İçeriğe geç

HİSSİZ

Bölüm 47 · 2 dk okuma

HİSSİZ

Bölüm 47

BÖLÜM 47

Ambulansın kırmızı-mavi tepe lambaları yağmurlu İstanbul gecesini yırtarak hastanenin acil girişine yanaştı. Arka kapılar büyük bir gürültüyle açıldığında sağlık görevlileri, sedyeyi hızla dışarı fırlattı.

"Açık göğüs travması ve derin batın yaralanması! Tansiyon kırka yirmi, nabız filiform! Hızlıca sıfır negatif asın, ameliyathaneyi hazırlayın!"

Pamir’in bilinci tamamen kapalıydı; oksijen maskesinin içi buğulanıyor, boynundan ve kollarından sarkan serum hortumları koşturan adımlarla savruluyordu. Göğsüne ve böğrüne sarılan kalın kompresler çoktan kıpkırmızı kesilmişti.

Arkasından gelen ambulanstan inen Tomris, tekerlekli sandalyesine alınmış haldeydi; çamur ve is içindeki tavşan tulumuyla sedyenin peşinden ilerlemeye çalışıyordu. "Pamir! Bırakmayın onu!" diye feryat ediyor, tekerlekleri çevirmeye çalışan parmakları titriyordu.

Uzay ise kan revan içindeydi. Parmaklarındaki, gömleğindeki, hatta yanağındaki o koyu leke Pamir’in kanıydı. Sedye kırmızı şeritli "Ameliyathane" kapılarından içeri girip metal kapılar yüzlerine sertçe kapandığında Uzay dizlerinin üzerine çöktü. Alnını kapının soğuk camına dayadı; omuzları sarsıla sarsıla, haftalardır tuttuğu bütün çığlıkları o beyaz koridorun zeminine akıttı.

Tomris sandalyesini sürükleyerek Uzay’ın yanına geldi. Titreyen elini Uzay’ın saçlarına daldırdı; iki genç, ameliyathane kapısının önünde birbirlerinin acısına tutunarak hıçkırıklara boğuldu.

Tam o sırada koridorun sonundan sert, yankılanan bot sesleri duyuldu.

Sadık, Hazım Dayı’nın siyah paltolu korumalarıyla birlikte koridorda belirdi. Yanlarında organize suçlarla mücadele şubesinden sivil polisler ve elleri arkadan plastik kelepçeyle bağlanmış Cevdet Bey vardı.

Cevdet’in takım elbisesi dağılmış, kravatı kopmuş, yüzü kireç gibi beyazlamıştı. Polislerin arasında yalpalayarak yürütülürken gözleri yerdeki oğluna ve sandalyedeki Tomris’e takıldı. Dudakları titredi. "Uzay... Oğlum..."

Uzay, babasının sesini duyduğu an yerden bir alev gibi fırladı.

Gözlerindeki o yaşlar anında yerini saf, yakıcı bir nefrete bıraktı. İki adımda polislerin ortasındaki babasının yakasına yapıştı; arkadaki polisler araya girmeye çalışsa da Sadık tek bir el işaretiyle memurları durdurdu.

"Oğlum deme bana!" diye kükredi Uzay, sesi hastanenin bütün katlarında yankılandı. "Sen oğlunu da, aileni de, bu kızı da o şerefsizlere sattın! Bak elime bak!" Kan içindeki ellerini babasının yüzüne doğru kaldırdı, parmaklarını Cevdet’in beyaz gömleğine sürerek lekeledi. "Bu kan Pamir’in kanı! Demir amcamın kanı! Eğer içerideki çocuk o masadan kalkamazsa, andım olsun seni kendi ellerimle boğarım!"

Cevdet Bey başını eğdi, gözyaşları içinde tek bir kelime dahi edemedi; ihanetinin, korkaklığının ve açgözlülüğünün bedeli karşısında küçücük kaldı.

Komiser öne çıkıp Cevdet’in kolunu kavradı: "Cevdet Kaya, organize suç örgütüne yardım ve yataklık, kasten öldürmeye teşebbüs ve nitelikli zimmet suçlarından gözaltındasınız."

Cevdet polislerin arasında koridordan sürüklenerek götürülürken, Tomris arkalarından sadece buz gibi bir nefretle baktı. Anne babasının katilleriyle iş tutan o adam, artık hayatlarından sonsuza dek çıkmıştı; fakat bu zafer, içeride yaşam savaşı veren Pamir’in canı yanında anlamsız bir ayrıntıdan ibaretti.

Uzay arkasını döndü, gözleri Tomris’in gözleriyle buluştu. İki genç, ameliyathanenin kırmızı "Operasyonda" ışığının altında yan yana beklemeye başladılar. Şafak yavaşça hastanenin pencerelerinden süzülürken, yalıyı saran o kanlı hesaplaşma resmen kapanmış, geriye sadece hayatta kalma umudu kalmıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.