İçeriğe geç

HİSSİZ

Bölüm 35 · 2 dk okuma

HİSSİZ

Bölüm 35

BÖLÜM 35

Handan Hanım, üst kattaki çocukların kahkahalarını arkasında bırakıp merdivenlerden inerken koridordaki hava yeniden kurşun gibi ağırlaştı. Üst katta ne kadar saf bir çocukluk yaşanıyorsa, zemin kata indikçe o kadar tekinsiz bir gerçeklik evin duvarlarına siniyordu.

Çalışma odasının kapısını kapatıp kilitlediği anda masadaki şifreli uydu telefonu titremeye başladı. Ekrandaki isim sıradan bir arayanı değil; Karadeniz hattından İstanbul’un en karanlık sokaklarına kadar adı fısıldandığında kapıları kilitleten o eski köklü soyadını, dayısı Hazım Bey’i işaret ediyordu. Yıllardır sosyete hayatının parıltısı arkasında unutturmaya çalıştığı o kökler, kardeşinin kanı ve yetiminin canı söz konusu olunca uykusundan uyanmıştı.

Handan Hanım derin bir nefes alıp ahizeyi kaldırdı. "Dayı?"

Hattın diğer ucundaki ses, yılların getirdiği o çakıllı, ağır ve buyurgan tınısıyla odayı doldurdu:

"Kızım..." dedi ihtiyar adam, arkasından gelen hafif deniz dalgası uğultusuyla. "Haberin ulaştı. Kardeşinin toprağı kurumadan kapınıza kadar dayanan o soysuzları araştırdım. Demir’in üstüne çöken o konsorsiyum sandığından daha organize ama arkalarında kimin durduğunu bulduk."

Handan masanın mermer kenarına parmaklarını geçirdi. "Kimin eli var dayı? Cevdet holding hisselerini devretmeye kalkıyor, bu itleri durdurmaya çalışıyor ama kızı sağ bırakmayacaklarını söylemişler."

Hazım Bey’in boğazından zehir gibi kuru bir kıkırtı döküldü.

"Cevdet efendi kendi korkusunda boğulsun, o masa başı adamıdır, bu kurşun hesabından anlamaz. O holdingin altındaki liman ihalelerinde Demir’in karşısına dikilen kanat, limandaki eski ortaklarımızdan Şahinlerin artıkları. Demir onların kaçak sevkiyatlarını polise ihbar edince arabanın frenine kadar girdiler. Tomris’in nefes aldığını, o arabadan sağ çıktığını biliyorlar; kız tek bir kelime eder, ifade verirse ipleri pazara çıkacak."

Handan’ın gözleri kısıldı, sesindeki o hanımefendi zırhı parçalanıp yerine Karadeniz’in o acımasız damarı oturdu. "O kız benim kardeşimin canı dayı. O yalıdan içeri tek bir adım atmaya kalkarlarsa..."

"Sakin ol kızım," dedi Hazım Bey, sesi bu kez çelik bir emir gibi keskinleşerek. "O yalı artık sadece Demir’in evi değil, bizim kalemizdir. Yarım saate kalmaz kapının önüne iki siyah minibüs yanaşacak. Başlarında bizzat benim yetiştirdiğim Sadık olacak. Ne o Cevdet’in ödlek korumalarına benzerler ne de laftan anlarlar. Bahçenin dört bir yanına çelik ağ örülecek. Sineğin kanat çırpışından haberimiz olacak."

"Gençler hiçbir şey bilmiyor dayı," dedi Handan fısıltıyla, gözleri tavana kayarak. "Tomris daha yeni güldü... Oğlumla, çocukluk arkadaşıyla ilk defa bu sabah nefes aldı. Onların dünyasını yıkamam."

"Bilmeyecekler," dedi Hazım Bey kesin bir dille. "Çocuklar gülecek, sen başlarını okşayacaksın. Ama o kapıya uzanan elleri kırmak da bizim boynumuzun borcudur. Sadık içeri girdiğinde ona arka kapının anahtarını ver, gerisini bana bırak. O yetimin tek bir teline zarar gelirse İstanbul’u yakarım."

Telefon kapandı.

Handan Hanım telefonu masaya bıraktığında ellerindeki titreme tamamen geçmişti. Korkunun yerini soğuk, hesapçı bir güç almıştı. Tam o sırada bahçe kapısındaki demir sürgülerin ağır gıcırtısı duyuldu; yalıya doğru yaklaşan siyah, zırhlı araçların motor sesleri rüzgârın uğultusuna karışıyordu. Fırtına artık sadece dışarıda değil, yalının tam kapısındaydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.