İçeriğe geç

HİSSİZ

Bölüm 48 · 2 dk okuma

HİSSİZ

Bölüm 48

BÖLÜM 48

Ameliyathanenin kapısındaki o kırmızı ışık, gecenin zifiri karanlığından sabahın ilk kurşuni saatlerine kadar tam yedi saat boyunca bir kor gibi yandı.

Uzay o kapının önünden bir milim bile ayrılmamıştı. Koridorun zeminine çökmüş, sırtını duvara yaslamış, kuruyan kan lekeleriyle dolu ellerine bakıyordu. Yanında Tomris vardı; tekerlekli sandalyesinde, omuzlarına atılan gri bir battaniyenin altında, gözlerini kapının aralığından ayırmadan bekliyordu. İkisinin de dudaklarından tek bir kelime çıkmıyordu; aralarındaki o çocukluk masumiyeti tersanenin zemininde kalmış, yerini ölümün soğuk kıyısında birbirine kenetlenen iki yaralı ruhun suskunluğuna bırakmıştı.

Sabahın yedisinde ameliyathanenin ağır metal kapısı tiz bir sesle iki yana açıldı.

Yeşil önlüklü, maskesini çenesine indirmiş cerrah yorgun adımlarla dışarı çıktı. Yüzündeki ter damlaları alnına yapışan saç diplerinde parlıyordu.

Uzay duvardan destek alarak yıldırım gibi ayağa fırladı. Tomris tekerlekleri hırsla öne doğru sürdü. İkisi de aynı anda tek bir nefeste doktorun gözlerine kilitlendi.

"Çok şanslı bir çocukmuş," dedi cerrah, yorgun ama yüzüne yayılan o hafif tebessümle. "Bıçak karaciğerin zarını sıyırmış, asıl tehlike göğsündeki eski dikişlerin patlaması ve aşırı kan kaybıydı. Üç ünite kan verdik, yırtılan damarı onardık. Durumu stabil. Kritik eşiği aştı."

Uzay’ın boğazından kontrolsüz, sarsıcı bir hıçkırık koptu. İki elini yüzüne kapattı, ardından sandalyedeki Tomris’e doğru eğilip ona sarıldı. Tomris kollarını Uzay’ın boynuna doladı, günlerdir göğsünde taş gibi duran o kaskatı suçluluk hissi doktorun o tek cümlesiyle çözülüp gözyaşlarına karıştı.

İki gün sonra...

Özel odanın tül perdelerinden içeri süzülen berrak sonbahar güneşi, beyaz çarşafların üzerine vuruyordu. Pamir, göğsü ve karnı kalın beyaz sargılarla sarılmış, burnunda ince bir oksijen kanülüyle yarı oturur vaziyetteydi. Yüzü hala biraz solgundu ama dudaklarındaki o ölüm beyazı çekilmişti.

Gözlerini araladığında hemen yanı başındaki sandalyede uyuyakalan Uzay’ı gördü. Uzay’ın başı yatağın kenarına düşmüş, eli Pamir’in parmaklarını sımsıkı kavramıştı; uykusunda bile o eli bırakmaya korkuyor gibiydi. Yatağın diğer tarafında ise elektrikli sandalyesinde oturan Tomris vardı; kucağında bir fincan adaçayıyla Pamir’in kıpırdanışını izliyordu.

"Uyanmışsın..." dedi Tomris, sesi sıcacık bir fısıltı gibi odaya yayıldı.

Uzay bu fısıltıyla irkilerek başını kaldırdı. Gözleri Pamir’in açık, canlı gözleriyle buluştuğunda göğsü hızla inip kalktı. Parmaklarını biraz daha sıktı, sanki karşısındakinin gerçek olduğundan emin olmak istiyordu.

"Günaydın kahraman," dedi Uzay, dudakları titreyerek gülümsedi. "Ödümüzü patlatmaktan ne zaman vazgeçeceksin acaba?"

Pamir derin bir nefes almaya çalıştı, kaburgalarındaki sızıyla hafifçe yüzünü ekşitti ama gülümsedi. Bakışlarını Uzay’ın gözlerinden ayırmadı. Aralarındaki o arabadaki dokunuş, o ölüm kalım anındaki fısıltılar artık bir sır değildi; odanın havasına sinmiş, arındırıcı ve apaçık bir gerçeğe dönüşmüştü.

"Seni yalnız bırakamayacak kadar inatçıyım, biliyorsun," dedi Pamir kısık, çatallı bir sesle.

Uzay uzanıp Pamir’in alnına düşen saçları usulca geriye itti. O dokunuşta artık hiçbir korku, hiçbir saklanma payı yoktu; hayatlarını geri almışlardı ve aralarındaki bağ her zamankinden daha güçlüydü.

Tomris sandalyesini yatağa birkaç santim daha yaklaştırdı, elini Pamir’in diğer kolunun üzerine koydu. Üçü birbirine baktı. Dışarıda polis sirenleri susmuş, Cevdet’in ihaneti adaletin eline teslim edilmiş, konsorsiyum tamamen dağıtılmıştı. Yıllar süren o karanlık gölge üzerlerinden kalkmıştı.

Yaralar vardı, kayıplar vardı ama artık yalanlar ve korku yoktu. Şimdi önlerinde uzanan tek bir yol kalmıştı: Kalan bütün kırıkları birlikte sarmak.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.