İçeriğe geç

HİSSİZ

Bölüm 7 · 2 dk okuma

HİSSİZ

Bölüm 7

Bölüm 7

Geceler gündüzlere devrildi, hastane koridorundaki florasan lambaların o donuk sarılığı hiç değişmedi. Günler birbirini kovalarken Uzay o yeşil kapının önündeki metal sandalyeden bir an olsun kalkmadı. Ne annesinin eve gitmesi için yalvarmaları ne de babasının omzuna koyduğu o yapmacık teselli elleri onu yerinden kıpırdatamadı. Üzerindeki hırkayı bile değiştirmemişti.

Gözleri sadece o iki kapı arasındaydı: Sağda Tomris, solda Pamir.

Hayatında hiçbir şeyi ciddiye almayan, her felaketten alaycı bir sırıtışla kaçmayı alışkanlık haline getiren Uzay, ilk defa kaçamayacağı bir nöbetin ortasındaydı. İki yoğun bakım camı arasında mekik dokuyor; bir Tomris’in kireç gibi solgun yüzüne, bir de Pamir’in göğsünü zorla şişiren solunum cihazının ritmine bakıyordu.

Dördüncü günün sabahında, sabaha karşı saat beş sularında ilk hareket Pamir’in odasından geldi.

İçerideki monitörlerin sesi aniden hızlandı. Nöbetçi hemşire hızla içeri daldı, ardından doktor odaya girdi. Uzay camın önüne yapıştı, nefesini tuttu. Pamir’in göz kapakları titreşiyor, boğazındaki entübasyon tüpünü dışarı atmak ister gibi istemsizce kasılıyordu. Doktor cihazı kademeli olarak devre dışı bırakıp tüpü çektiğinde, Pamir ciğerlerine dolan kuru havayla derinden, boğuk bir inilti kopardı.

Gözlerini yavaşça araladı Pamir. Bulanık bakışları tavanı taradı, ardından camın arkasında heykel gibi dikilen Uzay’a takıldı. Dudakları kıpırdadı ama tek bir kelime çıkmadı. Sadece bakışlarındaki o derin acı ve hayatta kalmanın ağırlığı Uzay’ın boğazını düğümledi. Uzay ilk kez başını hafifçe sallayarak "Geçti," der gibi baktı ona; aralarındaki o sessiz gerilim, yerini tuhaf bir suç ortaklığına bırakmıştı.

Tam o sırada sol taraftaki monitörden başka bir ses yükseldi.

Uzay arkasını döndü. Tomris...

Parmak uçları hafifçe kımıldamıştı. Günlerdir hareketsiz duran o yüz kasları gerildi. Tomris gözlerini araladı; fakat odaya bakan gözlerinde ne bir şaşkınlık ne de bir soru işareti vardı. Bakışları bomboştu. Tavanın beyazına kilitlendi.

Uzay hızla kapının camına vurdu, "Tomris!" diye fısıldadı çatallı bir sesle.

Doktorlar hemen içeri girdi, Tomris’in etrafını sardılar. Refleks feneri, nabız kontrolleri... Tomris konuşmuyordu. Dudaklarını bile aralamadı. Doktor elini örtünün altına sokup Tomris’in ayak parmaklarını sıktığında ve sertçe dokunduğunda, Tomris’in başı hafifçe aşağıya doğru kaydı. Bacaklarına baktı. Sonra tekrar tavana.

Hiçbir şey hissetmiyordu. Tek bir kıpırtı, tek bir sızı bile yoktu belinden aşağısında.

Doktorun ve teyzesinin içeri doluşup ona döktüğü gözyaşlarına, fısıldanan teselli dolu yalanlara karşı Tomris’in yüzündeki tek tepki, kaskatı kesilmiş dudaklarının kenarını hafifçe kıvırıp gözlerini devirmek oldu. Bu kez öfkeden ya da huysuzluktan değil; bu acizliğe, bu yaşayan ölü haline ve etrafındaki zavallı kalabalığa duyduğu saf nefretten dolayı devrilmişti o gözler.

İkisi de hayattaydı. Ama ikisinin de uyandığı dünya artık tanıdıkları o dünya değildi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.