Aşiyan Mezarlığı’nın Boğaz’a bakan dik yamacında, sonbahar rüzgârı sararmış çınar yapraklarını mermer taşların üzerine savuruyordu.
Bir yıl önce tekerlekli sandalyenin tekerlekleri bu yokuşun çamuruna saplanmış, Tomris o gün toprağa sadece anne babasını değil, kendi bedeninin yarısını da gömdüğünü sanmıştı. Şimdi ise arabanın kapısı açıldığında, yere inen ilk şey tekerlekler değil; siyah spor ayakkabıları ve metal kanedyenlerin kauçuk uçları oldu.
Tomris derin bir nefes aldı. Tuzlu deniz kokusuyla karışan ıslak toprak kokusunu içine çekti. Kanedyenleri hafifçe öne atarak mermer basamakları tek tek tırmanmaya başladı.
Hemen arkasında Pamir ve Uzay vardı.
Pamir bir adım gerisinden, Tomris’in dengesini kaybedebileceği her an için hazır bir gölge gibi geliyordu. Uzay ise elindeki beyaz kasımpatı demetini taşıyor, gözlerini kuzeninin titreyen ama inatla yere basan adımlarından ayırmıyordu. İkisi de ona dokunmuyordu; çünkü bu yokuşu Tomris’in kendi iradesiyle, kendi ayakları üzerinde çıkması gerektiğini biliyorlardı.
Demir ve Leyla Kaya’nın yan yana yatan beyaz mermer mezarlarının önüne geldiklerinde rüzgâr bir anlığına dindi.
Tomris kanedyenlerini hafifçe yana açıp durdu. Başını kaldırıp taşların üzerindeki isimlere baktı.
"Baba... Anne..."
Sesi rüzgârın fısıltısına karıştı. Bir yıl boyunca göğsünü bir zehir gibi kemiren o "Ben neden sağ çıktım?" sorusu, mezar taşlarının sessizliğinde artık yankılanmıyordu. Suçluluk hissi, yerini derin ama dingin bir kabullenişe bırakmıştı.
Uzay sessizce yaklaşıp kasımpatıları Tomris’in eline verdi. Tomris dikkatle eğilerek çiçekleri mermerin üzerine bıraktı. Ardından avucunu soğuk mermere yasladı; parmak uçları babasının adının oyulduğu harflerde gezindi.
"Geri geldim," dedi Tomris, gözlerinden dökülen yaşları saklama gereği duymadan. "Yıkılmadım baba. Bizi yok etmek isteyenlere boyun eğmedim. Kanını yerde bırakmadık; holdingi de, adımızı da, bu aileyi de temizledik."
Doğruldu, başını hafifçe arkaya çevirip Pamir ve Uzay’a baktı.
"Ve yalnız kalmadım. Bana emanet ettiğin çocuklar beni hiç bırakmadı."
Pamir mezar taşının başına yaklaştı. Demir Bey’in yanında koruma olarak başladığı ilk günleri, o adama verdiği sadakat yeminini hatırladı. Elini göğsüne koyup mermere hafifçe eğildi. "Gözün arkada kalmasın Demir Bey. Emanetin hem başımın üstünde hem kalbimin tam ortasında."
Uzay da mezarın diğer yanına geçti. Bir zamanlar babasının bu isimlere sıktığı kurşunların utancını taşıyordu ama artık başı dikti. "Amca... Kızın artık yürümeyi değil, koşmayı öğreniyor. Biz hep buradayız."
Tomris mezarların başında bir süre daha sessizce bekledi. İçindeki o büyük fırtına, nihayet yerini dingin bir denize bırakmıştı. Arkasını döndüğünde adımları yokuş aşağı inerken daha sağlam, daha kararlıydı. Geçmişin hayaletleri o tepede, beyaz çiçeklerin altında kalmıştı; önlerinde ise adım adım yürüyecekleri yepyeni bir hayat uzanıyordu.