İçeriğe geç

HİSSİZ

Bölüm 17 · 2 dk okuma

HİSSİZ

Bölüm 17

Bölüm 17

Gecenin bir yarısı hastane odasının kapısı usulca aralanmış, Handan Hanım içeri süzülmüştü. Üzerindeki siyah matem şalına sarınmış, nemli gözleriyle bir süre yeğeninin solgun yüzünü, ardından koltuklarda yan yana duran iki genci izlemişti. Tomris’in serumunu, nefes alışını kontrol edip üzerindeki pikeyi düzelttikten sonra, içerideki bu kırılgan sükûneti bozmaktan korkarcasına geldiği gibi sessizce çıkıp gitmişti.

Gecenin ayazı yerini sabaha karşı odanın içine sızan o tatlı, kül rengi aydınlığa bırakırken, yorgunluk iki gencin de direncini tamamen kırmıştı.

Aralarında saatlerce süren o fısıltılı konuşmalar, paylaşılan kahveler ve birbirlerine kaçamak bakışlarla dokunan eller nihayetinde derin bir uykuya teslim olmuştu. İki tekli koltuk birbirine o kadar sokulmuştu ki, Uzay ve Pamir başlarını birbirine doğru eğmiş, şakak şakağa vermiş bir halde uyuyakalmışlardı. Uzay’ın bir eli koltuğun kenarından sarkarken, diğer kolu istemsizce Pamir’in koltuğunun kenarına doğru uzanmıştı; Pamir’in başı ise hafifçe Uzay’ın omzunun hemen ucuna doğru düşmüştü. Çocukluklarından beri yan yana gelmeye bile tahammül edemeyen o iki zıt kutup, şimdi aynı kederin ve aynı yorgunluğun koynunda tek bir nefes gibi uyuyordu.

O sırada yatakta hafif bir kıpırtı oldu.

Tomris, zihnini saatlerdir uyuşturan o ağır sakinleştirici sisinin dağılmaya başladığını hissetti. Kirpikleri titreşti; boğazındaki kuruluk ve şakaklarındaki zonklama onu yavaşça gerçek dünyaya doğru çekti.

Gözlerini araladı. İlk anda nerede olduğunu, neden burada yattığını hatırlamaya çalıştı; mezarlıktaki o çamur, feryatları ve bacaklarındaki o kahredici boşluk hafızasına bir hançer gibi saplanmak üzereydi ki bakışları yatağının hemen yanı başına takıldı.

Gördüğü manzara, zihnindeki bütün karanlık bulutları bir saniyeliğine dağıtmaya yetti.

Karşısında; birbirinin canına okumaktan başka hiçbir ortak noktası olmayan, çocukluğu boyunca evin bahçesini birbirine katan, bir araya geldiklerinde dünyayı yangın yerine çeviren kuzeni Uzay ile çocukluk arkadaşı Pamir vardı. Kafa kafaya vermişlerdi. Öyle savunmasız, öyle masum ve birbirlerine öyle sığınmış gibi duruyorlardı ki dışarıdaki fırtınadan bihaber gibiydiler.

Tomris önce inanamayarak baktı. Ardından, günlerdir taş kesilen, dünyaya karşı kilitlenen o mermer gibi yüzünde akıl almaz bir değişim başladı.

Kazadan, o karanlık geceden ve anne babasını kaybettiği o kabustan bu yana ilk defa... Tomris’in kaskatı kesilmiş dudakları yavaşça, acının ve kimsesizliğin ortasında incecik bir ışık gibi hafifçe yukarı doğru kıvrıldı. İçten, sıcacık ve sahici bir tebessüm yüzüne yayıldı.

Bu tebessüm belki acılarını silmiyordu ama bu cehennemin ortasında gerçekten yalnız olmadığını ona ilk kez hissettiriyordu.

Bölüm sonu

1 yorum