İçeriğe geç

Hormonlar/eltingville club fan fic

Bölüm 1 · 8 dk okuma

Hormonlar/eltingville club fan fic

Bölüm 1

Burun kanaması

Dolabın başında ders için kitaplarımı almakla boğuşurken bana seslendi. Sesinden tanımıştım, bu pete'ti. Garip tip. Bugün ortak dersimiz de yoktu bana nasıl işi düşebilirdi ki.

Üzerimdeki tişörte gözüm kaydı....delamorte delamore'nin korsan tişörtü. İlgi alanına girmesi kaçınılmaz. Eşşek italyan.

Ona bakmadan defterlerimi yoklamaya devam ettim. Çalışma kağıtlarımdan biri onların içindeydi.

-evet, dinunzio. Üstümdeki tişört hakkında hiçbi halt bilmiyorum. O filmin yapımcısının görümcesini bilmediğim için poserın tekiyim. Defolabilirsin.

-Aslında...

Ona dönüp baktığımda kolunun altındaki kaykayı fark ettim. Onun da üzerimdeki tişörtü henüz fark ettiğini bakışlarındaki değişimden anladım.

-....Güzel tişört. Güzel film. Pratik efektleri...

Yine başlamıştı. O saçma coşkuyla filmdeki efektlerin güzelliğini ters yüz ederek açıklama seansı. Normalde olsa belki dinleyebilirdim ama sabah sabah kafam hiçbir şey çekmiyordu. Ayrıca pete'in sinir bozucu arkadaşları her an gelip bu durumu daha katlanılmaz bir hâle getirebilirdi.

-Pete? Sanırsam bir şey demek için gelmiştin.

Afalladı. Beceriksizce kaykayı uzattı.

-ah evet. Dün skateparkta kaykaylarımız karışmış olmalı.

Kaykaya göz ucuyla baktım. Kaykayım şu an dolabımda olmasaydı ona inanırdım. Zira benzer çıkartmalar benim kaykayımda da vardı. Lastikleri, eskiliği ve hissiyatı ile benim kaykayıma oldukça benziyordu. Kaykay kaykaydır gerçi. Kaykaylar birbirlerine benzeyebilir.

-iyi deneme ama benim kaykayım dolapta.

-öyle mi?

-pfff, elbette öyle.

Kaykayımı dolabımdan öıkarıp gösterdim. Çıkartmalarımı ve lastiklerindeki boyaları gösterdim.

-Görüyor musun? Kesinlikle benim kaykayım.

Pete yavaşça başını sallayarak beni onayladı.

-görebiliyorum. Harika bir insansın.

Garipsedim.

-ney?

Ağlamaklı bi yüz ifadesiyle başını iki yana salladı.

-beni bu kadar sevdiğini bilmiyordum.

Hâlâ anlamamıştım, iki adım geri gittim. Garip bi tip olduğunu biliyordum ama ne oluyordu şimdi?

-geri bas!

-pekala...gitmeden önce söyleyeyim, İsmimi kaykayına yazman beni çok mutlu etti.

Parmağıyla tekerleri arasında bir yeri gösterdi. Yamuk yumuk harflerle "ZomBEH pEte" yazıyordu.

Utançtan en yakındaki camdan atlamak istiyordum. Gösterdiği yazının gülünçlüğü için onun adına utanmama gerek bile yoktu. İstifimi bozmamaya çalıştım.

-eh evet. Arada yaparım öyle şeyler. Hele senin gibi bi arkadaşı niye yazmamalıydım ki kaykayıma- tamam artık. Kaykayımı ver.

-kaykayın sende.

Kaykayımı koltuğunun altına sıkıştırıp gitti. Arkasına dönüp baktığında yine o çirkin sırıtışı yaptığını gördüm. Bir iş becerdiğini zannediyordu.

Elimdeki kaykaya tekrar baktım. Durumu iyi. Zaten kendi kaykayım sanmış ve okula gelinceye kadar da hiç bir sıkıntısını görmemiştim. Hem çıkartma düzenlerimizin benzerliği sayesinde hiç de yabancı hissettirmiyordu. Kaykayı elden çıkarmak için hiçbir neden yoktu.

Ben bunları düşünürken Lock sınıftan seslendi.

-kanka hoca gelecek gelsene artık!

Düşüncelerimden koptum ve sınıfa yöneldim.

Lock'un yanına oturdum.

-Yine o mağara adamıyla mı konuşuyordun?

Yüzümü buruşturdum.

-o geldi konuştu bir kere!

-e yani abi? Cevap vermek zorunda mıydın?

-özür dilerim Chayla gibi mean girlll olmadığım için.

Lock sırıttı.

-olamazsın zaten

-kimse onun gibi olamaz bi kere abe. Bugün yapacak bir işin var mı?

-Lol oynayacağım.

-Okeyyy. Yani gelebilirsin.

-hayır gelemem kanka. Hesap boostlayacağım. İşlerim var.

Burnumdan nefes verdim. Elbette Lock'un işleri vardı. Yaz boyu iş aramış ve en sonunda kendine en uygun işi bulmuştu. Boosterlık. Lock bu işten güzel para kazanıyor ve paylaşmaktan da çekinmiyordu, bu yüzden laf söylemedim. Söyleyemezdim.

-sonra buluşuruz aşkım, günler çuvala mı girdi sanki?

-laf söylemedim ki zaten. Yalnız sen bu kadar meşgulken birkaç mağara adamıyla takıldım diye üstüme gitmezsen iyi olur.

Lock yüzünü buruşturdu

-birkaç mı? Dahası da mı var? Bir tanesi neyine yetmiyor Allah aşkına?

-Ay, hayır. Olmasın da zaten. Uşak tek başına en azından 3 mağara adamına eşit olduğundan öyle dedim.

-Sohbetinize de doyum olmuyor ha gençler! Omar beyin odasında devam etmek isterseniz hiç çekinmeyin.

Camil hocanın imalı sesiyle sohbetimizi noktaladık.

Okuldan ayrıldığımızda bir süre Lock ile beraber yürüdük. Okulun yokuşundan inerken o inek topluluğundan Pete'i seçebiliyordum. Kısa bir an ona baktım. Yanındaki gözlüklü, kabarık saçlı çocuk, yani Bill ona eşcinsellik hakkında bir şeyden bahsediyordu. Duymuştum çünkü rahatsız edici şekilde yüksek sesle konuşuyordu. Ve eşcinsellik ilgimi çekmişti.

-Ben sadece vampir mitolojisinin homoerotik altmetnini kabul ettiğimi söyledim ben gayim demedim!

Pete de bunu herkesin dikkatini çekecek şekilde söylemişti.

-Hadi ama pete kimse seni yargılacak değil. İtiraf et de rahatla.

Pete sinirle adımlarını hızlandırdı.

-ah rahatlayacağım. Annenle!

-Seni öldüreceğim kancık!

Daha pürüzsüz bir yola vardığımız sırada Pete kaykayımı ayaklarına serip grubunu arkada bıraktı.

-sence gay mi?

Lock'un sorusu üzerine güldüm.

-sence?

-o çocuklarla her haftasonu buluşup bodrumda çizgiroman okuduklarını düşünmüyorsun değil mi?

Sırıttım

-iğrenç, ama hangisi daha sağlıklı karar veremiyorum...

-korkunçsun.

-bu fikri sen ortaya attın balım.

Lock yüzünü buruşturdu.

-evet ve şimdi pişman oldum.

Lock'u otobüsüne bıraktım. Ve tekerler üzerinde doğruca skateparka gittim. Orada kaymak gibi bir amacım yoktu aslında. Belki biraz teneke açacak toplar ya da hâlâ yaz sıcaklarının geçmediği şu günlerde biraz serinlerim diye düşünmüştüm.

Çukurun kenarına geldim. Bugün biraz teknik çalışmak iyi olabilirdi. Hem havalı hareketlerimi kayda alacak kimse yokken yapabileceğim en mantıklı şey olabilirdi. Özgürce bir oraya bir oraya sürdüm, atladım, düştüm. Kıyısından yukarı çıktığım çukurdan birkaç santim yükseldiğim o zayıf momentumla fleks attığımın oldukça belli olduğu fiyakalı bir ollie yaptım. En azından yaptığımı sanmıştım.

Epey sert bir biçimde yere düştüm. Burnumu biraz çukurun kenarına sürtmüş geri kalan yolda vücudumun üst bölgesini arkaya atmamdan dolayı sırt üstü tekrar çakıldım. Geri kalan yolda ise kendi yorumumu katıp birkaç defa da kendim yuvarlanmıştım.

Fenaydı. Kötüydü. Ama ayağa kalkmaya engel değildi. Bir süre yerde yatıp göğe baktım. Güzeldi. Harikaydı. Gözlerimi kısıp ışınların kirpiklerimde dağılmasına izin verdim.

Bir ayağın karnımı dürttüğünü hissedene kadar.

-yaşıyor musun?

Şaşırtmadı.

-evet. Pete. Ne yazık ki.

-kanın-

-aktığını biliyorum.

Elbette biliyorum. Burnumdab gelen o sıcaklığı kim hissedemezdi ki?

-havalı gözüküyor ama istersen peçete verebilirim.

-ayna var mı?

Sırıttı, telefonunu çıkarıp kamerasından kendimi gösterdi. Ayağa kalktım.

Burnum epeyce kanamış ve bir kısmı dudaklarımın üzerine ulaşmak yerine yanaklarıma sonra da yere akmayı tercih etmişti. Ve şimdi oluşan o çizgi yüzümden aşağı daha minik çizgilerke dağılıyordu.

-Güzel.

-ben de beğendim.

Hızlıca bir fotoğraf çekti. Kaşlarımı çattım. Yersiz bir hareketti.

Sırıttı.

-anı kutuma koyucam.

Saçmalıyordu. Onun üzerine kafa yormayı sevmiyordum. İlgilenmedim.

-bana da at.

Elimi burnuma götürdüm. Parmaklarıma gelen yapışkan kan biraz rahatsız etmişti.

-peçete verecek misin?

-kibarca istersen.

-ya da boş ver. Dediğin gibi havalı gözüküyor değil mi?

Ayağa kalkmak üzere bi hamle yaptım. Fazla hızlı davranmış olacaktım ki ayaktayken de başım dönüyordu. Bir süre durmama sebep oldu.

-eh, fazla sert düşmüştün.

Dikkatle elini omzuma koydu. Sadece desteklemek için. Yukarı çık ve otur. Sonra bana katılırsın. Çantam şuradaki bankta.

Dediklerini yapmayı onurumua yediremiyor olsam da çukurdan dışarı çıkmak üzere yürümeye başladım.

Çantasının olduğu banka oturdum ve peçete almak için açtım. İçindeki ıvır zıvırlara aldırmadım. İlk defa açmıyordum bu çantayı. Pete ile fazla yakın olnasak bile bu parkta çok fazla garip tip olduğundan en mantıklı hareket olarak onunla takılıyordum. Bu da su, alan, çekim ve kimi zaman da ufak medikal destekleri gerektiriyordu.

En sonunda mendili buldum. Burnumu silerken bir yandan da onun hareketlerini izledim.

Şerefsiz hiç düşmüyordu. Bir süre sonra çukurun içinden çıkıp durdu. Kırmızı şapkasını çıkardı ve saçlarını parmaklarıyla havalandırdı. Herhalde başı terlemişti. Bir süre derince nefes alıp verdikten sonra en sonunda benimle göz teması kurdu. Sırıtıp ayakkabısının ucunu bir ucuna dayayıp parmak uçlarıyla da kavradığı kaykayıma bir bakış attı.

-beni çeksene!

Telefonumu çıkardım. Onun düştüğü bir başka kaydı elimde tutmak için neleri vermezdim.

Kaydı başlattığımı işaret ettim. Hızla şapkasını tekrardan ters taktı ve çukura süzülürcesine indi. Duvarlarda bir o yana bir bu yana kayıyor adeta süzülüyordu. Yalpalamalalrı gözümden kaçmamıştı fakat bahsetmeye değmezdi.

Sonunda tekrardaan bir duvarda. Yükselecekken bedeni kaykaydan ayrıldı. Sırt üstü düştü. Fakat kafası ondan önce yerle buluştu. Kendini korumak adına hiç yuvarlanmamıştı. Hızla yerimden kalktım.

Yanına indim. Pete'e baktım. Kafası sağlam gözüküyordu. Şapkası herhalde azıcık da olsa korumuş olmalıydı. Telefonu yüzüne soktum. Kayda devam ettim.

-nasıl hissediyorsun?

Gözlerini açmadı.

-röportaj yapıyorum şu an Pete.

Böyle bir durumda bile sırıttı.

-cevabını bildiğin soruları soruyorsun...iyi bir gazeteci olacaksın.

Benle ilgili neye laf ettiğini algılayamamıştım. Düşüşlerimle mi ilgiliydi? Yoksa zaten düşen birinin iyi hissetmeyeceği ile mi ilgili?

-cevabı bildiğimi sanmıyorum.

Gözlerini açtı. Elini kemerli burnuna getirdi.

-İlk olarak senin gibi harika bir kanamam olmadığı için üzgünüm.

Telefonu başının üzerinde çirkin çıkacağı şekilde tutup sordum.

-İlk olarak...İkincisi?

Güldü.

-Hah, ikinci olarak ise ilgi gördüğüm için keyifliyim.

-keşke daha sert düşseydin.

-daha fazla endişelenirdin.

-kaykayımı alıp kaçardım.

-kaykayın sende zaten.

-tartışmayacağım.

Yerden kalktı ve üstündeki tozu toprağı silkti. O sırada yerde gördüğüm şeyden emin olamadım. Bir koyuluk. Tamnda Pete'in başını kaldırdığı yerden. Ona baktığımda da şapkasının daha koyu bir renk almaya başladığnı fark ettim.

Hızla yanına yürüdüm.

-herhalde durumun sandığından biraz daha ciddi.

-sadece biraz başım sızlıyor.

-biliyorum.

-elbette bilirsin. Gözünün önünde-

-kafan kanıyor. Herhalde acıyacak.

Şapkasını alıp ona gösterdim. O şapkasını incelerken ben de saçlarının arasından kafasındaki ezikliğe bakıyordum.

-vay...

-neye vay? Yukarı bi çıkalım buz bulacağız sana.

Hızla parktan ayrıldık. En yakın tekele soktum onu.

-merhaba abi. Arkadaş-

-yaş kaç kızım sizin?

-abi buz alacaktık.

-yaş kaç diyorum.

-abi buz alacağız.

-yaş kaç?

-abi just buz alacağız. Arkadaş kafasını patlattı.

Adam dünyanın en anlama kıtlığı çeken insanıydı şu anda.

-buzlu bardak yapamam şu an. Hiç kırmakla falan uğraştırmayın.

-buzlu şişeyi ver abi kırmana gerek yok.

Adama uzunca bir süre buzlu bardak değil sadece buz istediğimizi açıklamakla uğraştık ve sonunda oradan ayrıldık.

Pete buzu ensesinin biraz üstünde tutarak yanımda yürüyordu.

-o kadar orada kaldıktan sonra sadece buzla çıkmak üzdü.

-kesin iyi bir şişeyi buzdan daha kolay alırdık.

Pete durdu. Telefonunu uzattı.

-kanayan yeri çeker misin?

Telefonunu alıp saçları arasında bir gezintiye çıktım. Çok kötü değildi ama olağan da gözükmüyordu. Flaş ışığının görüntüyü oldukça gölgesiz, çıplak bırakması da cabası.

Telefonunu ona geri verdim.

-sağol. Ne yapacaksın şimdi?

-eve gideceğim.

-beraber yürüyelim etrafta çok fazla garip insan var.

Soru sorma gayretinde bile bulunmamıştı.

-biri de sensin.

-işte bu yüzden benimle yürümelisin. Böylece başka bir garip tip sana bulaşamaz. Çünkü sana zaten birisi -sırıtarak başparmağıyla kendisini gösterdi- musallat olmuş olacak.

-musallat olmak. Çok doğru bir tanımlama.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.