İçeriğe geç

HİSSİZ

Bölüm 24 · 3 dk okuma

HİSSİZ

Bölüm 24

Bölüm 24

Odanın içindeki boğucu keder, Tomris’in derin ve düzenli nefesleriyle yerini haftalardır ilk defa gerçek bir sükûnete bırakmıştı. Kirpikleri hafifçe titreşiyor, göğsü sakin bir ritimle inip kalkıyordu.

Yatağın iki yanına bacaklarını uzatmış oturan Uzay ve Pamir, bir süre sadece Tomris’in o huzurlu çehresini izlediler. Yüzündeki o kaskatı acı nihayet çözülmüştü.

Tam o sırada, odadaki loş lambanın altında ikisi de aynı anda başını kaldırdı.

Gözleri havada çarpıştı.

O an zaman bir saniyeliğine dondu. Aralarında hastane koridorlarında başlayan, kahve bardaklarının buharında mayalanan o tarif edilemez sıcaklık, aralarındaki birkaç santimlik boşluğu elektrikle doldurdu. Uzay’ın gözlerindeki o kırılgan ciddiyet, Pamir’in gözlerindeki bastırılmış arzuyla birbirine karıştı. Nefesleri kesilir gibi oldu.

Fakat bu çekim ikisini de aynı anda korkuttu. Birbirlerinin hayatındaki yerlerini, çocukluklarından beri aralarında duran o görünmez engelleri ve hepsinden öte, şu an yatakta uzanan Tomris’in ortasında böyle bir hissin yeşermesinin "yanlışlığını" ikisi de derinden hissetti. Bu tehlikeli bir sınırdı.

İlk toparlanan Pamir oldu; hemen gözlerini kaçırıp boğazını temizledi. Uzay da hızlıca önüne dönüp parmaklarıyla yatak örtüsünü düzeltti. İkisi de bu sessiz yüzleşmenin ardından tek bir kelime bile etmeden yavaşça yatağa uzandılar. Tomris’in bir yanında Uzay, diğer yanında Pamir... İki yaralı genç adam, onun iki yanına birer siper gibi uzanıp dakikalar içinde günlerin uykusuzluğunu üzerlerinden atarak derin bir uykuya daldılar.

Tomris uykunun en tatlı evresindeydi ama iki yanındaki yatağın hafifçe çöktüğünü, o tanıdık ve güvenli kokuların etrafını sardığını hissetti.

Gözlerini açmadı. Dudaklarının kenarı karanlığın içinde belli belirsiz, tatlı bir tebessümle yeniden kıvrıldı. Yalnız değildi. İlk defa kendini güvende hissederek uykusuna devam etti.

Alt katta ise evin koridorları buz gibi bir fırtınanın eşiğindeydi.

Handan Hanım banyodan çıktıktan sonra elinde sıcak bir fincan çayla çalışma odasına indi fakat oda boştu. Salona, mutfağa, kış bahçesine baktı; Cevdet hiçbir yerde yoktu. İçini kemiren o tedirginlikle en alt kattaki eski kütüphaneye yöneldi. Kapının altından sızan cılız ışığı görünce adımlarını hızlandırdı.

Kapıyı çalmadan içeri girdiğinde gördüğü manzara kanını dondurdu.

Cevdet masanın başında, küllükte biriken izmaritlerin ortasında, elleriyle yüzünü kapatmış tir tir titriyordu. Masadaki özel telefonun ekranında ise "Arama Sonlandı" yazıyordu.

"Cevdet?" dedi Handan, sesi bir anda kısılarak. "Ne oluyor burada? Bu halin ne?"

Cevdet irkilerek başını kaldırdı. Yüzü kireç gibiydi, göz altları çökmüştü. Artık saklayacak gücü kalmamıştı; içindeki zehri tek başına taşıyamıyordu. Titreyen elleriyle masanın üzerindeki gizli dosyayı karısının önüne itti.

"Bizi izliyorlar Handan..." dedi Cevdet, sesi yırtılır gibi bir fısıltıyla çıkarak. "Demir’i... Demir’i ve kardeşini ben öldürtmedim. Ama kimin yaptığını biliyorum. Ve o arabadan Tomris’in sağ çıkmasını affetmeyecekler."

Handan duyduklarıyla sendeledi, masanın kenarına tutundu. "Sen... sen ne saçmalıyorsun? Kaza değil miydi o?!"

"Değildi!" diye haykırdı Cevdet, sesini alçak tutmaya çalışarak ağlamaklı bir öfkeyle. "Holdingin altındaki o karanlık konsorsiyum... Demir onların liman hatlarını polise vermeye kalktı. İstedikleri her şeyi devrediyorum, Tomris’e ve bu eve dokunmasınlar diye şirket hisselerini ayaklarının altına seriyorum ama yetmiyor! Kızın yaşadığını biliyorlar Handan, onu bitirmek istiyorlar!"

Handan’ın gözlerinden birkaç saniye önce sildiği o yaşlar yerini korkunç bir öfkeye ve çelikten bir soğukluğa bıraktı. Kocasının yakasına yapışmadı; aksine, duyduğu dehşetin ortasında omuzları dimdik oldu.

Cevdet’in unuttuğu, gözden kaçırdığı bir gerçek vardı. Handan sadece bir holding gelini değildi; arkasında eski köklü, adı anıldığında yer altındaki en karanlık isimlerin bile durup düşündüğü, Karadeniz ve İstanbul hattını elinde tutan o güçlü baba tarafı vardı. Yıllardır o aile bağlarından uzak durmuş, sosyetenin zarif kadını rolünü oynamıştı ama iş kardeşinin yetimine ve oğluna geldiğinde o asil damarlarındaki kan alev almıştı.

"Demek öyle..." dedi Handan, sesi o kadar sert ve buz gibi çıktı ki Cevdet başını kaldırıp şaşkınlıkla karısına baktı.

Handan masaya eğildi, kocasının gözlerinin içine baktı:

"Bundan sonra bana hiçbir şeyi yalan söylemeyeceksin Cevdet. Korkak gibi köşeye çekilip onların önüne pay atmayı da bırakacaksın. Karı koca bu evin kapısında etten duvar olacağız."

Cevdet yutkundu. "Handan, onlar çok güçlü—"

"Benim babamın kim olduğunu unuttun galiba Cevdet!" diye kesti Handan sözünü; gözlerinde ölümcül bir kararlılık parlıyordu. "Sabah ilk iş dayımları ve amcamı arayacağım. O yalıya, o bahçeye tek bir sinek bile yaklaştırılmayacak. Yeğenime bir daha dokunmaya kalkan kim varsa... Kardeşimin kanında boğarım onları."

Handan masadaki telefonu aldı, kocasının titreyen elini sıktı. O gece, yalıda sadece yaralı çocuklar birbirine sığınmamıştı; evin efendileri de yaklaşan o büyük kanlı savaşa karşı ilk kez tek bir zırh gibi birleşmişti.

Bölüm sonu

1 yorum