İçeriğe geç

HİS

Bölüm 11 · 13 dk okuma

HİS

Bölüm 11

Lunapark

"Demek burdasın Mihri."

Mihri yüzüne kapattığı ellerini şaşkınlıkla geri indirdi. Başını kaldırdığında Asrın ile karşılaşmıştı.

Genç adamın üzerinde, beyaz bir tişört ve siyah kot ceket vardı. Siyah saçları dağılmış, ela gözleri parıldıyordu. Tebessüm ederek bakıyordu. Sol tarafındaki çukursa, hafif bir şekilde beliriyordu adamın yüzünde. Mihri gözlerini ondan ayırıp etrafa bakındı. Diğer çocukları görmeyi bekliyordu. İçinde nedensiz bir korku baş göstermeye başlamıştı.

Asrın'dan korkuyordu.

Mihri uzakta Akın'ı gördüğünde yerinden hızlıca kalktı. Oraya doğru gidiyordu ki, Asrın kızın kolunu tuttu. Mihri korkuyla titrek bir nefes alıp Asrın'a döndü. Adamın yüzündeki gülümseme kaybolmuş, yerini ifadesizliğe bırakmıştı.

"Bir sorun mu var?"

"Ha-hayır. Ben gideyim, diğerleri bekliyor." dedi Mihri hızlıca. Gözlerini Asrın'dan kaçırıyor, yüzüne bakmaya çekiniyordu.

"Ağlamışsın." dedi Asrın. Ses tonunda şüphelendiğini belirtir bir ifade vardı.

Mihri kendini sakinleştirmeye çalıştı. Fakat az önce duydukları kulağında yankılandıkça ölümüne korkuyordu. O bahsedilen kişi, kesinlikle Asrın olmalıydı. Ve Mihri'nin peşinde olmasının sebebi, kötü olabilirdi. Mihri kolunu kendine çekip birkaç adım geriledi. Asrın havada kalan elini indirip kaşlarını çatmıştı.

"Gelmene gerek yoktu Asrın." dedi Mihri. Biraz sonra söyleyecekleri için kendini kötü hissediyordu. Fakat söylemesi gerekiyordu. Artık Asrın'ın, onun etrafında olması tehlikeli geliyordu. "Lütfen daha fazla bize karışma. Bu sabahki yardımın için teşekkür ederiz ama, gidebilirsin. Bir daha karşılaşmayız umarım."

Mihri bir süreliğine hiçbir ses işitmedi. Ardından kulakları, Asrın'ın gülüşünü işitmişti. Gözlerini Asrın'ın yüzüne çevirdiğinde, Asrın'ın yüzünde tehlikeli bir ifade sezdi. Gözleri tehditkâr bir ifadeyle parlıyordu. Gülüyordu ama, sinirlendiği anlaşılabiliyordu. Tüm bu ifadeleri gülerek kamuflaj etmeye çalışıyordu sanki.

"Hayatımdan çık mı demek istiyorsun?" dedi Asrın. Ardından Mihri'nin üzerine birkaç adım atmıştı. Mihri bir adım gerileyip, yutkundu. Gizliden etrafa bakındığında herkesin kendi işiyle ilgilendiğini gördü.

"Evet." dedi donuk bir sesle. Asrın ona zarar veremezdi sonuçta. Eğer zarar vermek istese bunu çoktan yapardı diye düşündü. Fakat içinde onu rahatsız eden bir his kol geziyordu.

Asrın, Mihri'nin üzerine bir adım daha atıp gözlerini hafif bir şekilde kıstı. Mihri'nin birden değişen davranışları ona garip gelmişti.

"Ne olduğunu bana söyleyecek misin? Zorla mı öğreneyim Mihri? Sorun yine Sevim mi?"

Mihri bakışlarını kaçırdı. Sorun başlı başına Asrın'dı. Az önce telefonda duydukları kesinlikle korkunç şeylerdi. Ailesi bir kazaya karışmıştı ve o kazada ölen vardı. Ölen kişinin ailesinden biri ise davayı kurcalıyordu. Asrın'ın nedensiz bir şekilde peşinde dolaşmasına bakılırsa, bu kişi Asrın olabilirdi.

Mihri işlerin gitgide daha da karmaşık bir hâle büründüğünü hissediyordu. Fakat aklı daha karışıktı. Asrın'dan uzaklaşmak istiyordu, korkuyordu, şoktaydı. Sonunda genç adama açıklama bile yapmadan, arkasına bakmadan kaçtı oradan. Murat ve Akın'ı gördüğünde koşarak yanlarına varmıştı. Murak kıvırcık saçlarına taktığı ışıklı tacı indirip, nefes nefese kalmış Mihri'ye şaşkınlıkla bakmıştı. Akın da çattığı kaşlarıyla Mihri'nin suratındaki ifadeyi izliyordu.

"Ne oldu Mihri?" dedi Akın.

"Yok bir şey. Sizi göremeyince korktum bir an." dedi Mihri. Fakat korktuğu şey kesinlikle bu değildi.

Akın, Mihri'nin açıklamasını duyunca yüzündeki ifade kaybolmuş yerini büyük bir gülümseme kaplamıştı. Elini kaldırıp, Mihri'nin saçlarını dağıttı.

"Küçük bir kız mısın sen Mihri? Parkta annesini kaybetmiş veletler gibi görünüyorsun." dedi kıkırdamaya devam ederken. Mihri sinirli bir şekilde Akın'a baktı.

"Sensin velet!"

"Aynen aynen." dedi Akın alaylı bir ifadeyle. Ardından Mihri'nin omuzuna kolunu atarak, ufak büfeye doğru yönlendirdi adımlarını. Mihri bir yandan dağılan saçlarını düzeltiyor bir yandan da Akın'ın kolunun altından kurtulmaya çalışıyordu.

"Gel sana biraz şeker alalım." dedi Akın alaylı bir ifadeyle. Mihri gözünü devirmekle yetindi. Fakat bir yandan da kıkırdıyordu. Akın'ın ona küçük bir kız çocuğu gibi davranması komiğine gidiyordu.

"Bana da gazoz al Akın abicim." dedi Murat büzdüğü dudaklarıyla.

"Tabii ki." dedi Akın büyük bir gülümsemeyle Murat'a bakarken. "Almam."

***

Oğuzhan ve Nur dönme dolapların önünde birkaç dakika sıra bekledikten sonra sonunda binebilmişlerdi. Nur, oyuncak yavaş yavaş hareket etmeye başladığında yavaştan heyecanlanmaya başlamıştı. Dönme dolaba en son küçükken binmişti. Ve şimdi ilk defa biniyormuş gibiydi. Başını yana çevirdiğinde Oğuzhan'ı görmüştü. Heyecanlanmasının sebebi de bu olmalıydı.

Onunla ilk defa dönme dolaba biniyordu Nur.

Oğuzhan genç kızın bakışlarını üzerinde hissedebiliyordu. Muzip bir ifadeyle gülümserken gözlerini Nur'a çevirdi. Nur yine, kahverengi bakan gözlerin okyanusu andıran derinliğinde kaybolmuştu.

"Çıkıyoruz." dedi Oğuzhan, başını gökyüzüne çevirirken. Nur da başını gökyüzüne çevirdi. Gökyüzü gecenin karanlığına bürünmüştü. Ay ise tüm o karanlığı bir hançer gibi keserek gökyüzünde görkemli bir şekilde duruyordu.

"Gökyüzüne mi?" diye sordu Nur yüzündeki küçük tebessüm ile. Oğuzhan ise başını olumsuz anlamda sallamıştı.

"Yıldızlara." dedi Oğuzhan başını tekrardan gökyüzüne çevirirken. Dönme dolap gitgide yükseliyor, tüm alan gözlerinde küçülüyordu.

"Bu gece gökyüzünde hiç yıldız yok, Oğuzhan." dedi Nur ufak bir dejavu yaşarken. Aynı cümleyi kamp akşamı Oğuzhan kurmuştu.

"Biliyorum, biz de hayal ederiz o zaman. Birlikte."

Oğuzhan'ın bakışları, sessiz kalan Nur'a çevrildi. Nur duyduğu o cümleyi idrak etmeye çalışıyordu.

Oğuzhan ona, hayal edelim demişti. Birlikte edelim demişti. Nur'un midesindeki kelebekler, ani bir şekilde hareketlendi. Nedense birden bire, Tuğba ve Mihri'ye hemen bu duyduklarını anlatma gereksinimi duydu. Günlerdir bu yaşadıklarını anlatmaya çalışıyor fakat bir fırsatını bulamıyordu.

Nur da bakışlarını gökyüzüne çevirip gülümsedi. Sanki o görünmeyen yıldızlara yüklemişti tüm anlamları. Mesela en küçük yıldıza, hayallerini bırakmıştı. Onun solundaki belirsiz yıldıza hislerini, en ortada duran büyük yıldıza da Oğuzhan'ı sığdırmıştı.

***

Tuğba onu peşinden sürükleyip duran Ceyhun'a hayretle bakıyordu. Genç adam hiçbir oyuncağı beğenememişti.

"Oturalım, yoruldum." dedi Tuğba. Aynı oyuncakları tekrar tekrar geziyorlardı.

Genç adam etrafa göz atıp, lunaparkın diğer çıkışına doğru yönlendirdi adımlarını. Tuğba'nın elinden tutuyordu ve nereye gitse Tuğba da peşinden gelmiş oluyordu. Tuğba, Ceyhun'un onu lunaparkın çıkışına götürdüğünü anladığında şaşırmıştı.

"Nereye gidiyoruz?" diye sordu Tuğba. Ceyhun, Tuğba'ya kısa bir bakış atmıştı lunaparktan çıktıklarında.

"Lunaparkı sevmiyorum. Çocuk parkları daha güzel." dedi heyecanlı bir ses tonuyla. Tuğba şaşkın bir ifadeyle caddenin karşısında bulunan küçük çocuk parkına baktı. Ceyhun gerçekten tüm o görkemli oyuncakların aksine, bu küçük parkı mı ilgi çekici bulmuştu? Tuğba sessiz kalarak, Ceyhun'u takip etmeye devam etti. Caddeden geçip küçük parkın içine vardılar.

Ceyhun, Tuğba'nın elini bırakmayarak onu salıncaklara doğru yönlendirdi. Kırmızı renkli salıncağa Tuğba'yı oturtup, baş ucunda durdu. Tuğba, salıncağın zincirlerine tutunarak başını Ceyhun'a çevirdi. Yüzünde hüzünlü bir ifade vardı.

"Çocuk parklarını çok severim." dedi Ceyhun genç kızın bakışlarını üzerinde hissedince.

"Küçükken çok gelmiş olmalısın." dedi Tuğba da gülümseyerek. Nedense Ceyhun'un küçüklüğünü düşünmek onu mutlu etmişti. Sahi, Ceyhun'un çocukluk hâli çok tatlı olmalı, diye düşündü. Kumral, kıvırcık saçlar. Kocaman ve parıldayan bir çift yeşil göz. Küçücük bir burun ve biçimli dudakları olan bir çocuktu kesin.

"Küçükken hiç parka gitmedim." dedi Ceyhun buruk bir gülümsemeyle. "Yani ailem götürmedi, ama giden çocukları hep imrenerek izlerdim. Sonra biraz daha büyüyünce evimizin önüne bir çocuk parkı yapıldı. Fakat fazla arkadaşım yoktu. O yüzden parktaki banka oturur, tüm gün oynayan çocukları izlerdim. Bazen hâlâ çocuk parklarına gider, bir köşede sessizce oynayan çocukları izlerim." Ceyhun sözlerini bitirdiğinde, adem elmasını belli edecek şekilde yutkundu. Tüm bu cümleleri kurarken o kadar zorlanmıştı ki, yutkunma gereksinimi duymuştu.

Tuğba içine dolan hüzünle bakışlarını yere çevirdi. Ceyhun'un mutlu bir çocukluk geçirmediğini anlayabiliyordu. Fakat bu gerçek, canını epey yakmıştı. Ceyhun acılarını gizleyen bir insandı. Hatta öyle bir ustalıkla gizliyordu ki, kimse aslında üzgün biri olduğunu anlayamıyordu. Fakat, Tuğba anlayabiliyordu.

"İsmi çocuk parkı olabilir." dedi Tuğba gülümseyerek. "Ama biz de arada çocuklaşabiliriz." Ardından ayaklarını yere uzatıp geriye doğru adımladı. Ayaklarını havaya kaldırıp kendini ileriye ittirdiğinde salıncak sallanmaya başlamıştı. Ceyhun, Tuğba'nın hareketine gülümsedi ve salıncağın arkasına geçip, salıncağı hızlı bir şekilde itti. Tuğba'nın kahkaha sesleri kulağına doldukça mutlu oluyordu. Salıncak yeterince hızlandığında Ceyhun, mavi renkli olan diğer salıncağa oturdu.

Gözlerini salıncakta sallanan ve kahkaha atan Tuğba'dan ayırmıyordu. Genç kızın omuzuna ulaşan kısa saçları arkaya doğru uçuşuyor, ardından yüzünü kapatıyordu. Üzerinde ona verdiği ve Tuğba'nın üzerinde oldukça bol duran kırmızı hırkası vardı. Ve bu onu mutlu ediyordu. Ona ait olan bir şeyin, artık Tuğba'ya ait oluşu...

"Salıncak hiç durmasa." dedi Tuğba kahkahalarının ardından. Sebepsiz bir şekilde kendini gülmekten alıkoyamıyordu. Bir an delirdiğini bile düşündü. Fakat bugün yaşadığı duygu değişimlerine bakılırsa şu an bu şekilde oluşu oldukça normaldi. Aklına hastane penceresinin önünde yaşadığı olay gelince, gözlerini sımsıkı yumdu. Kulakları, Ceyhun'un sesini işitince yüzüne kocaman bir gülümseme yayılmıştı.

"Keşke."

***

Geçen onca saattin ardından saat gece yarısına varmak üzereydi. Tayfa toplanıp, lunaparkın önündeki kaldırıma geldi.

"Üzerinde para olan?" diye sordu Murat. Akın elini kaldırdı fakat yanında hepsinin eve gidebilmesini karşılayacak para yoktu. Burdan evlerine olan yol, taksiyle anca bir-bir buçukluk saatti.

"Var ama, anca yarım saattlik yolu karşılar. Hepimizin tek taksiye sığmayacağını da hesaba katarsak, bu iş yatar." dedi Akın. Diğerlerinin de tüm parası ve eşyası kamp alanında kalmıştı.

"Kamp alanına mı dönsek?" dedi Ceyhun düşünceli bir ses tonuyla.

"Daha demin görevliyle konuştum. Eşyalarımızı bile kargoyla adreslerimize yollatmış." dedi Oğuzhan sinirli bir ses tonuyla.

"Oha." dedi Mihri hayret dolu bir şekilde. Alt tarafı bir kavga yüzünden kamp görevlisinin bu tutumu sinirlerini bozmuştu.

"Ee, ne yapacağız şimdi?" dedi Tuğba.

"Aynen, taksi karşılamaz. Otobüs kartı da yok yanımızda. Ne yapacağız?" demişti Nur da.

"Benim buraya yakın oturan tanıdığım var." dedi Ceyhun. "Onu ararsam bize yardımcı olur."

"Uyar bize." dedi Akın. Fakat o sırada önlerinde siyah, pahalı olduğu her hâlinden belli olan bir araba yaklaştı. Tam önlerinde durduğunda tüm tayfa garip bir ifadeyle arabaya bakakalmıştı. Murat arabaya bir ıslık öttürüp Ceyhun'a döndü.

"Tanıdığının ışınlanma özelliği mi varmış kanka?" dediğinde herkes ona uzaylı görmüş gibi baktı. Murat onları takmayarak arabaya doğru ilerleyip, arabanın camına eliyle birkaç defa vurdu. Arabanın camı yavaş yavaş açıldığında, Mihri'nin kaşları şaşkınlıkla havalandı.

"Oo, Asrın."

Asrın mı? diye geçirdi içinden Mihri. Asrın'ın sürekli karşısına çıkması sinirlerini bozuyordu. Asrın arka koltukları eliyle işaret ederek, emniyet kemerinin izin verdiği kadarıyla doğrulup, kapıyı açtı.

"Gençler geçin, ben bırakırım sizi." dedi kararlı bir ses tonuyla.

"Rahatsızlık vermiş olmayalım." dedi Ceyhun. Diğerleri de ona katılmıştı.

"Yolumun üstü zaten. Hadi geçin." dedi Asrın eliyle geçmelerini işaret ederken. Tek eli direksiyonda duruyor, ceketi de iki koltuğun arasında duruyordu. Üzerindeki beyaz tişört, kaslarını ortaya seriyordu.

Mihri ile gözleri kesiştiğinde, Mihri kafasını çevirdi. O arabaya binmeyi kesinlikle istemiyordu.

"Geçin o zaman gençler. Başka şansımız yok." dedi Akın. Ardından Asrın'a dönüp "Asrın kardeşim, sağ ol bugün bize ikinci yardımın bu." dedi samimi bir şekilde. Mihri çattığı kaşlarıyla Akın'a döndü. Daha sabah Asrın hakkında soruşturmuştu onu. Bir yandan da korkmuştu Mihri. Arkadaşlarının Asrın'a güvenip onu sevmelerini istemiyordu. Çünkü Asrın, kesinlikle iyi biri değildi.

"Lafı bile olmaz." dedi Asrın gözleri tehlikeli bir ifadeyle parlarken. Mihri sadece gözlerini kısmış ve ölümcül bakışlar atmıştı Asrın'a. Fakat Asrın, sol yanağındaki çukuru ortaya çıkaran bir şekilde gülümsemişti.

Arabanın arka kısmı oldukça genişti. 6 kişinin sığabileceği genişlikteydi. Tuğba ilk olarak geçtiğinde, Ceyhun da onun yanına oturdu. Oğuzhan da arka koltuklara geçtiğinde Nur da yanına oturdu. Murat ve Akın da oturduğunda, Mihri şaşkınlıkla kalakaldı. Ona yer kalmamıştı.

"Mihri, sen öne gel." dedi Asrın yanındaki boş koltuğu işaret ederek.

Mihri ise kaldırımın kenarında öylece durdu. Bu nasıl bir şansızlıktı, anlayamıyordu.

"Muratcım sen öne geçsene balpıtırcığım. Ön koltuklar beni tutuyor, kusarım falan mazallah." dedi Mihri yalancı bir iğreltiyle arabanın ön koltuğuna bakarken.

"Ne saçmalıyorsun Mihri. Sen arabanın ön koltuklarına oturursun hep." dedi Murat kapıya uzanıp Mihri'nin suratına sertçe kapatarak. Mihri yüzüne kapanan kapıya hayretle bakıp adımlarını istemeye istemeye ön tarafa çevirdi. Asrın'a bakmamaya çalışarak koltuğa oturmuş kapıyı sertçe kapatmıştı. Yine Asrın'ın yüzünü görmemek için yüzünü cama çevirdi. Araba yavaştan hareket etmeye başladığında, erkekler ehliyet hakkında konuşmaya başlamışlardı. Asrın da arada sohbete katılıyordu ve bu Mihri'yi oldukça rahatsız ediyordu. Hatta bir anlığına Akın'a dönüp, Asrın'la konuşmayı kes diye bağıracaktı. Akın normalde arkadaş konusunda bu kadar seçici bir insanken birden bire Asrın'la kurduğu samimiyet Mihri'yi çileden çıkartıyordu. Sanki Asrın hepsine ihanet edecek ve Mihri onları uyarmadığı için kendini suçlu hissedecekti. Ardından bakışlarını yana çevirip, Asrın'ın yüzünü inceledi.

Masum görünüyordu.

Yeni ehliyet almasına rağmen -bunu Akın'la sohbet ettiği esnada belirtmişti- arabayı dikkatli ve sarsmadan kullanıyordu. Gözünü yoldan ayırmıyor, telefonu çaldığında kimin aradığına bakmadan kapatıyordu. Siyah saçları düzgün bir şekilde yukarı taranmıştı. Ela gözleri, yine akşamın karanlığında gri bir bilyeyi andırıyordu.

Mihri'nin aklına sabah yaşananlar geldiğinde, midesinde garip bir dalgalanma hissetti. Asrın'ın onun için endişelenip, ilacını almaya yardım edişi... Ardından kamp alanına kadar Mihri'yi taşıması, kokusu...

Mihri utançla başını cama çevirdi. Keşke yardım istemeseydim, diye geçirdi içinden.

"Balpıtırcığım bir şarkı açsana." dedi Murat sıkkın bir ifade ile Mihri'ye. Mihri, Murat'a kısa bir bakış atıp elini radyoya uzattı. O sırada Asrın da elini uzattığında, eli Asrın'ın eline değmişti. Asrın ela gözlerini Mihri'ye çevirmişti fakat yüzü ifadesizdi.

Mihri hızla elini geri çektiğinde Asrın radyoyu açtı. Mihri elinde garip bir karıncalanma hissetti. Ardından böyle hissettiği için kendine kızıp, gözlerini sımsıkı yumdu. Asrın radyo kanallarını değiştirip duruyordu. Sonunda Türkçe bir şarkının melodisine denk geldiğinde elini radyodan çekti. Mihri gözlerini aralayıp, bakışlarını akıp giden yola çevirdi.

İçimde kayıp giden yıldızlar,

Ve sana dair tuttuğum bir dilek,

Hiç sönmeyen bir ışık var,

İçimde...

Nur şarkının sözlerini duyar duymaz bakışlarını Oğuzhan'a çevirdi. Sanki onu tanıdıkça, şarkılar anlam kazanıyordu.

Sonsuz mavilikler altında,

Bir rüyaya daldım.

Anlatamam görmen lazım,

Ben hâlâ bir an bile uyanmadım...

Tuğba gülümseyerek bakışlarını camdan dışarıya çevirdi. Ceyhun'la olduğu her an sanki güzel bir rüyaydı. Ve bu rüyadan, uyanmak istemiyordu. Bu Ceyhun'a ikinci defa bir şarkının mısralarında rastlamasıydı.

Korktum gözlerimi açmaktan,

Kaçtım gerçekten,

Ama seni her gördüğümde,

Baş üstü düşüyorum dünyaya...

Mihri şaşkınlıkla gözlerini Asrın'a çevirdi. Neden bu mısralar böylesine dokunmuştu içine. Gerçekten korkuyor muydu gerçeklerden, kaçıyor muydu Asrın'dan? Ve onu her gördüğünde, neden deli gibi atıyordu kalbi? Asrın da bakışlarını Mihri'ye çevirdiğinde aralarında garip bir etkileşim olmuştu. Mihri, Asrın'ın ela gözlerine baktıkça tepetaklak oluyordu sanki. Neden Asrın, bu kadar gizliyordu kendini? Neden gerçek kimliğini, gerçek hislerini belli etmiyordu?

Mihri'nin gözlerine ağırlık çöktüğünde yavaş yavaş kendini uykunun huzurlu kollarına bırakmıştı. Yavaş yavaş çocukların oturduğu semte geldiklerinde araba yavaş yavaş boşalmıştı. İlk inenler Oğuzhan ve Murat'dı. Ardından Akın ve Ceyhun inmişti. Tuğba ve Nur da artarda indiklerinde, Nur inmeden önce Mihri'nin evinin adresini tarif etmişti. Fakat içini bir huzursuzluk kaplamıştı. Mihri'yi uyandırmak istediğinde Asrın onu engellemişti. Nur arabadan indikten kısa bir süre sonra Mihri'nin telefonunu çaldırdı.

Mihri telefonunun sesiyle uyanmıştı. Gözlerini birkaç defa kırpıştırıp, telefonu yanıtladı.

"Efendim, Nur?"

"Uyandın mı? Eve varıp varmadığını merak etmiştim." Nur'un huzursuzluğu sesine de yansımıştı.

Mihri bir an olayı yeni idrak ediyormuş gibi yerinden doğrulup arkasına baktı. Arabada kimse kalmamıştı. Gözleri şaşkınlıkla açıldığında, kalbi de korkuyla ritmini arttırmıştı. Gözlerini Asrın'a çevirdiğinde, Asrın'ın büyük bir dikkatle yola baktığını görmüştü.

Kalbi korkuyla atmaya devam ederken, sertçe yutkundu.

"Mihri? Alo? Sesim geliyor mu?"

"Geliyor Nur. Birazdan ineceğim, merak etme sen. İyi geceler."

"İyi geceler."

Mihri telefonu kapatıp titreyen elleriyle hırkasının cebine yerleştirdi. Kuruyan dudaklarını diliyle ıslatarak yola kısa bir bakış attı.

Evinin yolu değildi.

"Asrın?" dedi düz bir sesle. Fakat genç adam gözlerini yoldan ayırmamıştı.

"Asrın, durdur arabayı ineceğim."

Genç adam gaza daha çok yüklenmiş olmalı ki, araba hızını arttırmıştı. Mihri midesinde bir dalgalanma hissettiğinde, acıyla karnını tuttu. Asrın'ın yüzündeki ifade onu korkutuyordu. Asrın'ın çenesi, dişlerini sıkıyor olmalı ki kasılmıştı. Alnındaki damarlar belirginleşmiş, bedeni gerilmişti.

"Asrın! Durdur arabayı!" diye bağırdı Mihri. Başını yola çevirdiğinde, evinin bulunduğu semtten ayrıldıklarını anlayabilmişti. Fakat nereye gittikleri hakkında hiçbir fikri yoktu ve korkuyordu.

"Asrın! Duymuyor musun beni!" dedi Mihri korkuyla. Bedeni titriyor, midesi arabanın hızı yüzünden bulanıyordu.

Mihri arkasına yaslanıp gözlerini sımsıkı yumdu. Eliyle ağzını kapatıp, göz yaşlarının akmasına izin verdi. Ardından titreyen elleriyle telefonunu çıkarıp, 155'i tuşladı. O sırada Asrın diğer elini direksiyondan çekip, tek eliyle kavradı direksiyonu. Başını Mihri'ye çevirdiğinde Mihri korkuyla nefesini tuttu bir an. Bakışları oldukça tehditkârdı.

Asrın uzanıp Mihri'nin elinden telefonu alıp, kapatma tuşundan telefonu tamamen kapatmıştı. Ardından arka koltuğa fırlatıp, bakışlarını tekrardan yola çevirmişti.

Arabanın hızı gitgide artmaya devam ettiğinde Mihri titrek bir nefes aldı. Akıp giden yollar onu korkutuyordu. Asrın ona zarar verecekti ve hiçbir şey yapamıyordu.

"Durdur arabayı! Korkuyorum Asrın." dedi göz yaşları akmaya başladığında. Fakat Asrın yine genç kızı duymamıştı. Araba hızlanmaya devam ederken, tekerleklerin acı çığlıkları Mihri'yi sağır edecekti sanki.

"DUR ASRIN!"

BÖLÜM SONU

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.