İçeriğe geç

HİSSİZ

Bölüm 51 · 2 dk okuma

HİSSİZ

Bölüm 51

BÖLÜM 51

Yalının yemek salonundaki o devasa maun masa, aylardır ilk kez üzeri kristal kadehler, taze çiçekler ve gümüş servislerle donatılmıştı.

Demir Bey’in vefatından, Cevdet’in hapse girmesinden sonra holdingin bütün imtiyazlarını, liman hatlarını ve aile hisselerini geri alan Handan Hanım, resmi olarak yönetim kurulu başkanlığı koltuğuna oturmuştu. Konsorsiyumun son kalıntıları da mali şube tarafından süpürülmüş, şirket tamamen aklanmıştı.

Masanın başında oturan Handan Hanım, üzerindeki lacivert ceket takımı ve vakur duruşuyla artık sadece bir anne ya da teyze değil; ailesinin kanını ve itibarını sokaktan toplamış bir lider gibi görünüyordu. Sağ yanında Tomris oturuyordu. Sandalyesinin hemen kenarına dayalı duran siyah metal kanedyenler, onun zaferinin sessiz madalyaları gibi parlıyordu.

Sol tarafta ise yan yana oturan Uzay ve Pamir vardı.

Kadehler tokuşturulup holdingin yeni dönemi için iyi dilekler dilendikten sonra salona hafif, durgun bir sessizlik çöktü. Dışarıda Boğaz’ın dalgaları rıhtıma çarpıyor, evin içinde artık silahların değil, yeniden başlayan bir hayatın nefesi dolaşıyordu.

Uzay derin bir nefes aldı. Masanın altından uzanıp Pamir’in parmaklarını kavradı.

Pamir bir anlığına irkildi; eski koruma refleksi, Demir Bey’in masasında otururken öğrendiği o mesafe kuralı omzunu kaskatı yaptı. Gözlerini kaçırmaya çalıştı ama Uzay geri adım atmadı. Parmaklarını Pamir’in parmaklarına kenetledi ve elini masanın üzerine çıkardı.

İki el, kristal tabakların ve mum ışıklarının tam ortasında, örtünün üzerinde birleşti.

Handan Hanım’ın kadehi tutan eli havada donakaldı. Bakışları önce masadaki o kenetlenmiş ellere, ardından oğlunun meydan okuyan ama aynı zamanda annesinden onay dilenen gözlerine kaydı.

"Anne," dedi Uzay, sesi salonun yüksek tavanında pürüzsüzce yankılandı. "Holdingi geri aldın, babamın pisliğini temizledin, Tomris’i ayağa kaldırdık. Ama bu masada hiçbir şey eskisi gibi gizli kapaklı kalmayacak artık. Biz o antrepoda, o hastane koridorlarında sadece hayatta kalmadık... Birbirimizi bulduk."

Pamir başını kaldırdı. Handan Hanım’ın çelik gibi bakışlarıyla göz göze geldi. Sesi derin ve sakindi: "Demir Bey’e canım pahasına sadıktım Handan Hanım. Ama Uzay’a olan bağım bir görev değil. Hayatımın ta kendisi."

Salondaki sessizlik bir anlığına kurşun gibi ağırlaştı.

Tomris dudaklarında hafif, muzip bir tebessümle teyzesine baktı; bu anı çoktan biliyor, günlerdir bekliyordu.

Handan Hanım kadehini yavaşça masaya bıraktı. Gözleri masadaki ellerde gezindi; aylar önce tersane zemininde kan kaybeden Pamir’i, oğlunun ameliyathane kapısındaki o parçalanmış haykırışlarını hatırladı. Cevdet’in sahte ve ikiyüzlü evliliğinden sonra, bu iki gencin ölümün kıyısında birbirine ördüğü o saf, lekesiz bağı görmemek imkânsızdı.

Omuzlarındaki o sert duruş usulca gevşedi. Yüzüne kırılgan ama samimi bir tebessüm yayıldı.

Elini uzatıp ikisinin kenetlenmiş ellerinin üzerine koydu.

"Ben bu ailede çok yalan gördüm Uzay," dedi Handan Hanım, sesi ilk defa bir genel kurul başkanı gibi değil, sadece bir anne gibi titreyerek. "Çok ihanet, çok korkaklık gördüm. Ama Pamir’in senin için, ikiniz için canını nasıl siper ettiğini de gördüm. Eğer bu yalıda bir daha bir şey inşa edilecekse, o ancak böyle gerçek bir sevginin üzerine kurulur."

Pamir’in göğsündeki o görünmez gerginlik anında eridi. Uzay annesinin elini sıktı, dudaklarında haftalardır ilk kez o çocuksu, pervasız gülüşü belirdi.

Tomris kadehini havaya kaldırdı. Gözlerinin içi parlıyordu: "O zaman artık gerçekten aile olmamızın şerefine."

Dört kadeh birbirine çarptığında çıkan ince tını, yalının geçmişindeki bütün karanlık sırları dağıtan en güzel melodi oldu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.