Mihri, gözlerini tamamen dağılmış olan kızdan çekip, Akın'a çevirdi.
"Bilmiyoruz. Ama başımız belada." dedi düz bir sesle. Serra'ya ne olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu. Fakat zihninde, oldukça kötü olasılıklar canlanmıştı.
Murat merdivenlerden hızla inerken, Serra'yı görmüş ve kaşları şaşkınlıkla havalanmıştı. Ardından koridorun ucunda çocukları görünce adımlarını oraya doğru ilerletti. Oğuzhan da diğerlerinin yanına ulaşmıştı.
"Büşra." dedi Oğuzhan nöbetçi kıza doğru. Nöbetçi kız, yüzündeki aynı ifadeyle Oğuzhan'a döndü.
"Neden disiplin kuruluna çağrılıyorlar? O kızı döven onlar değildi." dedi kızları kastederek.
"Kız şikayet etmiş." dedi isminin Büşra olduğu öğrenilen nöbetçi kız. "... müdür yardımcısına Nur, Mihri ve Tuğba'nın ona saldırdığını söylemiş. Müdür yardımcısı da durumu müdüre bildirdiğinde müdür çok sinirlendi. Ayrıca sanırım, kamp olayıyla ilgili bir mesele de gitmiş kulağına. Demem o ki müdür bey hemen disiplin kurulunu topladı, işiniz yaş." diye ekledi.
"Hay anasını ya. İki dakika uyudum ne olmuş böyle?" dedi Murat ellerini düşünceli bir şekilde kıvırcık saçlarına götürürken.
Akın gözünü yumup, burnundan soludu. Öfkelendiği bariz ortadaydı. Oğuzhan nöbetçi kızla tartışmaya devam ediyor, kızlar ise öylece duruyorlardı. Mihri, Nur'a döndü.
"Dayak yediği ortada. Ama neden bize iftira attı?" dedi düşünceli bir ses tonuyla.
"Kendisi yapmış olmasın?" dedi Tuğba çattığı kaşlarıyla.
"Nasıl bir ruh hastasına bulaştık ya. Sevim'in de, Sevim'in arkadaşlarının da..."
"Her neyse. Bizim bir suçumuz yok, gidelim durumu açıklayalım." dedi Mihri, Nur'un sözünü keserek.
Sonuçta o kıza böylesine zarar verenler onlar değildi. Masum oldukları bir şekilde ortaya çıkardı ve korkmaları gereksizdi.
"Bir kere de benim sözümü dinleseniz, şimdi bunlarla uğraşmak zorunda kalmayacaktık!" dedi Akın kimsenin beklemediği bir şekilde, oldukça yüksek bir ses tonuyla.
"Suçsuz olduğumuzu biliyorsun Akın! Sınıfta olanları ve Serra denen kızı gördün! Biz mi o hâle getirdik?" dedi Nur. Zaten işler oldukça karışmıştı ve Akın'ın azarlayıp durması canını sıkmıştı.
"Size sınıftan çıkmanızı söylemiştim! Niye başınıza iş açıyorsunuz her fırsatta?" dedi Akın, kızlara doğru.
"Bize bir iftira yüzünden kızıyorsun Akın, farkında mısın?" dedi Tuğba imalı bir ses tonuyla. Akın gitgide kırıcı davranmaya başlıyordu.
"Üste çıkın zaten hemen! Bir kere olsun sözümü dinleyin ya, disiplin kurulu size inanacak mı sanıyorsunuz?"
"Neden inanmasınlar? Biz bir şey yapmadık. Okulun her tarafında kameralar var, kameralara bakarlarsa Serra'yı o şekilde hırpalayan kişilerin biz olmadığımızı anlayacaklar." dedi Mihri çattığı kaşlarıyla.
"İyi!" dedi Akın. Sinirli bir ses tonu kullanmış ve yine bağırarak konuşmuştu. Arkasını dönüp, gitmek üzere adımladı.
"Sen kampta kavga çıkardığında, biz senin yanında olmuştuk Akın." dedi Mihri kırgınlık dolu bir sesle. Akın'ın adımları durmuştu.
Akın'ın, ne olursa olsun yanlarında olmasını beklemişti Mihri. Böylesine bir iftira yüzünden, kızlara bağırıp çağırmasını değil.
"Gidelim." dedi Nur. Ardından nöbetçi öğrencinin peşinden ilerlemişti. Akın ile tartışmak istemiyordu. Tuğba da, Nur'un yanına gitmişti.
"Aynı şey değil Mihri." dedi Akın, afallamış bir ses tonuyla. Mihri Akın'ı duymamazlıktan gelip diğer kızları takip etti. Fakat içten içe, tüm kızlar da kendilerini kötü hissediyorlardı. Ne olurdu sanki, Akın bağırıp çağırmak yerine yanlarında durup, onlara destek olsaydı?
Nöbetçi öğrencinin arkasından, öğretmenler odasına varmışlardı. Nöbetçi öğrenci kapıyı birkaç kere tıklatmış, gir komutu ile kapıyı açmıştı. Kızların geçmesi için kenara çekildiğinde kızlar beklemeden içeri dalmıştı. Mihri etrafa baktığında, birkaç öğretmeni, müdür yardımcılarını ve sert bir ifadeyle onlara bakan müdürü görmüştü.
"Bir de bekletiliyoruz! Eşkiya mısınız kızım siz? Dağ başında mıyız? Her istediğinizi yapabileceğinizi mi zannediyorsunuz?"
"Bir nefes alsaydın." dedi Tuğba, sadece kızların duyabileceği bir ses tonuyla. Müdür kaldırdığı işaret parmağı ile azar çekmeye devam ediyordu.
"Kızım, geçin şöyle." dedi fizik hocası. Kızlar hocanın gösterdiği kısma, masanın karşısındaki sandalyelere ilerleyip oturdular. Fizik ve rehberlik hocaları da masanın başucunda bekliyorlardı. Mihri bir an sorguya çekiliyormuş gibi bir hissiyata kapıldı. Sanki birazdan ortam kararacak, başının üzerinden bir ışık yansıtılarak sorguya başlanacaktı.
"Gençler, uzatmayalım." dedi rehberlik hocası, turuncuya dönmüş saçlarını bunalmış bir ifadeyle arkasına atarken. "Serra'yı neden dövdünüz? Mantıklı bir açıklaması var mı?"
Nur tam, bunun bir yalan veya iftira olacağından bahsedecekti ki müdürün sesiyle söyleyecekleri ağzına tıkılmıştı.
"Böyle bir şeyin mantıklı bir açıklaması olabilir mi hocam? Derhal bu sorumlu öğrencilere gerekli cezanın verilmesi gerek, bu ne terbiyesizlik?! Kamp işi zaten cabası... Bunlar okulun ismini kirletmekten başka ne yaptılar şimdiye kadar?"
Yuh, diye geçirdi Mihri içinden. Şimdiye kadar o kadar büyük suçlar işlememişlerdi. Tamam, birkaç kere okuldan kaçma girişimleri, eşyalara zarar verme -yanlışlıkla - ve öğretmenlerle girdikleri sözlü münakaşalar vardı... Fakat bunlar o kadarda mühim değildi. Öyle düşünüyordu hepsi.
"Müdür bey." dedi rehberlik hocası dikkatleri üzerine çekerek. "Önce bir konuşmalarına izin verelim. Evet, kızlar. Söyleyeceğiniz bir şey var mı?"
"Hocam, Serra'yı o hâle getiren biz değildik. Evet aramızda bir tartışma geçti ama onu döven biz değiliz. Ortada bir yanlış anlaşılma var sanırım." dedi Mihri çabucak. Bir şeyler daha ekleyecekti ki, fizik hocası ondan önce davrandı.
"Kendi kendisini mi dövdü diyorsun kızım! Bu ne saçmalık!"
"Öyle değil, ama biz gerçekten bir şey yapma-"
Tuğba'nın sözü müdür bey tarafından kesilmişti.
"Kanıtınız var mı!"
"Sizin var mı?" dedi Nur çattığı kaşlarıyla. Müdür şaşkın bir ifadeyle Nur'a baktı. Nur haklıydı fakat şu an ateşe körükle gidiyordu. Diğerlerinin de Nur'dan farkı yoktu.
Müdür kem-küm etmeye başladığında sözü rehberlikçi aldı.
"Kızım ne demek istiyorsun? Serra yalan mı söylüyor."
"Muhtemelen." dedi Nur. "Serra ile tartıştık ama onu bu hâle getiren biz değiliz hocam." diye de eklemişti.
Rehberlik hocası bir süre düşünüyormuş gibi yaptı. Ardından ayaklandığında, bakışların odağı da olmuştu.
"Kamera kayıtları her şeyi açıklar." dedi Rehberlikçi son noktayı koymuş gibi bir ifadeyle. Müdür'ün odasına geçtiklerinde, müdür bey ve öğretmenler bilgisayarın başına geçmişti. Kızların tahmini olarak verdikleri saatten, sınıflarının bulunduğu koridoru gösteren kamera kayıtlarına girdiler. Tuğba ve Nur eğdikleri başlarıyla kamera kayıtlarına bakıyorlardı, büyük bir dikkatle... Fakat Mihri gerilerinde durmuş, şüpheci bir ifadeyle bakıyordu ekrana. Sanki yolunda gitmeyen bir şeyler vardı.
Ekranda kızların sınıfını gösteren koridor belirdi. Rehberlikçi bir tuşa basarak kaydı ilerletmişti. Sonunda görüş alanına tayfa girdiğinde, rehberlikçi elini tuşların üzerinden kaydırmıştı. Kızlar önde, Murat ve Akın arkada olmak üzere sınıfın içine girmişlerdi. Mihri, daha dikkatli baktı kameraya. O sırada sınıfın içine girecek olan Asrın ve Feride görüş alanına girmişti. Feride tam elini kapının kulpuna götürüyordu ki, Asrın onu durduruyordu. Kısa bir konuşmanın ardındansa birlikte oradan ayrılıyorlardı. Rehberlikçi yüksek hızda sarmayı tekrardan etkinleştirdi. Ardından Oğuzhan, Akın ve nöbetçi öğretmenin görüş alanına girmesi ile durdu. Akın kapının önünde, nöbetçi öğretmen ile konuşuyordu. Ardından elini kapının kulpuna uzattı, Serra'nın tam o sırada kayıtlara girmesi gerekiyordu.
Ama ekran karardı. Ve şöyle bir uyarı yazısı belirdi;
Saat 09.43'e ait kamera kayıtları bellekte bulunmamaktadır.
Mihri'nin korkuyla gözleri açıldı. Tuğba öğretmenlerin ona garip ifadelerini umursamadan bilgisayarın tuşlarına rastgele birkaç defa bastı.
"Neden durdu bu?" dedi hayret dolu bir sesle.
Nur ise, çattığı kaşları ile sessiz kalmıştı. Böyle bir şey nasıl olabilirdi?
"Kayıtlar alınmış Müdür Bey." dedi fizikçi, göğsünde birleştirdiği kolları ve kızlara yolladığı delici bakışları ile.
"Bu nasıl mümkün olabilir? Kim buna teşebbüs edebilir?" dedi Müdür sinirle bağırırken. Rehberlikçi sessiz kalmış, 'yapabileceğim bir şey yok' dercesine kızlara bakmıştı. Fizikçinin bakışları ise tehditkârdı, bir o kadar da suçlayıcı...
"Tabiki de suçlular almış olmalı Müdür Bey." dedi fizikçi. Ardından gözlerini kızlara çevirdi. "Kayıtları hemen geri verin." diye de ekledi.
Mihri, Tuğba ve Nur şaşkınlıktan fal taşı gibi açılmış gözleriyle baktılar fizikçiye.
"Hocam." dedi Mihri. "Bizi böyle bir şeyle itham edemezsiniz. Biz öyle bir şey yapmayız."
"Her şey sizi gösteriyor." dedi rehberlikçi.
"Hocam tüm bu süre zarfında biz arkadaşlarımızın yanındaydık. Onlara sorabilirsiniz, çağırabilirim." dedi Mihri telefonunu çıkarırken.
Müdür Bey elini kaldırarak, Mihri'ye durmasını komut etti. Mihri telefonu indirdiğinde içinde kötü hisler kol gezmeye başlamıştı. Başlarına kalmış olan suç, ikiye katlanmıştı.
"Kampta kavga çıkaran o serserileri mi çağıracaksın? Kalsın!" dedi Müdür Bey yüzündeki sert ifade ile.
"Onlar çıkarmadı-" dedi Nur. Ardından ne söylerse söylesin bir şey fark etmeyeceğini anlayıp sustu.
"Ee, kızlar. Bir açıklamanız yok mu?" dedi rehberlikçi. "En iyi ihtimal, alacağınız uzaklaştırma olur. Fakat bu durumda, okuldan bile atılabilirsiniz."
"Ne?!" dedi kızlar hep bir ağızdan.
Okuldan atılmak? Hepsi için kötü bir durum oluştururdu. Kızların hepsi de, derslerine bağlı ve büyük hedefleri olan öğrencilerdi. Böyle bir durum, hepsi için kötü sonuçlar doğururdu.
***
"Durumu anlattık. Kamera kayıtlarını açtılar ama kayıtlar sadece sizin sınıfa gireceğiniz ana kadar kayıt almış, devamını birisi almış olmalı. Anlaşılan tüm suç üzerimize yıkıldı." dedi Tuğba. Dirseğini masaya yaslamış, yumruk yaptığı elini de çenesine yaslamıştı. "Okuldan atılabilirmişiz." diye bitirdi sözlerini.
"Bir iftira yüzünden böyle bir şeyi yapamazlar!" dedi Akın. Gözlüğünü çıkarıp, sinirle masaya atmıştı. İki eliyle yüzünü sıvazlarken, endişeli olduğu her hâlinden belliydi.
"Serra ile konuşalım." dedi Akın. "Serra'yı tanırım, kimin onu o hâle getirdiğini söyler bize."
"Söylemiyor." dedi Ceyhun. Bakışlar ona döndüğünde açıklama gereksinimi duydu. "Belki halledebilirim umuduyla konuşmaya gittim. Eve bile almadı." diye kısa bir açıklama yaptı.
"Kayıtları kimin aldığını bulalım öyleyse. Okul idaresiyle ben konuşurum." dedi Oğuzhan.
"Kayıtları bizim aldığımızı düşünüyorlar." dedi Nur. "Yardımcı olmazlar."
"Bu ne anasını satayım ya!" dedi Akın. "Nasıl sizden şüphelenebilirler? Bugün hep beraberdik biz, söyleseydiniz ya."
"Söyledik Akın. Dinlemediler. Kamptaki kavga yüzünden size de güvenmiyorlar." dedi Tuğba.
"Oğuzhan okul başkanı değil mi? O konuşsun müdürle." diye ortaya bir fikir attı Murat. Oğuzhan başını onaylar anlamda sallamıştı.
Mihri etraftaki negatif enerjiden bunalmıştı artık. Arkadaşları olaylar hakkında tartışırken, aklına sabah Asrın ve Sevim'i gördüğü geldi.
"Bu olanların Sevim ile alakası olabilir."
Tüm bakışlar Mihri'ye döndü. Kızlar sorar bir ifadeyle, erkekler de şaşkınlıkla bakmıştı Mihri'ye. Mihri söylediği cümleyi açıklama gereksinimi hissetti.
"Sabah Sevim'i gördüm okulda." dedi Mihri gözlerini masaya çevirerek. "Kamptan erken dönmüş olmalı." diye de eklemişti.
Nur ve Tuğba'nın kaşları sinirle çatılırken, Oğuzhan sinirle solumuştu. Akın homurdanmaya başlamış, Murat ile Ceyhun ise tepkisiz kalmıştı.
"Ben Sevim ile konuşacağım." dedi Oğuzhan sinirden kastığı çenesi ile konuşurken. Nur, Oğuzhan'a döndüğünde yüzünde endişeli bir ifade belirdi. Oğuzhan oldukça sinirliydi ve bu siniriyle bir şeyler yaparsa sonuçları kötü olabilirdi.
"Sakin ol Oğuz." dedi Ceyhun. " Birlikte gidelim." diye ekledi ayaklanırken. Akın da onlarla birlikte kalktığında, Nur ayağa kalktı.
"Ben de geliyorum."
"Nur, sen kal. Yine başımıza bela açılmasın. Konuyu çözüp geliriz biz." dedi Akın sakin bir ses tonuyla. Fakat Nur, Akın'ı dinlemeyecekti. Bir an önce Sevim ile yüzleşip, tüm bu yaptıklarının hesabını sormalıydı.
"Olmaz Akın. Hem Sevim artık bizim sorunumuz, biz halledelim." dedi Nur, kızları imâ ederken.
"Ya hepimiz, ya hiçbirimiz dememiş miydik biz Nur? Herhangi birimizin bir sorunu varsa, bu hepimizin sorunu olur." dedi Akın. Mihri'ye dönüp mahcup bir bakış attı. "Sabahki davranışım yüzünden özür dilerim." dedi kızlara teker teker kısa bir bakış atarken.
Mihri gülümsemişti sadece. Tuğba ve Nur da gülümsediğinde, Murat'ın neşeli sesi duyuldu.
"Heh! Böyle olun işte... Ufak da olsa tartışmayalım be balpıtırcıklarım." demişti.
"Şunu söyleyip durmasana Murti ya." dedi Akın büzdüğü suratıyla. Masadan ayaklanıp, kantinden çıktıklarında Murat boş konuşmalarına devam ediyordu.
"Neyi söylemeyim balpıtırcığım?"
"Bal pıkırıcığı mı her ne zıkkımsa. Söyleme oğlum." dedi Akın. Tayfa, söylediği kelime ile gülüşmeye başlamıştı.
"Tamam balpıtırcığım. Söylemem." dedi Murat kıvırcık saçlarını karıştırıp, havalı bir şekilde yürümeye başladığında. Fakat anında, bir yere takılmış ve tökezlemişti. Tüm havası da toz bulutu olup kaybolmuştu sanki.
Mihri dalgın bir şekilde diğerlerini takip ediyordu. Bahçeye çıkacakları sırada, okulun girişindeki mermer duvara yaslanan Asrın'ı fark etti. Fakat Asrın, onu görmemişti.
Üzerinde, siyah bir tişört vardı. Siyah bir kot ve spor ayakkabıları ile kombinini tamamlamıştı. Saçları eskisine göre daha karmaşık ve dağınıktı. Başını duvara yaslamış, dümdüz önüne bakıyordu. Bir şeyler düşündüğü bariz ortadaydı. Mihri daha dikkatli baktığında, Asrın'ın göz altlarının çöktüğünü fark edebilmişti. Uykusuz kalmış gibiydi. Fakat tüm bu kargaşalı ifadeye, çökmüş göz altlarına ve dağınık saçlarına rağmen mükemmel gözükebilen bir insandı o.
Mihri saklayamadığı hayran dolu ifadesiyle Asrın'ı incelerken, bir anlığına Asrın başını çevirmiş ve göz göze gelmişlerdi.
Mihri gözlerine değen bir çift ela gözle kısa bir anlığına telaşa kapılmıştı. Dün gece olanlardan sonra Asrın'la konuşmayı pek istemiyordu. Hatta artık göz göze gelmeye bile çekinir, utanır olmuştu. Söylediği o sözlerin ağır bir şekilde pişmanlığını çekiyordu.
Asrın'ın yüzünde ifadesizlik hakimiyet kurmuştu. Hemen ardından da, Asrın başını çevirmiş, koridorun sonuna doğru ağır adımlarla ilerlemeye başlamıştı.
Mihri'nin ağzı şaşkınlıkla açıldı. Asrın'ın yanına gelip, onunla konuşmasını beklemişti. En kötü ihtimalle gelip, tehditler savurabilirdi. Fakat başını çevirmiş ve öylece gidivermişti.
"Mihri! Ne bekliyorsun?"
Mihri Akın'ın sesini duyduğunda başını ona çevirdi. Akın önce Mihri'nin suratındaki ifadeye, ardından da Mihri'nin az önce baktığı noktaya çevirdi gözlerini. O kişinin Asrın olduğunu fark ettiğinde, yüzünde düz bir ifade oluştu. Ardından hiçbir şey söylemeden, diğerlerinin arkasından gitmişti. Mihri de ağır adımlarla onları takip etti.
İçinde anlamlandıramadığı ama onu rahatsız eden bir his vardı. Asrın'ı üzmüş olmalıydı. 4 senedir peşinde olan adam, bugün yüzüne bile bakmamıştı. Ve bu Mihri'yi üzmüştü. Mihri başını kendine gelme amaçlı hızlıca salladı.
Bu sadece bir suçluluk duygusu, neden üzgün olacakmışım? diye geçirmişti içinden. Asrın'ın onunla uğraşmaması, konuşmaması onun yararına olurdu.
Bahçeye ulaştıklarında, kızlar her zaman oturdukları banka geçtiler. Ceyhun, Oğuzhan ve Akın ise ayakta dikilmişlerdi. Oğuzhan telefonunu çıkarıp, muhtemelen Sevim'in olan, bir numara tuşladı. Ardından telefonu kulağına götürdüğünde, birkaç adım uzaklaşmıştı. Kısa bir telefon konuşmasının ardından, geri dönmüştü. Çocukların beklentili bakışları altında, kısa bir açıklama yaptı.
"Aradım, geliyor." dedi Akın'a doğru. Ardından kızlara dönmüş, özellikle de Nur'a bakmıştı. "Okul içerisinde olduğumuz için, davranışlarınıza dikkat edin. Fazla göze batmamalısınız, bir şey olursa bana bırakın." diye ekledi. Nur başını olumlu anlamda salladığında, Oğuzhan rahatlamış bir ifadeyle Akın ve Ceyhun'a dönmüştü. Onlar aralarında konuşmaya başladıklarında, Tuğba kızlara döndü:
"Sevim'i öldürmek istiyorum."
"Ben de."
"Ben de."
"Cesedi bana bırakın, balpıtırcıklarım." dedi Murat geniş sırıtışı ile. Fakat Akın duymuş ve çattığı kaşlarıyla kızlara ve Murat'a dönmüştü.
"Ne cesedi lan?" dedi Murat'a doğru. Ardından kızlara sinirli bir bakış attı. "Sizin sorun çıkarmayın adlı nutuğumdan çıkardığınız sonuç, Sevim'in cesedi mi oldu? Bravo ya!"
"Aman be, takılıyorduk." dedi Tuğba bozulmuş bir ifadeyle.
Ceyhun, Tuğba'nın hâlini gördüğünde gülümsemeden duramamıştı. Bakışlar gelen gülme sesiyle birden Ceyhun'a döndüğünde, Akın gözlerini kısarak bakmıştı ikisine de. Ceyhun bakışları fark edince gözlerini hızlıca kaçırmış, bakışlarını farklı bir noktaya odaklamıştı.
"Romantik aşıklar." dedi Mihri kısık bir sesle. Yüzündeki imâlı sırıtışı ile Tuğba'ya bakıyordu. Nur da sonunda dayanamayıp kıkırdamıştı. Tuğba ve Ceyhun'un bu çocuksu hâllerini çok sevimli buluyordu. Tuğba bir anlığına paniğe kapılmıştı, arkadaşlarının imâlı bakışları onu utandırmıştı. Bir yandan da, zihninde Ceyhun'un sözcükleri yankılanıyordu.
"Sonra seninle tanıştım. Her şey farklıydı seninleyken. İlk defa yalandan değilde, gerçekten gülebildiğimi fark ettim."
Böyle demişti genç adam ona. O gün, kamp alanından gizlice sıvışıp gittikleri ormanda, o köprüde söylemişti tüm bunları. Çoğu zaman maske olarak taşıdığı gülüşü, Tuğba ile değişmişti sanki. İlk defa gülmek için maskeye ihtiyaç duymuyordu. Tuğba bunları düşündüğünde, yüzünde buruk bir ifade belirdi. Ceyhun'un bir takım sorunları vardı ve anlatmaya çalışıyordu sanki. Kamp alanında da, gittikleri küçük parkta da Ceyhun hep bir şeyler anlatmaya çalışmıştı. O gün otobüs yolculuklarında da tamamladığı replik şuydu:
"Birini söylesem diğeri yalnız kalacaktı. Sen duydun mu sustuklarımı?" demişti genç adam. Ve Tuğba, yavaş yavaş anlıyordu sanki. Bundan böyle Ceyhun'un sustuklarını da bilecekti. Görünmeyen yaralarını bulup, saracaktı. Maske olarak benimsediği o gülüşü, maskesiz de taşımasını sağlayacaktı. Çünkü ona kalbiyle bakmaya başlamıştı...
"Sarı şeytan geldi." dedi Murat yüzündeki tiksindiğini belli eden ifade ile. Ardından okul binasının çıkışına baktıklarında, Sevim'i görebilmişlerdi.
Nur gözlerini kısarak bakmıştı Sevim'e. Her an yerinden fırlayıp, Sevim'in yakasına yapışabilirdi. Fakat bunu yapmak istemiyordu. Korktuğundan değildi, Oğuzhan'ın söyledikleri içindi sanki.
Sevim çocukları gördüğünde, yüzünde bir sırıtış belirdi. Ardından ellerini kot eteğinin ceplerine yerleştirip, aheste aheste yürüyerek geldi. Sarı saçlarını balıksırtı örmüştü. Mihri bir an o saçları teker teker yolmayı düşündü. Diğer kızların zihinlerinde de, buna benzer sahneler canlanıyordu.
"Selam gençler!" dedi Sevim neşeli bir ses tonuyla. Ardından tam olarak Oğuzhan'ın karşısına geçmiş, yüzündeki sırıtışı büyütmüştü. Çocukların hiçbiri, Sevim'in selamını almamıştı.
"Uzun zaman oldu, başkan." dedi Sevim. Özellikle 'başkan' kelimesini imalı bir şekilde bastırarak.
"Saçmalamayı kes Sevim." dedi Oğuzhan sinirli bir ifadeyle. "Tüm bunlar senin başının altından çıktı değil mi?"
"Tüm bunlar mı? Ne oldu ki?" dedi Sevim salağa yattığını bariz bir şekilde belli ederek.
"Ne olduğunu ben sana gösterirdim ama..." dedi Nur tehdit dolu bir ifadeyle. " Dua et, iyi günümde değilim." diye eklemişti.
Sevim bir anlığına bozulsa da, eski hâlinden taviz vermeyerek omuzunu silkmişti.
"Serra'yı o hâle sen mi getirdin? O haberi senin yayımlattığını biliyoruz Sevim! Salağa yatmayı bırak. Yoksa!"
"Oğuz, sakin ol." dedi Ceyhun uyarıcı bir sesle. Oğuzhan'ın kontrolü her an kaybedebileceğini hissetmişti.
Oğuzhan burnundan soluyarak gözlerini kısa bir anlığına yumdu. Sanki içten içe kendini sakinleştirmek için çabalıyordu.
"Yoksa ne olur?" dedi Sevim ani bir şekilde bağırırken. Birden yüzündeki alaylı gülümseme gitmiş yerini öfkeli bir ifadeye bırakmıştı.
"Şimdiye kadar hep sana yardımcı oldum! Ama sen gittin, o kızla olmayı seçtin." dedi işaret parmağıyla Nur'u gösterirken. Etraftaki gözler, tayfaya çevrilmişti.
"Kes sesini Sevim! Bunları burada söyleme."
"Neden? Kimin öğrenmesinden korkuyorsun? Nur'un mu?" diye bağırdı Sevim deliye dönmüş bir şekilde.
"Saçmalıyorsun Sevim. Konuyu çarpıtma." dedi Oğuzhan sinirden kasılmış çenesiyle. Büyük ihtimalle, dişlerini sıkıyordu.
"Saçmalıyorum he!" dedi Sevim hayret dolu bir ifadeyle. Gözleri dolmuş, kaşları çatılmıştı.
"Nur her şeyi öğrenecek!" diye bağırdı Sevim.
Nur şaşkın bit ifadeyle onları izliyordu. Mihri ve Tuğba her ihtimale karşı tetikte bekliyorlardı. Nur'un şu an Sevim ile tartışması kötü olurdu. Zaten her an okuldan atılmaları için işlem başlatılabilirdi.
"Neyi öğreneceğim?" dedi Nur sakin bir ses tonuyla. Fakat bu sesindeki sakinlik daha çok, fırtına öncesi sessizlik gibiydi.
"Oğuzhan'ın mükemmel biri olduğunu mu sanıyorsun Nur? Maalesef yanılıyorsun canım. Oğuzhan-"
"KES SESİNİ!"
Oğuzhan'ın bağırışı, Sevim'in sesini kesmişti. Etraftaki bakışlar yoğunlaşmış, zil çalmış olsa da çoğu öğrenci gitmemişti. Ceyhun ve Akın bunu fark ettiklerinde, çözüm üretmek için çaba sarf etmişlerdi. Ceyhun etraftakileri gitmesi için uyarırken, Akın da kızlara okula girmeleri için işaret yapmıştı.
Fakat Nur ayağa kalkıp, Sevim'in karşısına geçti. Oğuzhan'ın ondan ne sakladığını veya neyi bilmesini istemediğini öğrenmeliydi. İçinde onu şüphelendiren hisler vardı.
"Neyi bilmem gerekiyor?" dedi Sevim'e düz bir ses tonuyla. Sevim yanıt veriyordu ki, Oğuzhan ondan önce davrandı.
"Nur." dedi uyarıcı bir ses tonuyla. "Dinleme onu."
Nur duraksadı, Oğuzhan'ın yüzündeki sert ifade aynı o günki gibiydi. O gün, Sevim'i korurken takındığı yüz ifadesi.
Sevim yine konuşmak için söze girmişti ki, Nur onu dinlemeden arkasını dönüp, okul binasının girişine doğru ilerledi. Kızlar da onu takip ettiğinde, kalabalık da dağılmıştı. Erkekler ve Sevim tek kalmıştı. Ceyhun Oğuzhan'ın yüzündeki ifadeyi görünce, konuşmayı kendisi devraldı.
"Sevim, bu işi saçma bir şekilde uzatmaya devam etme. Kamptaki kavganın sorumlusunun sen olduğunu biliyoruz." dedi Ceyhun kararlı bir ses tonuyla. Sevim son cümleyi duyunca, bir anlığına afallamıştı. Ceyhun, Sevim'in bu ifadesinden yararlanıp sözlerine devam etti.
"... işlerin daha kötü bir hâl almasını istemiyorsan, gidip şu işin doğrusunu disiplin kuruluna anlat."
Akın ve Murat tepkisiz bir şekilde, sessizce dinlemişlerdi Ceyhun'u. Oğuzhan ise, kıstığı gözleri ve şüpheci bakışları ile bakıyordu Sevim'e.
Sevim, Ceyhun'un üstü kapalı tehditinden korkmuşa benziyordu. Yine de kollarını göğsünde birleştirip, başını dikleştirerek kararlı bir duruş sergiledi. "Benim o çocuklarla bir işim yok, Serra'yı o hâle kim getirdi onu da bilmiyorum." dedi çabucak. Fakat pot kırmıştı.
Ceyhun alaylı bir şekilde güldüğünde, Oğuzhan ise küçümser bir bakışla Sevim'e dönmüştü.
"Sana o çocuklarla bir işler çevirdiğini söylemedik ki Sevim?" dedi Oğuzhan.
Sevim'in yüzünde dehşet dolu bir ifade belirirken, kem-küm etmeye başlamıştı.
"Kendin itiraf ettin işte." diye ekledi Oğuzhan.
"Ne saçmalıyorsunuz! Benim o konuyla bir ilgim yok." dedi Sevim.
"Serra'yı o hâle sen mi getirdin?" dedi Akın. Başından beri sakinliğini korumuştu fakat, kızların başına açılan bela aklına geldikçe sinirleri katlanıyordu.
"Neyden bahsettiğini bilmiyorum." dedi Sevim kısık bir ses tonuyla. Gardı yavaş yavaş iniyordu.
"Bence gayet iyi biliyorsun!" dedi Akın sert bir ses tonuyla. Ardından Sevim'in karşısına geçip, kolundan sertçe kavradı.
"Senin yüzünden kızların başına bir iş açılırsa, öldün bil." demişti kısık ama oldukça sert bir ses tonuyla. Sevim kolunu Akın'dan kurtarmaya çalışıp, sessiz kalmıştı. Tamamen köşeye sıkışmıştı ve kırdığı potlar yüzünden zor durumdaydı.
Fakat elinde, başka bir koz vardı. Yüzüne tehlikeli bir sırıtış yerleşirken, debelenmeyi bıraktı. Akın, Sevim'in birden bire sırıtmaya başlamasını anlayamamıştı. Kaşları daha çok çatılırken, Sevim alaylı bir ses tonuyla konuşmuştu.
"Arkadaşlarına çok değer veriyor olmalısın." dedi sırıtışı tüm yüzüne yayılırken. "Ama aynı değeri göremiyorsun Akın."
"Ne saçmalıyorsun?"
"Mihri hepinizden çok büyük bir sır saklıyor, demek ki size güvenmiyor. Şaşırdım doğrusu." dedi Sevim, Akın'ın şaşkınlığından yararlanarak kolunu kurtarmış ve diğer eliyle bileğini ovuşturmuştu.
Akın, Sevim'in söylediklerinden hiçbir şey anlamamıştı. Sevim neden, Mihri'nin onlardan bir sır sakladığını söylemişti? Akın bunu ne kadar çok düşünürse düşünsün, inanmazdı. Mihri onlardan hiçbir şey saklamazdı.
"Yalanlarına tokuz Sevim." dedi Akın, inanmadığını belirten bir ifade ile. Büyük ihtimal Sevim, köşeye sıkıştığı için bir takım yalanlar uyduruyordu.
"Yalan söylemiyorum Akın. Sence de Mihri'nin davranışları son aylarda değişmedi mi?"
Akın afallamış bir şekilde duraksadı. Mihri ve garip davranışlar... Evet, son zamanlarda çok garip davranıyordu.
Yaptığı garip telefon konuşmaları, sürekli düşünceli ve yorgun gözüken ifadesi, kamp alışverişi yapacakları gün onlara yalan söyleyip de park alanına gitmesi... Mihri'nin asla yapmayacağı şeylerdi.
"İnanmıyorum." dedi Akın. Fakat ses tonu bunun aksini söylüyordu. Sevim zafer kazanmış bir edayla gülümsedi. "Kanıtlayabilirim Akın. Yarın saat 5'de okulun önünde bekliyor olacağım."
Sevim sözlerini söyler söylemez, çekip gitmişti. Oğuzhan, Murat ve Ceyhun ise Akın ile Sevim'in arasında geçen diyaloğu anlamamışlardı.
"Onunla buluşacak mısın?" dedi Murat kaldırdığı kaşlarıyla. Akın'ın böyle bir şey yapmayacağını umut ediyordu. Fakat Akın, Murat'ı duymamazlıktan gelip, okul binasına doğru ilerledi.
Sevim ile buluşacak, Mihri hakkında söyleyeceklerini dinleyecekti...
***
"Oğuzhan neden Sevim'i susturdu?" dedi Tuğba meraklı bir ifadeyle. Oğuzhan'ın o şekilde davranması hepsini şüpheye düşürmüştü.
"Nur'un bilmesini istemeyeceği bir şeyi biliyor olmalı. Ama neden Nur'un bilmemesi gereken bir şey?" dedi Mihri de. Düşünüyor, düşünüyor ama bir çözüme varamıyordu.
Nur, kızların sorularını yanıtsız bıraksa da, aslında kendi de merak içindeydi. Fakat Oğuzhan'a güveniyordu. Sırf Sevim birkaç yalan uyduracak diye ona hesap soramazdı. Fakat aklına Oğuzhan'ın yüz ifadesi geldikçe, Sevim'i dinlemeden gittiği için pişmanlık çekiyordu.
"Keşke kalıp dinleseydin, neden birdenbire gittin?" dedi Mihri.
"Bilmiyorum. Umursamadığımdan değil, sanki duyacaklarımdan korktum." dedi Nur, titreyen sesiyle.
Oğuzhan onun için gerçekten mükemmel biriydi. Hatta o istedi diye, hayallerini imkânlı kılmış, yıldızları ayaklarının altına sermişti. Fakat Nur, tüm bu davranışları eksileyen bir başka şeyleri duymaya hazır hissetmiyordu kendini. Oğuzhan onun için iyiydi ve iyi kalmalıydı.
"Sevim'in söyleyecekleri benim için bir şey ifade etmiyor." dedi Nur. "Eğer söyleyeceği şeyler gerçekten doğruysa, ondan değil de Oğuzhan'dan duymayı tercih ederim." diye de ekledi.
"Haklısın. Sevim gibi bir pisliğin sözlerine aldırış etmeyelim." demişti Tuğba. Mihri de onlara katıldığını belli eder bir biçimde, başını salladı.
"Neyse." dedi Nur yüzüne bir gülümseme kondururken. Ardından bakışlarını Tuğba'ya çevirmişti.
"Ceyhun'la nasıl gidiyor?"
Tuğba bir an şaşıp kalmış, ardından ise etrafına bakınmıştı. Görünürde bir başka yabancı yoktu. Arkadaşlarına dönüp, heyecanla gülümsedi. Ne söyleyeceğini bilmiyordu.
"İyi işte, cidden iyi bir arkadaş."
"Aynen iyi bir arkadaş, ama senin için sadece arkadaş değil anlaşılan." dedi Mihri kıkırdarken.
"Arkadaşız Mihri." dedi kısık bir sesle.
"Şimdilik arkadaşsınız demek." dedi Nur gülümserken, "Yarın bizde toplanalım, kızlar gecesi yapmanın vakti geldi."
"Peki ya disiplin işi? Onu ne yapacağız." dedi Mihri elini çenesine yaslayıp, düşüncelere dalarken.
"Hallederiz." dedi Nur kararlı bir ifadeyle.
Teneffüs zilinin biraz sonra çalacağını fark ettiklerinde, sınıflarının bulunduğu kata doğru ilerlemeye başlamışlardı. Merdivenlerden çıkmak üzereydiler fakat yabancı bir ses ile duraksamışlardı.
"Pardon. Bana yardımcı olabilir misiniz kızlar?"
Tuğba sesin sahibine baktı. Büyük ihtimal yaşıtı olan bir kızdı. Minyondu ve kendine has bir güzelliği vardı. Kızıla kaçan kahverengi saçları ne çok kısa, ne de çok uzun sayılırdı. İri, koyu kahverengi gözleri vardı ve toprak tonlarında bir makyaj yapmıştı. Üzerinde beyaz salaş bir tişört ve keten rengi bir şort vardı. Omuzuna astığı çantasını düşmek üzereyken tutmuş ve yüzüne düşen saçı çekerken çekimser bir ifadeyle gülmüştü.
"Tabii." dedi Tuğba. Büyük ihtimal bu kız yabancıydı.
"Ben birini arıyordum 12. Sınıfa gidiyor. Bu okula birkaç hafta önce nakil geldi ama sınıfını bilmiyorum. Rica etsem müdür yardımcısının odasını gösterir misiniz?"
"Tabii gösterirdik ama müsait olmayabilir." dedi Mihri. Büyük ihtimal disiplin kurulu tekrardan toplanmış ve bir karar vermek için toplantı yapılmıştı.
"12. Sınıf mı? Belki tanıyoruzdur, ismi neydi?"
"Ceyhun. Ceyhun Soylu." dedi kız gülümserken.
Tuğba ismin tanıdıklığıyla bir an afallamıştı. Kız, onların tanıdığı Ceyhun'dan mı bahsediyordu yoksa bu sadece isim benzerliği miydi anlayamamıştı.
Mihri, Soylu soyadını bir yerden hatırlıyordu. Bu, Ceyhun'un soyadıydı. Kamp listesine yazdırıldığı zaman görmüştü. Diğerlerinin tepkisiz kaldığını görünce, söze girdi.
"Tanıyoruz. Şu an bahçede olmalı." dedi Mihri kısaca. Ardından şüpheli bir ifadeyle kıza baktı. "Sen kimsin?"
Bu sorunun cevabını 3 kız da merak ediyordu.
Yabancı kız, minnet dolu bir ifadeyle gülümsedi.
"Ceyhun ile ben-"
"Defne?"
Kızın sesi, bir başka ses ile kesilmişti. Mihri, Tuğba ve Nur başlarını sesin geldiği yöne çevirdiğinde Ceyhun'u görmüşlerdi. Fakat Ceyhun, yabancı kıza bakıyordu.
Kız, koşar adımlarla Ceyhun'un yanına gitmiş, kollarını genç adamın bedenine sarmıştı. Ceyhun ilk şaşırıp kalmışsa da, sonradan gülümseyerek kızın sarılışına karşılık vermişti.
"Kim bu kız?"
BÖLÜM SONU