İçeriğe geç

HİSSİZ

Bölüm 37 · 2 dk okuma

HİSSİZ

Bölüm 37

BÖLÜM 37

Uzay, Pamir’in elindeki telefonu tek bir hamlede kaptığı gibi odadan fırladı. Merdiven basamaklarını ikişer üçer inerken öfkeden gözü dönmüştü; şakaklarındaki damarlar zonkluyor, parmakları ekranı kıracakmış gibi kasılıyordu. Arkasından Pamir, Tomris’in sandalyesini hızla asansöre yönlendirmiş, saniyeler içinde zemin kata inip geniş cam kapılara doğru sürmüştü.

Bahçeye açılan verandaya çıktıklarında gördükleri manzara, üç gencin de adımlarını olduğu yerde dondurdu.

Geniş avluya iki adet simsiyah, camları filmli zırhlı minibüs yanaşmıştı. Araçların kapıları açık, etrafta takım elbiseli, sert mizaçlı, kulaklıklı ve bellerindeki silah kılıflarını gizleme gereği bile duymayan en az on beş silahlı adam bahçenin kritik noktalarına dağılıyordu. Başlarında, uzun siyah paltosu, yüzündeki derin yara izi ve heybetli duruşuyla Hazım Dayı’nın sağ kolu Sadık duruyordu.

Handan Hanım ve Cevdet Bey verandada, Sadık’ın tam karşısındaydı. Handan’ın yüzünde o sosyete kadını zarafetinden eser kalmamış, çelik gibi sert bir otorite oturmuştu; Sadık’tan telsiz frekanslarını ve arka bahçenin nöbet planını bizzat teslim alıyordu. Cevdet Bey ise biraz geride, kravatını gevşetmiş, yüzü sapsarı halde etrafı saran bu gayriresmî orduyu izliyordu.

"Anne!"

Uzay’ın avazı çıktığı kadar haykırışı bahçedeki bütün fısıltıları ve telsiz hışırtılarını bıçak gibi kesti. Silahlı adamlardan birkaçı gayriihtiyari ellerini ceketlerinin içine atsa da Sadık tek bir el hareketiyle hepsini durdurdu.

Uzay mermer basamaklardan aşağı hışımla indi. Elindeki telefonu havaya kaldırıp annesiyle babasının burnunun dibine kadar soktu. Ekrandaki o dört kelime öğle güneşinin altında bir idam fermanı gibi parlıyordu: "Yaşadığını biliyorum."

"Bu ne?!" diye bağırdı Uzay, sesi yırtılırcasına. "Bize enfeksiyon dediniz, magazin basını dediniz, yalan üstüne yalan söylediniz! Tomris’in gizli telefonuna bu mesaj az önce düştü! Ve şimdi dışarıda ordu gibi dizilen bu adamlar kim?! Burada neler dönüyor, hemen anlatacaksınız!"

Tam o sırada asansörden çıkan rampa gıcırtısıyla Pamir ve Tomris verandada belirdi.

Tomris, üzerindeki o pespembe, kulakları sarkan peluş tavşan tulumunun içinde, bahçeyi saran bu tekinsiz karanlığa tamamen tezat bir halde öylece duruyordu. Gözleri kapının önüne dizilen zırhlı araçlarda, bellerinde namlular parlayan adamlarda ve teyzesinin elindeki güvenlik krokisinde gezindi. Yüzündeki o sabahki duru renk tamamen çekilmişti; hissettiği dehşet bacaklarındaki uyuşukluğu bile aşan bir soğuklukla boğazına düğümlendi.

Pamir ise Tomris’in sandalyesinin arkasında dimdik duruyordu. Elleri tekerlekli sandalyenin tutacaklarını kırmak istercesine sıkmıştı. Gözleri Sadık’la kesiştiğinde kimin tarafı olduğunu, neyin geldiğini anında anladı.

Yalı artık bir yuva değil; açık hedef haline gelmiş, her an patlamaya hazır bir cepheydi.

Handan Hanım oğlunun elindeki telefona baktığında göz bebekleri dehşetle titredi; ardından bakışları verandada tavşan tulumuyla tir tir titreyen yeğenine kaydı. Artık inkâr edecek, yalan söyleyecek tek bir saniye bile kalmamıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.