İçeriğe geç

HİS

Bölüm 10 · 20 dk okuma

HİS

Bölüm 10

İntikam

Rüzgarın uğultusu, yaprakların tiz sesi, uzaktan gelen kuşların kanat sesi, ağaçların, toprağın sesi...

Mihri zaman kavramını yitirmişti sanki. Kaslarının tek tek işlevini yitirdiğini hissediyordu. Bütün bedenini sarmalayan bir uyuşukluk vardı. Asrın'ın gitmesinin ardından ne kadar geçtiğini bilmiyordu. Asrın giderken ne söylemişti, hatırlamıyordu. Kulağında nefes alışveriş sesleri ve sağır edici bir uğultu vardı.

Dağılan saçları terden ıslanmış yüzüne yapışmıştı. Üstü hep toprakla kirlenmiş, elleri ağacın pürüzlü gövdesini sımsıkı tuttuğu için soyulmaya yüz tutmuştu. Sanki iradesini de inancını da gitgide yitiriyordu.

Asrın ona yardım eder miydi? İsminde bile gizem taşıyan bu adam, her zamanki gibi Mihri'yi kurtarır mıydı? Mihri buruk bir ifadeyle güldü. Tam 4 yıldır Asrın'ın varlığından bile haberdar değilken, Asrın onu tüm o yıllar boyunda korumuştu. Neden? Mihri kendine bu soruyu sormaktan sıkılmıştı artık. Asrın'ı okuyabilmek istiyordu fakat Asrın kendini saklamakta ustaydı.

Sırtı ağacın gövdesinden ayrıldığında Mihri bir an ürkmüştü. Ardından o tanıdık koku ciğerlerine dolduğunda garip bir rahatlama yaşadı. Sanki bu his, onu güvende tutuyordu.

"Asrın?"

"Buradayım gece kız."

Mihri rahatlamış bir vaziyette nefesini bıraktı. Asrın onu bırakıp gitmemişti. Onu yine kurtarmıştı. Son birkaç gün, hatta bir kaç yıldır yaptığı gibi..

Kulaklarına ilaç kutusunun açılma sesi geldi. Mihri gözlerini araladığında, Asrın'ın yüzü ile karşılaşmıştı. Esmer teni boncuk boncuk terlemiş, saçlarının çoğu alnına dökülmüştü. Nefes nefese kalmış bir vaziyette, ilaç kutusunun üzerindeki yazıları okuyordu. Ardından başını Mihri'ye çevirdiğinde göz göze geldiler.

Asrın'ın yüzünde, Mihri'nin daha önce hiç görmediği bir ifade vardı. Endişeli? Korkmuş? Paniklemiş? Anlaşılmıyordu. Sanki ela gözlerinden bir duygu seli geçmişti. İlk defa ifadesiz değildi yüzü.

"Kendine geldin mi?" dedi Asrın çattığı kaşlarıyla Mihri'ye bakarken.

Mihri yavaş yavaş, atağının geçtiğini hissediyordu. Bir yandan bunun rahatlamasıyla dolmuştu içi. Titrek ellerini uzatıp ilacı Asrın'ın elinden aldı ve avcuna birkaç tane döktü. Hiç beklemeden ilaçları ağzına atıp yutmuştu. İlaçlar öksürmekten tahriş olmuş boğazında acı bir yol izlerken gözlerini sımsıkı yummakla yetindi.

Asrın'ın bakışlarını üzerinde hissedebiliyordu fakat ona bakmaya çekiniyordu. Ne diyeceğini bilemiyordu. Arkadaşlarına yardım ettiği için mi yoksa şu an onu yalnız bırakmadığı için mi teşekkür edecekti? Hangi biri için?

"Anlaşılan yine teşekkür yok."

Mihri boş bir ifadeyle Asrın'a baktı. Asrın arkasındaki ağaca yaslanmış, ellerini dağınık saçlarına götürüp yayvan bir şekilde düzeltmişti. Yan profilden daha düzgün duran sivri burnu ve biçimli çenesi, güzeldi.

"Teşekkür ederim."

Mihri'yle Asrın'ın bakışları tekrardan kesişti. Asrın'ın tek kaşı havaya kalkmış şüpheci bir ifadeyle Mihri'ye bakmıştı.

"Yürüyebilecek misin?"

"Ne?"

"Yürüyebilecek misin?"

"Niye?"

"Sonsuza kadar burada kalmayı düşünmüyorsun değil mi Mihri? Arkadaşın hastanede."

Mihri bir an başından aşağıya kaynar sular dökülmüşe dönmüştü. Akın! En son gördüğünde baygındı! Hastaneye götürüldüğüne göre, durumu ciddi olmalıydı. Mihri yerinden hızlıca kalktığında bir anlığına sendelemişti. Asrın kızın kolundan kavrayacaktı ki Mihri son anda ağacın yüzeyine tutundu. Asrın elini geri çektiğinde, Mihri sarsak adımlar atmaya devam ediyordu.

Akın'ın o hâli aklına geldikçe yüreği burkuluyordu sanki. Kamp alanına doğru ilerlemeye devam ederken bir el kolundan tutup onu durdurdu.

"Düşeceksin Mihri."

Mihri kolunu kendine geri çekip yürümeye devam etti. Sarsak adımlar atıyor, ayakları sürekli bir yere takılıyordu. En sonunda sert bir şekilde yere düştüğünde Asrın'ın homurdanmasını işitmişti.

Mihri diz üstü yere düşmüştü. Soyulmuş elleri daha da tahriş olduğunda sinirle avucunun içine dolan toprağı sıktı. Neden son zamanlarda hayatında hep kötü olaylar yaşanıyordu? Aklına Sevim gelince sinirle soludu. Her şeyin sorumlusu oydu. Sevim, ne istiyordu arkadaşlarından bir türlü anlamıyordu. Fakat tüm bunların bedelini ağır ödeyecekti!

Kalkmak üzereydi ki yerden yükseldiğini fark ettiğinde korku dolu bir çığlık attı. Saçları yüzünden düştüğünde, Asrın'ın kucağında olduğunu fark etti.

"Ne yapıyorsun!" diye bağırdı. Ardından Ellerini Asrın'ın göğsüne dayayıp ittirmeye başladı.

"İlaç etkisini gösterene kadar seni ben taşırım. Rahat dur."

"Gerek yok! Yürüyebilirim." dedi Mihri endişeyle etrafına bakınırken. Asrın'ın onu hiç zorlanmadan taşımasına şaşırmıştı. Asrın bakışlarını Mihri'ye indirip, sert bir ifadeyle genç kıza baktı.

"Bir kelime daha edersen seni yere atacağım."

Mihri başını yan çevirip yere baktı. Asrın o kadar hızlı yürüyordu ki toprak ayaklarının altında kayıyordu sanki. Bir an Asrın'ın onu yere atacağından korkmuş, kolunu Asrın'ın boynuna dolamıştı. Ardından Asrın'ın yüzüne ilk defa bu kadar yakından baktığını fark etti. Nasıl olur da yüzünde hiçbir kusur olmazdı? Gerçi Asrın'ın sivilcesi olsa bile güzel dururdu sanki. Burnunun şekli, dudaklarının düzgünlüğü, gülümsemese bile sol tarafında her an açığa çıkmayı bekleyen gamzesi... Çukurun daha çok derinleştiğini görünce, gözlerini Asrın'ın gözlerine kaydırdı. İrislerinde eğlendiğini belirtir bir ifade vardı.

"Yüzümü mü inceliyorsun?

"Ne alaka?"

"Mihri, yüzüme bakıyorsun."

Mihri bir an ne diyeceğini şaşırmıştı. Asrın'ın ela gözleri, gözlerine kenetlenmişti. Beyaz düzgün dişleri ve sol yanağındaki çukur ortaya serilmişti yine.

Asrın büyük ihtimal bir dalın üzerinden geçtiğinde Mihri bir an düşeceği korkusuyla diğer kolunu da Asrın'ın boynuna sarmıştı. Ardından bakabileceği tek şeyin Asrın'ın yüzü olduğunu anlayıp, başını Asrın'ın göğsüne yasladı.

Asrın bir anlığına duraksamış ardından yürümeye devam etmişti. Mihri ise korkuyordu. Kalbi çok hızlı atıyordu ve bunu Asrın'ın duymaması lazımdı. Fakat, duymasa bile hissetmiş olmalıydı. Tırnaklarını avcuna batırdığında gözlerini sımsıkı yumdu. Neden heycanlanmıştı.

Sakin ol. Yok bir şey. İlacın yan etkisi. Kesinlikle Asrın'la bir alakası yok bunun. İçinden kendine verdiği telkinler pek işe yaramamıştı. Çünkü kalbi, büyük bir gürültüyle atmaya devam ediyordu. Ve sanki vücudundaki tüm kan, yüzüne çekilmişti.

Kamp alanına vardıklarında, Mihri etraftaki öğrencilerin seslerini duyabiliyordu. Başını kaldırıp etrafa baktığında etraftakilerin bakışları ile karşılaştı. Herkes büyük bir şaşkınlıkla Asrın'a ve Asrın'ın kucağında taşıdığı Mihri'ye bakıyordu.

"Aa! Mihri."

Mihri Murat'ın sesini duyduğunda, sesin geldiği yöne döndü. Murat ve Feride yanlarına geliyordu.

"Asrın! Mihri'ye bir şey mi oldu? İyi misin Mihri?"

Feride'nin endişeli ses tonu, Mihri'yi sadece rahatsız etmişti. Mihri bakışlarını Asrın'a çevirdi.

"Beni bırakabilirsin. Yürüyebilirim."

Asrın, dikkatli bir şekilde Mihri'yi bıraktığında Mihri rahatlamış bir şekilde nefes aldı. Asrın'ın onu taşıdığı birkaç dakika, birkaç asır gibi geçmişti.

Bakışları Murat ile kesiştiğinde, Murat'ın gözlerinin kızardığını görmüştü. Murat yüzündeki ifadeyi toparlamak adına gülümsedi. Fakat zorla gülümsediği çok belliydi. Murat belli etmese de, Akın'ı hep abisi gibi severdi. Her ne kadar sürekli atışsalar da Murat, arkadaşı için gerçekten çok üzgündü.

Mihri destek olmak amacıyla Murat'ın koluna tutundu. "Merak etme, Akın iyi olacak."

Murat sessiz kalmıştı. Mihri etrafa bakındığında kızları göremedi.

"Hastaneye gittiler. Bizi de kamp görevlisi bırakacak, senin gelmeni beklemiştim. Hazırsan gidelim."

Mihri başını onaylar anlamda salladı. Kampa ilk geldikleri zaman geçtiklerini yoldan geri dönüyorlardı.

***

Danışmadaki hemşireye Akın'ın ismini vermişlerdi. Ardından Akın'ın iyi olduğunu ve istirahat ettiğini öğrendiler. Koşar adımlarla asansörü bile beklemeden 5. Kata çıktılar. Yolda karşılaştıkları hemşireye Akın'ın hastane belgesini gösteriyorlar ve odasını bulmaya çalışıyorlardı. Sonunda bulduklarında Mihri durup soluklandı. Murat ondan önce davranmış, odanın kapısını açmıştı. Mihri bir an odaya girip girmemekte kararsız kaldı. Murat çoktan içeri geçmiş, kapıyı aralık bırakmıştı. İçeriden gelen sesleri Mihri duyabiliyordu.

"Vay, uyanmışız."

"Uyandık tabii. Sinek ısırığı gibi bir şeydi zaten."

"Evet, o yüzden böyle dağıldınız değil mi?"

"Sen önce kendi yüzüne bak, gözün kesin moraracak."

"Yine de senden daha yakışıklıyım."

Murat'ın söylediği söze Mihri gülümsemişti. Acaba duyduklarını onlara söylemeli miydi? Moralleri düzelmiş gibiydi ve Mihri direkt bozmak istemiyordu. Ama artık sakladığı şeyler ona yük oluyordu. Sevim'in yaptıklarını öğrenmeleri lazımdı.

Daha fazla beklemeden kapıyı açıp içeri girdi. İnce koridordan geçtikten sonra, hastane yatağını ve Akın'ı görebilmişti. Tuğba ve Nur, kenardaki koltukta oturuyorlardı ve oldukça dalgınlardı. Murat Akın'ın baş ucunda dikilmişti.

"Bizim salak gelmiş."

Mihri kaşlarını çatıp Akın'a baktı. Cidden hakaret etmesinin sırası mıydı?

"Neden benim yerime dayak yediğini sorabilir miyim Mihri?" dedi Akın alaylı bir ifadeyle. Mihri'nin hareketine sinirlendiği çok belliydi.

"Çok dayak yiyesim vardı. Baktım birileri bedavadan dayak yiyor, kaçırmayayım dedim." dedi Mihri aynı alaycı ifadeyle.

"Dayak yemedik, sen birde onları gör." dedi Akın hafif bozulmuş bir ifadeyle. Mihri kaşlarını çatmaya devam ediyordu. Akın abilik taslayıp, kavgayı başlatmasaydı tüm bunlar olmayacaktı. Ardından aklına tüm bunları Sevim'im planladığı geldi. Akın'ın bir suçu yoktu. O çocuklar ne yapıp ne edip bir şekilde kavgayı başlatacaktı zaten.

"Mihri haklı. Boş yere kavga çıkarmanın ne lüzumu vardı Akın?" dedi Nur, düz bir ifadeyle.

Akın sessiz kalarak, bakışlarını karşısındaki duvara çevirdi. Kendini suçlu hissettiği oldukça belliydi. Mihri artık bildiklerini anlatması gerektiğini anladı. Arkadaşlarıyla, Akın'ın arasında bir küslük olmasını istemezdi.

"Aslında kavgayı başlatan Akın değildi."

Tüm bakışlar Mihri'ye döndü. Murat başını eğip, Mihri'ye kıstığı gözleriyle baktı. Kıvırcık saçları alnına dökülmüştü.

"Mihri, kafana darbe falan mı aldın balpıtırcığım? Akın'ın ilk vurduğunu hepimiz gördük."

"Mihri senin bildiğin bir şeyler mi var?" dedi Tuğba şüpheci bir ifadeyle.

Mihri başını olumlu anlamda salladı. Ardından Akın'ın baş ucundaki sandalyeyi çekip kızların önüne getirdi. Oturup söyleyecekleri için bir süre kendini hazırladı.

"Kamp alanına gitmek için ayrıldığımda Sevim ile karşılaştım. Akınları döven esmer çocukla konuşuyordu. Duyduklarıma göre de o çocukları üzerimize Sevim salmış. Yani her hâlükarda onlar kavgayı başlatacaklardı, Akın'ın bir suçu yok."

Akın çattığı kaşlarıyla doğrulmuş, kolundaki serumu çıkarmıştı.

"Emin misin Mihri? Sevim'in bizimle ne derdi var ki?"

"Bizimle değil. Oğuzhan'la bir derdi olmalı. Amacı onu dövdürtmekti."

"Onlar sevgili değiller mi?" dedi Akın.

"Hayır."

Gözler Feride'ye döndü. Ne ara geldiğini bile anlamamışlardı.

Nur yerinden hışımla kalktığında, Murat onu durdurdu.

"Cinayet kaç yıldan başlıyor Akın?" dedi Nur sinirli bir ifadeyle. Sevim'i bulur bulmaz yakasına yapışacağı barizdi. Kızlar onu sakinleştirmek için geri yerine oturttu.

"Nur, dövmekle elimize bir şey geçmez. Bir plan kurmalıyız bence."

"Nasıl bir plan."

"Bu yaptıklarını bir şekilde itiraf edecek. Biz de adalete teslim edeceğiz."

"Ağzını yüzünü dağıtmak daha mantıklı geldi bana." dedi Tuğba aşırı ciddi bir ifadeyle. Mihri ikisinin neden bu denli sinirlediğini anlayabiliyordu. Murat açık kalan ağzıyla Tuğba'ya bakıyordu. Fakat Tuğba gözünü kısmış bir vaziyette bakışlarını duvara odaklamıştı. Aklından neler geçiyordu kim bilir...

"Nasıl itiraf edecek?" dedi Akın kaldırdığı kaşıyla.

"Ben hallederim." dedi Mihri. Sevim'e soracağı başka bir hesap vardı. Yüzleşmesi ve tüm bunların cezasını vermeliydi.

"Diğer çocuklar nasıl?" dedi Mihri kızlara dönerken. İkisi de aynı anda başlarını olumsuz anlamda salladılar. "Bilmiyoruz."

"Hastanede değiller mi?"

"Yan odadalar." dedi Murat diğerlerinin belgesine de bakarken.

"E o zaman siz gidin diğerlerini ziyaret edin. Murat sen de bana bir su kap kantinden. Biz de Akın'la o olayı tartışırız." dedi Mihri imalı bir şekilde Murat'a bakarken. Kızların, Akın yüzünden diğerlerinin yanına gidemediklerini anlamıştı. Murat başta anlamamış, ardından bakışları Tuğba ile kesiştiğinde ışık hızında odadan ayrılmıştı. Kızlar da odadan yavaş yavaş çıktıklarında Akın kıstığı gözleriyle onlara bakıyordu. Gereksiz kıskançlıklara başlayacağı aşikardı.

"Mihri salak yerine mi koyuyorsun beni? Diğerlerinin neden gittiğini anlamadığımı sanma."

Mihri sandalyesini Akın'a yaklaştırıp Akın'ın kafasına eliyle yavaşça vurdu. Yüzünde sahte bir kızgınlık vardı.

"Küfür etmeye çok alıştın Akın."

"Sen de salak olmaya çok alıştın Mihri."

"Ben mi salağım? Gerizekalı. Seni Nesrin Teyze'ye şikayet-" Akın'ın gözleri büyümüş, endişeyle Mihri'ye bakmıştı.

"Mihri sen muhteşem bir zekaya sahipsin, ben tam bir salağım." dedi Akın hızlıca. Annesinin bunları öğrenmesi demek, Akın'ın ölmesi demekti. Nesrin Teyze'nin çenesinden kurtulmak imkansızdı. Mihri zafer kazanmış bir edayla arkasına yaslandı. Akın da arkasına yaslanacaktı ama ters bir hareket yapmış olmalı ki boynunu tutup yüzünü buruşturdu. Gerçekten ağır darbeler almıştı. Mihri, arkadaşını bir an o şekilde görünce içi acımıştı. Akın'ın sırtını birkaç yastıkla destekleyip geri yerine oturdu.

"Özür dilerim Mihri. Benim yüzümden sen de zarar gördün." dedi Akın pişmanlık dolu bir sesle. Mihri'nin zihninde Akın'ın üzerine kapandığı zaman sırtına yediği darbe canlanmıştı. Aynı anda sırtında bir acı hissettiğinde ifadesiz bir şekilde kaldı. O hareketi kendi rızasıyla yapmıştı ve Akın'ın suçu yoktu.

"Ben dayak yesem sen durur muydun?" dedi alaylı bir ifadeyle.

"Aynı şey değil Mihri. O çocuğu sen mi çağırdın?"

"Hangi çocu-" Mihri duraksadı. Akın'ın Asrın'dan bahsettiğini anlamıştı.

"Hayır. Murat çağırdı." dedi Mihri. Aklına Asrın geldiğinde bedeninden bir ürperti geçmişti. En iyisi bugün yaşadıklarını zihninden silmeliydi. Çünkü aklına Asrın'ın endişeli yüzü ve kamp alanına kadar kucağında taşıması geldikçe bir garip oluyordu. Ve bu hissi, hiç sevmemişti.

"Senin o çocukla aranda bir şey mi var?"

Mihri şok olmuş bir ifadeyle Akın'a döndü. "Hayır!"

"Emin misin? Kamp boyunca bir gariptiniz. Eğer seni rahatsız ediyor-"

"Saçmalama. Feride'nin kuzeni işte. Biliyorsun Feride aile dostumuz."

Mihri neden birden savunmaya geçtiğini anlayamamıştı. Asrın onu rahatsız ediyordu bu barizdi. Fakat Akın'ın bilmemesi gerekiyordu. İşler daha da karışır, açıklanamaz bir vaziyete dönüşürdü.

"İyi bakalım." dedi Akın çattığı kaşlarıyla. Mihri sahte bir şekilde gülümseyip arkasına geri yaslanmıştı. Akın'ın sorularından bir süreliğine kurtulmuş olması iyiydi.

*

Nur, Oğuzhan'ın bulunduğu odanın girişinde duruyordu. İçeriye girip girmemekte kararsızdı. En sonunda cesaretini toplayıp kapının kulpunu çevirdi. İçeriye doğru adım atarken kalbi heyecanla atmaya başlamıştı.

Bakışları Oğuzhan ile kesiştiğinde bir an ellerini nereye koyacağını şaşırmıştı. Odanın ortasında garip bir ifade ile duruyorken, Oğuzhan'ın yüzünde de şaşkın bir ifade vardı. Koluna serum takılıydı. Alnının kenarında ufak bir yara bandı vardı. Elmacık kemiklerinden biri kızarmış, yanağında da hafif bir morluk vardı. Buna rağmen, nefes kesici gözüküyordu Nur için.

"Geldin."

Nur odanın ortasında öylece durmasının saçma olduğunu fark edip, kenardaki tekli koltuğa oturdu.

"Geldim." dedi gülümsemeye çalışarak. Fakat Oğuzhan'la aralarında geçen son konuşma aklına geldikçe gözleri doluyordu. O kadar canını yakmıştı ki, sedyeye bindirilip ambulansla götürüldüğü o an... Onun için ölüm gibi bir şeydi.

"İyi misin."

Nur duyduğu ses ile Oğuzhan'a döndü. "Bunu benim sormam gerekiyordu." dedi gülümseyip saçını arkaya atarken. Nedensiz bir heyecan bastırmış, ortam sıcak olmuştu sanki.

"Heyecanlı mısın sen?"

"Yo, hayır."

"Yanıma gelir misin."

Nur şaşkınlıkla Oğuzhan'a baktı. Neden onu yanına çağırmıştı ki? Nur yerinden kalkıp, kenarda duran sandalyeyi, hastane yatağına doğru yaklaştırdı. Oğuzhan'ın karşısına oturduğunda o da duruşunu dikleştirmişti.

"Beni yalnız bırakmadığın için teşekkür ederim Nur. Sen Sevim'le kavga ettiğin zaman ben seni yalnız bırakmış, hatta üzerine gelmiştim. Oysa sen bugün benim yanımda oldun Nur, hak etmememe rağmen."

Nur şaşkınlıkla dinlemişti Oğuzhan'ı. Olayları bu bakımdan hiç düşünmemişti. O gün, Oğuzhan'ın o şekilde davranışı kesinlikle Nur'u hayal kırıklığına uğratmıştı. Fakat Nur, Oğuzhan'ın başına bir iş geldiğinde sessiz kalamazdı. Aklına Sevim geldiğinde sinirlendiğini hissedebilmişti. Oğuzhan'a söylemeli miydi? Evet, saklaması gereksizdi.

"Oğuzhan," dedi Nur kararsız bir ses tonuyla. Oğuzhan'ın kahverengi gözleri ışıltılı bir ifadeyle Nur'a dönmüştü. Bir yandan da merakla Nur'un söyleyeceklerini beklemişti.

"...o çocuklar size bilerek sataştılar. Seni dövmeleri için Sevim göndermiş onları."

Oğuzhan'ın yüzündeki ifade kaybolmuş, yerini sert bir ifadeye bırakmıştı. Kaşları çatılmış, ifadesi sertleşmişti. Çok sinirlendiği her hâlinden belliydi.

"Böyle bir şey yapacağını tahmin etmeliydim." dedi kendi kendine sinirli bir ifadeyle. Ardından yerinden kalkmaya yeltendiğinde, çıkarmadığı serum acı vermiş olacak ki yüzünü buruşturdu. Nur endişeyle yerinden kalkıp, Oğuzhan'ı tuttu.

"Dur Oğuz. Sakin ol. Sevim'i biz hallederiz. Sen dinlenmene bak."

Oğuzhan'ın kaşları şüpheli bir ifadeyle kalktı. "Siz halledersiniz?"

Nur utanmış bir ifadeyle başını eğdi. Bir an, olaylara burnunu sokuyormuş gibi hissetti. Fakat, Oğuzhan'ın gülümsediğini görünce, ağzı açık kalmıştı. Sanki o an zaman durmuş, sadece Oğuzhan'ın gülüşü kalmıştı. Çok güzel gülüyor, diye geçirdi içinden. Öyle güzel gülüyor ki, birden gece oluyor da yıldızlar göğe yükseliyor sanki..

***

Tuğba heyecandan terleyen ellerini bluzuna sürdü. Kalbi garip bir heyecanla atıyor, bir yandan da sabırsızlanıyordu. Ceyhun'un iyi olduğunu duyar duymaz lavaboya kaçmış göz yaşlarına engel olamamıştı. Fakat şimdi, kapının önünde öylece duruyor, içeri girmeye korkuyordu.

Elini kapının kulpuna uzatıp, gözlerini heyecanını yenmek üzere yumdu. O sırada kapı diğer taraftan açılmış, Tuğba bir anlık korkuyla yerinde sıçramıştı.

"Tuğba?"

Ceyhun şaşkın bir ifadeyle Tuğba'ya bakıyordu. Ardından yaralanmış dudağının izin verdiği kadarıyla gülümsemiş, yeşil gözleri kısılmıştı. Burun kemiğinde ufak bir kızarıklık ve sol elmacık kemiğinde de morluk vardı. Saçları dağılmış, tatlı bir görüntü oluşturmuştu.

Tuğba bir anlığına heyecan yapmıştı. Gözlerini Ceyhun'un yüzünden alamıyor fakat yüzüne bu kadar uzun süre bakmasının da ne kadar saçma olduğunu anlayabiliyordu.

"Ben bakmak için gelmiştim." dedi Tuğba hızlıca. Ceyhun'un gülümsemesi yüzüne daha çok yayıldı.

"Tamam, gel şöyle yürüyelim." dedi Ceyhun kapıyı arkasından kapatıp Tuğba'nın yanına ilerlerken. Koridorun sonuna doğru yürürlerken, sessiz kalmışlardı.

"İyi misin Ceyhun?" dedi Tuğba sonunda. Ceyhun başını olumlu anlamda salladı. "İyiyim. Endişelenme artık." dedi ardından gülümsemeye devam ederken. Tuğba üzüntüyle, Ceyhun'un yüzündeki yaralara bakmıştı.

Tuğba nasıl endişelenmezdi ki? Ceyhun'a bu kadar bağlanmışken, imkansızdı. Kavga anı gözünde canlandığında kalbi yine acıyla burkulmuştu. Koridorun sonuna gelmişlerdi. Boydan boya bir cam vardı. Beşinci katta olduklarından bu camların ardından dışarısı çok güzel görünüyordu. Tuğba daha dikkatli baktığında, binaların arasında bir lunapark görmüştü. Oyuncakların büyüklüğü buradan görünüyordu. Ceyhun Tuğba'nın baktığı yere baktığında o da fark etmişti.

"Neyse ki, olay kapandı." dedi Ceyhun rahatlıkla. Tuğba ne söylediğini anlamamıştı.

"Siz gelmeden ifade verdik polislere. Fakat olay büyümesin diye şikayetçi olmadık. Sonuçta kavgayı başlatan bizdendi. Doktorun da tanıdık çıkması iyi oldu bizim için."

"Tanıdık mı?"

"Evet. Feride'nin babasıymış. O bir şekilde halletti, ailemin kulağına gitse bu olay acayip derecede büyürdü. Neyse ki kapandı." diye bitirdi cümlesini Ceyhun.

Tuğba, Ceyhun'un Sevim olayından haberi olmadığını fark etmişti. Fakat söylemesi sadece onu üzerdi. O yüzden sessiz kalıp, gülümsedi sadece.

"Korkuttum mu seni?" dedi Ceyhun, kıstığı gözleriyle kıza bakarken. Tuğba, gerçekten çok korkmuştu. Başını olumlu anlamda salladı. Ardından çok açık sözlü olduğunu fark edip heyecanla konuştu.

"Biraz. Sonuçta Akın yüzünden siz de şey oldunuz. Yani korkmak değil de, şey oldu biraz-"

"Teşekkür ederim, benim için endişelenmen değerli hissettirdi." diye kesmişti Ceyhun kızın lafını. Yüzünde buruk bir gülümseme vardı.

Tuğba bir an nasıl hissedeceğini şaşırmıştı. Gözleri dolmaya başladığında arkasına dönüp hızlıca yüzünü sildi. Artık açığa çıkan duygularını saklamakta zorlanıyordu. Ceyhun güldükçe, kalbine bir şeyler saplanıyordu sanki.

Elleriyle kendine hava yapıp, ağlamasını kontrol altına almaya çalışıyordu. Fakat aklına bugün olanlar geldikçe yüreği burkuluyordu. Ceyhun'u o hâlde görmesi canını o denli yakmıştı ki, sanki kalbindeki tüm kuşlar aynı anda terk etmişti onu. Fakat o kuşların geri dönüşü ve kalbinde kanat çırpışları o kadar dokunmuştu ki Tuğba'ya. Sanki artık, Ceyhun'a karşı olan hislerinden emindi. O kuşların kalbine neden konduğunu artık biliyordu.

Ceyhun, Tuğba'nın ağladığını farkettiğinde bir anlığına öylece kalakaldı. Böyle bir şeyi beklemiyordu. Elini, Tuğba'nın koluna uzatmıştı ki duraksadı. Birazdan yapacağı hareket için cesaret topluyordu sanki. Ardından gözlerini yumup, Tuğba'yı kendine çekti. Kollarını kızın bedenine sarararak nazikçe sarılmıştı.

Tuğba'nın böyle bir şey beklemediği âşikardı. Genç kızın elleri boş kalmış, gözleri şaşkınlıkla açılmıştı. Titrek bir nefes aldığında, ciğerlerine Ceyhun'un kokusu nüfus etmişti. Gülüşünü görmüştü, sözlerini işitmişti... Ve artık, kokusunu da biliyordu.

Mihri, Tuğba ve Ceyhun'u çağırmak için koridora doğru ilerlemişti ki, gördüğü manzara karşısında ağzı açık kaldı. Elindeki su şişesi yere düşerken, gözleri şaşkınlıkla açılmıştı. Yüzündeki kocaman gülümsemeyle bir süre Tuğba ve Ceyhun'a bakakaldı. Ardından telefonunu çıkarmış hızlıca Nur'a mesaj çekmişti.

Gönderilen- Nur

Tuğba ve Ceyhun sarılıyor! Bu iş oldu.

Gönderen-Nur

Hadi canım! Fotoğraf çek hemen.

Mihri hızlıca bir fotoğraf çekip, Nur'a gönderdi.

Gönderen-Nur

Şu an Akın'ın öldürücü bakışları altındayım fazla yazamıyorum. En kısa zamanda sen, ben ve Tuğba konuşmamız lazım, Anlaştık?

Mihri mesajı kısaca yanıtlayıp telefonu kapattı ve cebine geri yerleştirdi. Sanırım bu seferki konuşmaları oldukça uzun sürecekti. Çünkü Mihri, Nur ve Oğuzhan'ın arasında da bir şeyler olduğundan şüpheleniyordu. Kesinlikle öğrenmeliydi!

Mihri yere düşürdüğü şişeyi yerden geri alıp çöp kovasına atmıştı. Ceyhun ve Tuğba'ya hastahanenin çıkışına gelmelerini söylemişti. Ceyhun odasından eşyalarını alıp kızlarla birlikte asansöre binmişti. Birlikte diğer çocukların yanına ulaştıklarında Mihri şaşkınlıkla doktora bakmıştı. Doktor, Feride'nin babası Soner amcaydı. Mihri, Feride'nin babasının doktor olduğunu biliyordu ama burada çalıştığını bilmiyordu.

"Merhaba Soner amca." dedi gülümseyerek.

"Mihri kızım. Ne kadar da büyümüşsün. Ailen nasıl?" dedi Soner Amca gülümseyerek. Feride, babasının koluna girmişti ve oldukça mutlu görünüyordu. Mihri kısa bir anlığına imrenmişti onların bu hâline.

"İyiler." dedi Mihri gülümsemeye çalışarak.

"Soner amca sağ olsun halleti bizim işleri. Aileye haber vermeden taburcu etmiyorlardı, Soner Amca sayesinde kurtulduk." dedi Murat suratındaki kocaman gülümsemeyle.

Soner amca gülümseyip, Murat'ın kıvırcık saçlarını karıştırdı.

"Bakın bir daha böyle bir olay istemiyorum. Yoksa bizzat kendim ailenize şikayet ederim sizi. Anlaşıldı mı?"

Çocuklar hep bir ağızdan' anlaşıldı' demişti. Soner Amca, kızı Feride ile hastaneden çıktıklarında tayfa olduğu yerde kalmıştı.

"Kampa bizi daha almazlar." dedi Akın. Ellerini ceketinin cebine sokmuştu ve yüzünde düşünceli bir ifade vardı.

"Aynen. Kampa dönemeyiz." dedi Oğuzhan da.

"Kızları bırakalım biz kampa. Bizim yüzümüzden tatilleri yarıda kalmasın. Biz de geri döneriz." dedi Ceyhun. Akın ve Oğuzhan bu fikre sıcak yaklaşmışlardı. Fakat Murat ve kızlar bu fikirden hiç hoşlanmadılar.

"Hadi, taksi bulalım." dedi Akın kızları harekete geçirmek için.

"Cidden sensiz tatilimize devam edeceğimizi mi sanıyorsun Akın?" dedi Mihri çattığı kaşlarıyla.

"Ya hepimiz, ya hiçbirimiz." dedi Nur da.

"Kamp da sıkmıştı zaten artık." dedi Tuğba da. Akın omuzlarını düşürüp baygın bir ifadeyle kızlara baktı.

"E biz şimdi ne yapacağız?"

"Lunapark!" diye bağırdı Murat. Tüm bakışlar ona döndü. Cidden şu durumda, Murat'ın lunaparka gitmek istiyor oluşu ironikti. Fakat Murat buydu işte. Aykırı, eğlenceye düşkün ve moralleri yerine getirmeye bire bir.

"Yakınlarda bir lunapark var. Eğlenceli olabilir." dedi Ceyhun, Tuğba'ya kısa bir bakış atarken. Tuğba'nın lunaparkı gördüğünde yüzünde oluşan gülümsemeyi fark etmişti.

"Ceyhun. Sen adamsın." dedi Murat Ceyhun'a öpücük yollarken. Murat'ın bu hareketine diğerleri sadece kaş çatarak yanıt vermişti.

"O zaman, eğlensek mi biraz?" dedi Oğuzhan da.

Akın, teslim olur vaziyette ellerini havaya kaldırdı. "Tamam, gidelim."

Çocuklar hep beraber parka yayan bir şekilde gitmişlerdi. Girişte aldıkları karta bolca para ekleyip içeri girdiler. Ceyhun, Tuğba'yı kaşla göz arasında bir oyuncağa doğru götürmüştü. Kısa bir süre içerisinde Oğuzhan ve Nur da dönme dolaplara doğru ilerlediğinde Mihri, Akın ve Murat tek kalmışlardı. Murat'ın zoruyla Akın oyuncak silahla ateş yapılan bir oyuncağın yanına gitmişti. Mihri bulduğu bir banka oturup diğerlerini izledi.

Oldukça mutlu görünüyorlardı. Mihri için arkadaşlarını mutlu görmek oldukça güzel bir duyguydu. Belki Nur ve Tuğba farkında değildi. Ama Nur, Oğuzhan'ın yanında, Tuğba da Ceyhun'un yanında oldukça mutluydu.

Mihri bir anlığına kendini oldukça yalnız hissetti. Arkadaşlarını o kadar sahiplenmişti ki, onlar başkalarıyla olunca yalnız hissetmişti. Fakat yüzlerindeki o gülüş her şeye değerdi. Mihri düşüncelerinden telefonun sesiyle sıyrıldı. Telefonunu cebinden çıkardığında, üstündeki hırkaya daha çok sarılmıştı. Hava karardıkça soğumaya başlamıştı.

Mihri ekranda gördüğü numara ile bir an panikledi. Arayan Asrın'dı. Açmalı mıydı bilmiyordu. Telefon ise ısrarla çalmaya devam ediyordu. Parmağını reddete götürüyordu ki duraksadı. Bugün Akın gerçekten hem onu hem de arkadaşlarını kurtarmıştı. Aramayı reddetmesi ayıp olurdu. Ne ara telefonu yanıtladığını bilmiyordu. Fakat birden Asrın'ın sesini duymasıyla daha çok telaşlandı. Titreyen elleriyle telefonu kulağına götürdü.

"Efendim?"

"Halletiniz mi? Hastaneye geldim şimdi, neredesin?"

Mihri'nin kaşları şaşkınlıkla havaya kalktı. Asrın, hastaneye neden gelmişti? Bu kadar şeyi yapmasına gerek yoktu diye geçirdi içinden.

"Herkes iyi Asrın. Kampa geri dönmüyoruz. Hastanenin ordaki lunaparktayız."

"Diğerlerini sormadım Mihri. Sen iyi misin?"

Mihri o kadar şaşırmıştı ki, bir anlığına telefonu düşürür gibi olmuştu. Asrın'ın ses tonundaki şefkati hissetmişti sanki. Kalbi garip bir ritimle atarken, gözlerini sıkıca yumdu. Asrın onun iyi olup olmadığını sormuştu alt tarafı. Neden bu kadar şaşırmıştı anlamıyordu.

Mihri bir an duraksadı. Sahiden iyi miydi? Eğer iyiyse yüreğindeki bu boşluk nedendi? Bir boşluk, nasıl bu kadar ağır olabiliyordu?

"İyiyim."

"İyi olmadığını biliyorum Mihri."

Mihri yutkundu. Lunaparkın ışıkları gözüne buğulu bir şekilde ulaşıyordu. Başını havaya kaldırıp göz yaşlarının akmasını engelledi.

"İyiyim Asrın. Senden uzaktayım, arkadaşlarımla beraberim. Bunlar mutlu olmam için yeterli." dedi alaycı bir ses tonuyla.

"Mihri, eğer bana ihtiyacın varsa söylemen yeterli. Gelirim."

Mihri duraksadı. Asrın söylediklerinde ciddi miydi? Neden birden bire ona karşı iyi davranıyordu. Gerçi Mihri, Asrın'ı gördüğü ilk günden beri Asrın ona iyi davranıyordu. Tüm bunlarda bir menfaat ilişkisi var mıydı? Yoksa tüm bunları Mihri'yle oynamak için mi yapıyordu emin değildi. Mihri alaylı bir ifadeyle güldü.

"Eğleniyor musun Asrın?"

"Sen eğlenmiyorsan, hayır."

Mihri cevap vermeyerek telefonu kapattı. Nedense birden bire, Asrın'ın onunla oynadığını düşünmeye başlamıştı. Mihri'nin hisleri onu yanıltmazdı. Ama ilk defa, bir hissinin onu yanıltmasını istedi. Telefonu tekrardan çaldığında ekrana bakmadan açtı.

"Yeter Asrın!"

"Merhaba! Mihri hanımla mı görüşüyorum?"

Mihri şaşkınlıkla telefonu kulağından çekip arayan yabancı numaraya baktı. Ardından telefonu geri kulağına götürdü. Arayan kişi bir kadındı ve ses tonundan 30'lu yaşlarda olduğu anlaşılabiliyordu.

"Buyurun, benim." dedi Mihri dudaklarını dişlerken. Bir dahaki sefer telefonun ekranına bakmadan aramayı cevaplandırmayacaktı.

"Mihri hanım ben şirketinizin ortağı Sinan Bey'in sekreteriyim. Babanıza ulaşmaya çalıştım fakat ulaşamadım. Mümkünse sizle görüşebilir miyiz?"

"Şirket işleriyle ilgilenmiyorum. Üzgünüm." dedi Mihri gözlerini devirerek. Anne ve babasına ulaşamayan herkes bir şekilde Mihri üzerinden bağlantı kurmaya çalışıyordu. Ve bu durum da Mihri'nin artık sinirlerini bozmaya başlamıştı.

"Fakat önemli bir mesele. Babanızla veya sizle acilen görüşmem lazım."

"Peki." dedi Mihri sıkıntıyla. "Ben babama iletirim, konu neydi?"

"7 yıl önce yaşanılan kaza ile ilgili. Davayı kurcalayan bir kişiyle karşılaştık. Ne yapacağımızı sormamız gerek."

Mihri'nin kaşları çatılmıştı. Ailesi 7 yıl önce bir kaza mı geçirmişti.

"Kaza mı?"

"Evet Mihri hanım. 7 yıl önceki trafik kazasındaki olay. Sanırım ölen şahısın ailesinden biri bu davayı kurcalıyor."

"Kim?" dedi Mihri şaşkın bir ifadeyle. Ailesi 7 yıl önce bir trafik kazası geçiriyordu ve Mihri'nin bundan yeni haberi oluyordu.

"Kamera kayıtlarına baktığımıza göre, liseli bir genç oğlan. Siyah saçlı ve renkli gözlü."

Mihri şaşkınlıkla ağzını kapattı. Gözleri büyümüş, vücudu buz kesmişti.

Ölen şahısın ailesinden biri, genç oğlan, siyah saç, renkli göz... Asrın!

"Alo? Mihri hanım! Dinliyor musunuz?"

Mihri telefonu hızlıca kapatıp banka bıraktı. Kalbi korkuyla atıyor, yüreği sanki soğuk eller tarafından sıkılıyordu.

Ailesi trafik kazası geçirdiğinde, birinin ölümüne mi sebep olmuştu? Ve bu kişi, bir ihtimal Asrın'ın ailesinden biri miydi?

Mihri tüm bunların şokunu ağır bir şekilde yaşıyordu. Ailesiyle arası limoni olabilirdi ama onları çok severdi. Bu sevgiyi gösteremese de onlar gözünde hep mükemmeldi. Fakat şimdi babasının, birinin ölümüne sebep olduğunu öğrenmişti.

Peki ya Asrın? Eğer o bahsedilen kişi Asrın ise, Mihri'nin ailesinden intikam almaya mı gelmişti? Mihri'nin içi bir an korkuyla kaplandı. Asrın, kesinlikle intikam için gelmişti. Fakat bunun gerçekliği yüzüne tokat gibi inmişti. Asrın'ın bir sebep uğruna peşinde olduğunu biliyordu, fakat sebebinin bu kadar karanlık oluşu canını epey yakmıştı.

Nefesleri sıklaşıp, göz yaşları akmaya devam ederken Mihri elleriyle yüzünü kapadı. O sırada kulakları, Asrın'ın ses tonunu işitmişti.

"Demek burdasın Mihri."

***

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.