Tersanenin nemli, küf ve pas kokan havası eski antreponun beton zeminine çökmüştü.
Tomris, çıplak bir tahta sandalyeye bağlanmış, başı öne düşmüş haldeydi. Eterin o yakıcı, mide bulandırıcı tadı boğazını kurutmuştu. Gözlerini zorlukla araladığında, tepesinde sallanan sarı renkli çıplak ampulün gözlerini yakan ışığıyla karşılaştı.
Kolları arkadan kaba bir kınnap ipe sarılmıştı; bacakları sandalyenin ayaklarına bağlanmıştı ama zaten hissetmediği et parçalarından farksızdı. Üzerindeki o pembe peluş tavşan tulumu çamur ve yağ lekeleriyle kirlenmişti.
Tam karşısında, deri koltuğa yayılmış, elindeki kehribar tespihi şakırdatan kır saçlı bir adam duruyordu: Konsorsiyumun liman ayağını yöneten Şahinlerin elebaşısı, Rıza.
"Demir Bey’in prensesi..." dedi adam, ağzındaki izmariti beton zemine fırlatıp botunun burnuyla ezerek. "Baban gibi dik başlı bir adama yakışır bir son yazmıştık. Ama sen fazla inatçı çıktın küçük hanım. O arabadan sağ çıkıp bu masanın hesabını yeniden açmayacaktın."
Tomris titreyen başını kaldırdı. Gözlerindeki dehşet dağılmış, yerini Demir’in kızı olduğunu haykıran buz gibi bir nefrete bırakmıştı. Dudakları kuruluktan çatlamıştı ama sesi titremedi: "Babamın tırnağı bile olamayacak kadar korkaksınız. Savunmasız bir kızı bağlayarak mı holdinge çökeceksiniz?"
Rıza’nın yüzündeki alaycı sırıtış silindi; sandalyeye doğru bir adım attı. "Senin ifaden savcılığa gitmeyecek kızım. Cevdet bu gece bütün liman hisselerini üzerime geçirecek, sen de babanın yanına, ait olduğun yere gideceksin."
O sırada antreponun arka tarafındaki paslı havalandırma kapağı hafifçe gıcırdadı.
Karanlık köşede, konteynerlerin gölgesine sinmiş iki silüet sessizce ilerliyordu. Pamir, kaburgasındaki zonklayan ağrıya rağmen bir kedi gibi sessiz adımlarla önden süzüldü; Uzay ise hemen arkasında, elindeki demir manivelayı sımsıkı kavramıştı. Aralarındaki bakışma tek bir kelimeye ihtiyaç bırakmıyordu; ölümüne bir kararlılıkla kenetlenmişlerdi.
Kapıdaki iki nöbetçi sırtlarını döndüğü anda Pamir fırladı. İlk adamı boğazından kavrayıp nefesini keserek yere indirdi; Uzay da ikinci adamın kafasına manivelayı indirip sesi anında kesti. İki adamı saniyeler içinde karanlığa çektiler.
Göz göze geldiler. Pamir, Uzay’ın terden şakaklarına yapışmış saçlarına baktı, elini kısa bir an Uzay’ın omzuna bastırdı. "Birlikte," diye fısıldadı.
"Birlikte," dedi Uzay.
Fakat antreponun ortasına doğru ilk adımı attıkları anda, Rıza’nın elindeki telsiz cızırdadı ve antreponun dört bir yanındaki projektörler kör edici bir beyazlıkla üzerlerine patladı. Rıza, silahını Tomris’in şakağına dayayarak sırıttı:
"Geciktiniz çocuklar. Parti tam da yeni başlıyordu."