklarının kenarları belli belirsiz gerildi.

-İyi oluyor böyle. Siz ikinizle sohbet falan eğlenceli.

-Göz kırpmak ne iş? Ayrıca madem onunla konuşmayı seviyorsun numarasını alsana.

Kaşlarını çattı.

-Bir kere hesabına mesaj atabilirim. Ama hiç kimsenin arkadaşının abisi ile mesajlaşmaktan hoşlanacağını sanmıyorum.

İç çektim. Lock’un yanında gösterdiği özgüvenin kırıntısı şu an olsaydı hiçbir sorun yoktu. Özgüven performatifi.

-Git vereceğin bebekler hakkında falan yaz. Yanındayken poz kesmeyi biliyorsun. Bununla da uğraş. Hani anlamıyorum. Benim üzerimden görüşüp durmak sıkmıyor mu?

Omuz sikti.

-Hem de hiç. Neyse, iyi geceler.

Abim odamdan çıktığı gibi direkt bu durumu Lock’a yazdım.

T-Abim yeni ergenliğe girdiği için adım atamıyor.

T-Onun adına özür dilerim.

Lock’dan cevap gecikmedi.

L-Sonra Tufan falan sormasını bilir ama.

T-Ahmak işte, ne beklersin?

T-Daha sık gelin dedi.

L-Geliriz o zaman.

L-DİMİ

Tabii giderdik. Açıkçası Lock’la abimin flörtleşmesinin yanı sıra bedavadan dışarda yemek yeme fikri epey cezbediciydi.

T-Gideriz de, Onun yanına gitmektense o bizi gezmeye çıkarsa daha iyi olmaz mı?

L-Kanka o zaman sen söyleyeceksin.

L-Benim abim sanki.

T-Üf tamam. Doğru.

T-Salı günü, okuldan sonra?

L-Yarın yatış günüydü dimi.

L-Olurrrrr.

T-Yarın ağzını ararım. Sen de gel demem direkt.

L-Desen nolacak sanki.

T-Pezevenk gibi hissedicem.

L-Aşkım öylesin zaten.

Göz devirdim.

T-Sen ne oluyorsun acaba o zaman??

Tekrardan romanıma yöneldim.

Uyku bastırmış olacak ki o gün uyandığımda kitabı yatağımdan şutlanmış bulmuştum. Abimin beni uyandırmasını fırsattan istifade edip gezme işini kabul ettirmiştim. Okula geç kalma tehlikesi atlatmam dışında öğlene kadar her şey aynı şekilde devam etmişti.

Öğle vaktinde Pete karşımda durmuş oldukça enerjik bir şekilde bana bakıyordu. Ben ve Lock ise sırada oturmuş getirdiğimiz kekleri, börekleri yiyorduk.

Lock Pete’i baştan sona süzdü.

-Ne istiyorsun?

-Hiç.

Lock kekten bir ısıırık daha alırken eliyle önümüzdekileri gösterdi, sıkılgan bir sesle konuştu.

-Al.

Pete Lock’tan gelen bu teklife ne kadar şaşırmış olsa da geri çevirmedi. Hemen önlerindeki sıraya oturdu. Bir börek aldı ve tıkınmaya başladı.

-Teşekkürler…

Garip duruyordu. Hiçbir sorun yoktu ama bir şeyler garipti.

-Arkadaşların noldu Pete? Onlarla takılırdın normalde.

-Bugün sizinle takılmaya karar verdim.

Lock sırıttı.

-Lütfettin!

Karşılık verdi.

-Biliyorum…A, Trillian.

-Hm?

Elini ceketinin iç cebine soktu. Cebinden çıkardığı cd kutusunu usulca masaya koydu. Kutuya baktığım gibi bunun ucuz gövde korkusu italyan yapımı bir film olduğunu anlamıştım. Büyük ihtimal korsandı. Cd hakkında bir fikrim olmasa da kutunun durumu pek iç açıcı değildi, az önce Pete’in kutunun üzerinde bıraktığı yağdan oluşan parmak izi de cabası.

Bir kek alırken bana baktı.

-Sana.

Lock kutunun kapağına şöyle bir baktı.

-Entel olmaya çalışma bu kadar. Beş kişinin bildiği filmleri izleyince rafine insan olmuyorsun.

-Sadece izleyip beğendiğim bir filmi paylaşıyorum…

Lock cdye tekrar bir bakış attı.

-Herkesin zevki kendine.

-Evet. Trillian, seveceğine inanıyorum. Görebileceğin en iyi slasherlardan biri var ve pratik efektlerde…

Pete oturduğu yerde filmin diyaloglarını, çekim tekniklerini, müziklerini, kurgusunu ve özellikle efektlerini sıralıyor ve yönetmenin diğer işleriyle, izlediği diğer yapımlarla karşılaştırıyor. Senaryodaki güçlü ve eksik kısımları sıralamaktan keyif aldığı belliydi.

Onu dinlemekten hoşlansam da Lock’un bir iki dakika sonra sıkıldığını hissediyordum. Sanki inadınaymış gibi aralarda sorduğum sorular ile şevklenen Pete de anlatmadan duramıyordu.

-Aslında Argento o filmde ters köşe yapmaktan ziyade sürecin izlenimine odaklanmıştı Pete. Herkes anlayabilir ki ordaki asıl şok unsuru katilin yazar çıkması değildi.

-O halde neden katil konusunda üst üste saptırma yapmaya çalıştılar? O dönem için gerçekten şok etkisi yaratması da bunu kanıtlıyor.

-Mantıklı değil. Akışa baktığın zaman görebilirsin. Jane hiçbir zaman Peter’in dikkatini çekmek için cinayet işleyecek potansiyele sahip gösterilmedi.

Kaşlarını çattı.

-O zaman niye kendini kaybetmek üzereymiş gibi lanse edildi?

-Çünkü üzereydi!

-İşte!

-Ama kendini kaybetmedi.

-Bunu bir izleyici olarak bilemezsin.

-Bilmişim demek ki katilin Peter olmasını ters köşe olarak görmüyorum.

Lock bu tartışmamızdan sıkılmıştı.

-Trillian haklı, teşekkürler.

Pete bir süredir sessiz kalmış Lock’a baktı.

-Öyle.

-O halde niye demindir kafa sikiyorsun?

Omuz silkti.

-...Tükürdüğümü yalamak istemedim.

-Rahatsız edicisin.

Güldüm.

-Lock, ben de öyle yapardım. Ama ne yazık ki her zaman haklıyım.

Pete tam itiraz edecekti ki Lock onu susturdu.

-Sus artık. Başım ağrıyor.

Pete Lock’u dinleyip sustu. Ellerini hoşnut olsam da Pete’e dair bir şeyler gergindi.

Halihazırda öğle arası bittiğinden kalktı. Yarım ağız teşekkür edip ayrıldı. Ondan sonraki dakikalarsa beraberinde bir kaç aşağılama ve sitem getirdi.

Okuldan sonra abime bir mesaj atıp nerede olduğunu sordum. Evden henüz ayrılmış ve buluşma yerine yürüdüğünü yazdı. Bunun üzerine Lock’la her zamanki hızımızda yürüdük. Yürürken Pete’in her zaman takıldığı o grup ile karşılaştık. Pete aralarında değildi. Bugün de bimle takılmıştı zaten. Galiba biraz araları açılmış olabilir.

-Dik dik bakıp durma şunlara.

-Niye ki?

-Sırf onunla aynı ortamda nefes aldın diye senin onlardan hoşlandığını sanacak seviyede korkunçlar da ondan.

-A bilmiyor musun, tabii seviyorum. Sevgilim olsa bile yine de severdim onları.

Güldü.

-Yüreğime indirme. Pete zaten zor çekiliyor onları düşünmek istemiyorum.

-Farkındaysan onu sen davet ettin bugün.

-Ben etmeseydim sen edecektin çünkü.

-E zaten.

-Ben malımı bilirim işte. Ayrıca madem yazdandır birlikte takılıyorsunuz niye açılmıyor?

Yüzünü ekşittim.

-Ne bileyim ben.

-Unutma ki Pete de o salaklarla takılıyor. Zaten birlikte olduğunuzu sanıyor olabilir.

-Sanmam. Ne kadar garip bir tip olsa da kendince sınırları var.

-SıNIrLaRI vAr. Aynen.

Yürüdüğümüz kaldırıma uzanan merdivene baktığımda tanıdık bir sima gördüm. Hazır kol kola olduğum Lock’u dirseğimle dürttüm.

-Şu gelene bak.

Tufan’ı görmesiyle yüzünü ekşitmesi bir oldu.

-Şimdiyi mi bulur ya?

Tufan’ın merdivenden inmesiyle birlikte yollarımız kesişti.

-Lock!

-A, Tufan. Nasılsın?

Tufan gözlerini Lock’tan ayırmadan cevapladı.

-İyilik, öyle yürüyordum. Siz peki?

-Bizde bowlinge gidiyorduk. Öyle yani.

-E çok iyi. Gelsem sorun olur mu?

İkimize birden baktı. Lock da bana baktı. Ne diyeceğimi bilemeden söze girdim.

-Olur tabii. Zaten 4 kişi oluyoruz böylece. Takım oluruz.

Tufan kabul edilmenin sevinciyle aramıza katıldı. Kendini dışlanmış hissetmesin diye Lock’un kolunu bıraktım. Tufan Lock’a sordu.

-4. Kim oluyor?

-Trillian’ın abisi.

Rahatlamış gözüküyordu.

-Ha iyi o zaman.

Güldüm. Abimi olağan karşılamıştı. Salona varasıya kadar birlikte sohbet ettik. Tufan hoş sohbet bir insandı. Bana karşı mesafesini korusa da samimi olduğu anlaşılıyordu. Arada Lock’a tekrardan spor salonuna gitmesini istemesi dışında bir sorununu görmedim.

-...Okul ve boosterlık yeterince yoruyor. Demiştim zaten.

Dudak büzdü.

-Sensiz o kadar da keyifli olmuyor yine de.

-Bu senin sorunun.

Bowling salonuna vardığımızda abim bizi karşıladı. Elleri cebinde, gözlerini kısarak gülümsedi.

Tufan’ın aksine vücut hatlarını sergilemeyen bir baggy pantolon ve üzerine yeşil gri çizgili pamuklu bir uzun kollu giymiş, kollarını ise dirseklerine kadar çekip büyük ellerinin ve hemen üzerindeki bilekliklerinin gözükmesine izin vermişti. Saçlarını arkaya taramış olsa da söz geçiremeği perçemleri alnının iki yanından aşağı düşüyordu.

-Sonunda geldiniz.

Başıyla Tufan’ı gösterdi.

-Şu genç kim?

Tufan büyük bir şevkle ismini söyledi.

-Tufan.

Yüzü biraz düşse de pot kırmamaya çalıştı. Caleb Tufan’ı baştan aşağı süzüp Lock’a baktı. Lock ona bakıp gülümsedi. Gülümsemesine aynı şekilde karşılık verdi.

-E iyi o zaman. Takımlaşa oynayabiliriz.

-Ben de öyle düşünmüştüm.

Beni takmadı. Lock’a baktı.

-Lock’la ben çok iyi takım oluruz. Değil mi Lock?

Tufan elini Lock’un omzuna attı.

-Aslında biz birlikte takım olabiliriz. Siz de abi kardeş oynarsınız.

Lock’un bakışları ikisi arasında gidip geliyordu.

Tufan Lock’a bakıp göz kırptı.

-Ne dersin Lock?

İkisi arasındaki gerilim hissediliyordu.

Lock düşünürken dudağının kenarını ısırdı.

-Aslında…Trillian ile takım olmayı isterdim ama size kazanma şansı vermek gerek.

Tufan’ın elini omzundan itti.

-Trillian’la iyi şanslar.

Caleb gülerek elini kaldırdı. Lock ona yöneldi.

-Adamımsın!

Çak beşlik yaptıktan sonra Lock’un elini havada bir süre sımsıkı, parmakları birbirine geçmiş halde tuttu.

-Hadi gidip şu oyunu kazanalım!

İkisi birlikte ödeme yapmak için giderken arkalarından seslendim.

-Fırsat verirsek!

Tufan’ı dürttüm.

-Hadi gidiyoruz.

Tercih edilmemek ona biraz koymuş olacak ki cevap vermesi üç iş günü içinde geldi.

-Pekala.

Lock’la abim bizim için ödeme işini hallettikten sonra ayakkabılarımızı giyinip parkelerin üstüne çıktık.

-Çok kolay olacak!

Abimin gaza gelmiş olmasının yanı sıra Tufan’ın yavaştan bilenmeye başladığını hissediyordum. Bana döndü.

-Ne kadar iyisin?

-Senden iyiyimdir.

Bir süre bana baktı.

-Göreceğiz.

Ağzının ortasına o an yapıştırmak istedim. Ama kendimi tuttum.

-Seni de göreceğiz.

Lock ikimize seslendi.

-Başlıyormuyuz?

-Tabii ki!

Lock’la ikimiz parkeye çıkıp toplarımızı aldık. Birbirimize bakıp sırıttık. Toplarımızı kendi lobutlarımıza savurduk.

Lock kendisine gelen özgüven ile öyle bir savurmuştu ki topun merkezde yol alışı yaydan çıkan bir ok misaliyken önümde yol alan topun kızgın yağda sürüklenen tereyağı misali dengesiz oluşu benim de dengemi sarsmıştı. Yine de Lock’un üç lobut ile strike kaçırmasına karşın bana kalırsa pek de kötü bir sonuç almamıştım.

-Gerçekten harikasın!

-Isınıyorum tamam mı?!

O andan sonra Tufan’a karşı bilenmiştim. Atışlarımın her birinde daha iyi olmaya çalışırken arada da onun atışlarını süistimal etmeye başladım. Tam atacağı sırada hapşırmaya, insanları telaşlandıracak kolpalar atmaya başladım.

-Telefonum kayboldu!

-Sırtında çekirge mi var!?

Tufan’a karşı düşman kesilmem en çok Abimle Lock’a yaramıştı. Birbirlerini atışlarından sonra destekliyor, iltifat ediyorlardı. Açık söyleyeyim pis rekabetçilerdi. İkisi de bize karşı çirkefleşip üstümüze gelirken ben de aynı şekilde Tufan’ın üstüne yürüdüm.

-At artık!...Waow. Gerçekten harikasın Tufan!

Pistin kenarından sürüklenen bowling topundan bakışlarını bana çevirdi. Ne kadar rahatsız olduğunu, sinirlendiğini görebiliyordum. Ama hiç bir şey demedi. Diyemezdi de zaten.

-Hadi kenara çekil.

Ben atışımı yaparken de diğer tarafta Lock abime bileğini daha az zorlayacak şekilde nasıl atabileceğini pek bi yakından gösteriyordu. Tufan da onları izliyordu.

-Herkesin atışı kendine ama.

Caleb onun için başını çevirmeyi bile gerek görmedi.

-Birlikte atmıyoruz zaten.

-Ki istersek atadabiliriz.

Caleb Lock’a bakıp tebessüm etti.

-Lock ne derse o.

Bowling maçının sonucu az çok belliydi. Benim sabotajlarıma rağmen o kadar da büyük bir fark olmadan onlar kazanmıştı.

-En iyi çifte bakın!

Caleb Lock’u belinden kavrayıp kendine çekti. Coşkuluydular. Lock’a yandan sımsıkı sarılıp kısa süreliğine yüzünü Lock’un saçlarına gömdü.

-Biz harikayız.

Lock gülümsedi.

-Öyleyiz.

Birbirlerinden uzaklaştıkları sırada Tufan’ın yüzündeki ifadeyi görmek biraz kötü hissettirmiş olsa da bana hayatın her zaman herlese toz pembe olmayacağı gerçeğini bir kez daha hatırlattı. Yorgun ve öfkeli, en azından sinirleri bozulmuş gözüküyordu.

-Arada kaybedilir Tufan. Bir dahaki sefere artık!

Sanki benim yüzümden kaybetmemişiz gibi. Ama hiç değilse benim başarısızlığım yerine onun beceriksizliği yüzünden.

Lock bize baktı.

-Karnım acıktı. Keşke yemeğine oynasaydık!

Abim atıldı.

-Keşke. Ama sıkıntı değil. Bendensiniz.

Tufan sessizce eşyalarını toplamaya başladı.

-Benim gitmem gerek.

Abim Tufan’a hafifçe kaşlarını çattı.

-Yemekten sonra giderdin.

Tufan’ın bir an boğazı düğümlendi. Cevap vermedi. Ayakkabılarını ayağına giyerken anca kendini toplamış olacak ki Lock’a döndü.

-İyi maçtı. Çok eğlendim Lock.

Lok gülümsedi.

-Ben de. İyi bir rakiptin.

Tufan gözlerini kaçırdı.

-Neredeyse. Bazı komplolar olmasaydı daha iyi olurdum…

Elbette üstüme alındım.

-Pardon?!

-Sözüm meclisten dışarı. Görüşürüz!

Çantasını sırtlayıp yanımızdan ayrıldı.

-Yine de yemek yiyoruz değil mi?

Abim güldü.

-Elbette. Takım arkadaşın gittiği için şanslısın ki sana kitleyemiyoruz.

Kazanmanın heyecanını hâlâ atamamış gibi Lock’un omuzlarına kolunu sarıp kendine çekti.

-Bunu daha sık yapalım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.