İçeriğe geç

HİSSİZ

Bölüm 3 · 2 dk okuma

HİSSİZ

Bölüm 3

Bölüm 3

Şehir ışıkları geride kaldıkça asfaltı saran zifiri karanlık, arabanın farlarıyla ancak birkaç metre öteye kadar yırtılabiliyordu. Dağ yolunun keskin kıvrımları başladığında radyoda çalan nostaljik melodi arabanın içindeki neşeyi ayakta tutmaya yetiyordu. Annesi Leyla Hanım ritim tutuyor, babası Demir Bey ise dikiz aynasından ara sıra arkaya bakıp gülümsüyordu.

"Biraz yavaş mı gitsen Demir?" dedi annesi, virajlardan biri sertçe dönülürken. "Sis bastırıyor."

"Merak etme sevgilim, bu yolu avucumun içi gibi bilirim," diye yanıtladı babası.

Tomris arka koltukta başını cama yaslamış, dışarıdaki çam ağaçlarının siluetlerini izliyordu. Telefonuna gelen bildirime baktı; Pamir, unuttuğu ajandanın çalışma masasında durduğunu yazmıştı. Tomris gayriihtiyari yine gözlerini devirdi, tam bir şeyler yazmak için parmaklarını ekranda gezdirecekti ki her şey saniyeler içinde altüst oldu.

Kör bir virajın hemen çıkışında, yolun tam ortasında farları kapalı, enlemesine duran siyah bir minibüs belirdi.

"Demir, dur!"

Leyla Hanım’ın çığlığı arabanın tavanında patladı. Demir Bey olanca gücüyle frene asıldı, lastiklerin ıslak asfaltta çıkardığı kulak tırmalayıcı çığlık gecenin sessizliğini parçaladı. Ancak tam durdukları anda, yol kenarındaki ağaçlık alandan yükselen iki uzun far doğrudan onların camına kilitlendi.

Kaza değildi bu. Bir tuzaktı.

Gecenin karanlığını yırtan ilk ses metalin metale çarpması değil, art arda patlayan kuru silah sesleri oldu.

"Yatın! Tomris, eğil!"

Babasının haykırışı henüz bitmemişti ki ön cam büyük bir gürültüyle tuzla buz oldu. Mermiler kaportayı delik deşik ederken Demir Bey arabayı geri vitese takmaya çalıştı, gaza yüklendi. Fakat arkadan hızla gelen başka bir zırhlı aracın şiddetli darbesiyle savruldular. Çarpmanın etkisiyle Tomris’in başı yan cama sertçe çarptı. Kulaklarında tiz, kesilmeyen bir uğultu başladı.

Gözlerini aralamaya çalıştı. Dünyası dönüyordu.

"Anne..." diye fısıldayabildi sadece. Ses çıkmıyordu boğazından.

Ön koltukta annesinin başı yana düşmüştü; ne bir hareket vardı ne de bir nefes. Babası direksiyona yığılmış, elleri cansızca vites kolundan aşağı sarkmıştı.

Dışarıdan gelen ayak sesleri arabanın etrafını sardı. Ağır, acele etmeyen adımlar... Kırılan camların üzerinde ezilen bot sesleri. Tomris hareket etmek, kapıyı açıp kaçmak istedi ama vücudu komut almıyordu. Özellikle belinden aşağısı... Korkunç bir ağırlık, ardından gelen mutlak bir hissizlik çökmüştü bacaklarına. Sanki bedeni ona ait değildi.

Siyah maskeli bir gölge parçalanmış arka camın önüne geldi. Soğuk bir namlu içeriye uzandı, ardından bir anlığına duraksadı. Tomris’in açık kalan, dehşet dolu gözleriyle gölgenin gözleri kesişti. Katil, tetiğe basmak yerine arabanın tavanına sert bir tekme savurdu, ardından boğuk bir ses fısıldadı:

"İş bitti. Çekilin, araba uçuruma yuvarlanacak."

Aracın arkasından gelen ikinci ve ölümcül darbe, arabayı yol kenarındaki çürük bariyerlere doğru fırlattı. Demir bariyerlerin yırtılma sesi, metalin bükülüşü ve arabanın dik yamaçtan aşağı taklalar atarak yuvarlanışı...

Cam kırıkları, içeri dolan toprak kokusu, babasının cansız elinin Tomris’in dizine çarpışı... Ve en son, göğsüne saplanan buz gibi bir soğukluk.

Her şey kararmadan hemen önce Tomris’in zihnine kazınan son şey; bacaklarını bir daha asla hissedemeyeceğini fısıldayan o derin, korkunç sessizlik oldu.

Bölüm sonu

1 yorum