Projektörlerin buz beyazı ışığı, eski antreponun tozlu ve küf kokulu havasını bıçak gibi yarıp iki gencin gözlerini kör edercesine üzerlerine kilitlendi.
Ortamda yalnızca paslı tavan saclarının rüzgârla inlemesi ve çıplak betonun üzerine damlayan su sesleri vardı. Rıza’nın parmağı tetiğe sımsıkı yapışmıştı; tabancanın simsiyah, soğuk namlusu doğrudan Tomris’in sol şakağındaki o narin deriye gömülüydü.
Tomris, kirpiklerine yapışan toza ve gözlerini yakan keskin ışığa rağmen başını hafifçe kaldırdı. Karşısında göğsünü tutarak zorlukla nefes alan Pamir’i ve öfkeden boyun damarları yırtılacak gibi şişen Uzay’ı görünce dudakları acıyla titredi. O pespembe tavşan tulumu çamur ve is lekeleriyle tanınmaz hale gelmişti.
"Gidin..." diye inledi Tomris, boğazından yırtılan fısıltıyla. "Yalvarırım gidin... Benim yüzümden ölmeyin!"
"Kapa çeneni!" diye kükredi Rıza, namlunun ucunu kızın şakağına biraz daha bastırarak. Başını Uzay’a doğru çevirdi, dudaklarında mide bulandırıcı bir sırıtış belirdi. "Demir Bey’in yeğeni... Baban olacak o ödlek hisseleri devretmek için titrerken sen buraya kahramanlık taslamaya mı geldin? At o elindekini! Yoksa Demir’in geride kalan tek kanını bu sandalyenin üzerine akıtırım!"
Uzay’ın elindeki demir manivelayı tutan parmak boğumları bembeyaz kesilmişti. "Bırak onu şerefsiz! Kızın hiçbir suçu yok! Ne istiyorsan benden al, holdingi al, canımı al ama bırak onu!"
Pamir, sol eliyle ceketinin altındaki dikişlerini bastırıyordu. Yalının balkonundan atılan o tekme göğsündeki eski yarayı çoktan patlatmıştı; tişörtünün altından süzülen ılık kanı avucunun içinde hissediyordu. Ama gözleri bir an bile Rıza’nın tetiğindeki parmağından ayrılmadı. Yavaşça sağ elini uzatıp Uzay’ın titreyen bileğini kavradı.
"Bırak Uzay..." dedi Pamir, sesi derin, boğuk ve buz gibi bir soğuklukla çıkarak. "Bırak o demiri."
Uzay dişlerini gıcırdatarak demir levyeyi beton zemine fırlattı. Ağır metalin yerde çıkardığı çınlama boşlukta yankılandı.
"Aferin," dedi Rıza, yanındaki silahlı iki adama başıyla işaret ederek. "Diz çöktürün şunları. Demir’in kızının gözleri önünde önce bu iki iti temizleyin, sonra sırayla—"
Sözü tamamlanamadı.
Antreponun tavanındaki devasa buzlu cam paneller aynı salisede kulakları sağır eden bir gürültüyle patladı.
Şangırt! GÜM!
Yukarıdan yağan cam kırıkları ve toz dumanın ortasından, çelik halatlarla aşağı sarkan siyah maskeli gölgeler indi. Tam o anda antreponun paslı sürgülü kapısı, zırhlı bir arazi aracının var gücüyle bindirmesiyle menteşelerinden sökülüp büyük bir enkaz halinde içeri devrildi.
Sis ve alevlerin arasından Sadık’ın kükreyen sesi antreponun duvarlarını zangırdattı:
"Yatın yere! Karadeniz’in selamı var!"
Ortalık saniyeler içinde mahşer yerine döndü. Hazım Dayı’nın seçme adamları, konsorsiyumun tetikçilerini acımasız bir çapraz ateşe tuttu. Mermiler beton kolonları delip kıvılcımlar saçarken Rıza panikle geri çekilip namluyu Tomris’in göğsüne çevirmeye çalıştı.
Fakat Pamir o bir saniyelik boşluğu bekliyordu.
Kendi canını, göğsündeki taze kanı, dünyadaki her şeyi tamamen unuttu. Bir yay gibi ileri fırladı. Bedenini havaya fırlatarak Rıza’nın silah tutan koluna var gücüyle çarptı. İki adam betonun üzerinde yuvarlandı; tabanca fırlayıp metrelerce ötedeki demir paletlerin altına kaydı.
Rıza yerdeyken çizmesinin kenarındaki sustalı bıçağı çekti. Pamir adamın üzerine çullanıp yumruğunu suratına indirdiği anda, Rıza bıçağın kör ucunu Pamir’in sağ böğrüne, kaburgalarının hemen altına saplayıp çekti.
"Pamir!"
Uzay’ın feryadı çatışmanın bütün gürültüsünü delip geçti.
Pamir’in ağzından boğuk bir inilti koptu, gözleri bir anlığına karardı ama pes etmedi. Bıçağın girdiği yeri umursamadan, yaralı bir aslan gibi kalan son gücüyle Rıza’nın boğazına yapıştı. Adamın başını beton zemine art arda üç kez vurdu; Rıza’nın gözleri kayıp kolları iki yana düşene kadar durmadı.
Uzay çoktan kurşunların arasından kendini yere atarak Tomris’in sandalyesine ulaşmıştı. Cebindeki çakıyı çıkarıp Tomris’in kollarını ve bacaklarını sıkan o kalın ipleri bir çırpıda kesti.
İpler çözüldüğü an Tomris çığlık çığlığa Uzay’ın boynuna dolandı. "Pamir... Uzay, Pamir’e bak, vuruldu!"
Sadık ve adamları antrepodaki son saldırganları da etkisiz hale getirip alanı tamamen temizlemişti. Silah sesleri yerini yükselen dumanlara ve iniltilere bırakırken Uzay, Tomris’i kucağına alıp hızla yerde yatan Pamir’in yanına koştu.
Pamir sırtüstü betonun üzerinde yatıyordu.
Eski ameliyat yarası tamamen açılmış, göğsünü kaplayan bandaj kıpkırmızı bir göle dönmüştü. Sağ böğründeki taze bıçak yarasından ise koyu renkli, sıcak kan oluk oluk beton zemine akıyordu. Nefes almaya çalıştıkça ciğerlerinden hırıltılı, kesik sesler yükseliyordu. Teni dakikalar içinde kireç beyazına dönmüştü; dudaklarında tek bir damla bile renk kalmamıştı.
"Pamir! Pamir bana bak!" diye haykırdı Uzay. Tomris’i hemen yanına, yere bıraktı ve iki eliyle Pamir’in böğründeki yaraya var gücüyle bastırdı. "Sadık! Ambulans çağırın, çabuk! Kanı durmuyor!"
Pamir’in kanı Uzay’ın parmaklarının arasından taşarak bileklerine kadar süzülüyordu.
Tomris yerde sürünerek Pamir’in başucuna geldi. Cansız bacaklarını yerde sürüyerek başını Pamir’in göğsüne yaklaştırdı. Titreyen, çamurlu elleriyle Pamir’in buz kesmiş yanaklarını tuttu.
"Pamir, aç gözlerini..." diye yalvardı Tomris, gözyaşları Pamir’in alnındaki kana damlarken. "Yalvarırım kapatma gözlerini! Bak kurtulduk, buradayız... Pamir, uyan şapşal, uyan!"
Pamir göz kapaklarını aralamakta zorlanıyordu. Bakışları bulanıklaştı; tavanın kırık camlarından sızan gri sabah ışığı yavaşça kararıyordu. Titreyen, kanlı elini güçlükle havaya kaldırdı. Parmak uçları önce Tomris’in tavşan tulumunun ıslak kumaşına, ardından da yanındaki yaraya bastıran Uzay’ın titreyen elinin üzerine değdi.
Uzay gözyaşları içinde başını Pamir’in alnına yasladı. "Bırakma bizi... Söz verdin, bırakmayacaksın!"
Pamir’in dudakları belli belirsiz kıpırdadı. "İyisiniz..." diye fısıldadı, sesi neredeyse duyulmayacak kadar cılızdı. "...korkmayın."
O iki kelimenin ardından havadaki parmakları gevşedi. Uzay’ın elinin üzerinden kayıp beton zemine düştü. Gözleri usulca kapandı, başı yana yığıldı.
"Pamir! Hayır, Pamir!"
Uzay’ın antreponun tavanını yırtan feryadı, dışarıdan yaklaşan ambulans ve polis sirenlerinin acı sesine karışırken; Pamir arkasında bıraktığı iki insanın çaresiz haykırışları arasında derin, karanlık bir sessizliğe gömüldü.