İçeriğe geç

Hormonlar/eltingville club fan fic

Bölüm 3 · 6 dk okuma

Hormonlar/eltingville club fan fic

Bölüm 3

Çöpçülük

Yere serili haritaya ne yapacağım hakkında fikrim olmadan bakıyordum. Tam olarak bir harita da denemezdi. Rastgele sınırlar çizilmiş, sulu boyayla kahverengine boyanmış büyükçe bir kağıttı. Ne ülke, ne krallık ismi, ne yükselti bilgisi, ne sınır, ne de yer şekillerini belirten resimler vardı. Bu işe neden atıldım bilmiyordum ama kendi dünya haritamı yapma fikri beni heyecanlandırmıştı.

-Şuraya sıra dağlar, dağların ötesinde çöl,çölde de kertenkele adamlar…kertenkele adamlar suda mı olurdu aslında? Çölde niye olmasın ki? Orman da olabilir..

Kalemimi kağıt üstünde öylece sallayıp kendimi ikna etmeye uğraşıyormuş gibi fikirlerimi sesli sunuyordum.

Ortaya attığım fikirleri unutmamak için not almaya yönelmiştim ki telefonum çaldı. Arayan pete di. Kaşlarımı çattım. Ne için işi düştüğünü tahmin etmeye çalışarak telefonu açtım.

-Evet?

-İşin var mı?

Düz bir sesle demişti. Önümdeki kağıtlara baktım.

-Emin değilim.

-Gelmemek senin kaybın.

Bana bir kutu dolusu kıyafetin fotoğrafını attı. Yıpranmış kutu ve içindeki kıyafetlerin halini görünce yadırgayamadım. Çöpten bulmuş olmalıydı.

-Gerçekten mi?

-Durumları iyi gözüküyor. Gelirsen birlikte bakabiliriz.

-Başkasına söyleyebilirdin.

Derince nefes verdi.

-Herkes açık fikirli değil ne yazık ki!

Güzel. Beni çöpçülükten zevk aldığımı varsayacak kadar iyi tanıyordu artık. Önümdeki kağıtlara tekrar baktım.

-Ne kadar sürer?

-Kutuyu çok karıştırmadım. Yarım saat kadar. Sizin yan mahalledeki ilkokulun oradaki parktayım.

-Bekle.

Telefonu kapattım. Çantamı boşalttım. Haritayı dürüp, küçük bir defterle çantaya koydum. Hazırlıklarımı tamamladığım gibi anneme seslenip evden fırladım.

Parka vardığımda kendisini tetikte bekleyen bir mirket gibi bankta büyükçe bir karton kutunun yanında otururken buldum.

Beni gördüğünde doğruca yüzüme baktı. Muzipçe güldü.

-Biliyordum.

Gururla elini kutunun üzerine attı.

-Bu kutuyu eşkiyalardan korumak için neler yaptım bilemezsin.

Kutunun diğer yanına oturdum.

-Sanırsam hiçbir şey?

Elini dramatik bir biçimde alnına koydu, bilinçli çatlatılmış sesiyle konuştu.

-Kalbimi kırıyorsun! Buraya kadar taşıdım. Bekçiliğini yaptım. Sahip çıktım. Cefakar insanlar ne zaman takdir görmüş ki zaten!

Şu anki hâline güldüm. Kutuyu açtım ve içindeki parçalara göz atmaya başladım. Elime gelen kıyafetlere bakıp hangisini kullanabileceğime karar vermeye çalışıyordum.

-Pire konusunda garanti vermiyorum bu arada.

-Garantini istemiyorum.

Hiçbir şey söylemeden kullanabileceğini düşündüğü tişörtleri, şortları bir kenara ayırmaya başladı. Bu konuda ikimizde kutuya gömüldük.

Bulduğu bir çift ayakkabıya baktı. Ahı gitmiş vahı kalmış olmalarına rağmen epey ilgiyle onlara bakıyordu.

-Dönüştürülebilir mi sence?

-Neden olmasın?

Ayakkabıların burun kısmı parçalanmış, bir tekinin lastiği yarısına kadar gövdesinden ayrılmış, tabiri caizse ayçiçeği gibi açılmıştı. Baktıkça ayakkabının potansiyeli azalıyordu. Bütün bunlara rağmen ayakkabılara hazine gibi bakıyordu. Altına baktığında ayakkabının bir numara küçük olduğunu fark etmesine rağmen.

-Genişletebilirim.

-Hiç ayakkabı tamir ettin mi?

-Hayır.

Dudaklarımı birbirine bastırdım.

-Güzel.

-En azından şimdi öğreneceğim.

Başımı salladım. Elime geçen bir erkek şortunu ona uzattım. Kumaşı ağır ve sağlamdı. Kumaşı elinde germeye çalıştı.

-Sence buna dikilir mi?

Ayakkabıyı kastediyordu. Paçayı ayakkabının ağzına dayadı.

-Böyle. Bot gibi.

Ne yapmaya çalıştığı az çok kafamda canlanmıştı. Gelişigüzel, mezardan dönmüşçesine ve çok havalı. İt herif. Harika bir fikirdi bu.

Fikrin güzelliğine karşın kıskandığımı belli etmemeye çalıştım.

-Sen ne yaptığını biliyorsun.

Elime geçen kemeri elimden almaya çalıştı. Refleks olarak kemeri kendime çektim.

-Sen kemer bile takmazsın.

-Ona ihtiyacım var. Bunun için.

Ayakkabılara baktım. Kemerle yapacağım bileklikleri düşündüm. Düz, herhalde elimde epey vardı ama niye daha fazla olmasın? Gerçi ihtiyacım yoktu o kadarına. Hem ne yapacağını görmek istiyordum.

Kemeri ona uzattım.

-Her ne yapacaksan buna değer umarım.

-teşekkürler…burada olduğun için. Bacak kırmak tam olarak buydu.

-Yağmacılık mı?

-Beni o bodrumdan kurtacak bütün bahaneler. Ve tekrardan söylüyorum.

Omuzlarını dikleştirdi.

-Bana katıldığın için sağ ol.

-Beleş kıyafet var.

-Çöpten.

-Olsun.

Gülümsedi.

-Bunu başkalarına teklif etseydim…jerry’e, kuzenime, bill’e mesela. Büyük ihtimalle-

İğrendim.

-Beni kıyasladığın adamların farkında mısın? Bunu daha fazla garipleştirme. -elime geçen siyah bir tişörtü ona attım- Abin çakma tişört basarken şunu da aradan çıkarsın.

Tişörtü tuttu. Bakışları donuklaştı. İfadesiz bir yüzle önüne, kutuya baktı.

-Başka zamana artık.

Yine araları kötü olmalıydı. Üzerine gitmedim. Tişörtü önünden aldım. Kendisine ayırdığı lacivert tişörtle birlikte.

-Tamam o zaman. Kendi başımızın çaresine bakacağız demektir.

Ondan aldığım tişörte bakmakla yetindi. Destekleyici bir şeyler söylemem gerekiyormuş gibi hissettim. Ama yapmadım, pete’in bunu aramadığını biliyorum. Onun gururlu yapısı destek olarak uzatılan her yapıyı tehdit olarak algıladığından ona sorular sorup içini dökmesini beklemeye hiç bir zaman gerek duymadım.

Elime geçen punisher logolu tişörtü ona attım.

Bakışlarını dağıttı. Tişörtü beğenmiş olacak ki kendi tarafına ayırdı. Dudaklarına keyifli bir tebessüm yerleşti.

-Kıyamet sonrasında, harabeler içinde kalmış bir dünyada hayatta kalmaya çalışan yağmacılar gibiyiz.

Sırıttım. Neyi sevdiğimin farkındaydı.

-Nükleer savaştan sonra mı yoksa uzaylıların dünyayı ele geçirmesinden sonra mı hayatta kalmak daha iyi olurdu?

Düşünmeden atıldı.

-Zombi istilasından sonra. Uzaylıların umrunda olmazdık.

Beklediğim bir cevaptı.

-Maymunların bu kadar ilerlemesi galaktik federasyonu rahatsız etmezmiydi?

-Ne ilerlemesi?

-Ne demek ne ilerlemesi? Dijital kol saatleri var ya.

Güldüm. Boş bir şekilde yüzüme baktı.

-Neydi şimdi bu?

Referansımı yakalayamamıştı. İlk konuşmaya başladığımızda herhangi bir eserin bir detayını bilmediğimde refleks olarak dudak büzmesinin intikamını alacaktım. Biliyorum bu alışkanlığı içinde olduğu o toksik grupta kazanmış ve uyarılarımla, kimi zaman ise aşağılamalarımla bunu yapmayı bırakmasını sağlamış olsam da intikam intikamdır.

Sırıttım. Abartılı bir şok ifadesiyle suratına baktım.

-Ne yani? Otostopçunun Galaksi Rehberinde Douglas Adams’ın dijital kol saatlerini aşağılanmasından bir haber olduğunu söyleyemezsin. Bu neredeyse ana akım Pete! Babaannem bile biliyor.

Yanak içlerini ısırdığı farkettim. Gülerek devam ettim.

-Belki de gay vampirler okumaya ayırdığın vaktinin bir kısmını daha anlamlı şeylere harcamanın vakti gelmiştir.

Kaşlarını çattı.

-Ne gibi mesela?

-Lezbiyen vampirler okumak.

Güldü. Biraz fazla güldü. Kahkahalarının karnını tutmasına sebep olacak kadar güldü. Elini dizine vurdu.

-İşte aradığım ruh. Bu arada bu arada vampir demişken, sonunda Dark Red’in fiziksel kopyaları yerel dükkanlara geldi.

Yüzümü buruşturdum.

-Sıkıcı değil mi? Ne bileyim. Üfff vampirim abi ama hayat çok sıkıcı, çalışmak zorundayım, nazileri dövdüm, gaziyim falan. Karakter gerçekçi belki ama beni heyecanlandırmıyor.

Hem nazi nalaka abi? Ben yobazım. -elimi hiddetle salladım- Vampirlerin yanında nazi istemiyorum!

Sırıttı. Kendine ayırdığı kıyafetleri çantasına sıkıştırmaya başladı.

-Senin gibi yobazlar yüzünden hâlâ vampirella okuyor yeni nesil!

Elimi belime attım.

-Pardonnn? Ne okuyacaklardı?

Hazırlıksız yakalanmıştı.

-Bana vampirella’nın yağcılığını yapmayacaksın. Dimi?

-Senin toksik çocukların gibi olmasa da benim de sınırlarım var. Ayrıca ailenin görse seni çarmıha gereceği verotika ciltlerini muhafaza ettiğim bir çocuk için fazla özgüvenlisin.

Elini göğsüne koydu.

-Buna şantaj derler!

-Ne derlerse desinler. Purgatori, vampirella, red sonja. Bunlara laf atacak adam değilsin sen.

Omuz silkti.

-Senin gibi bir feministin male gaze’e hizmet eden bu kadınları sevmesini anlayamıyorum.

-Onlar benim gözüme de hitap ediyor bi kere.

Konuşurken bir yandan kıyafetlerimi çantama sıkıştırdım. Eve vardığımda hem bu kıyafetleri hem de çantamı yıkamam gerekecek. Gözü çantamda dürülmüş haritaya kaydı.

-O ne?

-Kendi fantastik diyar haritamı yapıyordum.

-Tam bir inek işi.

-Sen ne olduğunu zannediyorsun, çocuk?

-Hmm…

-Düşünmeye dur sen.

Çantamı sırtıma attım ve kutuda kalan kıyafetlere baktım. İstemediğimiz, tarzımıza uymayan her şeyi geride bırakmıştık. Kalkıp kutuyu kucağına aldı. Büyük ihtimal tekrar çöpün kenarına bırakacak.

-Hadi gidelim.

-Gidelim.

Yol boyunca olası bitlenme, pirelenme durumunda ne yapacağımız konusunda varsayımlarda bulunmuş ve işin sonunda şempanzeler gibi birbirimizin bitlerini ayıklamaya karar vermiştik. Pete’in dediğine göre maymun dostlar arasında bu oldukça yaygınmış. Hava kararmadığından, ayrıca yarı yolda babasının çağırmasından dolayı bugün evime kadar yürümek yerine ara sokaklarda gözden kaybolmayı seçti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.