İçeriğe geç

Hormonlar/eltingville club fan fic

Bölüm 6 · 10 dk okuma

Hormonlar/eltingville club fan fic

Bölüm 6

Mecburiyet...what a concept

Abim, ben ve Lock’la birlikte geçirdiğimiz akşam üzeri takılmacalarıyla dolu haftalar geçip gitmiş ve sınav dönemine girmiştik. Bu zamana kadar Lock’la abim Caleb’in ayak üzeri flörtleşmelerini görmezden gelir gibi yapsam da en büyük destekçileriydim. Önceleri abimin söylediğinde eğreti duran iltifatları ve imaları artık yakınlaşmanın verdiği özgüvenle gayet olağan gözüküyordu. Tıpkı vedalaşmadan önce sarılmaları, birbirlerinin içeceklerinden içmeleri gibi.

Onların yanında refakatçiymişçesine geçirdiğim haftalar boyunca Pete ile olduğundan daha az karşılaşmıştım. Nadiren kurduğumuz diyaloglardaki gergin halini hissedebiliyordum. Ki bu sohbetlerin her birinde yediğim atıştırmalıklardan ikram ediyordum. Sanki benimle atıştırmalık için konuşuyormuş gibi. Son zamanlarda daha zayıf gözükmesi de cabası. Üstelik kendisini kaykay parkında da görmüyordum.

Bugün de kendisini, Lock’un voleybol oynamak üzere dışarı çıktığı benim ise sınıfımda oturmuş kitap okuyup bisküvi kemirdiğim bir öğle arasında tam karşımda buldum. Oturmuş bana bakıyordu. Yüzü önceki günlere kıyasla daha aydınlık ama bir o kadar da gergin duruyordu.

Kitabımın sırtını dizlerime yasladım.

-Dinliyorum.

Konuşmamı beklemiyormuşçasına şaşırdı. Kem küm etti.

-Ben…

-Pete?

-...

Kaşlarımı çattım.

-Konuşma, peki. Bisküvi ye bari.

Usulca paketin içinden bir tane aldı.

-Rahat ol, ikinci paket de var.

-...Teşekkür ederim.

-Bişi değil.

Kitabıma geri döndüm. Pete kitabın kapağına bakıp dudak büzdü.

-Çocuk kitabı.

-Evet çocuk kitabı. Çocuk kitaplarını seviyorum. En sevdiğim yazar da Saliha Bozok, bilmiyorsan eğer.

-Ünlü yazar. Ben de seviyorum ama neden?

Dilinin açılmaya başladığnı görünce kitabımı kapatıp köşeye koydum. Bisküvilerden bi tane ağzıma attım.

-Basit hikayeleri görmeyi seviyorum. Sorunların özü daha rahat anlaşılıyor.

-Peki ne sorunun özü?

Elimi önemsiz dermiş gibi salladım.

-Açgözlülük. Hak görülen lüzumsuz şeyler.

Sessizce başını salladı. Elinde bisküvi, gözleri sıramın üstünde geziniyor.

-Senin Reanimator gibi.

-Aynen öyle.

İkinci bisküvi paketini çıkarmak için çantama eğildim. Eğilmemle birlikte bacaklarımda yapışkan bir ıslaklık hissettim. Meyve suyu kutusunu devirmişim.

Küfrettim.

-Geliyorum birazdan.

Hızlı adımlarla lavaboya gittim. Pantalonumu ve bacaklarımı temizleyip bu yapışkan, şekerli hissiyattan kurtulmalıydım. Kabinde bacaklarımı silerken bir yandan kendime sövdüm. Olabildiğince temizlenip sınıfa geri döndüğümde Pete yoktu. Sıramın üzeri yalap şalap silinmiş olmasından ve çıkardığım ikinci paketin de öylece durmasından hayal görmediğime emindim.

Sıramın üzerini silip kalan meyve suyu kalıntılarından kurtulmak için ıslak mendil almak üzere çantamı açtım. Mendili alırken elime gelen bir diğer şey ellerimin aynı milisaniyede en ince sinirine kadar diseksiyona maruz kalıp ayak üzeri yeniden bir araya gelmiş gibi hissetmeme neden olmuştu. Para. Benim olmayacak kadar gıcır ve çok. İnanmak istemedin. Parayı tekrardan çantanın dibine itip her şeyi unutmaya çalıştım. Hızlıca masamı silip hiçbir şey olmamış gibi yeniden kitabıma gömüldüm.

Günün geri kalanında derslere kendimi verip kendimi her konuda meşgul etmeye uğraştım. Okuldan çıktığımızda Lock’un “bir işi” olduğundan yalnız kalmıştım. Ve bu parayı yok etmem gerektiğini hissediyordum. Hızlı adımlarla sokakta yürüyor girebilecek bir dükkan arıyordum. Kaldırımdaki insanları sollayıp yoluma devam ederken dört izbandut yüzünden ilerleyemedim. Bir süre arkalarında yürümeye devam ettim. İçlerinden birisi arkasına döndü. Sarı saçlı, çilli ve uzun boyluydu. Tanımıştım. Bu Pete’in arkadaşlarındandı. Gözümün dönmüş olmasından olacak ki onları çıkaramamıştım. Hemen yanındaki kısa boylu, şapkalı da pete olmalıydı o zaman. Çocuk daha ne olduğunu anlamadan Pete’in kolunu tutup onu kendime çekmiştim. İrkilen Pete bir an karşı koymaya çalışsa da onu alıkoyan kişinin ben olduğumu anlayınca duruldu.

-Bırak kolumu, canımı actıyorsun.

Kolunu bırakmadım. Arkadaş grubunun önüne geçtik, kısa bir an o çocukkara baktım.

-Pete’i alıyorum.

Ne diyeceklerini dinlemeden onu önüme taktım.

-Geri getirme lütfen!

O çocuklardan uzaklaşmak için Pete’le hızlı adımlarla yürüdük. Yüzü asıktı, bana bakmaya çekiniyordu.

-Ne diyeceksin?

Sormayı sürdürdüğü süre boyunca bile göz teması kuramamıştı. Sinirlerimi bozuyordu ama karnım da açtı. En yakındaki dükkan tabelası çok çekiciydi. Onu tutup dükkana soktum. Kasiyere iki kişilik menü istediğimi söyledim. Bir masaya oturduk.

-Döner yiyeceğiz.

-...Param yok.

-Benden.

İnanamaz gözlerle baktı. Mırıldandı.

-Bunu yapmak zorunda değilsin…

-Neyi?

Duraksadı.

-Beni oradan oraya sürüklemek.

-Sürükletme.

Dönerler önümüze geldi. Bütün o haftalar boyunca yanımda yenilebilir her maddeyi büyük bir lütufmuş gibi tüketen Pete elini bile sürmedi. Kendi dönerimi haşin bir biçimde kavramış ona baktım.

-O döneri yiyorsun. Son zamanlarda epey zayıfladın Pete.

Güldü. Gergince tebessüm etti.

-Şu sıralar kendime bakıyorum.

-Tam şu an seni aynen sana tarif etsem hakaret ettiğimi sanardın. Yediğini göreceğim.

Döneri uslu bir çocuk misali eline aldı. Yavaşça ısırıklar aldı. Ağır ağır çiğnedi. Onu tanımasaydım dönerden nefret ettiğine inanırdım. Durdu.

-Bunu yapmayı bırak lütfen.

Sesi çatladı.

-Neyi?

-Suçlu hissettirmeyi.

-Sadece arkadaşımın yemek yediğinden emin olmaya çalışıyorum.

Elleri titredi.

-Özür dilerim.

-Ne için?

-Biliyorsun.

Turşu kavanozunu açıp cımbızla dönerinin üstüne özen göstererek bir parça turşu koydum.

-Belki bilmiyorum. Hadi ye.

-Zor durumdaydım, en yakın sen vardın…ama…

-Söyleyebilirdin.

-...

Sandalyemi öne çektim. Dönerini ellerine destek vererek ağzına götürttüm. Usulca ısırdı.

-Beni oracıkta o kadar yakın gördün ama yüz yüze yardım isteyecek kadar yakın göremedin mi?

Ayran uzattım.

-İhtiyacım-

-İhtiyacın olduğunu anlamıştım. Ama neden, neden söylemedin?

Gözlerini kaçırdı.

-Pete?

-...Bana acımanı istemedim. Ezik gözükmek istemedim.

Ağzını kenarından akan ayrana bakıp güldüm.

-Şu an nasıl gözüküyorsun peki?

-Çok daha ezik.

-Aynen öyle. Ye şunu ve bana dürüst olmaya devam et.

Birlikte döner yemeye devam ettik. Kendisi sonlara yaklaşmıştı ki duraksadı.

-Annem belini kırdıktan sonra iki ay evdeydi, işe döndü ama raporunu kabul etmediler. Zaten durumumuz yoktu ve bu…zor.

Ne kadar zor olduğunu tahmin edebiliyordum. Bir baltaya sap olamamış abileri ve ne iş olduğu belirsiz babasının yanında bu durum hiç çekilir değildi.

-Bu yüzden bir atölyede işe girdin.

Anlam veremezce kaşları çatıldı.

-Nereden biliyorsun?

-Abim o sokakta çalışıyor. Hem senin iş aradığından bahsetmişti.

Başını salladı.

-...Özür dilerim.

Son kalan lokmasına baktı.

-Bir daha özür dileme. Kapkaç yapma. Bana o şekilde…Bak. Hoşuma gidiyor.

Acı acı güldü.

-Bu kadar iyi olma.

-Sonra bir daha soyulur faiziyle paramı geri alırım, dimi?

-Bir daha asla.

-Peki bir döner daha yer misin?

Mahcup bir şekilde gülümsedi.

-Gerçekten, inanılmazsın.

Güldüm. Uzun zaman sonra sonunda o kendini beğenmiş çirkince sırıtışı tekrar gördüm.

-Sana tapınmak istiyorum.

Bunu söylerken ki küstahlığı bir yana bakışları kendisini doğruluyordu. Sanki şu an dizlerime kapanacakmış gibi. Nasıl tepki vereceğimi bilemedim.

- Ye şunu sen. Ben ikimize birer tane daha söyleyeceğim.

-Çok olmaz mı? Hem çok aç değilim. Bir tane söyle, ben seninkinden yerim.

İnanmadım. Biraz daha yaklaştım, gözlerinin içine gülerek baktım.

-Sana bırakacağımı düşünmen çok tatlı. Eğer geride bırakırsan onu da yerim.

Kapının açıldığını duymakla birlikte refleks olarak o tarafa baktım. Gelenler hiç de yabancı değildi. Lock ve abim Caleb’i kapının hemen dibinde ikimize bakar halde buldum. Anlık bir boş bulunmuşlukla Pete’ten uzaklaştım.

Lock ve Caleb bir an birbirlerine bakıp muhtemelen gidip kalma arasında bir muhakeme yaptıktan ve siparişlerini verdikten sonra masamıza geldiler. Lock benim, Caleb ise Pete’in yanımda yerini aldı. İkisine gülümsedim.

-Ne tesadüf. Görünüşe göre yine Steve oldum!

Şakam havada kaldı.

Caleb bana bakıp imalı bir şekilde gülümsedikten sonra hemen yanındaki Pete’i göz ucuyla süzüp dudak büktü. Onu gözleriyle yorumlayıp bana bakarken ayrıca Pete’in nasıl rahatsız hissettiğini görebiliyordum.

En sonunda abim elini Pete’in omzuna attı.

-E nasılsın Pete? İşler nasıl gidiyor?

Yarım ağız cevap verdi.

-İyi..

Abim Pete’e hiç tanımadığım ama isimce aşina olduğum kişiler hakkında kimi sorular sorarken ben ise Lock’a bakıp sırıttım.

-Gerçekten, date için başka yer bulamadın mı?

-Pardon da siz de buraya geldiniz.

-Bu bir date değil.

Abartılı bir şekilde göz devirdi.

-Neyse ne.

Büyükçe bir çantaya elini koydu. Gülüp ekledi.

-Caleb bana bebekleri verdi. İnanır mısın, tam senlik parçalar sapa sağlam duruyor.

-Ciddi olamazsın!

-Çıkalım bakarız.

-Burda bakalım.

-Önce yemekler. Çok açız. Ve kalkmıyorsun size de söyledi Caleb.

Bonkörlük için yanlış bir zamandı. Elimdi hâlâ yok etmem gereken para kalmıştı. Ama ses etmedim. Abime bakıp teşekkür ettim.

-Hiç teşekküre gerek yok. Sen hep buluşmalarda yanımızdasın zaten. Seni öyle görünce dedik ki biz de bu sefer senin yanında olalım.

Lock gülerek ekledi.

-Hem dörtlü date olsun dedik.

Pete’in yüzüme baktığını hissediyordum. Deminki date olmama lafını büyük ihtimal duymuş olmasına rağmen. Güldüm.

-İyi demişsiniz.

Lock masanın altından çaktırmadan anan heyecanla bacağımı dürtüp duruyordu.

Pete’in yüzüne baktığımda inanamayan ama inkar etmeyi hiç istemeyen bakışları gördüm. Bu fikirden hoşlanmamış olabileceğini düşünürken Caleb Pete’e daha bir ilgiyle baktı.

-Ne kadar yakınsınız şu an?

Göz kırptı. Pete o özgüvenli halini geri toplamaya çalışarak zorla gülümsedi.

-Trillian ne kadar isterse o kadar.

Bu cevaba karşın dudak büktü.

-Çok yakışıyorsunuz. İkiniz de aynı derece sinir bozucusunuz! Peki nesiniz?

Abimin pervasızlığı ve yersiz sorularından tekrar nefret ettim.

-Birbirimizi tanımaya çalışıyoruz…

-Biz de Lock’la birbirimizi tanımaya çalışıyoruz. Değil mi Lock?

Lock Caleb’e bakıp gülümsedi.

-Öyle de denebilir.

-Bu masada laf cambazlığı görmek istemiyorum artık.

Bize doğru gelmek üzere olan dönerlere bakarken cevapladım.

-Nasıl istiyorsan.

Pete durduğu yerde hareketlenmeye başladı.

-Ben gideyim artık-

Kalkmak üzereyken abim omzundan tutup onu geri oturttu.

-Kalıyorsun.

Yerine mıhlanmış gibi kala kaldı. Döner tepsileri önümüzde dağılırken sanki 15 dakika önce yememişim gibi aynı heyecanı yaşıyordum. Pete’e bakıp gözlerimi kısarak gülümsedim.

-Gidecek önemli bir yer yok ya?

Dudaklarını birbirine bastırıp geri gülümsedi.

-Doğru, yok.

Abim arkasından atıldı.

-Olamaz da zaten.

Lock abime bakıp gülümsedi. Kendi lafını söylemişti. Birbirlerine benzemeye başlamışlardı ve bunu tek fark eden o değildi.

Dönerlerimizi yiyip ayranlarımızı içerken herkes oldukça meşgul gözüküyordu.

Yalancı Pete o kadar yok istemiyorum yok bitiremem demesine rağmen çok rahat dönerini silip süpürmüştü. Köpek! Benden kaçar mı sandın?

Elimi ıslak mendile silerken dirseğimle Lock’u dürttüm.

-Hadi göster artık.

Yüzünde büyük bir sırıtmayla o kocs çantayı kucağına aldı. En az benim kadsr heyecanlıydı.

-Hazır mısın?

-Çok!

-Sırayla çıkarıcam şimdi. En azından önemli olanları.

Fermuarı açtı.

-İlk olarak…

Masanın üzerine bir Bloom bebeği koydu. Kıyafetleri ve saçları açıkça yıpranmış ama ayakkabıları hariç tam bir believix bebeği.

-Çok güzel. Kıyafetlerini yeniden dikmek gerekiyor ama halledersin sen onu.

-Ehehehe. E zaten.

Bebeği kenara koydu. Pete bebeği eline alıp incelemeye koyuldu.

-Kollarındaki plastik biraz fazla mı yımuşak?

Lock sertçe karşılık verdi.

-Et bebek o. İçinde tel var.

Bloom’u Pete’in elinden alıp gösterdi. Pete etkilenöişti. Tekrar eline aldığında bakmaya devam etti.

-Bazı aksiyon figürlerinde iyi dururdu bu.

-Saçmalama.

Et bebekleri sevmiyordum. Pozlamak için yetersizlerdi.

-Gayet de olur.

Bebeğin çıtçıtlı bacak eklemini gösterdi.

-Çok güzel.

-Kabul et Trillian et bebekler muazzam. Bu çocuk bile farkında.

Lock durumdan memnun halde bir sonraki bebeği bohça açan gelinin ortaya serdiği banyo lifleri gibi koydu. Öyle ki ellerimin seğirmesine sebep oldu. Mad science ghoulia. Ceketi sararmış, saçları yıpranmış ve kimi yerleri yeşillenmişti ama oradaydı.

Kapıverdim. Lock ne kadar çok onu istediğimi biliyordu.

-Yalnız da değil.

Aynı seriden Cleo’yu da hemen ardından çıkardı. Saç tinselleri mahvolmuş yüzü ve vücudu kimi falsolar içerse de çok memnundu.

-Harika.

Ghoulia’yı göğsüme bastırdım. Pete keyifli bir şekilde bebeğe baktı.

-Monster high ha?

-Sever misin?

Pete omuz silkti.

-Severim. Bir tane Ejderha kızım ve draculauram var o kadar.

Lock gözlerini açtı.

-Jinafire! Ciddi misin?

Pete başını sallamakla yetindi. Lock onu şöyle bir süzüp bana bakıp gülümsedi. Bundan olur dercesine. Abimse sırf durmuş bize bakıyordu, yüzündeki ifadeden bebekleri getirdiği için ne kadar gururlu olduğu anlaşılıyordu. Bebekleri Lock teker teker çıkarıyor, aramızda paylaşıyorduk. Küpeleri ve tek ayakkabısı kayıp olan neferayı da yanına aldıktan sonra çantaya şöyle bir baktı.

-Bundan sonrası organ mafyası işi.

Bebekleri abimden tarafa koyduk. Lock’a babak parçalarını masaya aktarmaya yardım ettim.

Pete’in de katkılarıyla parçaları kendimizce bir araya getirmeye çalıştık. Arta kalan bir kafa, birkaç el bacak ve bir tane yarım kalmış bedenle beraber 5 kişiden oluşan bir hibrid ordumuz olmuştu.

-Bu çirkinleri ne yapacaksınız?

Lock abimi sertçe yanıtladı.

-Kendi bebeklerimizi yapacağız.

Bu tarz işlerden pek anlamadığından sesini çıkarmadı. Bebekleri tekrardan aramızda paylaşırken Lock mazlum gibi duran Pete’e baktı.

-İstediğin varsa alabilirsin. Tabii Bloom’u falan değil o benim.

Pete masayı fazla araştırmadan yapmış olduğumuz frankenhookerlardan birini tutup kaldırdı.

-Bunu alabilir miyim?

Lock düşünmeden onay verdi.

-Ne yapacaksın?

-Bilmiyorum. Kendi karakterimi yaparım herhalde.

-İyiymiş.

Caleb masaya baktı.

-Ben de alabilir miyim?

-E tabii?

Bir süre gözlerini gezdirdi ama herhalde kendine uygun bir parça bulamamış olacak ki dudak büzdü.

-Yok. İstemiyorum.

-Aralarında sevdiğin olmadı mı?

-Bebekler güzel, hoşlar ama ben daha çok onları sevip gördüğünde heyecanlanmandan hoşlanıyorum.

Lock bir an cümleyi algılayamadı.

-Nasıl yani?

-Öyle. Coşkunla coşuyor, huzur buluyorum.

Gülümsedi. Tepki veremedi. Ne diyeceğini bilemedi.

Abim bunu fark etmiş olacak ki sadece gülümsedi. Kısa bir zaman sonra etrafına bakındı.

-Geç olacak. Hadi artık kalkalım.

Bebeklerimizi çantalarıma dikkatle kaldırıp dükkandan ayrıldık. Pete grubun en dışında bana en yakın yerdeydi. Yüzünde gerginlikten eser dahi görmüyordum. Aynı rahat sarsak çocuktu. Keyifli bir ifade takınmış, ona baktığımı fark ettiğinde bana bakıp sırıtıyordu.

-Ağır ol! Karşında bir bowling şampiyonu var.

-Tek mi kazandın sanıyorsun?

Abim Lock’u biraz daha yanına çekti.

Birlikte kendilerince tatlı tatlı konuşuyorlardı. Onları dinlemek oldukça sevimliydi. Yol ayrımlarına kadar. Ondan sonrasını abimin zorbalıkları ve ona geçirdiğim laflar almıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.