Kapının açılma sesi ve içeri giren nöbetçi doktorun tok adımları odadaki o derin sabah sessizliğini yardı.
Koltukta şakak şakağa vermiş uyuyan iki genç, metal kapı kolunun çıkardığı o hafif mekanik sesle aynı anda irkildi. Pamir gözlerini kırpıştırarak doğrulmaya çalışırken, omzundaki ağırlığın aniden çekilmesiyle Uzay da boynundaki tutulmanın getirdiği sızıyla elini ensesine attı. İkisi de henüz tam açılamamış, uykunun mahmurluğuyla ne olduğunu anlamaya çalışan sersem bakışlarını kapıdaki beyaz önlüklü doktora çevirdi.
Doktoru görür görmez, günlerdir hastane koridorlarında refleks haline getirdikleri o teyakkuz hali devreye girdi. Yay gibi fırlayarak ayağa kalktılar.
"Bir şey mi oldu hocam?!" diye atıldı Uzay panikle, tişörtünü düzeltmeye bile vakit bulamadan.
"Tomris kötüleşti mi?" dedi Pamir, sesi telaşla kısılmış bir halde.
Doktor hafifçe gülümsedi, başıyla yatağı işaret etti. "Sakin olun gençler, asıl kendiniz bakın."
İkisi de aynı anda başlarını yatağa doğru çevirdi. Tomris... Gözleri açıktı. Yastığa gömülü solgun yüzünde, haftalardır görmedikleri o berrak pırıltıyla doğrudan onlara bakıyordu. Üstelik dudaklarının kenarında, bu iki sersefil gencin panik haline hafifçe eğlenen incecik bir kıvrım vardı.
O an, odadaki doktor, hemşire, duvarlar, yaşanan bütün felaketler bir anda buharlaştı.
Uzay’ın yüzünde çocuksu, dizginlenemez bir aydınlanma patladı. "Uyandı!" diye bağırdı. Pamir’e doğru bir adım atıp onu kollarından tuttu, Pamir de sevinçle can havliyle Uzay’a sarıldı. İki genç adam günlerin, haftaların biriken bütün o zehirli korkusunu, yasını ve acısını tek bir saniyede boşaltırcasına birbirine kenetlenip odanın ortasında çocuk gibi zıplamaya başladılar.
"Uyandı oğlum, gözlerini açtı!" diye haykırıyordu Uzay, Pamir’in sırtını yumruklayarak.
Pamir de onu daha sıkı kavrayıp kahkahalarla göğsüne bastırıyordu. Aralarındaki o eski sınıf duvarları, çekinceler, mezarlıkta dökülen çamurlu gözyaşları; hepsi bu kontrolsüz sevinç dalgasında birbirine karışmıştı. İkisi de kollarını birbirinden çekmeyi akıl edemeden, nefes nefese dönüp duruyordu.
"Öhöm... Beyler!"
Doktorun boğazını abartılı bir ciddiyetle temizleyen o tok sesi, odanın havasını bir anda kesti.
İki genç sanki suçüstü yakalanmış gibi aynı anda dondu. Birbirlerine nasıl kenetlendiklerini, doktorun ve arkasındaki hemşirenin dudaklarını ısırarak gülmemeye çalıştığı o manzarayı tam o saniyede fark ettiler.
Uzay, elektrik çarpmış gibi kollarını hızla Pamir’den çekti; ellerini hemen ceplerine sokup boğazını temizleyerek tavana baktı. Pamir ise anında kıpkırmızı kesilerek iki adım geri çekildi, üstündeki buruşmuş gömleğin yakasını düzeltiyormuş gibi yaptı. İkisi de utançtan birbirinin yüzüne bakamıyor, nereye kaçacaklarını bilemiyordu.
O sırada yatakta hafif bir nefes sesi duyuldu.
Tomris, karşısında kızaran Pamir’e ve tavandaki lambayı inceliyormuş gibi yapan havalı kuzenine baktı. Yüzündeki o nadir tebessüm bir anlığına yerini aldı; ardından sanki bu iki delinin saçmalıklarına bir ömür katlanmak zorundaymış gibi, başını yavaşça diğer yana çevirip gözlerini devirdi.
Ama bu kez o göz devirme bir kalkan değil, "Sizi aptallar..." diyen sıcacık, yaşayan bir teslimiyetti.