İçeriğe geç

HİS

Bölüm 9 · 19 dk okuma

HİS

Bölüm 9

Yardım

"Eğer bu intikamı yapacaksak, hemen yapalım! Daha fazla bunlara katlanamıyorum!"

İntikam... Feride...

Feride kimden intikam almak isteyebilirdi ki? Ardından aklına parkta yaşananlar geldi. Asrın'ın, Feride'nin telefonu ile onu tehdit edişi... Taşlar yerine yavaş yavaş oturmaya başlamıştı. Telefon elinden kayıp yere düşerken, zihninde milyonlarca düşünce geziniyordu. Feride, çocukluk arkadaşı, aile dostu... Ona ihanet etmişti.

Telefonun yere düşüşünün ardından Feride hızlıca arkasını dönmüş, ve Mihri'yi görmüştü. Gözleri korkuyla açılırken, Mihri'ye doğru adım attı.

"Mihri?"

Feride yüzündeki dehşet dolu ifade ile Mihri'nin kolunu tuttu. Kızın yanlış anlamış olmasından korkuyordu.

Mihri elini sert bir şekilde çekip geriye doğru adımladı. Feride'ye çok güveniyordu fakat güveninin böylesine suistimal edilebileceğini nereden bilebilirdi?

"Mihri, ne oluyor canım? İyi misin."

Mihri sinirle kaşlarını çattı. Feride hiçbir şey olmamış gibi gülümsemiş, Mihri'yle konuşmuştu.

"Ne mi oluyor? Sen benden daha iyi biliyorsun Feride. Asrın'la bir olup-"

"Evet Asrın'la birlikte planladık."

Mihri beyninden vurulmuşçasına duraklamıştı. İtiraz etmeyecek miydi? Bu çirkin oyunlarını, böylesine başları dik bir şekilde mi itiraf edeceklerdi...

"Asrın'la birlikte Sevim'den intikam almak için bir şeyler planladık. Sevim'im sana oynadığı oyunu Asrın bana anlattı . Bu olayı sizden habersiz çözecektik ama işte sen duydun şimdi. Bu kadar sinirlenebileceğini bilseydi-"

"Dur." dedi Mihri kalbi göğüs kafesine baskı uygulamaya başlarken. Nefesi sıklaşmış, kafası bulanmıştı.

"Sen, intikam derken Sevim'i mi kastediyordun?"

"Evet. Başka kim olacak?" dedi Feride kaşlarını çatıp şüpheyle Mihri'ye bakarken. Mihri bir an Feride'yi böyle bir şeyle suçladığı için kendini kötü hissetti. Ya kendini tutamayıp, ağzına geleni Feride'ye söyleseydi, ne yapacaktı? Fakat daha sonra, Feride'ye inanmadığını fark etti. Asrın onu öyle bir çıkmaza sürüklemişti ki, Feride'ye artık güvenemiyordu. Hatta son zamanlarda Feride'den uzak durduğunu fark etti. Feride, bunu hak ediyor muydu?

"Mihri, ne oldu canım? Hasta gibisin."

Mihri ona uzanan eli bir an sert bir şekilde geri püskürttü. Feride, Mihri'ye garip bakışlar atarken Mihri arkasını dönmüş hızlıca çadırlarına doğru koşmuştu. Feride'yi görmek istemiyordu. Onu gördükçe aklına kuzeni, Asrın geliyordu. Ve Asrın aklına bir girdi mi, kendini derin bir çıkmazda buluyordu. Asrın şimdiye kadar, tanımakta zorlandığı hatta tanıyamadığı ilk kişiydi. Çünkü Mihri, aslında insan sarrafı gibi bir şeydi. İnsanları ilk görüşte okuyabiliyordu. Ama Asrın, sanki bilerek gizliyordu kendini, Mihri okuyamasın diye...

Sonra hastalığı geliyordu aklına, söylediği her yalanın başka yalanları doğurduğu... Arkadaşlarından gizlediği hastalığın vicdan azabı, ailesinden uzaklaşmanın yalnızlığı... Hepsi kocaman bir taş olmuş da, sırtına bırakılmıştı sanki. Tüm bu ağır yüklerin altından nasıl kalkabilecekti, bilmiyordu.

***

Sabah olduğunda tüm tayfa, kızların çoğunun gözleri az uyumaktan şişmiş bir vaziyette çardakta oturuyorlardı. Mihri önündeki kağıt tabletin içindeki kahvaltıya neredeyse hiç dokunmamış, elindeki çatalla zeytinleri itip duruyordu. Tuğba ve Nur dalgın bir biçimde, yüzlerindeki garip tebessüm ile yarım saattir tabletin boş kısmına çatal batırıp duruyorlardı. Akın hızlı hızlı kahvaltısını yapıyor, Murat ise yüzünü buruşturarak, dalgın iki kıza bakıyordu. Zeytin'i ağzına götürüyordu ki çatalı sert bir şekilde masaya bıraktı. Bakışlar ona dönmüştü. Murat, Tuğba ve Nur'un ellerinde duran çatalları alıp geri yerine oturdu.

"Tabak lezzetli mi?" dedi Murat. Nur çattığı kaşlarıyla Murat'a baktı."Ne saçmalıyorsun be Kıvırcık." dedi sitemli bir şekilde. Ardından gözü, kağıt tabletinde ki çatal izlerine kaydı. Resmen çatalla, tableti parçalara ayırmıştı. Ardından Tuğba'nın tabletine bakınca, onun da aynı durumda olduğunu gördü.

Akın tabaklara bakınca gülmeden duramamıştı. Nur çattığı kaşlarıyla ona döndüğünde kıkırdamasını hemen durdurdu. Tuğba masanın ortasından başka bir çatal almış, dalgın bir şekilde bu seferde tabağın diğer bir alanını deşmeye başlamıştı. Nur, Murat'ın söylediklerini kâle almayarak çayını içmeye başladı. Bir yandan uzaktan görünen göle bakıyor, gülümsüyordu. Dün yaşananları, bir ömür geçse unutamazdı sanki. Dün hayallerinden biri gerçekleşmişti, hayali ne kadar uçuk olsa da, onu imkânlı kılan birisi vardı artık. Nur, Oğuzhan'a karşı farklı hislerinin doğduğunu fark edebiliyordu artık.

Tuğba nedensiz bir şekilde hem mutluydu, hem de üzüntülü. Ceyhun'un ne gibi dertlerinin olabileceği, aklının bir köşesinde dolanıp duruyordu. Öğrenmeden, bu derdi çözmeden rahatlayamazdı sanki. Çatalı bırakıp, arkasına yaslandı.

"Eh! O zaman toparlanın gençler. Bugün yine bir etkinlik var. Kahvaltınızı bitirdiyseniz alana dönelim."

"Ne etkinliği?" dedi Mihri heyecanla Akın'a dönerken. Kafasını dağıtabileceği bir etkinlik fikri hoşuna gitmişti.

"Yarışma gibi bir şeymiş. Ben de tam bilmiyorum. Alana geçelim öğreniriz, hadi!" Akın masadaki tabletleri üst üste koyup, çöp torbasına doğru ilerlerken tayfa da yavaş yavaş kalkıyordu. Kızlar önden ilerlemeye başladıklarında Akın ve Murat da arkalarından ilerliyordu.

Oyun alanına vardıklarından farklı kişiler ile karşılaşmışlardı. Mihri daha sonra bu kişilerin, beta takımı olduğunu fark etti. Büyük ihtimal bugünki yarışma alfa ve beta takımı arasında olacaktı. Alfa takımına kırmızı bandanalar, beta takımına ise mavi bandanalar verilmişti. Kızlar bandanaları bileklerine takmış, Akın cebine koymuş, Murat ise garip bir şekilde kıvırcık kafasına takmıştı.

Alfa takımının kamp görevlisi ortaya geçince, bakışlar ona döndü.

"Yine mi bu ya. Hiç sevmiyorum bu adamı."

Uzun boylu ve yapılı kamp görevlisi sinirli bir şekilde Murat'a baktı. Akın burnundan soluyarak Murat'a bakmıştı. Murat yine daha oyun başlamadan görevlileri kızdıracak bir şey bulmuştu.

Akın Murat'a susması için bir işaret yapıp, kamp görevlisine özür anlamında bir işaret yaptı. Görevli öldürücü bakışlarını tayfadan çekip konuşmaya başladı.

"Gençler! Öncelikle oyunun amacından, daha sonrada ekipmanlardan bahsedeyim. Oyunun amacı sizlerin doğada karşılaştığınız zorlukları nasıl yenebileceğinizle ilgili. Üçer kişilik gruplar farklı yönlere doğru ayrılacak ve geceyi geçirecek güvenli bir alan bulacaklar. Pes eden kişiler kamp alanına geri dönebilir fakat oyunu kaybetmiş olurlar. Sona kalan, en uzun süre dayanan grup ise hangi takımdaysa o takım kazanmış olur. Hem kazanan kişilere, hem kazanan gruba ödül verilir. Ekipmanlar şurada bulunan malzemeler. Çantanıza istediğiniz kadar alabilirsiniz. Çadır, ateş yakmak için gerekli malzemeler ve yiyecek gibi malzemeler var. Sorusu olan?"

Mihri hayal kırıklığıyla taşın üzerine oturdu. Bu oyun ona korkutucu ve sıkıcı gelmişti. Kamp alanının dışında bir gece geçirmek, o kadar da zor bir iş değildi sonuçta.

Diğerleri ise oyunu güzel bulmuştu. Fakat tek sorunları vardı, dörder kişilik gruplara nasıl ayrılacaklardı?

"Biz, Mihri, Tuğba ve Feride olarak dörder kişilik takımı oluştururuz." dedi Nur.

"Ben Murat'la takım olurum, geriye 2 kişi kaldı." dedi Akın etrafa bakınırken. Ardından gözü, ileride Oğuzhan ile konuşan Ceyhun'a takıldı. Elini kaldırıp buraya gelmeleri için işaret yaptı.

"Gençler bizim takıma gelmek ister misiniz?" dedi yanlarına gelen Oğuzhan ve Ceyhun'a.

"Olur, ben gelirim."

"Ben de." dedi Oğuzhan. Ardından bakışları Nur ile kesişmişti. Bir an iki genç de nasıl bir tepki vereceklerini şaşırdılar. Ardından Nur cesaretini toplayıp, "Selam!" dedi.

Oğuzhan rahatlamış bir vaziyette tebessüm etti. "Selam." diye karşılık verdi gülümsemeye devam ederken.

"Ee o zaman, ekipmanları alalım. Hadi!" dedi Akın. Kızlar çantaları kapıp ekipmanların bulunduğu masaya ilerlediler. Çantalara rastgele eşyaları yerleştiriyorlardı. O sırada Mihri lazım olabilir diye masanın köşesinde bulunan halata uzandı. Alıyordu ki, bir el elinin üzerine kapanmıştı. Başını kaldırıp, masanın diğer ucundaki kişiyi gördüğünde elini hızlıca çekti.

Asrın...

En son yaptıkları tartışma ve Sevim'in oyunu aklına geldiğinde, rahatsız edici bir his dolanmıştı içinde. Asrın'ın ela gözleri, genç kızın yüzüne odaklıydı. Mihri çantasının fermuarını gitmek üzere kapadı.

"Senden teşekkür veya özür almak neden bu kadar imkansız?" demişti Asrın o mükemmel ses tonuyla. Mihri Asrın'ın gözlerine tekrardan baktığında, herhangi bir duygu belirtisi aradı irislerinde. Asrın hislerini saklamakta neden bu kadar ustaydı, anlayamıyordu. Mihri sessiz kaldı. Çantasını omzuna atıp kızların yanına gidiyordu ki, Asrın masanın etrafından dolanmış ve kızın önünü kesmişti.

"Konuşmamız bitmedi, gece kız."

Sol yanağındaki gamze, gülümsemesiyle ortaya çıkmıştı yine. Ela gözleri güneşin altında hoş bir tona bürünmüş ve eşsiz kokusu da Mihri'nin ciğerlerine dolmuştu. Mihri bir an duraksadı. Aklına, Asrın sayesinde kazandığı defter gelmişti. Sonra, Paintball silahıyla atış yaptığı yaprağı Asrın'ın yerden geri alması... Bunları düşününce, içinde onu hem mutlu eden, hem de rahatsız eden bir his dolanıyordu.

Ardından aklına son birkaç hafta içerisinde yaşadıkları geldi. Gizli numara ile hayatına giren Asrın... Sanki bir an hayalleri taş olmuşta, suyun dibine batmıştı. Neden Asrın, hayatına bu şekilde girmişti? Ne istiyordu Mihri'den? Genç kız Asrın'a ne yapmış olabilirdi? Tüm bu onu hüsrana uğratan düşünceler gözlerini de doldurmuştu. Fakat sadece sinirli hissediyordu kendini.

Asrın'ın ise gözleri kısılmış, bakışları genç kızın yüzüne odaklanmıştı.

Mihri dolan gözlerini kırpıştırıp, yüzüne alaycı bir gülümseme yerleştirdi.

"Benim seninle konuşacak bir şeyim yok Asrın. Tehdit etmek istiyorsan ara." dedi elindeki telefonu havaya kaldırıp sallarken. Asrın'ın kaşları çatılmıştı.

"Sesini de değiştir hatta. Ne yüzünü görmeye ne de sesini duymaya tahammülüm kalmadı." diye bitirdi sertçe sözlerini. Asrın'a karşı olan bu bilinmez hislerini, ona karşı duyduğu nefretle bastıracaktı.

Asrın'ı geride bırakıp ilerlemeye başladı. Biliyordu, Asrın onu yine durduracaktı. Son sözü hep, Asrın söylüyordu. Birkaç adım daha atmıştı ki Asrın kızın bileğinden tutup kendine çevirdi. Mihri ne kadar dirense de fayda etmeyeceğini biliyordu, o yüzden boş bir şekilde durdu Asrın'ın karşısında.

"Gerçekten mi? Beni görmek veya sesimi duymak istemiyor musun?"

Mihri duyduğu soruların şaşkınlığıyla bir an kalakalmıştı. Asrın bu soruların cevabını neden merak etmişti?

"Evet. İstemiyorum." dedi buz gibi bir sesle. Fakat sanki sadece kendisini üşütmüştü bu sözler. Asrın alaylı bir şekilde gülümsedi. Mihri'nin gözleri, gamzesinde takılı kalmıştı.

"Böylesi ikimiz için de daha iyi Mihri." dedi ardından Asrın. Bu sefer merakta kalan kişi Mihri'ydi.

Asrın Mihri'yi gerisinde bırakıp gitmişti. Mihri ise olduğu yerde durmaya devam ediyordu. Asrın'ın onunla neden uğraştığını en yakın zamanda öğrenmesi gerekiyordu artık.

***

Nur ve Tuğba, Akınların yanında oyunun başlamasını bekliyordu. Mihri ve Feride de geldiğinde diğer takımlar da oluşmaya başlamıştı. Kamp görevlisi düdüğü çaldığında takımlar farklı yöne dağılmaya başladı. Alfa veya beta takımı kendi içinde ittifak kurabiliyordu. Akın'ın takımı ve Nur'un takımı da birlikte ittifak kuracaklardı. Ormanın içine doğru ilerlerken, Oğuzhan Nur'un yanına gitti.

Nur, yanında yürümeye başlayan Oğuzhan'a kısa bir bakış atmıştı. İçinde nedensiz bir heyecan baş göstermişti.

"Dalgınsın." dedi Oğuzhan, Nur'a kısa bir bakış atarken.

Nur gülümsedi. "Sayılır."

"Seni mutlu edecek bir haberim var."

"Öyle mi? Neymiş bu haber?"

"Bu gece hava açık." dedi Oğuzhan yüzündeki tebessüm ile. "Yıldızları bu gece gökyüzünde görebileceksin."

Nur bakışlarını Oğuzhan'a çevirdi.

"Bu gece yıldızları ait olduğu yere geri bıraktın yani?" dedi kıkırdarken.

"Ait olduğu yere bıraksaydım, yıldızlar gözlerinde olurdu." dedi Oğuzhan. Ardından adımları durduğunda Nur da durmuştu. Oğuzhan eğilip kızın gözlerinin içine baktı. "Gerçi gözlerindelermiş zaten."

Nur başını hızlıca çevirip yürümeye devam etti. Kalbi garip bir hisle atmaya başlamış, sanki karnında milyonlarca kelebek kanat çırpmaya başlamıştı. Oğuzhan'ın onda bıraktığı hisler, onu korkutuyordu.

Biraz ötelerinde ise Ceyhun ve Tuğba vardı. Yan yana yürüyorlar fakat konuşmuyorlardı. Tuğba aralarındaki sessizliği bozmak istiyor fakat bir türlü başaramıyordu. Aklında dün yaşananlar vardı. Ceyhun'un ona söyledikleri, yaptığı anlamlı sürpriz... Fakat Tuğba, Ceyhun'un yanındayken hiç güzel şeyler söyleyemiyordu. Sanki dili lâl oluyordu.

"Ceyhun." dedi birden. Genç adamın dalgın bakışları hemen Tuğba'yla buluştu.

"Efendim?"

"Dün." dedi dudaklarını kemirirken. Bunu söyleyip söylememekte kararsızdı. " Dün demiştin ya, hayatımın çoğu zamanı karanlık bir cümlede durmuşum gibiydi diye."

Tuğba'nın adımları duraksadığında Ceyhun da durmuştu. Tuğba ona doğru döndü.

"İşte, bana o karanlık cümleyi söyleyebilirsen belki en azından bir mum ışığı olabilirim." dedi. Ardından heyecandan ne kadar saçma konuştuğunu fark edip utandı.

Ceyhun'un gülümsemesini gördüğünde içi rahatlamıştı. Genç adamın yeşil gözleri parıldıyor, düzgün dişleri yine ortaya çıkıyordu. Belki de Tuğba, Ceyhun'u en çok gülerken seviyordu.

"Sadece bak.." dedi Ceyhun. "..kalbinle."

Tuğba bu cümleyi dün de duymuştu. Ateş böceklerinin yanına gitmeden önce, Ceyhun yine bu cümleyi kurmuştu. O an öylesine bir cümle gibi gelmişti ona ama şu an farklıydı sanki. Ceyhun, genç kızın ona kalbiyle mi bakmasını istiyordu, neden?

Tuğba bir an içinden, sana zaten kalbimle bakıyorum, diye geçirdi. Fakat bunu yüksek sesle kendine bile söyleyemezdi, hazır değildi.

"Gençler bu bölge güzel, geçelim hadi." dedi Akın.

"Bence de iyi burası." dedi Ceyhun Akın'ın gösterdiği alana bakmak için yanına ilerlerken. Oğuzhan da diğerlerinin yanına gitmiş alana bakmıştı. Gerçekten de çadır kurmak için hem geniş, hem de uygun bir alandı.

"Aynen, burası uygun. Çadırları kuralım." dedi Oğuzhan çantasını indirip çadır için gerekli malzemeleri çıkarırken. Kızlar da çadırın kurulacağı alandaki büyük taşları kenara çekiyordu. O sırada, başka bir grubun ağaçların arasından geldiğini gördüler. Gelen kişiler, beta takımındandı.

"Hop, gençler. Bu alan bizim." dedi en başlarında duran iri yarı, sarışın çocuk. Akın çantasını kenardaki ağacın gövdesine bırakıp, çocuğun önüne geçti.

"İlk biz geldik birader." dedi sert bir tavırla.

Mihri sıkıntıyla dudağını dişledi. Akın bu olay yüzünden kavga bile çıkarabilirdi. Böyle bir şeyin olmasını istemezdi.

"Onu bunu anlamam. Buraya biz kamp kuruyoruz, uzayın." dedi sarışın çocuk Akın'ı omzundan hafifçe ittirerek. Akın kaşını kaldırıp, tehditkar bir ifadeyle sarışın çocuğa baktı. Çocuğun bu hareketi, bardaktan taşan son damlaydı Akın için.

"Ulan, ben sana şimdi kamp kurmaz mıyım?!"

Akın çocuğun iki yakasından tutup suratına kuvvetli bir kafa atmıştı. Mihri korkuyla ağzını kapatmıştı. Korktuğu şey başına gelmişti.

Sarışın çocuk inleyerek düştüğü yerden doğruldu. Elini kanayan burnuna kapatıp, Akın'a okkalı bir küfür savurmuştu. Akın, daha çok sinirlenmiş bir vaziyette çocuğa tekme atmak için hamlede bulundu. Fakat Mihri hızlıca Akın'ın yanına gidip, onu durdurmuştu.

"Akın ne yapıyorsun? Gidelim!" dedi bağırarak. Fakat Akın'ın gözü dönmüş gibiydi. "Bırak Mihri. Bu şerefsize kimle uğraştığını göstereyim." dedi Mihri'yi iterek. O sırada diğer çocuklardan biri gelmiş, Akın'a yumruk atmıştı. Akın o sırada Mihri'ye baktığından hazırlıksız yakalanmıştı.

Akın karnına inen ikinci bir yumrukla yere serilince, Mihri korku dolu bir çığlık attı. Akın'a yumruk atan esmer çocuk, bir de tekme savuruyordu ki Oğuzhan çocuğun yüzüne bir yumruk indirdi.

Beta takımından diğer kişiler bu sefer, Oğuzhan'a vurmaya başladıklarında Ceyhun da kavgaya girdi. Kavgaya girmeden önce kızları uzaklaştırması için Murat'a işaret vermişti.

Ortalık resmen kaos alanına dönmüştü. Ardı ardına inen yumruklar, tekmeler ve bağırışlar Kızları korkutuyordu. Akın, Ceyhun ve Oğuzhan'a karşı tam olarak 8 kişi vardı. Sayı olarak fazlalardı ve Akınlar her ne kadar dirense de çok kötü dayak yemişlerdi. Akın, başına aldığı darbeyle yere düştüğünde, Mihri için zaman durmuştu sanki. Kalbi korkuyla atıyordu. Çocukluk arkadaşı, onları her zaman koruyan Akın... Ya kötü bir şey olsaydı?

Mihri, Murat'ın onu tutan kollarından sıyrılıp koşarak Akın'ın yanına ulaştı. Başında duran çocuk, Akın'ın karın boşluğuna ardı ardına tekmeler savuruyordu. Mihri o anki panikle kendini Akın'ın üzerine kapatmıştı. O sırada Nur, korkuyla bağırdı.

"Mihri!"

Tuğba korkuyla sarsılmış, bedeni arkasındaki ağacın gövdesine çarpmıştı.

"Mihri! Git." dedi Akın dişlerini sıkarak. Yüzü gözü kan içinde kalmıştı. Çocuk bir tekme daha savuruyordu ki, Mihri Akın'ın üzerine daha çok kapandı. O sırada sırtında, nefesini kesen bir acı oluşmuştu. Bir an nefesi kesilmiş, gözü kararmıştı. Akın, sinirle bağırırken, kızların ağlayışları da duyuluyordu.

Murat kızları bırakıp, Akın'ın yanına gitti. Ceyhun da, Akın'a vuran çocuğu yakasından çekip, ardı ardına yumruklar savurmuştu. Murat, Mihri'yi kaldırırken Akın da hızlıca düştüğü yerden kalktı.

"Mihri! İyi misin? Lan niye geldin buraya?" diye bağırmıştı hızlıca. Ardından, ona yumruk atmaya çalışan çocuğu kolundan kavrayıp yere fırlattı.

Murat Mihri'yi kızların yanına götürürken, Mihri nefesini düzene sokmaya çalışıyordu. Nur hızlıca Mihri'nin yanına çömelmişti. "İyi misin?"

"Yardım çağırmamız lazım!" dedi Mihri göz yaşlarının arasından. Kavga git gide büyüyor, şiddetleniyordu. Kimsenin durmak gibi bir niyeti yoktu ve Akınlar sayı olarak yetersizdi. Onların büyük zarar görmesinden endişeleniyordu.

Nur ise kim için endişeleneceğini şaşırıyordu. Burnundan kanlar akan Oğuzhan'ı gördükçe, yüreği burkuluyordu sanki. Bir yandan Akın bir yandan da kavganın ortasında kalan Mihri için gidiyordu içi. Tuğba ise, titreyen elleriyle tutunuyordu ağacın gövdesine. Korkuyordu, hem de çok.

Nur soğukkanlı bir şekilde Murat'a döndü.

"Yardım çağır Murat. Kimi görürsen çağır. Bir kişi bile olsa yeterli."

"Ta-tamam." dedi Murat hızlıca kalkıp ağaçların arasında kaybolurken.

Akın, Oğuzhan ve Ceyhun'un gücü tükenmişti artık. Karşılarındaki 8 kişinin ardı arkası kesilmeyen darbelerine maruz kalmışlardı. Fakat hepsi, kızlara bir zarar gelmesinden korkuyordu.

O sırada sarışın olan çocuk diğerlerine bağırdı.

"Asrınlar geliyor lan!"

"Gelsin lan. Ona da gösterelim gününü." dedi esmer olan, Ceyhun'a bir tekme atarken. Ceyhun yerden kalkıp ona okkalı bir yumruk attığında diğer iki kişi Ceyhun'u engelleyip, kenardaki ağaca doğru fırlattılar. Tuğba korkuyla bağırıp soluğu Ceyhun'un yanında aldı. Ceyhun'un gözleri kapanmış, vücudu hareketsizlenmişti. O an Tuğba için hayat durmuştu sanki, sadece ağlamak istiyordu. Ceyhun'un yeşil gözlerini, tekrardan görebilmek istiyordu.

Sarışın çocuk, yerden doğrulmaya kalkışan Akın'a tekrardan tekmeler savururken Mihri gözyaşlarını durduramıyordu. Bir şey yapamamanın çaresizliği yine omuzlarına oturmuştu. O sırada biri sarışın çocuğu omuzundan tutup Akın'dan uzaklaştırdı. Mihri o kişinin kim olduğunu görmek için doğrulduğunda Asrın ile karşılaşmıştı.

Asrın sarışın çocuğun yüzüne güçlü bir yumruk savurduğunda çocuk yere serilmişti.

Murat da diğer çocuğa bir kafa attığında, Asrın'ı çağıran kişinin Murat olduğunu anlamıştı. Asrın ona yumruk atmak üzere hamlede bulunan çocuğun kolunu kavrayıp, çevirerek çocuğun bedenini ileriye savurmuştu. Çocuk acı bir şekilde inleyip, yere diz üstü düştüğünde diğerleri yavaştan kaçmaya başlamıştı.

Oğuzhan kaçmaya çalışan sarışın çocuğu yakasından tutup, yüzüne tüm siniriyle bir yumruk indirdi. Ardı ardına yumrukları indiriyordu ki, Asrın Oğuzhan'ı durdurdu.

"Bırak Oğuz. Bayıldı." dedi yere düşen çocuğa bakarken.

Diğerleri çoktan kaçmış, etraf sessizleşmişti.

Mihri emekler bir vaziyette Akın'ın yanına ulaşmıştı. Akın baygındı ve yüzü oldukça kötü bir hâldeydi. Kesik kesik nefesler almasına rağmen, ağlamaya başladı birden. Akın'ın şu durumda oluşu onu derinden yaralıyordu. Ağlamaya devam ederken bir el omuzlarından tuttu.

"Yardım çağırdım. Birazdan gelirler." demişti Murat. Mihri Murat'a karşı çıkmamıştı. Ayağa kalkmıştı ki, birden kaslarına giren sancılarla sendeledi. Murat düşmesini engellemiş, genç kızı ağacın dibine oturtmuştu.

"İyi misin Mihri? Kamp alanına dön sen." dedi Murat.

Mihri etrafa baktığında Ceyhun'un başında Tuğba'nın, Oğuzhan'ın yanında da Nur'u görmüştü. Asrın da bir köşede telefon konuşması yapıyordu. Büyük ihtimal yardım çağırıyordu. Mihri ağlayan Tuğba'yı görünce, kötü olmuştu. Bakışlarını onlardan çevirdiğinde Gözleri, Asrın'ın gözleriyle kesişmişti.

Bir an genç adamın irislerinde, endişeli bir ifade sezdi. Fakat başını hızlıca çevirip, kamp alanına doğru ilerlemeye başladı.

Nur, kamp çantasından bulabildiği bez ve suyu yanına almış Oğuzhan'ın yanına çömelmişti. Oğuzhan sırtını ağaca yaslamıştı. Bilinci yerindeydi fakat oldukça güçsüz düşmüştü. Her an bayılabilirdi.

Nur, titreyen elleriyle zar zor elindeki bezi ıslattı. Bez ile Oğuzhan'ın yüzündeki yaraları silerken, gözyaşlarına engel olamıyordu. Sanki tüm bu dayakları kendisi yeseydi, canı daha az acırdı.

"Neden karıştın kavgaya?" dedi titreyen sesiyle.

"Endişelendin mi benim için?" demişti Oğuzhan gülümserken. Ardından, patlayan dudağı acı vermiş olacak ki, gülüşü yüzünde donmuştu.

"Evet." dedi Nur gözlerinden yaşlar akmaya devam ederken. "Sana bir şey olsaydı kim yıldızları önüme serebilirdi? Kimse."

Oğuzhan yine gülümsemişti genç kıza. Bilincinin her an gidebileceğinin farkındaydı. Bakışları ciddileşirken, kolunu zorla kaldırdı. Nur, sessiz sessiz ağlamaya devam ediyordu. Oğuzhan kaldırdığı elini, Nur'un yanağına değdirdiğinde bakışları kesişmişti.

Genç adam, Nur'un göz yaşlarından birini baş parmağıyla sildi.

"Ağlama." dedi nefesleri sıklaşırken. Göğsüne aldığı darbe yüzünden nefes alırken zorlanıyordu. Nur bunu fark ettiğinde daha çok perişan olmuştu.

"Ağladıkça gözlerindeki yıldızlar düşüyor Nur. Ağlama."

Nur'un gözleri, işittiği sözcüklerle daha çok dolmuştu. Fakat ağlayamazdı, genç adam ona ağlamamasını söylemişti. Fakat diğer türlü nasıl geçecekti yüreğinde ki bu acı? Oğuzhan'ın göz kapakları yavaş yavaş kapanmaya başladığında endişeyle etrafa bakındı.

"Murat! Yardım et. Bayılıyor." dedi çaresiz bir ses tonuyla. O sırada Asrın denen çocuk yanlarına gelmiş, Oğuzhan'ı yan bir şekilde yatırmıştı.

"Yardım çağırdım. Kusarsa diye yan tut. Endişelenme, bir şey yok." demişti çocuk. Fakat Nur, onu duymamıştı bile. Eliyle ağzını kapatmış, korku dolu gözlerle Oğuzhan'a bakmıştı. Murat ona destek olmak için Nur'un omuzlarından tutuyordu.

Tuğba, ne yapmışsa da Ceyhun'u uyandıramamıştı. Ceyhun'un elmacık kemiklerinden biri morarmaya yüz tutmuş, dudağı ve burnu kanamıştı. Ara ara hırıltılı nefesler alsa da bilinci kapalıydı.

"Aç gözlerini, lütfen." dedi kısık bir sesle. O kadar acı çekiyordu ki, kalbi onu terk edip gidecekti sanki. Fiziksel olmayan bir acı, nasıl olur da onu bu kadar derinden yaralayıp kanatabilirdi?

O sırada tuttuğu elin hareketlendiğini hissetti. Aynı anda Ceyhun'un gözleri açıldığında yaşlar gözünden akmıştı direkt. Elini, Ceyhun'un yüzüne götürüp saçlarını yüzünden çekti.

"Tuğba."

"Burdayım." dedi Tuğba genç adamın elini daha sıkı kavrarken.

"Sa-sana bir şey oldu mu? Tuğba, iyi misin." demişti Ceyhun endişeli bir ses tonuyla. Gözlerini zar zor açık tutabiliyordu.

"Bana bir şey olmadı Ceyhun. Sen kendini düşün. Baygınlık geçirdin, ben-ben çok korktum sana bir şey olacak diye." dedi Tuğba.

Ceyhun yerden destek alarak doğruldu ve sırtını arkasındaki ağaca yasladı. Nefesi sıklaşmış, ağrıları artmıştı. Gözünü kısa bir anlığına yumup, derin bir nefes almıştı.

"Korkma Tuğba. İyiyim ben."

O sırada görevliler ve sağlık ekipleri de gelmişti. Ceyhun'un gözü tekrardan kapandığında, sağlık ekiplerinden biri hızlıca oraya gelmişti. Ceyhun'u sedyeyle götürdüklerinde Tuğba ağlamaya devam ediyordu.

Sedyelere, Oğuzhan ve Akın da bindirilmiş, kamp alanındaki ambulanslara taşınmıştı. Öğrencilerin hepsi kalabalık oluşturmuş, hep bir ağızdan konuşmaya başlamışlardı. Murat, Nur ve Tuğba'yı kamp alanına doğru götürürken, etraftakilerin sorar bakışlarına maruz kalmışlardı. İkisinin de acısı çok büyüktü. Hem en yakın arkadaşlarını, hem de sevdiklerini kaybetmişlerdi sanki.

***

Mihri kamp alanına doğru ilerliyordu. Bir yandan göğsüne giren ağrılar ile dengesini şaşırıyor. Bir yandan da sırtına aldığı darbe yüzünden çoğu zaman iki büklüm bir vaziyette ilerliyordu. Soluklanmak için bir ağaca tutunmuştu ki, Sevim'i görmesiyle duraksadı.

Sevim ağaçlardan birinin arkasında, birisiyle konuşuyordu.

Mihri sessiz olmaya dikkat ederek ağacın arkasından doğruldu. Sevim'in kimle konuştuğunu merak ediyordu.

O sırada gördüğü kişiyle, beyninden vurulmuşa döndü. Kalbi korkuyla atmaya başlarken, bakışları o noktada çakılı kalmıştı.

Sevim, az önce Akınları öldüresiye döven esmer çocukla konuşuyordu. Herhangi bir refleks ile ses çıkarmamak için eliyle ağzını sıkıca kapattı. Ne konuştuklarını duyabilmek için bir kaç adım daha atıp kulağını oraya vermişti.

"Dövdünüz mü Oğuzhanları?"

"Evet, dövdük de ipin ucunu kaçırdık biraz. Bayıldı adamlar."

"Aptal mısınız siz? Sadece gözlerini korkutacaktın. Ne diye bayıltana kadar dövdünüz? Böyle mi anlaştık?"

Mihri, midesindeki kasılmayla yere düştü. Midesi bulanıyor, kalbi korkuyla atıyordu. Tüm bunların sebebi Sevim miydi?

Akın! Ya onun başına kötü bir şey gelmişse... Ya durumu Mihri gittikten sonra kötüleşmiş ve Mihri bundan haberdar bile değilse? Mihri bu ihtimallerin kokunçluğuyla sarsılmıştı sanki. Ağacın arkasından tekrardan oraya baktığında esmer çocuğun gitmiş olduğunu gördü. Sevim de gitmek üzereydi ki Mihri olduğu yerden hızlıca çıktı.

"SEVİM!"

Sevim olduğu yerde korkuyla kalmıştı. Arkasına baktığında Mihri ile karşılaşmıştı. Mihri Sevim'in yanına ulaştığında yüzüne sert bir tokat indirdi. Sevim'in başı yana düşmüş, eli tokat yediği yanağına gitmişti.

"Demek tüm bunlar senin başının altından çıktı! Amacın neydi senin?" dedi Mihri sinirle.

"Seni ilgilendirmez!" dedi Sevim çattığı kaşlarıyla Mihri'ye bakarken.

Mihri Sevim'in saçlarından tutup, başını yere eğdi. "Beni ilgilendirir Sevim! Bu duyduklarımı polise anlattığımda, bu durum seni de ilgilendirecek."

Sevim çığlık atarak olduğu yerde debeleniyordu. Ardından Mihri'nin karnına dirsek attığında Mihri inleyerek geriye savrulmuştu. Sırtı arkasındaki ağacın pürüzlü gövdesine çarptığında, tüm kanının çekildiğini hissetti.

Elleri, kollarına doğru uyuşmaya başladığında, korku dolu bir çığlık attı. Krizlerinden biri yine baş gösteriyordu. Ağacın dibine düştüğünde acı dolu bir çığlık daha atmıştı. Sevim korku dolu bir ifadeyle Mihri'ye bakmış ardından arkasına bile bakmadan kaçmıştı. Mihri görüş açısının bulanıklaştığını hissediyordu. Eli cebine gittiğinde, ilaçlarının yanında olmadığını fark etti.

İlaçları, yoktu! Mihri endişeyle etrafına bakındı. Kimse yoktu yardım isteyebileceği, ne yapacaktı.

Gözlerini sımsıkı yumup, nefes alışverişlerini düzeltmeye odaklandı. Fakat bir öksürük krizine girmişti. Ağzı metalik bir tad ile dolduğunda, sıktığı dişlerinin kanadığını farketti. Çaresiz bir şekilde bedenini yere bıraktı.

O sırada bir el, omuzlarından tutup onu kaldırmıştı. Mihri gözlerini zorlukla araladığında bir çift ela gözle karşılaşmıştı. Asrın, anlamadığını belirten bakışlarıyla genç kıza bakıyordu.

"Asrın." dedi Mihri öksürüklerinin arasından. "İlacım lazım. Bana getirir misin, kamp alanında, çantamın ön kısmında."

"Ne?" dedi Asrın şaşkınlıkla. Aklına, kampın ilk günü, caddede karşılaştıklarında gördüğü ilaç geldi. Ardından Mihri'nin hastalığını düşündüğünde, bu tür atakların yaşanabileceğini fark etti. Mihri'nin alnı boncuk boncuk terlemiş, bedeni hareketsiz kalmıştı.

Yardım edecek miydi?

İki gencin aklından da bu sözcükler geçiyordu. Asrın, Mihri'ye yardım edecek miydi?

Mihri korkuyla Asrın'ın yüzüne baktı. Asrın ise donuk bir ifadeyle Mihri'ye bakıyordu.

"Asrın." dedi Mihri. Göğsüne şiddetli bir sancı saplanırken. "Yardım et."

BÖLÜM SONU

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.