Handan Hanım ve Cevdet Bey, ellerinde Tomris’in taburcu evrakları ve temiz kıyafetleriyle hastane odasına geldiklerinde içeride alışılmadık bir telaş vardı. Tomris her zamanki gibi sessizliğini koruyordu ama gözlerindeki o donukluk bir nebze olsun kırılmıştı. Teyzesi saçlarını tarayıp üzerini değiştirirken, Uzay ile Pamir ortalıkta görünmüyordu. İkisi, "Önden gidip eve birkaç hazırlık yapacağız" bahanesiyle bir iki saat önce hastaneden adeta kaçarcasına ayrılmışlardı.
Gerçek plan ise bambaşkaydı.
Yalıya nefes nefese varan Uzay ve Pamir, Tomris’in odasını canlandırmak için kucak dolusu süsle üst kata fırlamıştı. Rengarenk harflerden oluşan kocaman bir "HOŞ GELDİN TOMRİS" pankartı, tüller, led ışıklar ve küçük süs flamaları... Odanın o soğuk, hastane odasını andıran kasvetli havasını dağıtmak için ellerinden geleni yapıyorlardı.
Yazı duvara asılmış, ışıklar yerleştirilmişti; ta ki tavanın köşesine asılacak o devasa simli süs dalgasına kadar.
"Saçmalama Pamir, camın tam karşısına gelmeli ki içeri girer girmez gözüne çarpsın!" dedi Uzay, sandalyenin üzerinde dengede durmaya çalışarak.
"Gözüne çarpmasın diye uğraşıyoruz zaten Uzay!" diye itiraz etti Pamir, elindeki parlak şeritleri çekiştirerek. "Tomris abartıdan nefret eder, bilmiyor musun? Kitaplığın hemen üstüne, o köşeye asarsak hem zarif durur hem onu boğmaz."
"Kızın en sevdiği şey benim zevkim bir kere, ne anlarsın sen dekordan?"
"Senin zevkin mi? Çocukken odanın duvarlarına sprey boyayla araba çizdiğin için babandan yediğin fırçaları unuttun galiba!"
"Bana bak, çek şu ipi o tarafa!"
"Asıl sen bırak!"
İkisi de ipin iki ucundan çekiştirirken sandalye hafifçe yalpaladı. Uzay dengesini kaybedip öne doğru savrulurken can havliyle Pamir’in koluna yapıştı. Pamir onun ağırlığıyla sendeledi; parlak simli şeritler, yapışkanlı tüller ve fenerler ikisinin de etrafına dolandı. Bir saniye sonra, koca bir gürültüyle halının üzerine boylu boyunca yuvarlandılar.
Uzay’ın ayağına dolanan led ışıklar Pamir’in boynuna sarılmış, simli kurdeleler ikisini adeta birbirine paketlemişti. Pamir, Uzay’ın göğsüne düşmüş, saçlarına dökülen parlak konfetilerle ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
"Aferin," dedi Pamir homurdanarak, nefes nefese. "Çok güzel astın süsü."
"Sen çekmeseydin şu an tavanımız Paris’ti," diye karşılık verdi Uzay, kafasına dolanan kurdeleyi üfleyerek açmaya çalışırken.
Tam o saniyelerde aşağıda dış kapı açılmış, ardından asansörün mekanik sesi üst katta yankılanmıştı.
Tomris, teyzesinin ve eniştesinin arkasından gelmesine izin vermeden, elektrikli sandalyesinin joystick’ini ileri iterek koridorda tek başına ilerlemişti. Yüzünde yine o bildik, dünyadan soyutlanmış, dilsiz maskesi vardı. Tek istediği odasına girip kapıyı kapatmak ve biraz olsun yalnız kalmaktı.
Odasının kapısını araladı. İçeri bir adım attı.
Ve olduğu yerde donup kaldı.
Halıda, bir hediye paketi gibi birbirine dolanmış, kafalarında rengarenk simler, boyunlarında fener telleriyle birbirinin üzerine yığılmış iki adam... Pamir ve Uzay, kapının açılmasıyla aynı anda kafalarını kaldırıp yerden, suçüstü yakalanmış iki kedi gibi Tomris’e baktılar. İkisinin de yüzünde öyle şaşkın, öyle biçare bir ifade vardı ki, durumun saçmalığı odadaki bütün havayı bir anda değiştirdi.
Bir saniye... İki saniye...
Tomris’in gözleri ardına kadar açıldı. Gözlerini devirmeye çalıştı ama dudakları titredi. Göğsünden önce boğuk bir kıkırtı koptu.
Ardından... Günlerdir, haftalardır, o korkunç kazadan bu yana ilk defa; Tomris başını geriye atarak bütün odayı, koridoru ve hatta alt katı bile inleten, doya doya, sıcacık ve dolu dolu bir kahkaha patlattı.
Gülüşü o kadar duru, o kadar içtendi ki gözlerinden dökülenler bu kez kederden değil, saf bir neşedendi.
Merdiven başından ve kapı ağzından onları izleyen Handan Hanım eliyle ağzını kapatıp gözyaşlarına boğuldu; Cevdet Bey şaşkınlıkla gülümsedi. Evdeki hizmetliler birbirine bakıp derin bir nefes aldı. Yerde birbirine dolanmış halde kalan Uzay ve Pamir ise önce birbirlerine, sonra Tomris’in o parlayan, kahkahalarla sarsılan yüzüne baktılar.
Kaza her şeylerini almış olabilirdi; ama o odada, yere saçılan simlerin ve kahkahanın ortasında, hayat ilk kez geriye doğru akmaya başlamıştı.