İçeriğe geç

Hormonlar/eltingville club fan fic

Bölüm 4 · 8 dk okuma

Hormonlar/eltingville club fan fic

Bölüm 4

Rol model date

Telefonumu çantama atıp doğruca dışarı, her zamanki buluşma mekanına yürümeye başladım. Bir ara babamdan koparttığım harçlığı kontrol etmek için durmam dışında ardı kesilmeyen adımlarla yürüyordum. Lock’la sonunda planlı bir buluşma yapacaktık. Başka başka yerlerde pineklemek, yemek yemek ve içecek tüketmek dışında hiçbir aksiyonu olmayacak olsa da planlıydı. Ki yeterdi.

Buluşacağımız yere vardığımda şükrettim. Evden yarım saat geç çıktığım için. Çünkü Lock etrafta yoktu.

Lock’a yakındaki bir markete gireceğimi yazıp telefonu kapattım. Markete girip bizim için alabileceğim değişim atıştırmalıklar var mı diye bakınmaya başladım. Gözüme dondurulmuş jelibonlar ilişti. Anında yüzümü ekşittim. O jelibonları yemenin zorlayıcılığı ve hissiyatından iğreniyordum. Reyonlars göz gezdirmeye devam ettim. Neden olduğunu anlayamayacağım bir şekilde her baktığım atıştırmalık mide bulandırıcı hissettiriyor, atıştırmalıkların yavan tatları ağzıma geliyordu.

Bisküvileri, çubukları, jelibonları geride bırakıp içecek reyonuna yöneldim. Tam o sırada önünden geçtiğim ufak, aktüel olarak gelmiş oyuncakların olduğu bölüm dikkatimi çekti. Duraksadım. Sıkılabilen hayvan ve boyamalarının rezalet olduğu dinazor figürleri vardı. Sarı renkli bir yılanı elime aldım. Parlak renkli ve garip bir şekilde çok gerçek hissettirdi. Oyuncak içindeki maddeden mütevellit geri kalan kısmını avucumdan, dirseğimden aşağıya kontrollü bir şekilde bırakıyordu. Mikro hareketlerim yüzünden koluma ara ara çarpan alt gövdesi farkında olmasaydım ruhumu teslim etmeme sebep olabilirdi.

Başını kavrayıp yüzündeki detaylara daha yakından bakabilmek için kendime yaklaştırdım.

Yılan vücudumdan bağımsız, tıslayarak yüzüme fırladı.

Çığlık attım. Tam gerisin geri topuklamaya niyetlenmiştim ki yanımda olduğunu hissettiğim bedene refleksle sert bir yumruk geçirdim.

-Bu ne içindi?

Sızlanmaların arasından konuştu.

Pete’ten birkaç adım uzaklaştım.

-Sence?

Sarı yılandan gözünü ayırmadı.

-Komik olacağını düşünmüştüm.

Göz devirdim.

-Gerçekten mi? Komik oldu mu bari?

Eli hâlâ böğründeydi. Hafifçe sırıttı.

-Yeterince. Ah, neden vurmak zorundaydın ki?

Omuz silktim.

-Refleks…Ne yapıyorsun burada?

-Evet. Ne işin var burada?

Lock hemen arkamda bitmişti. Sorumuz üzerine pete elindeki deodorantı gösterdi.

-a sonunda keşfettin demek!

Pete Lock’a kaşlarını çattı.

-seni hiç ilgilendirmez.

Lock pete’in yüzüne tiksinç bir ifade ile bir süre baktı.

-demek cevap vermeyi de öğrendin. Bir mağara adamı için çok yol katettin.

-benimle ne derdin var?

-sence?

-bilemiyorum

-insanları görmezden gelip havalı olduğunu falan sanıyorsun ama tek yaptığın etrafa bayık bayık bakmak. Hiçbir şey umrunda değilmiş gibi davranıyorsun ama birisinin sana bir şeyler demesi haricinde herkese en çok bakan ahmak sensin.

-.. kimseyi görmezden gelmiyorum.

-insanına göre konuşuyorsun.

-elbette öyle yapacağım, seni tanımıyorum.

Aralarına girdim.

-şu an hiç yeri değil.

Pete anlam veremedi.

-neyin yeri değil?

Lock omzuma dokundu.

-Hadi gidelim trillian.

Daha cevap vermeme bile fırsat vermeden çıkışa yürümeye başladı.

-önce içecek alalım Lock. İhtiyacımız olur.

İçeceklerimizi alıp sıraya girdiğimizde yine Pete ile karşılaşmıştık. Hemen önümüzde sırasının gelmesini bekliyordu. Elinde bir deodorant, paket makarna, ekmek, tavuklu hazır çorba ve pasta kreması vardı. Alacaklarının parasını diğer elinde sıkı sıkı tutuyordu.

Lock bana rahatsız bakışlar atıyor adeta gözleriyle tüm şikayetlerini sıralıyordu. Bakmanın yeterli olmadığını düşünmüş olacak ki dile getirmeye başladı.

-nolurdu bir şey almayıp çıksak? Sanki eksilirdik. Hayır yani biliyorsun ben sevmiyorum elimde…

Locka susması için yalvaran bakışlar atıyor kolunu dürtüyordum. Tam o anda sırası gelen pete bize baktı.

-aceleniz mi var?

-hay-

-evet var.

Pete anında kasadan uzaklaştı. Lockla içeceklerimizi geçirdik. Ödemel üzere çantama yöneldim. Fakat paramı bulamadım. Babamdan kopardığım harçlık yoktu. Lock’a döndüm.

-sen ödesene bu sefer.

Hiç bir laf söylemeden parayı uzattı. İçeceklerimizle marketten ayrılırken Pete’e baktım. Onu bana bakarken yakaladım. Normalde onun bana baktığını fark ettiğimde gözlerini kısarak yüzüme sırıtan çocuk bu sefer gözlerini kaçırdı. Lock’un kolumdan çekmesiyle marketten çıkabildim.

Lock yürürken ayağına gelen taşa tekme

atarak sordu.

-Bu şebeği her yerde görmek zorunda mıyız?

-Bilemiyorum.

-bİLeMiYOrum. Aynı onun gibi konuşmaya başladın. Hoşuma gidiyor diyemiyorsun da işte, neyseh.

Güldüm.

-Son dediklerinden sonra onu oracıkta lime lime edeceğini sanmıştım. Hiç bir şey yapmamana şaşırdım.

Ağzından derince bir nefes verdi.

-Normalde olsa ağzını yırtardım onun ama görmüyor musun halini? Adama onca şey söylüyorum cevap verirken gözü başka şeylere kayıyor. Seni tanımıyorum derken bile raflara falan bakıyordu. Hayır seni tanımıyorum ne demek? Aynı okuldayız, sen onunla takılıyorsun, benle de takılıyorsun. O kadar karşılaşıyoruz. İlla tanıyorsun ya, ben seni nasıl tanıyorum o zaman. Aynen, en asosyal, en çevre ile bağı kopuk sensin. Tamamdır edgy boy. Tamamdır tony montana, tamamdır tayyar dürdan.

Haklı olduğu için üstüne bir şey diyemedim.

-Lock, sanırsam yolda paramı kaybettim.

-Anlamıştım zaten. Bir şey olmaz, ben de var para.

Gülümsedim.

-Hiç gerek yok kanka. Abimin atölyesi yakınlarda olmalı onun yanına gidip alırım.

Durdu. Yüzünde muzip bir gülümseme vardı.

-Hmmmm. Abinin yanına diyorsun.

Tırnağını ısırdı.

-Olur!

-Gidiyoruz o zaman!

-Gidelim.

Atölyeye giderken Lock bana Beren Saat’in yeni albümünden bahsediyor, ağır dalga geçiyordu. Albüm hakkında fazla fikrim olmadığından sadece dinlemekle yetiniyordum.

-...Kendini Beyonce sanıyor ya karı! Sen Bihter Ziyagil’sin kendine gel!

Kahkaha attım. Boşluğuma geldi. Sonrasında karşıma baktığımda atölyeye vardığımızı gördüm. Birlikte içeri girdik. Abimle beraber çalışan bir çocukla karşılaştık.

-Sea.

Biraz hırt bir tipti. Normalde bizim “sea” dememiz gerekmiyor muydu ayrıca? Hiç es vermedim.

-Aleyküm selam. Abim nerede biliyor musun Baha abi?

-Buradayım!

Ses arabanın altından gelmişti. Bir süre sonra da abimin kendisi aracın altından sırt üstü çıktı.

Elleri yağ olmuştu. Herhalde yüzünü kaşımış olacak ki kemerli burnunun üzerinde de bazı yağ izleri vardı. Hâlâ oturur halde bize baktı. Beni ve daha uzun bir süre Lock’u süzdü.

-Ne için geldiniz?

-Abi şey-

Göz kırptı “ne iş” der gibi.

-Lock’la buluşmuştuk fakat yolda paramı düşürmüşüm. Ve farkettim ki…

-Farkettin ki…

-Farkettim ki benim çok bonkör bi abim var. Eminim kardeşine biraz para ateşlersin.

Abim tekrar yağlı parmakları ile burnunu kaşıdı.

-Ateşlerim de siz ne yapacaktınız ki?

Omuz silktim.

-Gezecek, yemek falan yiyecektik. Öyle yani.

Saate baktı.

-Benim mola saatime az kaldı zaten. Biraz bekleyin birlikte gideriz yemek yemeye.

Kabul ettik. Lock’la bir kenara oturduk. Baha da bize çay getirdi.

Lock çayından usul usul yudumlar alırken bir yandan etrafı süzüyordu. Özellikle de abimi. Ki bunun gayet farkındaydım. Anlaşılır gözüküyordu, fark edilir bir cüsseye ve iyi bir fiziğe sahipti, güçlü yüz hatlarını gölgeleyen yanakları vardı. Genel yüz ifadesine karşın bakışlarında her zaman bir matraklık kimileri için çekici olabilirdi. Ama yine de küçüklüğümde yüzüme geğiren, beni köy evinde balkon pervazından sallayan abime ilgi duymasını gram anlayamıyordum. Fakat Lock’la akraba olacağımız ihtimalini doğurduğu için bir yandan hoşnuttum.

Sırıtarak omzundan ittirdim.

-Tufan’a böyle bakmıyordun.

Güldü.

-Yalnız, o başka bu başka. Bir kere Tufanla yemek değil öğün yersin.

-Korkunç olurdu.

-Dimi? Beraber tıkınamadıktan sonra ne anlamı var?

-Dua et çiğ dana yüreği falan yemeye başlamasın.

-Ay hayır… Noodle çok zararlı diyen elemanın yediği en normal şey.

Elimi çeneme koydum.

-Yani. Kısır kalmayı bağırsak kurduna tercih ederim.

-Bende!

Biz bunları konuşurken o sırada abim ellerini, yüzünü temizlemiş, terli tişörtünü bir köşede değiştirmiş bize doğru geliyordu.

-Evet. Gidiyor muyuz?

Lock atıldı.

-Tabii ki.

Birlikte atölyeden ayrıldık. Abim Caleb ayrılalı birkaç dakika olmadan ensesinden yukarı topladığı saçlarını çözdü. Bir eliyle koyu kestane saçlarını arkaya taradı.

-İlla caka satarak yürümek zorunda mısın?

-Sadece saçımı saldım.

-Aynen öyle.

-Atölye o kadar sıcak olmasa hiç toplamayacağım aslında.

Bize ne dememek için kendimi zor tuttum. Sonuçta yemeği bedavaya getirmiştik. Lock’a döndü.

-Nasılsın Lock?

-Aynı.

-Beni sormayacak mısın?

Lock ona şöyle bir baktı.

-Sen nasılsın?

-Aynı.

Hayatımda gördüğüm en mal diyalogtu.

-beni soran yok mu?

-sen nasılsın kardeşim?

-aynı. daha daha nasılsın Lock?

Abim yüzüme iğrenerek baktı.

-Midemi bulandırıyorsun.

-Aynısından.

Sırf Lock kendini ağırdan satacak diye girilen bu avelliği daha sonra onun başına kakıcam.

-Nereye gidiyoruz bu arada?

-Köfteci-

-Köfte sevmem.

Lock’un çıkışı üzerine abim hemen plan değiştirdi.

-Pideciye gidiyoruz.

Cümlesini bitirdikten sonra Lock’un yüzüne bakıp bir onay işareti aradı. Lock başını olur anlamında salladı.

-İyi ya.

-Kanka şeyi hatırlıyor musun bir ara kır pidesi yemiştik ama ekşi çiğ salça tadı geliyordu.

Dudak büzdü.

-Hatırlatma hiç.

-Çiğ salça o kadar da kötü değil. Abartmayın.

-Ekmeğe salça sürüp yeme nostaljimiz olmadığı için özür dileriz.

Lock’un omzunu sarstım.

-İşte bu!

Abimi yemişti. Pideciye geldiğimizde cam kenarı bir masaya oturup sipariş verdik. Ben Lock’un yanına, abim de ikimizin karşısına oturdu. Aslında birbirlerine daha yakın olmaları için ikisinin karşısında oturmak istemiştim ama sonrasında ikisinin de karşılıklı olmasının daha faydalı olacağını fark ettim.

Siparişlerimiz gelesiye kadar sohbet ettik. Abimle Lock özellikle beraber konuşurken Lock ona laf sokuyor, Abimse arada pot kırıyordu. Tam abim nasıl liseden mezun olmadan önceki ay dahil 5 aydır amelik yapmasına rağmen nasıl sıfır yıpranmaya sahip olduğunu anlatırken pidelerimiz geldi.

Üçümüz de tabağımızla ve mezelerle ilgilendik.

-Bu arada Trillian…

Dikkatimi abime verdim.

-geçendir sizin okuldan bir çocuk gelip iş soruyor. Var ya kambur, kırmızı şapkalı…

Lock Caleb’e tiksinmiş bir ifadeyle baktı.

-Pete mi?

Öksürmeye başladım. Ayranıma yöneldim. Kıymanın genize kaçabileceğini az önce öğrendim.

-Nolmuş yani?

-Öyle iş soruyor. Bizim baş hem okul hem iş olmaz, hem elemana gerek yok diyor işte. Ama ikidir geliyor. Sorduğunu unutup tekrar gelmiş dün.

-Salak!

Savunmaya geçtim.

-Ya olabilir öyle şeyler.

-İnsan bilmez mi hiç nereye gittiğini?

Abim dudak büktü.

-Aman neyse öyle işte. Bu arada Tufan kim? Çalışırken duydum.

Lock abime boşver diye el salladı

-Bir kara biri öbüründen daha kara çocuk geldi bir tufan gitti bir boran.

Burnundan güldü.

-Ya, öyle diyorsun demek.

Lock hafifçe sırıttı.

-Aynen öyle.

Sonunda adam akıllı bir iletişimin olmasına şükrettim. Abim tam bir şey diyecekti ki benle göz göze geldi. Geri çekildiğini hissettim. Kesinlikle ânı bozmuştum. Kendime küfrettim.

-Geçen duydum. Baha’nın kız kardeşi bebeklerini elden çıkaracakmış. Lock hâlâ topluyorsan getirtebilirim.

-Öyle her bebeği-

-Seninkilere benziyorlardı.

İnanamadım. Abim bu haberi bana değil de ona vermişti. Ki ben de bebek koleksiyonu yapıyordum. Bana ayıp edilmişti. Büyük ayıp. Lock cevap verecekken ayağımla onun ayağını dürtüp durdum.

-Peki, bakarız o zaman…

-Dimi? Bakarız Lock. Belki onlar benim bebeklerime de benziyordur. Dimi?!

Abim sitemime kayıtsız kaldı.

-Aklıma gelmedin.

-Peki. Öyle olsun.

Pidelerimizi bitirip üstüne çay içerken abim cüzdanını çıkardı. Bir miktar parayı elime saydı.

-Genç kızsın ihtiyacın olur.

Göz kırptı. Sanki ben zaten ondan para istemeye gitmemişim gibi.

Abim hesabı ödedikten sonra yollarımız ayrıldı. O atölyesine biz ise çarşıya yürüdük. Lock yüzü aydınlık, kendinden emin adımlar atar vaziyetteydi.

-Geldi bir tufan gitti bir boran. AYNEN!

-Kıskanma.

-Ay neyini kıskanıcam be. Kardeşini tanımayan adamdan sana ne hayır gelecek sanki.

-Az önce cebine para saydı seni tanımayan adam. Azıcık saygı lütfen.

-Kendisi için saygı dilendiğin adamı az önce itin götüne sokmadığın kaldı.

-Buna ağırdan satmak derler bir kere.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.