İçeriğe geç

HİSSİZ

Bölüm 38 · 3 dk okuma

HİSSİZ

Bölüm 38

BÖLÜM 38

Handan Hanım bahçedeki soğuk rüzgârın ortasında, oğlunun elindeki telefona ve yeğeninin o peluş tavşan tulumu içindeki savunmasız titreyişine baktı. Yalanların, paravanların ve sahte tebessümlerin tükendiği o eşikte duruyordu.

Sadık’a başıyla kısa, kesin bir işaret verdi. "Sadık, bahçeyi tamamen mühürleyin. İçeriye tek bir nefes dahi sızmayacak." Ardından yüzünü gençlere çevirdi; sesi artık bir anne fısıltısı değil, hanedanının başına geçen bir kadının çelikten buyruğuydu: "İçeri giriyoruz. Hemen."

Geniş salonun ağır meşe kapıları arkalarından kapandığında, içerideki sessizlik dışarıdaki silahların soğukluğundan daha ağırdı.

Pamir, Tomris’in sandalyesini salonun ortasındaki mermer şöminenin tam karşısına çekti. Kendisi de hemen arkasında, bir koruma refleksiyle dimdik durdu; elleri hâlâ sandalyenin arkalığını mengene gibi sıkıyordu. Uzay ise salonda duramıyor, elindeki telefonu sehpanın camına sertçe fırlattıktan sonra yumruklarını sıkarak annesiyle babasının tepesinde dikiliyordu.

Cevdet Bey deri koltuğa çökmüş, dirseklerini dizlerine dayayarak yüzünü avuçlarının arasına gömmüştü. Bir zamanlar holding toplantılarını yöneten o nüfuzlu adamdan geriye sadece tükenmiş bir gölge kalmıştı.

Handan Hanım ise ayaktaydı. Salondaki kalın kadife perdeleri tek tek çekti, gün ışığını boğarak odayı loş bir kuyuya çevirdi. Şöminenin yanına, yeğeninin tam karşısına geçti. Gözlerini Tomris’in gözlerine diktiğinde içindeki vicdan azabı alev aldı ama sesini titretmedi:

"O gece..." dedi Handan Hanım, sesi boş salonda yankılanarak. "O gece Demir ve Leyla sıradan bir araba kazasında ölmedi."

Odanın havası bir anda buz kesti. Tomris’in kucağında duran parmakları kasıldı, tulumun yumuşak kumaşını tırnaklarıyla sıktı. Biliyordu; kalbinin en dibinde o fren seslerinin, o kör edici farların bir tesadüf olmadığını hep biliyordu ama bunu teyzesinin ağzından duymak göğsüne balyoz gibi indi.

"Ne diyorsun sen anne?!" diye gürledi Uzay, gözleri çakmak çakmak parlayarak. "Cinayet miydi yani?! Babam neden günlerdir susuyor, siz neyi gizliyorsunuz?!"

Handan Hanım oğluna dönüp elini kaldırdı, onu tek bir bakışla susturdu. "Baban şirketi ve sizi korumaya çalıştı! Demir, holdingin liman hatlarını paravan olarak kullanan çok büyük, çok karanlık bir konsorsiyumu polise ihbar etmek üzereydi. Kaçak sevkiyatları, uyuşturucu ve silah ağını ortaya çıkaracaktı. Demir’i uyardılar. Geri adım atmadı. Kardeşimi ve enişteni o arabada bile isteye katlettiler."

Tomris’in gözlerinden iki damla yaş süzüldü; dudakları aralandı ama sesi çıkmadı. Boğazındaki o sağır edici düğüm nefesini kesiyordu.

Handan Hanım bir adım daha yaklaşıp Tomris’in önüne diz çöktü. Yeğeninin kucağındaki buz kesmiş elleri tuttu.

"O arabadan hiç kimsenin sağ çıkmaması gerekiyordu Tomris. Demir’in soyunu, ailesini ve geride kalan bütün delilleri tek bir gecede yok etmek istediler. Ama sen kurtuldun. O enkazdan sağ çıktın." Handan Hanım yutkundu, sehpadaki telefona baktı. "Şimdi o caniler senin yaşadığını, gözlerini açtığını biliyor. O mesajı atanlar, Demir’in kanını dökenlerle aynı soysuzlar. Senin tek bir kelimene, tek bir ifadene bakar iplerinin çekilmesi."

Cevdet Bey başını kaldırdı, sesi çaresizlikle titreyerek ekledi: "Onlara hisseleri vermeye kalktım... Şirketi, limanları ayaklarının altına serecektim, yeter ki bu eve, size dokunmasınlar diye. Ama durmuyorlar. Tomris hayatta olduğu sürece durmayacaklar."

Pamir arkadan öne doğru bir adım attı. Çenesi kilitli, bakışları bir namlu kadar soğuktu. "Peki bahçedeki adamlar kim Handan Hanım? O zırhlı araçlar kimin?"

Handan Hanım ayağa kalktı. Omuzlarını dikleştirdi; gözlerindeki korku tamamen silinmiş, yerine ailesinin o eski, nam salmış köklerinin karanlık gücü yerleşmişti.

"Cevdet’in korkak dünyası bitti Pamir. Bahçedekiler benim dayımın, Hazım Reis’in adamları. Karadeniz’den gelen o adamlar bu yalının etrafına çelikten bir kale ördü. Artık masaya oturup pazarlık yapmayacağız. Kardeşimin katilleri bu kapıya adım attığı an, onları o geldikleri karanlığa gömeceğiz."

Salonda çıt çıkmıyordu. Uzay annesine, babasına ve ardından Tomris’e baktı. Hayatlarının bir daha asla o eski kaygısız günlere dönemeyeceğini, aralarındaki çocukluğun o salonda, o dakikada tamamen öldüğünü anladı.

Tomris ise başını yavaşça kaldırdı. Tavşan tulumunun kulakları omuzlarına düştü; gözlerindeki o kırılgan acı, yerini ilk kez ailesinin kanını taşıyan bir kadının o soğuk, sarsılmaz öfkesine bıraktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.