Günün ilk ışıkları tül perdelerin arasından süzülüp odanın zeminine vurduğunda, Tomris bütün geceyi sandalyenin üzerinde, aynı noktada tüketmişti. Gözlerini bir saniye bile kırpmamıştı. Açık teninde mor bir gölge gibi beliren göz altları şişmiş, bakışlarındaki donukluk daha da derinleşmişti. Yorgunluktan boynu hafifçe yana düşse de dik durma çabasından vazgeçmemişti.
Kapı hafifçe tıklandı, ardından sessizce aralandı. İçeri giren Pamir’di.
Üzerinde henüz ütülenmemiş siyah gömleğiyle odaya adım attığında, bakışları doğrudan cam kenarındaki siluete kilitlendi. Tomris’in kaskatı kesilmiş bedenini, dokunulmamış su bardağını ve o şişmiş, uykusuz göz altlarını gördüğü an Pamir’in adımları tereddütle yavaşladı. Göğsündeki taze kurşun yarasının sızısı, kalbine oturan o ağır kederin yanında hafif kalıyordu. Yüzündeki acı o kadar çıplak, o kadar sahiciydi ki içeri dolan sabah rüzgârı bile bu kederi dağıtmaya yetmezdi.
Ağır adımlarla sandalyenin yanına yaklaştı. Dizlerinin bağı çözülmüş gibi Tomris’in tam önüne, halının üzerine çöktü.
"Bütün gece uyumadın değil mi?" diye fısıldadı Pamir. Sesi çatallanmıştı, elleri istemsizce Tomris’in soğuktan buz kesmiş parmaklarına doğru uzandı ama ona dokunmaya cesaret edemeyip havada kaldı. Gözleri Tomris’in yüzündeki her bir yorgun çizgiyi acıyla tarıyordu. "Kendine bunu yapma Tomris... Yalvarırım yapma."
Tomris, karşısında diz çöken bu çocuğa baktı. Pamir’in gözlerindeki o saf üzüntünün, o kahroluşun samimiyetinden en ufak bir şüphesi yoktu. O, bu evdeki yapmacık akrabalar gibi sahte gözyaşları dökmüyordu; Demir Bey’in ekmeğiyle büyümüş, Tomris’le aynı bahçede düşüp dizlerini kanatmıştı. Acısı gerçekti, canı gerçekten yanıyordu.
Ama Tomris için en dayanılmaz olan da buydu.
Kendisine acınması, karşısında birilerinin diz çöküp ona çaresiz bir kurban gibi bakması göğsünü sıkıştırıyordu. Çenesini sıktı. Pamir’in havada kalan eline bakıp başını sertçe diğer tarafa çevirdi ve o artık tanıdık olan, bıkkın göz devirmesiyle karşılık verdi. Bu hareket bir öfke patlaması değil; "Bana acıma, karşımda eğilme" diye haykıran sessiz bir kalkandı.
Pamir derin bir nefes alıp başını öne eğdi. Tomris’in bu tavrını ezbere biliyordu ama bugün, o kalkanın bile taşıyamayacağı kadar ağır bir gündü.
Dışarıdan siyah araçların motor sesleri, koridordan ise Handan Hanım’ın ağlamaklı fısıltıları yükselmeye başladı.
Bugün o gündü. Demir ve Leyla’nın toprağa verileceği, kaçmak istedikleri o karanlık vedanın tam ortasına sürüklenecekleri cenaze günüydü. Hayatının en büyük kabusu, birazdan bu evin kapısından dışarı çıktıkları an başlayacaktı.