İçeriğe geç

HİSSİZ

Bölüm 49 · 2 dk okuma

HİSSİZ

Bölüm 49

BÖLÜM 49

Bir yıl sonra...

Boğaz’ın sularına vuran ekim güneşi, yalının pencerelerinden içeri altın sarısı bir ışık seli gibi doluyordu.

Yalı artık mermilerle delik deşik edilmiş, korumaların nöbet tuttuğu o karanlık hapishane değildi. Çatışmanın bütün izleri silinmiş, bahçedeki cam kış bahçesi yeniden inşa edilmişti. Cevdet’in cezaevine gönderilmesiyle başlayan yasal süreç tamamlanmış, konsorsiyum tamamen çökertilmiş, Demir Bey’in mirası ve holdingin yönetimi Handan Hanım ile Tomris’in adına temize çıkarılmıştı.

Evin içindeki hava ise bir yıl öncesine göre bambaşkaydı.

Geniş salonun ortasında, boydan boya uzanan paralel ahşap yürüme barları kurulmuştu. Aynalarla kaplı duvarın önünde, gri spor taytı ve tişörtüyle Tomris duruyordu.

Alnından süzülen ter damlası çenesine doğru kayarken dişlerini sıktı. Parmakları paralel barların cilalı ahşabına mengene gibi kenetlenmişti. Bacaklarında, o kaza gecesinden bu yana ilk kez metal ortezi olmadan, sadece kendi kaslarının gücüyle ayakta durmaya çabalıyordu.

"Hadi Tomris," dedi fizyoterapist arkasından sakin bir sesle. "Bedenine güven. Ağırlığını sağ tarafa ver, sol ayağını hafifçe öne sür."

Tomris gözlerini kapattı. Zihninde o kaza anının, tekerlekli sandalyenin, o pembe tavşan tulumunun içinde büzüldüğü günlerin ağırlığı canlandı. Aylardır her gün, her saat bacaklarındaki uyuşukluğu kırmak için iğnelerle, elektrik simülasyonlarıyla, akıttığı gözyaşlarıyla savaşmıştı.

Sol bacağını ileri atmak istedi. Kasları titredi, diz kapağı bir anlığına boşaldı.

"Düşüyorsun gibi hissettiğinde bırakma," dedi tanıdık bir ses.

Tomris gözlerini açtı. Barların hemen bitiminde, birkaç adım ötede Pamir ve Uzay duruyordu.

Pamir’in göğsündeki ve böğründeki ameliyat izleri çoktan soluk birer çizgiye dönüşmüştü; saçları biraz daha uzamış, yüzündeki o gergin koruma ifadesi yerini derin bir huzura bırakmıştı. Yanında duran Uzay, omzunu Pamir’in omzuna yaslamış, eli gayriihtiyari Pamir’in koluna kenetlenmişti. İkisinin arasındaki o bağ artık evin içinde saklanmayan, Handan Hanım’ın bile sessiz bir kabulleniş ve şefkatle izlediği bir aşka dönüşmüştü.

"Düşmeyeceksin tavşan kız," dedi Uzay, yüzündeki o eski, ışıl ışıl haylaz sırıtışıyla. "Düşsen de Pamir tutar, ben taşırım, biliyorsun. Ama bugün o adımı atacaksın."

Pamir gülümsedi; gözleri Tomris’e öyle bir inançla bakıyordu ki o bakış, dünyadaki bütün terapilerden daha güçlüydü. "Bize doğru gel Tomris. Sadece iki adım."

Tomris derin bir nefes aldı. Ciğerlerine dolan hava artık hastane kokmuyordu; deniz kokuyordu, özgürlük kokuyordu.

Paralel bara asılan ellerinin baskısını biraz azalttı. Bütün iradesini, içindeki o Demir’den miras kalan dik başlı inatçılığı topladı. Sol ayağını yerden birkaç milim kaldırdı ve ileri doğru attı.

Tabanı ahşap parkeye bastı. Sert, kararlı bir temas.

Ardından ağırlığını sol ayağına verip sağ bacağını öne doğru çekti. İkinci adım.

Dizleri tir tir titriyordu ama kırılmadı. Çökmek yerine dik durdu.

Paralel barların ucuna ulaştığında ellerini ahşaptan tamamen çekti. Bir saniye, iki saniye... Kimseden, hiçbir destekten yardım almadan, kendi ayakları üzerinde tek başına boşlukta durdu.

Uzay’ın gözleri doldu, boğazından neşeli bir çığlık koptu. "Gördün mü?! Duruyor! Ayakta duruyor!"

Tomris dengesini kaybedip öne doğru sendelediği anda Pamir ve Uzay aynı anda fırladı. Tomris düşmedi; ikisinin kollarının arasına, sıcacık bir kucaklaşmanın ortasına devrildi.

Tomris iki kolunu da ikisinin boynuna doladı. Yanaklarından süzülen yaşlar bu kez acının değil, hayatı tırnaklarıyla geri kazanmanın zafer gözyaşlarıydı. Üçü salonun ortasında, güneşin altında birbirine kenetlendi. Bütün o fırtınalar, kurşunlar ve karanlık sırlar geride kalmıştı; yarın, hayatlarının en aydınlık gününe uyanacaklardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.