Sonraki gün okul çıkışına kadar her şey oldukça olağan gerçekleşmişti. Lock’la kolkola girmiş merdivenlerden inerken malum kişinin karşımıza çıkışına kadar. Merdiven korkuluğuna elini koymuş yaslanıyordu. Gözlerini kısarak yüzüme baktı.
-Bir sorun mu var?
Yanımdaki Lock’a kısa bir göz attıktan sonra tekrar bana odaklandı. Aynı zamanda Lock’un yargılayıcı bakışlarının cismi olmamasına rağmen oluşturduğu ağırlığı hissedebiliyordum.
Boğazını temizledi.
-Bacağım.
Hatırladım. Gözlerimi kısarak ona baktım. Vücut deformelerine pek önem vermeyen bir insan olduğunu biliyordum ama bu da ne demekti? Eğer bacak kırmak bir metafor ya da başka bir şeyse hiçbir fikrim yoktu.
-Ciddi miydin?
Lock Pete’i baştan aşağı süzdü.
-Ne bacak işiymiş bu?
Pete Lock’u görmezden geldi.
-Meşgulsün.
İki saniye kadar yüzüme bakarak oyalandıktan sonra gitti. Lock onun duyabileceği kadar yüksek bir sesle söylenmeye başladı.
-Bu yerden bitme kendisini ne sanıyor Allah aşkına? Kimse ona bulaşmıyor diye hep. Aynen! Saygıdan. Korkudan… Elbette korkudan! Kimse senin gibi bir sapıkla birebir diyalog kurmak istemez. İn misin cin misin belli değil.
Merdivenleri inip okul binasını terk etmiş olmamıza rağmen Lock sinirini kaybetmemişti. Ara ara durup kafasındaki şerefsize laf atıyordu.
Bir çöp konteynırının yanından geçerken bir süre baktı ve lafını tükürdü.
-Burası bile ondan daha temiz hissettiriyor.
Güldüm.
-Lock, yeter bence. Bak şu an yok etrafta.
-Tilt oldum! Nefret ediyorum onun bu hareketlerinden anlıyor musun? Sadece bugüne özel bi durum değil yani.
Omuz silktim.
-Normal hali o. Her şeye dikkatini vermiyor genel olarak.
-Ne demezsin. O zaman vermeyi öğrenicek!
Onu bir markete yönlendirirken sırıttım.
-Lütfen öğrenmesin vermeyi.
Marketten aldığımız içecek ve yiyecekleri limanda tıkınmak için adeta vatanı, ülküsü, ailesi, sevgilisi uğruna savaşa giden erler gibi emin adımlarla yol almıştık. Bir kolumda Lock bir kolumda akbal poşeti, hızlı adımlarla yürürken Lock’un bu senkron hâli bozduğunu hissettim. Ona baktığımda karşıdan gelen bir oğlana kaçamak bakışlar atıp önüne bakmaya çalıştığını gördüm.
Lock’dan uzun olduğu uzaktan bile belli fark edilir olan, geniş omuzlu, yapılı kumral saçları ensesine bukle halinde yunanların denize döküldüğü gibi dökülen, yazdan yeni çıkılmasıyla birlikte hâlâ gözlerinin altında al al güneş yanıklarıyla buğday teninin rastgele bir uyum yakalamış oğlan giderek bize yaklaşıyor ve biz de ona yaklaşıyorduk. Lock ne kadar özgüvenini toplamaya çalışsa da içinde olduğu heyecanı apaçık hissediyordum.
Tam birbirimizin yanından geçerken çocuk Lock’a gülümseyerek, ki hiç de arkadaşça bir samimiyet göstergesi olmayan bir şekildeydi, başını eğdi. Karşılık verdi. Birlikte 10 saniye bile sürmeyen bu selamlaşma arifesinden sonra heyecandan kendimi tutamayıp hazır o koluma girmiş haldeyken dirseğimle dürttüm.
-eveeet. Görünüşe göre bana anlatmadığın bir şey var nefertiti.
Dudak büzdü.
-yani işte. Bi oturalım anlatırım.
Hemen olduğumuz yere çömebilirdim ama kendimi tuttum.
Limana varıp bir köşeye yerleştik. İçeceğin kapağını açıp ona uzattım.
-Başla.
Sırıtmaya başladı. Oturduğu yerde duruşunu düzeltti.
-Ya bak şimdi Trillian. Sen beni biliyorsun bu yaz işe başladığım gibi gyme başlamıştım ya-
Sırıttım, elimle yüzümü kapattım.
-Ciddi misin?!
Kısa bir süre tırnağını ısırarak gözümün içine baktı. Elimle dizine vurdum.
-Devam et.
-Bu çocuk da orada işte anlarsın ya. Oraya gittiğimde ilk başta ne yapacağımdan tam emin değildim, hani program yaptırmıştım ama yine de ne yapacağımı bilemiyordum. Bir şekilde başladım, alışmaya çalıştım.
Arada o hareketi yanlış yapıyorsun kardeşim diyen şebekler olsa da…
Göz devirdi.
Neyse işte ben genelde daha gün bitmeden önce, daha erken olacak saatlerde gidiyordum. Çünkü akşama doğru olunca çok daha dolu olur diye düşünüyordum. Yaz sıcağı gitmişken millet spordan çıkmak ister sonuçta.
Sabahlarım dediğim bir gün bayılıp öğleden sonra 3 te uyanınca geç gitmek zorunda kaldım. Ve düşündüğüm gibiydi. Her tarafta insan vardı anlatabiliyor muyum? O kadar boğucuydu ki! Programım aksamasın diye aletleri kullanmak için sıra bekliyordum.
O sırada da bu çocuk bana acımış olacak ki…Ya gerçekten acınacak haldeydim! Bir o alete gidiyorum dolu bir ona gidiyorum dolu. Nereye gideceğini bilmeyen köy kazı gibi dolanıyordum. En sonunda da Tufan sahip çıktı bana. Göğüs için olan o kürek çekmek gibi hissettiren aletlerden birini kullanıyordu. Bana baktı böyle.
Kaşlarını hafifçe çatarak ileri baktı. Olmayan birine “sen ne iş” der gibi göz kırptı.
-El kol yaptı. Sonra geleyim diye. Yanına geldim bana sordu işte yeni mi gelmişim hangi aletleri kullanmayı bekliyormuşum falan diye sordu. Onunkini kullanabileceğimi söyledi.
Kahkahayı patlattım. Karnımı tuttum. Hunharca gülüyor nefes nefese kalıyordum.
-Kullandın mı bari?
Lock da acı acı gülüyordu.
-Rezilsin.
-Senin gibi aşkitellam. Neyse devam et sen.
-Ondan sonra dedim ki evet. İhtiyacım var.
Tekrar gülmemek için zor tuttum kendimi. Ve yine başarısız oldum. Buna rağmen Lock devam etti.
-Ondan sonrasında da beraber çalıştık gün boyu. Bana yardım etti yol yordam gösterdi. Bana yeni mi olduğumu sormuştu. Farklı saatlerde geliyormuşuz. Çalışmayı bitirdikten sonra da beraber yürüdük. Benimle çalışmaktan hoşlandığını falan söyledi. Sonra evlere dağıldık falan. Daha numara alma yok. Sonra da pişman oldum zaten niye almadım diye. Akıl mı kalmıştı o gün? Neyse bir sonraki çalışma günü gittiğimde o da vardı. Kendi normal saatimde gitmiştim bu arada. İlk başta rastlantı diye düşünmek istedim. Çünkü olabilir yani. İnsanlık hali, bir gün 3te girersin bir gün 5te. Yok, kendisi dedi ki ben o saatlerde geldiğim için öyle gelmiş. O gün birlikte çalıştık tekrardan. Dinlendiğimiz bir arada protein bar vermişti şapşal.
Anlatırken gülümsemeden edemiyordu.
-Sonrasında da numarasını aldım bu arada. Beraber spora gittik sonrasında. Yaz boyu bu şekilde geçti. Arada yazıyor. Konuşuyoruz.
Elimle ağzımı kapattım.
-Ve sen bunları bana anlatmadın.
-Ya, izdivaç yapmaya gideceğini sanarak spora gidenlerle çok dalga geçmiştik. Anlatsaydım fena zorbalardın.
-Tabii ki de zorbalardım! Yazın olsaydı iki hafta ya da üç hafta zorbalardım. Peki ya şimdi? Aman neyse. Yakışıklı çocukmuş bu arada. Eli yüzü falan düzgün. Boyu boyuna uygun. İdeal.
-Dimi. Yakışıyor muyuz sence?
-Senin yanında sade kalıyor ama gayet tamam bence.
Lock gülümseyerek içeceğinden bir yudum aldı ve içinde olduğu anın tadını çıkardı.