İçeriğe geç

HİS

Bölüm 12 · 15 dk okuma

HİS

Bölüm 12

Disiplin

Genç kız zaman kavramını yitirmişti sanki. Saniyeler, dakikalar, akıp giden yollar, Asrın'ın kapatmaya çalışırken sesini kıstığı cızırtılı şarkı, tekerleklerin her manevrada attığı acı çığlıklar... Hepsi bir olmuş da, Mihri'nin yakasına yapışmıştı sanki.

"DUR ASRIN!"

Araba sert bir şekilde durduğunda, Mihri öne doğru savrulmuştu. Önce arkası kesilmeyen nefes sesleri, ardından gürültülü bir sessizlik kapladı arabanın içini. Mihri titreyen elleriyle saçlarını yüzünden çekip, arabanın kapısını açtı. Arabadan inip, yavaş adımlarla arabanın tersi yöne doğru ilerlemeye başladı. Sokak iki güçlü lamba sayesinde aydınlanmış, gecenin karanlığını bölmüştü. Zihni öyle bir bulamaca batmıştı ki, ne yapacağını veya ne yapmış olduğunu kestiremiyordu. Fakat uzaklaşmak istiyordu, odasını istiyordu, ağlayabildiği geceleri istiyordu. Böylesine bir karışıklık onu aşardı.

Sokak öylesine sessizdi ki, Asrın'ın arabadan çıkıp, yanına ulaşan adımlarını duymuştu.

"Mihri, özür dilerim. Bir anlığına kendimi kaybettim."

Mihri, beni de kaybettin, demek istiyordu. Asrın ona zarar vermek istemişti, bunu anlayabilmişti. Ve bu onu rahatsız etmişti. Arkasından gelen adım sesleri kesildiğinde bir el kolundan tutup onu döndürmüştü. Mihri boş bir ifadeyle Asrın'a baktı. Sahi. Mihri hiçbir zaman Asrın için kayıp olamazdı.

"Bir şey söylemeyecek misin?" dedi Asrın yüzündeki duygusuz ifadeyle. Mihri, Asrın'ın yüz ifadesi ile cümleleri arasındaki uçurumu fark edebilmişti. Özür diliyordu, ama yüz ifadesi kesinlikle yaptığıyla gurur duyar gibiydi. Onu koruduğunu söylüyordu, defalarca. Ama aslında en büyük zararı o veriyordu.

"Mihri." dedi Asrın elini çekip, saçlarına daldırırken. Yüzünde sıkıntılı bir ifade belirmişti. "Sessiz kalma."

"Umarım." dedi Mihri donuk bir sesle. Biraz daha bekleseydi sesi ağlamaklı çıkacaktı. "Umarım bir gün, sevdiğin insanları ölüme karşı kaybedersin."

Mihri dudaklarının arasından çıkan sözcüklerin ağırlığı altında kaldı bir süre. Beklemiyordu bu kadar acımasız bir cümleyi. Asrın'ın yüzündeki ifadeyi görünce, yutkunamamıştı bile.

Asrın'ın yüzü kaskatı kesilmiş, ela gözlerinden bir karaltı geçmişti. Yüzü öylesine bir düzlükteydi ki, sol yanağındaki çukurun izini bile kapatmıştı. Asrın'ın bağırıp çağırmasını hatta bir anlığına ona vurabileceğini bile düşündü. Fakat Asrın Mihri'yi kolundan nazik bir şekilde tutup, arabaya yönlendirmişti. Ardından arka koltuğun kapısını açıp, Mihri'yi içeri girmesi için sırtından hafifçe ittirmişti. Arabanın kapısını büyük bir sakinlikle kapatıp, sürücü koltuğuna ilerledi. Arabayı yavaş yavaş çalıştırmaya başladığında, aralarındaki sessizlik de Mihri'nin içindeki muhakeme de kendine müebbet vermişti çoktan.

Ama özür dilemek istemiyordu. Asrın daha kim olduğunu bile söyleyemeyen bir korkaktı. Ve Mihri, tüm gerçekleri öğrenip Asrın'ın yüzüne kendisi vuracaktı.

Asrın Mihri'nin evinin önüne geldiğinde, arabayı yavaşça sağa çekti ve durdu. Ellerini direksiyondan çekip, başını arkaya yaslamıştı. Mihri o anda, Asrın'ın kendini kastığını görebilmişti. Tüm kasları hatta yüzü bile kasılmıştı. Gergin ve bir o kadar donuktu. Mihri bir şey söylemeden arabadan indi ve kaldırımın kenarında durdu. Asrın, Mihri iner inmez arabayı çalıştırıp hızlanmıştı. Araba gözden kaybolana kadar Mihri arkasından izledi.

***

Tayfa toplanmıştı.

Akın elindeki yıpranmış test kitaplarını üst üste masanın bir kenarına bırakmış, elindeki kalem ile oynuyordu. Murat başını kantin masasının bitişiğindeki duvara yaslamış, gazozunu pipetle yavaş yavaş içiyordu. Tuğba önündeki kitabı okuyor, Nur da telefonu ile oyalanıyordu. Mihri ise uykusuzluktan şişmiş gözlerine küçük cep aynasından bakıp, kaşlarını çatmıştı.

"Yine korkunç görünüyorum."

"Yine muhteşemsin." dedi Nur, Mihri'ye göz kırparken. Mihri, Nur'un bunu moralini düzeltmek için söylediğini biliyordu ve işe de yaramıştı. Gülümseyerek Nur'a kalp işareti yaptı.

"Selam gençler. Tükenmiş gibisiniz." dedi Ceyhun bir sandalye kaparak masanın uç kısmına çekerken.

"Sorma be kanka. Tarlası yanmış bankacıya döndüm." dedi Murat kıvırcık kafasını duvardan ayırıp, gazozunu masaya bırakarak.

"Çiftçi değil miydi o?" dedi Mihri, Murat'a dönerek.

"Ne çiftçisi, köylü o." dedi Akın, Mihri'ye alaylı bir ifadeyle bakarken.

"Aman. Bunu mu tartışacağız." dedi Nur kıkırdarken. Masanın kenarından bir gazoz kapıp, kapağını açmıştı. Tayfa'nın olmazsa olmazıydı bu gazoz içmeler. Üzgün olduklarında, mutlu olduklarında, heyecanlandıklarında, kısaca tüm duyguları gazoz içerek karşılıyorlardı.

Tuğba, Ceyhun'a çevirdi bakışlarını. Ceyhun'la göz göze geldiklerinde ikisi de selamlaşma anlamında gülümsemişlerdi. Üzerinde kot bir gömlek vardı. Altında siyah pantolon ve mavi bir spor ayakkabı vardı. Kumral saçlarını dağınık bir şekilde arkaya yatırmıştı. Yüzündeki morluk düne nazaran daha küçülmüştü.

Mihri de masadaki gazozlardan birini alıp kapağını açtı. Pipetin kağıt amblajını yırtarken aklına dün olanlar gelmişti. Oldukça uzun ve yorucu bir gün olmuştu. Ve yorucu olduğu kadarıyla da kötü. Başını yana çevirdiğinde kantinin girişinde Oğuzhan ve Asrın'ı gördü. Sessiz bir şekilde bir konu hakkında tartışıyorlardı. Ardından Oğuzhan elini Asrın'ın omuzuna atıp samimice gülümsedi. Asrın da baş selamı verip, Oğuzhan'ın yanından ayrılmıştı. Mihri bir an Asrın'la dün gece yaşadıklarını anımsayınca, elinin yanındaki gazozu döktü.

Gazoz çok fazla dökülmeden Akın hızlı bir hareketle şişeyi geri kaldırmıştı.

"Özür dilerim." dedi Mihri şaşkın bakışlarla.

"Sorun yok Mihri." dedi Akın masadaki peçetelikten bolca peçete çıkarıp ıslanan yerlere bırakırken. "Sorun ne? Sakarlaşmaya başladıysan bir sorun var demektir."

"Akın haklı Mihri. Neye sıkıldın?" dedi Tuğba. Fakat Mihri'nin sorununu az çok anlayabiliyordu. Zaten bu, hepsinin ortak derdiydi.

"Sevim." dedi Mihri sıkıntılı bir nefes verirken. Yaptığı her şeyin yanına kalmaması lazımdı.

"Yaptığı şey ciddi. Polise tekrardan ifade vermemiz gerekiyor." dedi Ceyhun. Akın da başını onaylar biçimde sallamıştı.

"Polis inanmaz ki. İfade vermişsiniz çoktan. Sevim'in cezasını bizim kesmemiz lazım." dedi Nur. Sinirlendiği her hâlinden belliydi.

"İyi de nasıl yapacağız?" dedi Akın gözlüğünü çıkarıp masaya bırakırken.

"Benim bir fikrim var, balpıtırcıklarım." dedi Murat ellerini çenesine yaslayıp, sinsi bir şekilde gülümserken. Tuğba, elini uzatıp Murat'ın saçlarını düzeltti.

"Neymiş o fikir?" dedi Tuğba gülümserken. Diğerleri de yumuşamış ifadeleri ile Murat'ı izliyorlardı. Murat intikam almada kesinlikle aralarında en başarılı kişiydi. Sevecen ve masum gibi görünebilirdi ama Murat aslında oldukça korumacı bir arkadaştı.

"İleride görürsünüz. Her şeyi bana bırakın." dedi Murat arkasına yaslanırken. Ardından aklına gelen fikirle Ceyhun'a dönmüş, genç adamın düzgünce taradığı saçlarını bozmuştu.

"Ne yapıyorsun oğlum ya!" dedi Ceyhun Murat'dan uzaklaşıp saçlarını düzeltirken. Mihri ve Nur olayı anlayıp, birbirlerine sadece ikisinin anlayabileceği biçimde bir bakış atmışlardı.

"Kanka ya elim kaydı. Neyse Tuğba düzeltir."

'Oha' diye geçirdi Mihri içinden. Murat'ın diline bir düştünüz mü, kurtuluşunuz olmuyordu.

Akın çattığı kaşlarıyla Murat'a bakıyor, olayı anlamaya çalışıyordu. Murat ise keyifli bir ifadeyle masanın ucundaki diğer gazozlara uzanmış -muhtemelen Akın'a ait olan - gazozlardan birini kapmıştı. Kavradığı eliyle, diğer elini kullanmadan teneke kutuyu açmış, gazozu başına dikmişti. Nur ve Mihri baygın bakışlarla, Murat'a bakmaya devam etmişlerdi. Tuğba ise Murat'ın dediği sözler ile gözlerini Ceyhun'a çevirmişti. Ceyhun da şaşkın bir ifadeyle kalakalmıştı. Ortamda garip bir sessizlik vardı ve en çok eğlenen kişi bariz olarak Murat'tı.

"Murat." dedi Akın. Ellerini masanın üzerinde birbirine kenetlerken. Gözlerini kısarak, sinirlendiği her hâlinden belli olan bakışlarını Murat'a gönderiyordu. "O gazozu al."

Mihri, Akın'ın küfür edeceğini zannedip şaşkınlıkla gözlerini büyütmüştü. Murat da tam o sırada ağzına götürdüğü gazozu durdurmuş, kalkan kaşlarıyla Akın'a bakmıştı.

"... mümkünse bize en uzak olan noktada iç." diye bitirdi Akın sözlerini. Diğerleri Akın'ın küfür etmediğini görünce rahat bir şekilde nefes vermişti.

"Ceyhun. Kusura bakma kardeşim, Murat'ın patavatsızlığı işte." dedi Akın düz bir sesle.

"Sorun değil. Ben kalkayım, ee şey işim vardı." dedi Ceyhun şaşkın bir şekilde sandalyesinden kalkarken. Gözleri Tuğba ile kesiştiğinde ikisi de hızlı bir şekilde kaçırmıştı gözlerini. Tuğba'nın aklında, kampta olan kavga sırasında Ceyhun'un saçlarını düzelttiği an canlanmıştı. Birden yanakları ısınmaya başlamış, elleri heyecanla titremişti. Ardından hastane camının önünde olan, kısa sarılışları canlandı zihninde. Belki de onu en çok etkileyen anısı buydu. Ceyhun'un kokusunu ve sarılışını o an ki gibi hissedebiliyordu. Ve bu, onu amansız bir paniğe sürüklemişti. Sanki diğerleri her an bunu öğrenip, üstüne gelecekti. Fakat Mihri ve Nur bu olayı zaten biliyor, hesap sormak için fırsat kolluyorlardı.

"Tamam Ceyhun. Haberleşiriz." dedi Murat keyifli bir ifadeyle gülmeye devam ederken. Akın, Tuğba'nın utandığını görünce Murat'ın kafasına vurdu. Murat çattığı kaşlarıyla önce kıvırcık kafasını ovuşturmuş, ardından Tuğba'nın kızaran yüzünü görünce yine sinsice gülümsemişti.

Akın yine Murat'a laf yetiştiriyordu ki, çalan zil ona engel olmuştu. Okuldaki diğer öğrencilerin garip bakışları altında kalkmışlardı masalardan. Mihri bakışlardan rahatsız olmuş gibi diğerlerine yaklaştı. Sabahtan beri diğer öğrenciler onlara garip bir ifadeyle bakıyor, fısır fısır konuşuyorlardı.

Sınıflarına doğru ilerleyip her zamanki sıralarına oturdular. Nur ve Mihri duvar kenarı 3.sırada oturuyor, bir önlerinde Tuğba ve Akın, arka sıralarında ise Feride ve Murat yan yana oturuyordu. Sınıflarında bazı sıralar, kampta olan diğerleri yüzünden boştu. Ve diğer öğrenciler de kamptan erken gelen tayfaya şaşkınlıkla bakıyordu.

Feride henüz gelmemiş, Murat'sa her zamanki gibi başını sıraya yaslayıp uykuya hazırlanmıştı. Akın sınıf başkanı olduğundan elindeki listeler ile uğraşıyor, Tuğba da elindeki kitabı yavaş yavaş okuyordu.

"Biz niye boş boş duruyoruz?" dedi Mihri,Nur'a dönerek. Ardından etrafa kısa bir bakış atıp, tekrardan gözlerini Nur'a çevirdi.

"Bunlar niye bize dik dik bakıyor?" diye sormuştu.

Nur kaşlarını çatıp elini çenesine yasladı. Sınıftakilere aynı sert ifadeyle bakmış çoğu kişinin önüne dönmesini sağlamıştı. Nur sınıfa daha dikkatli baktığında, öğrencilerin telefondan bir şeylere bakıp ardından onlara baktığını fark etmişti.

"Bilmiyorum. Ama şüphelendiğim bir şey var." dedi Nur telefonunu çıkarıp okulun haber sayfasına girdiğinde.

Mihri başını eliyle destekleyip Nur'a bakmayı sürdürdü. Nur okulun sayfasını açmış, önce gözleri şaşkınlıkla büyümüş ardından da donup kalmıştı.

"Ne oldu?" dedi Mihri şüpheli bir ifadeyle. Fakat Nur, telefonu sertçe sıraya bırakıp ayağa fırlamıştı. Tahtanın önüne geçip, bağırmaya başladığında Akın ve diğerleri şaşkınlıkla ona döndü.

"Kim çıkardı bu haberi? Kim?" dedi Nur, oldukça sinirli bir ses tonuyla.

Akın arkasına dönüp, Mihri'ye baktı. "Ne oluyor?"

Mihri, telefonu alıp kapanan ekranını açtı. O sırada okuduğu haber nedeniyle kaşları şaşkınlıkla havalanmıştı.

'Okul başkanı Oğuzhan, Sevim'i 12/H sınıfından Nur ile aldatıyor.'

"Hass*ktir." dedi Mihri sessiz bir şekilde. Fakat Akın Mihri'yi duymuş, kaşlarını çatıp telefonu Mihri'nin elinden sertçe çekmişti. Haberi okuduğunda onun da gözleri şaşkınlıkla açılmıştı.

Murat hâlâ uyuyordu.

"Kızlar, siz Nur'u götürün." dedi Akın sınıftan sinirle çıkarken. Nur o sırada, haber ekibinden olan kızlardan birinin yakasına yapışmıştı. Mihri o kızlara dikkatli baktığında Sevim'in arkadaşları olduğunu görmüştü. Büyük ihtimal bu iğrenç haberi, onlar yayımlamışlardı. Ve arkasında olan kişi de tahmin edildiği gibi Sevim'di.

Mihri ve Tuğba, Nur'un yanına gidip sınıftan çıkarmak için hamlede bulundular.

"Kimden cesaret alıp böyle bir şey paylaşabiliyorsunuz?" dedi Nur öfkeyle. Uzun, kıvırcık saçlı olan kız, Nur'un ellerinden kurtulduğunda omuzunu silkip, sırasına tekrardan oturdu.

"Yalan mı? Kampta yaptığınız her şeyi biliyoruz. Tüm okul da senin nasıl biri olduğunu görsün Nurcum!" dedi kız iğneleyici bir ses tonuyla.

Tuğba ve Mihri birbirlerine bakıp, ardından ellerini Nur'un üzerinden çekmişlerdi.

Bu kız dayak yemeyi hak ediyordu.

Nur kızın saçlarına tekrardan yapışmış, kız ise fare gibi tiz sesler çıkarmaya başlamıştı.

"Akın kızar mı sence?" dedi Mihri kıstığı gözleriyle dayak yiyen kıza bakarken.

"Haberi olmazsa kızmaz." dedi Tuğba, o sırada fotoğraf çekmeye çalışan sarışın kızın bileğini havada yakalayıp sertçe sıkmıştı. Mihri de kızın telefonunu elinden alıp, haber sitesinin uygulamasına girdi. Birkaç denemeden sonra, haberi silmişti.

"İşte bu kadar." dedi telefonu hiç de nazik olmayan bir biçimde sıraya bırakırken. Tuğba da kızı geriye doğru ittirerek elini bırakmıştı.

"Tamam Nur, yeter. Sildik haberi." dedi Tuğba.

Nur tuttuğu saçları sertçe bıraktığında, kız kalçasının üstüne yere düşmüştü.

"Bana bak!" dedi Nur kıza sert bir ifadeyle. Saçını arkaya atıp, üstünü yayvanca düzeltmişti. "Bir daha bizle uzaktan yakından fark etmez, alakalı olan bir haber görürsem, ölürsün."

Kız çattığı kaşları ve kuş yuvasına dönmüş saçlarıyla düştüğü yerden kalkıp, sınıftan hışımla çıkmıştı. O sırada sınıfa nöbetçi öğretmen ve okul başkanı Oğuzhan ile giren Akın, kızlara hayretle baktı.

"Hocam, siz gidin. Konu hallolmuş sanırım. Teşekkürler." dedi Akın hocayı sınıftan defetmek için panikle konuşurken. Öğretmen ilk başta sınıfın dağınıklığını görüp şüphelense de, Akın'ın iyi bir öğrenci olduğunu bildiğinden ses etmemişti. Akın kapıyı ardından kapatıp, kızların yanına ilerledi.

"Ne oldu burada?"

"Nur, Serra'ya saldırdı." dedi az önce fotoğraf çekmeye çalışan sarışın kız.

"Sana mı sordum?" dedi Akın küçümser bir ifadeyle. Ardından sinirli bakışlarını yine kızlara çevirmişti. Nur ise Akın'a bir cevap vermemiş, sınıftan çıkmak için hamlede bulunmuştu.

Mihri umursamaz bir tavırla Akın'a baktı. "Hallettik olayı, bir şey olmadı."

"Ben size Nur'u götürün demedim mi?" dedi Akın sesini yükselterek.

"Öyle mi demiştin?" dedi Tuğba.

Mihri kendini tutamamış kıkırdamıştı.

"Mihri!"

"Öf! Aman be. Abartma Akın, bitti gitti işte."

"Bitti, gitti mi? Kızı parçalamışsınız. Bu sizin kaçıncı disipline gidişiniz olacak merak ediyorum." dedi Akın alaycı bir şekilde kızları azarlarken. Ardından Murat'ı görünce hayretle kaşlarını çattı.

"Bu hâlâ uyuyor mu!?"

Murat tüm bu seslere uyanmamış, aksine huzurlu bir şekilde mışıl mışıl uyumaya devam ediyordu.

***

Nur kapının önünde duran Oğuzhan'ı görmemezlikten gelip, sınıftan hışımla çıkmıştı. Oğuzhan'a karşı sinirliydi çünkü yapılacak haberlerin hepsi ilk olarak okul başkanına gösterilirdi. Oğuzhan'ın böyle iğrenç bir haberin yayımlanmasına göz yumması sinirlerini bozmuştu.

Koridordaki öğrencilerin de ona olan bakışlarını gördükçe, sinirleri gitgide katlanıyordu. Sinirle soluyup, lavaboya doğru ilerledi.

"Nur, bekle!"

Nur, Oğuzhan'ın sesini duyduğunda, duymamazlıktan gelip adımlarını hızlandırmıştı. Nur göz önünde olmayı sevmezdi, fakat bu iğrenç dedikodu yüzünden şimdi herkes onu kötü biri olarak tanıyacaktı. Ve Oğuzhan'a, bu haberin yayımlanmasına izin verdiği için oldukça kırgındı.

Oğuzhan kıza yetiştiğinde, bileğinden tutup Nur'u kendisine çevirdi.

"Bekle. Neden bu kadar sinirlisin?" dedi Oğuzhan soluklanırken. Nur'a yetişmek için koşmuştu. Nur bileğini sertçe Oğuzhan'ın elinden kurtarıp ilerlemeye devam etti.

Oğuzhan bir anlığına şaşkınlıkla kalakalmış, ardından tekrardan Nur'a yetişip bu sefer bileğini daha sert kavramıştı.

"Ne oluyor Nur? Aramızda bir sorun mu var?" dedi çattığı kaşlarıyla. Nur'un bu şekilde davranmasını anlamlandıramamıştı.

Nur alaycı ve sinirli bir ifadeyle güldü. Oğuzhan'ın hiçbir şey olmamış gibi davranması sinirini bozmuştu. "Sevim'e kızıyordum, fakat senin de ondan pek farkın yokmuş." dedi Nur sinirli bir ifadeyle. Fakat içten içe, kırıldığını hissediyordu.

"Neyden bahsediyorsun? Bekle, sen o haberi benim yayımladığımı mı düşünüyorsun?" dedi Oğuzhan hayretle. Böyle bir şey duymayı beklemiyordu.

"Senin yayımlamadığını biliyorum. Ama onlar senin iznin olmadan haber yayımlayamazlar. İzin vermişsin onlara Oğuzhan." dedi Nur kırgın bir ifadeyle.

"Nur, yanlış anlamışsın."

"Anlayacağımı anladım ben Oğuzhan." dedi Nur bileğini kendine çekip, arkasını dönerken. Bahçeye inen merdivenlere doğru yönlendirdi adımlarını. Morali epeyce bozulmuştu, hatta o kadar sinirliydi ki Oğuzhan'ın konuşmasına bile fırsat vermemişti.

Oğuzhan, Nur'un arkasından çaresizce baktı. Üstün körü davranışları yüzünden, Nur'un kalbini kırmıştı. Ellerini saçlarına götürüp, sinirle soludu. O sırada Ceyhun, Oğuzhan'ı görmüş yanına gitmişti.

"Hayırdır kardeşim. Sorun ne?" dedi Ceyhun.

Oğuzhan, Ceyhun'a döndü. Belki Ceyhun ona yardım edebilirdi.

"Okulun haber sitesinde Nur'la benim hakkımda bir dedikodu paylaşmışlar. Bana kamptaki yarışma ile ilgili haber paylaşılacağı söylenmişti, ben de onayladım. Nerden bilebilirdim öyle bir haber yapacaklarını?" dedi Oğuzhan sinirle solurken. Ardından arkasına dönüp duvara sert bir yumruk geçirmişti. Sevim ve arkadaşları artık çok olmuştu.

"Sakin ol." dedi Ceyhun. Haber hakkındaki dedikoduları duymuştu. "Nur ile düzgünce konuş. Yanlış anlaşılma yüzünden küskünlük olmasın."

"Anlatmaya çalıştım dinlemedi." dedi Oğuzhan. Ceyhun bir süre ne yapacaklarını düşündü. Ardından destek olurcasına Oğuzhan'ın sırtına yavaşça birkaç defa vurdu.

"Bizi dinlemiyorsa arkadaşlarını dinler. Ben Tuğba ile konuşurum."

Oğuzhan minnet dolu bir ifadeyle Ceyhun'a döndü. "Sağ ol kardeşim."

"Ne demek. Her zaman." dedi Ceyhun.

Oğuzhan ve Ceyhun'un gerçekten iyi dostlar olacağı barizdi. Çok yakın olmasalar bile, kampta çıkan kavgada hepsi birbirini korumuştu. Temelleri sağlam olan bir dostluğa adım atmıştı hepsi...

***

Ceyhun, Tuğba'yı bulduğunda konuşmaları gerektiğini söylemiş, birlikte aşağı kata inmişlerdi. Mihri de Nur'un yanına, bahçeye gitmişti. Ceyhun kantindeki boş masayı görünce adımlarını oraya ilerletti. Birlikte masaya oturduklarında, Tuğba Ceyhun'un ne söyleyeceğini merak etmeye başlamıştı.

"Tuğba, senden bir şey istemem lazım."

"Ee, peki. Yardımcı olabileceğim bir konuysa.."

"Haber olayını biliyorsundur." dedi Ceyhun. Tuğba başını olumlu anlamda salladı. Zihninde sarışın kızın elinden telefonu çeken ve haberi silen Mihri'nin görüntüsü canlanmıştı.

"... o haberin yayımlanmasına izin veren kişi Oğuzhan değildi. Oğuz'a yalan söylemişle. Nur ise dinlemeden Oğuz'a darılmış sanırım. Sen konuşsan, seni dinler. Oğuzhan gerçekten berbat durumda..." diye bitirdi Ceyhun sözlerini. Tuğba, Oğuzhan'ın böyle bir şey yapmayacağını tahmin etmişti zaten. Sonuçta Oğuzhan, zorunda olmasa bile Akın'ın girdiği kavgada Akın'ı korumak için kendini ortaya atmış biriydi. Ve, Nur'a karşı farklı bir hassasiyeti olduğu belliydi.

"Ben konuşurum. Zaten Oğuzhan'ın öyle bir şey yapmayacağını tahmin etmiştim." dedi Tuğba.

"Tamam o zaman." dedi Ceyhun rahatlamış bir vaziyette gülümserken. Birlikte masadan kalktıklarında Tuğba da gülümsemişti. Tuğba tam gitmek üzereydi ki, duraksadı. Ceyhun'un kumral saçlarından bir tutamı, alnına düşmüştü. Muhtemelen sabah, Murat bozduğu için olmuştu. Ceyhun, Tuğba'nın neden durduğunu anlamamıştı.

Tuğba, yapacağı hareket yüzünden kalbi hızlı hızlı atarken her şey bir anda gelişmişti. Elini kaldırıp, Ceyhun'un saçlarını düzeltmişti. Ceyhun ise şaşkınlıkla kalakalmıştı. Tuğba, hafiften titremeye başlayan ellerini indirdiğinde Ceyhun sonunda kendine gelmiş gülümsemişti. Tam bir şey demek üzereydi ki Tuğba hızlı adımlarla bahçe çıkışına gitti.

Genç adam kalktığı sandalyeye geri oturmuş, ellerini saçlarına götürerek gülümsemişti. Kalbi, bir başka atıyordu sanki.

***

Mihri tekrardan tesellilere başlıyordu ki gelen Tuğba'yı görünce sustu. Tuğba karşılarında duran banka oturup, soluklandı. Kısa süre içinde duyduklarını Nur'a anlatmıştı. Nur ilk duyduğunda tepkisiz kalmış, ardından Oğuzhan'ı dinlemediği için pişmanlık duymuştu.

"Bence git konuş, Nur." diye önerdi Mihri. Tuğba da başını olumlu anlamda sallamıştı.

"Siz de gelin." dedi Nur. Utanmış hissediyordu. Mihri ve Tuğba başını olumlu anlamda salladıklarında okul binasına girdiler. Fakat Tuğba'nın söylediği şey ile Mihri duraksadı.

"Şu Asrın değil mi? Kiminle konuşuyor?" demişti Tuğba. Kızlar tam okul binasına giriyorlardı ki, durdular. Mihri, Tuğba'nın gösterdiği tarafa baktığında Asrın'ı görmüştü. Arkası dönüktü ve ondan oldukça kısa olan bir kızla konuşuyordu.

"Neyse, gidelim." dedi Tuğba içeri adımlarken. Nur da gittiğinde, Mihri duraksadı. Demirlerden sarkıp, Asrın'ın konuştuğu kişiyi görmeye çalıştı. Nedense içinde kötü bir his vardı.

Asrın o sırada çekildiğinde, Mihri gördüğü kişi ile şaşkınlıkla kalakalmıştı.

Sevim!

Okulda ne işi vardı?

"Hadi Mihri." dedi Nur yüzündeki tatlı heyecan ile. Mihri bir anlığına Sevim'in okulda olduğunu söyleyecekti fakat durdu. Bunu söylemeyi erteleyebilirdi. Nur'un ve Tuğba'nın tekrardan morallerinin bozulmasını istemiyordu. En azından Nur, Oğuzhan'la konuştuktan sonra söyleyebilirdi.

Mihri yüzündeki ifadeyi gülümseyerek kapattı ve arkadaşlarının arkasından okul binasına girdi. Nur, Oğuzhan'ı gördüğünde mahçup bir ifadeyle gülümsemişti. Oğuzhan, okul koridorunda heyecanlı bir şekilde volta atıyordu. Nur'u fark ettiğinde duraksamıştı. Ardından Nur'un yüzündeki gülümsemeyi görünce rahat bir nefes verdi. Nur'un yanına doğru ilerliyordu ki, bir öğrenci Nur'un önünü kesmişti.

Nur ve kızlar önlerinde duran kız öğrenciye şaşkın bakışlarla baktılar. Boynunda olan karttan, nöbetçi olduğu anlaşılabiliyordu.

"Ne oldu?" dedi Mihri öğrenciye çattığı kaşlarıyla bakarken. İçinde ki huzursuzluk daha çok artmıştı.

"Disiplin kurulu sizi çağırıyor."

Nur'un yüzündeki gülümseme kaybolmuş, Tuğba ve Mihri'nin ise gözleri şaşkınlıkla açılmıştı.

Disiplin kurulu toplanmışsa, iş oldukça ciddi demekti...

"Disiplin kurulu mu?" dedi Nur şaşkınlıkla. Disiplin kurulunun toplanmasını gerektirecek kadar büyük bir zarar vermemişti kıza. Sadece saçını çekiştirmişti, yara verecek bir dayak atmamıştı.

"Evet, disiplin kurulu." dedi nöbetçi öğrenci. Ardından üzgün bakışlarını kızların üzerinde gezdirdi. "Büyük ihtimal okuldan atılacaksınız."

"Ne? Ne saçmalıyorsun? Bu tür kavgalar okulda hep oluyor. Onların yaptıkları karşısında bizim yaptığımız hiçbir şey." dedi Mihri hayretle.

"Emin misiniz? Ona bir bakın." dedi kız koridorun diğer tarafını gösterirken. Kızlar, nöbetçi öğrencinin gösterdiği tarafa baktıklarında, ikinci bir şoku yaşamışlardı.

Az önce Nur'un hırpaladığı kız -sadece saçını çekiştirmiş ve hiçbir yaraya sebebiyet vermemişti - tamamen dağılmış haldeydi. Üzerindeki gömlek yırtılmış, yüzünden akan kanlarla k

ırmızıya boyanmıştı. Gözü morarmış, saçları daha çok dağılmıştı ve yürümesi için iki öğretmen destek oluyordu.

Nur neler olduğunu anlamamıştı. O kızı böylesine döven kişi o değildi!

"Neler oluyor?" dedi Akın, kızların yanına ulaştığında.

"Bilmiyoruz. Ama başımız belada."

BÖLÜM SONU

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.