Odanın kapısı hafif bir tıkırtıyla aralandı, sabah kontrolü için gelen nöbetçi hemşire sessiz adımlarla içeri süzüldü.
Elindeki panoyla içeri girdiğinde ilk gözü koltuklarda birbirine sokulmuş iki gence, ardından yatakta gözlerini aralamış olan Tomris’e kaydı. Tomris’in yüzünde günlerdir asılı duran o buz gibi, taşlaşmış kederin yerini alan o belirsiz, incecik tebessümü fark ettiği an hemşirenin yüzünde de yumuşacık, içten bir tebessüm belirdi. Hastane koridorlarında nadiren rastlanan o saf umut anlarından biriydi bu.
Hemşire parmak ucunda yatağın kenarına yaklaştı. Serum askısını, tansiyon aletini ve nabız monitörünü kontrol ederken hareketleri olağanüstü bir dikkat içeriyordu. Yandaki koltuklarda derin uykuda olan iki genci uyandırmamak için adeta nefesini bile tutuyordu.
Tansiyon manşonunu Tomris’in koluna sararken eğildi, gözlerinin içi gülerek fısıldadı:
"Günaydın güzel kız... Sonunda gözlerini açtın."
Tomris hafifçe yutkundu. Boğazı hâlâ kuruydu ama bakışları kaçmıyordu; hemşirenin gözlerine odaklanmıştı.
Hemşire stetoskopunu çıkarıp Tomris’in göğsüne koyarken, başıyla hemen yanı başlarında kafa kafaya vermiş uyuyan Uzay ile Pamir’i işaret etti. Sesi odayı saran sabah sessizliğinde ılık bir esinti gibiydi:
"Şu ikisine bir bak... Mezarlıktan geldiğinden beri tek bir saniye bile ayrılmadılar buradan. Bütün gece kapıda beklediler, koridorda nöbet tuttular, sonunda dayanamayıp burada sızdılar. Biri bile eve gitmeyi, bir saat olsun sırtını yatağa koymayı kabul etmedi. Nefes alışını bile birlikte saydılar inan bana."
Tomris’in gözleri yavaşça yeniden o iki yüze kaydı. Hemşirenin fısıldadığı her kelime, göğsündeki o buz dağının altına kor gibi bir sıcaklık bıraktı. İçindeki o bıkkın, acı dolu savunma kalkanı bir anlığına tamamen dağıldı. Kendisine acıyan koca bir kalabalık vardı belki dışarıda ama tam burada, başucunda onun için tükenmeyi göze alan iki gerçek kalp atıyordu.
Hemşire ölçümleri not edip üzerindeki örtüyü düzeltti. Tomris’in saçlarını şefkatle okşayıp gülümsedi.
"Değerlerin gayet iyi toparlanıyor. Ben şimdi doktora uyandığını haber vereyim, hemen geliriz."
Hemşire aynı sessizlikle kapıya doğru yürüdü. Kapıyı arkasından çekerken çıkardığı o hafif "tık" sesi, odadaki o kırılgan büyüyü bozmadı; Tomris’i, sabah ışıkları altında kafa kafaya vermiş iki gencin nefes sesleriyle baş başa bıraktı.