İçeriğe geç

HİSSİZ

Bölüm 27 · 2 dk okuma

HİSSİZ

Bölüm 27

Bölüm 27

Kahvaltı masasında yükselen o neşeli uğultunun ardından Tomris, haftalardır kilitli kaldığı duvarların arasından sıyrılmak istedi. Bahçeye açılan geniş cam kapıların önünde joystick’i hafifçe oynatarak başını geriye attı.

"Beni dışarı çıkarın," dedi, sesindeki o canlı tınıyla. "Hastanenin o kireçli havasından sonra biraz gerçek toprak ve deniz kokusu almazsam çıldıracağım."

Pamir ve Uzay hiç ikiletmeden peşine takıldı. Geniş bahçenin taş döşeli yollarında ilerlerken güneş Boğaz’ın serin rüzgârıyla birleşiyor, Tomris’in açık bıraktığı kumral saçlarını savuruyordu. Tomris yüzünü gökyüzüne dönüp derin bir nefes aldı; günlerdir ilk kez ciğerlerine dolan havanın gerçekten temiz olduğunu hissediyordu. Pamir bir adım arkasında, adeta görünmez bir gölge gibi tekerleklerin geçtiği zemini kontrol ediyor; Uzay ise yolun kenarındaki çakıl taşlarını tekmeleyerek yürüyordu.

Fakat bahçedeki bu sakin tur Uzay’a yetmedi. Yaklaşık yirmi dakika sonra ellerini ceplerine sokup ofladı.

"Tamam, hava aldık, ciğerlerimiz bayram etti de... Yalı bahçesinde emekli albaylar gibi volta atmaktan içim şişti benim," dedi Uzay, yüzüne o bildik haylaz sırıtışını yayarak. "Aşağı, merkeze inelim. Sahilde bir tur atarız, waffle yeriz, Tomris’e doğru dürüst kahve ısmarlarım. Hatta arabayla şöyle sahil yolundan basar geçeriz, rüzgâr çarpar, kendimize geliriz."

Tomris önce kaşlarını çattı ama gözlerinde parlayan o macera kıvılcımını gizleyemedi. "Delirdin mi Uzay? Bu sandalyeyle merkezin kalabalığına nasıl gireceğim?"

"Ben taşırım gerekirse seni, sanki ton çekiyorsun," dedi Uzay umursamazca.

Pamir önce tereddüt etti; içindeki o huzursuzluk hissi bir anlığına göğsünü sıktı. Ama Tomris’in gözlerindeki o haftalar sonra ilk defa beliren dış dünya hevesini görünce itiraz edemedi. Üçü de üzerlerindeki o karanlık tehditten, kapıların ardında bekleyen namlulardan ve onları yok etmek isteyen o konsorsiyumdan tamamen habersizdi. Onlar için bu sadece gençliklerinin, eski günlerinin peşinden atılan küçük, masum bir adımdı.

"Tamam," dedi Pamir hafifçe gülümseyerek. "Ama fazla uzaklaşmayız, yorulursa hemen döneriz."

"Anlaştık!" diyen Uzay, garaja doğru yöneldi. Tomris de joystick’i ileri iterek geniş taş yoldan siyah SUV’un park edildiği alana doğru ilerlemeye başladı.

Fakat bahçenin köşesindeki yüksek çam ağaçlarının dibinde, koyu renk takım elbiseli, kulağında gizli kulaklık olan iri yarı bir adam kıpırdadı. Handan Hanım’ın sabah erkenden bizzat görevlendirdiği, Karadeniz’deki akrabalarından gelen en güvendiği adamlardan biriydi bu. Handan, "Çocukların ayağı bahçe kapısının dışına basmayacak, en ufak hareketlerinde bana geleceksin" diye kesin talimat vermişti.

Adam gençlerin arabaya doğru adımladığını, Uzay’ın uzaktan kumandayla bagajı açıp Tomris’i bindirmek için hazırlandığını gördüğü an elini hızla ceketinin içine attı. Telefonu çıkarıp doğrudan Handan Hanım’ın özel hattını tuşladı.

Telefon daha ilk çalışta açıldı.

"Söyle Murat," dedi Handan Hanım, sesi diken üstündeydi.

"Handan Hanım, gençler arabaya doğru yöneldi," dedi adam fısıltılı ve aceleci bir sesle. "Uzay Bey arabanın kapılarını açtı, küçük hanımı arabaya alıyorlar. Yalıdan çıkıp merkeze inme niyetindeler."

Hattın diğer ucunda Handan Hanım’ın nefesi bir anda kesildi. "Durdurun onları! Murat, ne yap et o kapıdan tek bir tekerlek bile dışarı çıkmasın, hemen geliyorum!"

Bölüm sonu

1 yorum