İçeriğe geç

HİS

Bölüm 14 · 17 dk okuma

HİS

Bölüm 14

Teslimiyet

•

Genç kız bu hissi nasıl anlatabileceğini bilmiyordu. Zihninde canlanan kuşkular öylesine batmıştı ki içine, oluk oluk kanıyordu sanki ruhu. Neydi bu his? İhanet mi? Hayır, olamaz, diye geçirdi içinden. Kızgınlık mıydı? Ne haddine...

"Tuğba, neden aniden kaçtın? Ne oldu?" dedi Nur, kuşkulu bir ses tonuyla.

Zil çalmış, kantinin ücra bir masasına oturmuşlardı. Mihri ve Nur masanın karşısına karşılıklı otururken, Tuğba sandalyesini duvara çevirmiş, duvara karşı oturmuştu. Sırtını masaya yaslamış, elleriyle oynamaya başlamıştı.

Nur ve Mihri, Tuğba'nın neden böyle davrandığını az çok anlayabilmişlerdi. İsminin 'Defne' olduğunu öğrendikleri kız yüzündendi. Az önce olanları hiç kimse beklemiyordu. O kızın kim olduğunu ve neden Ceyhun ile sarıldıklarını hiçbiri bilmiyordu.

"Tuğba." dedi Mihri elini uzatıp, genç kızın kolunu destekler şekilde sıvazlarken. "Belki arkadaşıdır."

Tuğba'nın zihninde, hastane camlarının önünde Ceyhun'un ona sarılması canlandı. Ne zaman bu anıyı düşünse, içi huzurlu hislerle dolup taşıyordu. Fakat bu sefer, canı acımıştı.

O kıza da sarılmıştı, Tuğba'ya sarıldığı gibi. Ve bu genç kızın canını epey yakmıştı. Birçok duyguyu aynı anda hissedebiliyordu; kızgınlık, üzüntü, şaşkınlık, bir tutam kırılmışlık...

"Olabilir." dedi Tuğba sandalyesini çevirirken. Yüzüne sahte bir gülümseme kondurmuştu. Daha yarım saat öncesine kadar, Ceyhun'un maske olarak taşıdığı gülüşünü, gerçek yüzü yapmayı düşünüyordu. Fakat şimdi o acılarını saklamak için, maskeye ihtiyaç duyuyordu.

"Zil çalmadan derse yetişelim. Sabahtan beri hiçbir derse girmedik zaten. Bu gidişle devamsızlık uca gelecek. Hadi!" dedi Tuğba yerinden kalkıp, kantin çıkışına ilerlerken. Diğerleri de şaşkın bir şekilde onu takip etmişti. Sınıflarına girip de, sıralarına yerleştiklerinde Mihri, Akın'ın çantasını görememişti. Büyük ihtimal okuldan çıkmıştı. Murat çantasını ve hırkasını top haline getirmiş, iyi bir yastık olmasını sağlamak için sırasına yerleştirmişti. Ardından hiç beklemeden başını masaya vurmuş, uyumuştu.

Öğleye kadarki tüm dersler müthiş bir uzunlukta geçmişti. Son 10 dakika kala, felsefe hocası sınıfı serbest bırakmıştı. Tuğba arkasına dönüp, dirseğini Nur ve Mihri'nin sırasına yerleştirdi.

"Akın nereye gitmiş olabilir?" demişti Tuğba, yanındaki boş sıraya kısa bir bakış atarken.

"Bilmiyorum. Umarım başını yine belaya sokmaz."

"Bir de bize kızıyor sürekli. Kendisinin saatli bomba olduğundan haberi yok sanırım." dedi Tuğba alaylı bir şekilde gülerken. Akın'ın kişiliğini çözmek pek mümkün değildi. Bazen o kadar ciddi ve düşünceli bir insan oluyordu ki, herkes şaşıyordu. Bazen ise atarlı bir çocuktan farkı olmuyor ve başına büyük belalar açıyordu.

"Mesaj attım. Çıkışta kiraz kafede buluşuruz yine. Bu olayı etraflıca konuşmamız lazım." dedi Nur, telefonunu kapatıp sıraya rastgele bırakırken. "Disipline gittiğimizi eninde sonunda bizimkiler öğrenecek, sizinkiler de." diye eklemişti.

3 kızın da moralleri sıfırlanmıştı. Kamp olayını bir şekilde örtbas etmeyi başarmışlarsa da, bu disiplin işi ailelerinin kulağına gittiğinde işler oldukça karışacaktı.

"Biz de onların kulağına gitmeden bu işi çözeriz."dedi Mihri. Fakat söylediklerine kendisi bile pek inanmamıştı.

"Bu Sevim bozuntusu bizimle neden uğraşıyor?"

"Mal olduğu için." dedi Tuğba.

"Oğuzhan'ı sevdiği için." dedi Mihri. Sevim'in Oğuzhan'ı tek taraflı sevdiği çok belliydi. Fakat Oğuzhan'ı elde edemeyince, etrafındakileri yok etmeye çalışmıştı.

"Bunun bizle alakası ne?" dedi Nur, fakat nedenini biliyordu. Oğuzhan ile aralarındaki ilişki yüzünden olmalıydı. Fakat bu ilişkinin adı bile yoktu, belki de böyle bir ilişki yoktu.

"Her neyse." dedi Mihri. "Masum olduğumuz bir şekilde kanıtlanacak. Olmadı, Serra ile konuşuruz."

"Ceyhun konuşmaya çalıştı zaten. Fakat Serra oralı bile olmamış. Boşuna kürek sallamaktan farkı ne bunun?" dedi Nur. Kızların hepsi bunu biliyordu fakat boş bir şekilde durup, bir iftira yüzünden ceza çekmeye göz yumamazlardı.

"Akın mesaja cevap vermemiş, bir sorun mu var acaba?" dedi Nur telefonunun ekran kilidini açıp. Ardından Akın'ın numarasını tuşlayıp telefonu kulağına götürdü.

"Okuldan çıkarken çok sinirliydi."

Gözler, Murat'a çevrildi. Uykusunu almış olmalıydı ki, gözleri fazlaca uyumaktan şişmişti. Kıvırcık saçları dağılmış, ışığa alışmaya çalışan gözleri kısılmıştı.

"Neden?" dedi Tuğba şüpheci bir ifadeyle.

"Sevim bir şeyler saçmaladı. Yarın okulun önünde buluşacaklar."

"Ne dedi?" diye sordu Nur.

Mihri'nin içine korku tohumları serpiştirilmişti sanki. Filizlenmek için, Murat'ın dudaklarının arasından çıkacak sözleri bekliyordu.

"Mihri'nin bizden sakladığı bir şeyler varmış. Akın inanmadı, ki inanılacak gibi bir şey değil. Sonuçta kaç yıldır arkadaşız, hatta arkadaşlığı geç kardeş gibi değil miyiz biz? Mihri bizden bir şey saklamaz." dedi Murat Mihri'ye göz kırparken. Mihri titrek bir nefes aldı. Kalbi suçluluk duygusuyla kıvranıyor, her zerresi korkunun pençesine kapılıyordu.

"Akın inanmadığını söylediğinde, Sevim 'Kanıtlayabilirim' dedi. Yarın okulun önüne gelmesini söyleyip, gitti. Akın'a gidip gitmeyeceğini sordum ama bana cevap vermedi."

Mihri nefes almayı unutmuştu sanki. Soğuk terler basmış, kalbi gitgide ritmini değiştirmişti. Sevim, onun hakkındaki sırrı biliyor muydu? Nasıl öğrenmişti...

Kahretsin! diye geçirdi içinden. Kampta Sevim'in gözleri önünde kriz geçirmişti. Büyük ihtimal Sevim bunu, Akın'a söyleyecekti. Akın bunu duyar duymaz Mihri'nin annesine gerçeği soracaktı. Ve, gerçeği öğrendiğinde her şey mahvolacaktı.

Mihri önce arkadaşlarını, ardından da hayata tutunma sebeplerini kaybedecekti. Sevim yüzünden... İzin veremezdi! Bugüne kadar verdiği mücadele, söylediği tüm o yalanlar, çektiği acılar bir hiç uğruna değildi.

"Akın'ın gideceğini sanmıyorum. Mihri'yi hepimizden daha çok önemser o. Sonuçta Mihri'nin annesi, Mihri'yi Akın'a emanet etmemiş miydi? Sevim aramızı bozmaya çalışmış fakat, bizim dostluğumuzun temeli çok sağlam, değil mi Mihri?" Dedi Tuğba gülümserken. Tüm bakışlar Mihri'ye çevrilmişti.

Mihri midesinin tepetaklak olduğunu hissedebiliyordu. Tuğba'nın söyledikleri zihninde bir depreme sebebiyet olmuştu sanki. Dostluğumuz sağlam, dedi içinden. Fakat kendini avutuyordu sanki. Mihri bu dostuluğu bozan kişiydi. Fakat bunu kabullenmek istemiyordu, onları üzmek istemiyordu, son zamanlarını normal bir şekilde geçirmek istiyordu.

Bu olanlar normal miydi? Mihri yutkundu. Son zamanlarda birçok şey yaşamıştı. Asrın'ın hayatına girmesi ile... Fakat Asrın mucizevi bir şekilde artık onunla uğraşmıyordu. Hatta konuşmuyor, karşısına çıkmıyor gibiydi. Sanki aralarında birkaç duvar değilde, koskocaman bir şehir vardı.

"Mihri?"

"E-evet. Sevim'in yalanları işte." dedi Mihri yüzüne yalancı bir gülümseme yerleştirirken. "Ben elimi yüzümü yıkayıp geliyorum. Sıcakladım." diye eklemişti. Ardından kızların konuşmasını bile beklemeyip sırasından kalkmış, sınıftan hızlıca çıkmıştı.

"Mihri zil çalmadı!"

3 arkadaş, Mihri'nin davranışına bir anlam verememişti.

"Sinirlenmiş olmalı." dedi Murat başını sıraya tekrardan koyarken. Diğerleri de bunu mantıklı bulduklarında, öğretmene söyleyecek bir bahane bulmuşlardı.

***

Tuğba, aldığı gazozları kollarının arasına yükleyip, yemekhanedeki masaya doğru adımladı. O sırada kollarının arasında tuttuğu gazozlardan biri yere düşmüştü. Almak için eğilecekti fakat, ellerinin dolu olduğunu fark etmesiyle duraksadı.

"Of Murti! Yardıma gelsen ölür müydün?" diye homurdandı, yerdeki gazoza hüzünle bakarken. O sırada bir el uzanmış, yere düşen gazozu almıştı. Tuğba başını kaldırdığında Ceyhun ile karşılaştı.

"Selam." dedi genç adam, hafif bir gülümsemeyle. Yeşil gözleri parıldıyordu, kumral saçları yukarı doğru taranmış, her zamanki o inatçı tutamları alnına dökülmüştü.

Tuğba bir anlık şaşkınlıkla cevap vermemişti. Ceyhun'u birden bire karşısında görmeyi beklemiyordu.

"Selam." dedi cılız bir sesle.

"Yardıma ihtiyacın var sanırım." dedi Ceyhun gülümseyip. Tuğba'nın kollarındaki yükü azaltmak için elini uzatırken. Genç kız başını olumsuz anlamda sallarken, gazozları almaması için daha sıkı tuttu.

"Halledebilirim sağ ol." demişti bir çırpıda. Ardından arkasını dönüp hızlı adımlarla ilerledi.

Ceyhun elindeki gazozu ellerinin arasında çevirirken, şaşkın bakışlarını genç kıza yöneltmişti. Tuğba'nın ona soğuk davrandığını, iliklerine kadar hissedebilmişti. Fakat niye? Birden bire Tuğba'nın bu davranışları nedendi? Bilemiyordu tüm bu soruların cevaplarını.

"Oo, Ümstadım ne bu sinir. Gazozlar patlayacak birazdan, sakin ol." dedi Murat kızın kollarının arasındaki gazozları alıp masaya bırakırken. Nur yemeğine devam etmiş, Mihri ise hiç dokunmadığı yemeğini çatalı ile dalgınca karıştırıyordu. Gözlerini masaya dikmişti. Tuğba sandalyeyi çekip, oturdu. Arkasına yaslanırken, gözlerini kısa bir anlığına yumdu. Kalbi gürültüyle atıyordu, fakat ilk defa huzursuzcaydı bu atış.

Ceyhun'dan kaçması doğru muydu? O kız, Defne... Onunla mı sevgiliydi, ona bu kadar umut verdikten sonra.

"Saçmalama. Hah, o mu umut vermiş bana? Hiç umutlanmadım ki, asıl ben ona umut vermiş olmalıyım."

Murat, deli görmüş gibi Tuğba'ya bakmıştı. Nur da çatalını tam ağzına götüreceği sırada, Tuğba'nın söyledikleriyle duraksamıştı. Mihri bir anlığına başını kaldırmış, ardından umursamayıp bakışlarını yine masaya dikmişti.

Tuğba ona olan bakışları anlamlandıramamıştı. Ardından az önce söylediklerini içinden değil de, dışından telaffuz ettiğini fark edip, endişeyle dudağını ısırdı.

"Ümstadım iyi misin? Güneş mi çarptı diyeceğim de kapalı ortamdayız. Agresif hareketler sergiliyorsun."

"Bunu bana sen mi söylüyorsun Murat?"

Murat önüne aldığı üç gazozun kapağını açmış, nasıl becerdiyse 4 pipeti birleştirerek, tek çekişte 3 şişeden de gazoz içebilmeyi başarmıştı.

"Buna yenilikçi fikirler diyoruz Tuğba. Ben beynimi kullanıyorum farkındaysan. Bunun neresi agresiflik?" dedi Murat oturduğu yerden doğrulup, pipetten gazoz içerken.

"Haklısın ya." dedi Tuğba gülümserken. "Kesinlikle çok normalsin."

"Murti, sen olmamışsın canım. Çıktığın yere geri göndermemi istemiyorsan şu saçma şeyi düzelt! O benim gazozum değil mi?" dedi Nur çattığı kaşlarıyla. Kızlar yine gazozlarını, Murat'a kaptırmıştı. Murat'ın her seferinde onca pipeti evirip çevirip, yaptığı saçma şekiller ile olumsuz bir şekilde dikkat çekiyorlardı. Ayrıca kantinci ablanın 'O pipetler sayılı geliyor, e benim akıllı öğrencilerim' adlı nutuğunu dinlemek zorunda kalıyorlardı.

Murat büzdüğü dudaklarıyla pipetleri teker teker çıkarıp, masanın bir kenarına bıraktı.

"Bilim bu yüzden gelişmiyor. Belki ileride büyük bir buluşa imza atacağım? Siz beni kıskanıyorsunuz."

"Hem de nasıl kıskanıyorum Murat ya. Seni kıskanmaktan gecem, gündüz olmuyor."

"Bence senin gecen, Ceyhun yüzünden gündüz olmuyor."

"Oha!" dedi Nur, kaşığını sert bir şekilde tabletine bırakırken. Tuğba, adeta donup kalmıştı. Mihri gülümsemiş, ardından gördüğü kişiyle gülümsemesi yüzünde durmuştu.

"Ne saçmalıyorsun sen Murat? Ceyhun ne alaka şimdi? Benim Ceyhun'la aramda hiçbir şey yok, olamaz da. Bir daha saçma sapan imâlarda bulunma!" dedi sinirli bir ifadeyle Tuğba. Ardından tabletini eline almış, masadan hışımla kalkmıştı.

Nur endişeli bir ifadeyle baktı ona. Tüm bu konuşma boyunca Tuğba, arkasındaki kişiyi fark edememişti. Ve sarf ettiği bu cümleler, ağırdı.

Tuğba masadan kalkıp, arkasını döndüğünde başı birinin göğsüne çarpmıştı. Bir eli acıyan alnına giderken, diğer eliyle tableti tutuyordu. Başını kaldırıp çarptığı kişiye bakınca, gözleri şaşkınlıkla açıldı.

Ceyhun!

Genç adam şaşkınlıkla bakıyordu Tuğba'ya. Fakat irislerinde, hayal kırıklığını anımsatan bir ifade vardı. Bir süre duyduğu sözleri sindirmeye çalışmıştı sanki. Ardından eli, Tuğba'nın alnına gitmişti.

"Acıdı mı?"

Acıdı, ama içim, diye geçirdi içinden Tuğba. Bugün, neden böylesine negatifliklerle doluydu. Neden tüm bu güzel hisler, bir günde mahvolmuştu. Bir uçurtmayı alıp, aylarca boyayıp süslemiş de, tam zirveye ulaşacakken uçurtması rüzgara mağlup olmuştu sanki...

Tuğba bir adım gerileyip, Ceyhun'un elinin boşluğa düşmesine sebep oldu. Suçlu hissediyordu kendisini. Bir anlık sinirle sarf ettiği o sözcükler yüzünden Ceyhun'un kalbi kırılmışsa, kendisini affetmezdi.

"İyiyim. Gitmem lazım." dedi Tuğba gözlerini Ceyhun'dan kaçırıp, hızlıca oradan uzaklaşırken. Tableti diğer bitmiş yemeklerin bırakıldığı masanın üzerine bırakıp aynı hızla da, yemekhaneden çıktı.

"Ceyhun kusura bakma. Murat baya üstüne gitti Tuğba'nın, o yüzden böyle tepki verdi. Umarım aranızda bir darılmaca olmaz." dedi Nur hemen. Ceyhun'un suratındaki ifade, Tuğba'nın kaçıp gitmesi işlerin yolunda gitmeyeceğinin habercisiydi sanki.

"Sorun yok. Afiyet olsun size." dedi Ceyhun yüzündeki o şaşkın ifadeyi kapatmak için gülümserken. Ardından elinde tuttuğu gazozu masaya bırakıp yemekhaneden çıkmıştı.

***

"Hadi, bize gidiyoruz." dedi Nur, son zil çaldığında. Ders boyunca edebiyat öğretmenleri üniversite sınavından konuşup tüm öğrencileri darlamıştı.

"O değil de, biz ne yapacağız bu sınavı?" dedi Tuğba. Ders boyunca düşündüğü şey bu değildi ama aklındaki düşüncelerden kaçabilmek için, konuşacak herhangi bir konu arıyordu.

"Benim sınava ihtiyacım yok, ne kadar muhteşem bir zekaya sahip olduğumu anlayacaklar. Hem, sınav da neymiş ya?" dedi Murat çantasını sırtına atıp, hırkasını da çantasının kemerlerine sıkıştırırken. "Hadi ben kaçtım."

"Dur, nereye gidiyorsun?" dedi Nur sınıftan hızla çıkmak üzere olan Murat'ın arkasından seslenirken. Murat arkasına dönüp, hayali bir öpücük atıp sınıftan çıktı.

"Bu bir işler çeviriyor ama, hadi hayırlısı." dedi Tuğba. Murat, tuvaletini yaparken bile bunu haber verme gereksinimi duyan bir insandı. Fakat okul çıkışından sonra nereye gideceğini söylememişti.

Mihri kitaplarını çantasına yerleştirirken disiplin kurulunu düşünüyordu. Henüz karar verilmemişti ama, karar verildiği zaman her şey onların zararına olacaktı. En iyi ihtimal uzaklaştırma almalarıydı ama okuldan da atılabilirlerdi. Bir iftira uğruna...

Serra'yı kimin dövdüğünü öğrenmeli ve bunu disiplin kuruluna söylemeliydi. Ve yarın Sevim ile Akın'ın buluşmasını bir şekilde önlemeliydi. Fakat, nasıl?

"Hadi Mihri. Gidiyoruz."

Mihri, Nur'un sesi ile düşüncelerinden sıyrıldı. Çantasının fermuarını hızlıca kapatıp çantayı koluna takmıştı. Diğerlerinin ardından sınıftan çıkarken, aklına Asrın ve Feride gelmişti. Kamera kayıtlarına baktıklarında ikisinin sınıfa girecek üzereyken vazgeçip, geri döndüklerini görebilmişti. Bir ihtimal Asrın ve Feride'nin bu işle bir ilgisi olabilir miydi?

Üç kız birlikte okuldan çıkmak üzereydiler fakat karşılarına Oğuzhan çıkmıştı. Yüzünde yorgun ve endişeli bir ifade vardı.

"Ne oldu Oğuzhan?" dedi Nur. Oğuzhan sadece karşılarında duruyor ve konuşmuyordu.

"Konuşmamız lazım Nur." dedi Oğuzhan. Ardından bakışlarını diğer kızlara çevirdi. "Yalnız." diye ekledi.

Mihri ve Tuğba durumu anlayıp, gitmek üzere adımladılar. Gitmeden önce Tuğba, Nur'a merak etmemesini, kiraz kafeye gideceklerini söylemişti. Oğuzhan'ın Nur'a söyleyeceği şeyin önemli olabileceğini anlayabilmişlerdi.

"Çalınan kayıtlar hakkında bir şey öğrenmiş olabilir mi?" dedi Mihri daha çok kendine sorar bir ifadeyle.

"Belki." dedi Tuğba. O sırada okuldan çıkmışlar, okulun alt sokağına doğru ilerlemeye başlamışlardı. "Belki de söyleyeceği şey, Sevim'in dedikleri ile bağlantılıdır. Oğuzhan'ın sandığı kadar mükemmel olmadığını, onun hakkında bir şeyler bildiğini söylemişti. Her ne kadar blöf gibi dursa da Oğuzhan'ın yüzü bunları kanıtlar şekildeydi."

Mihri başını onaylar anlamda salladı. Tuğba'nın söylediklerini mantıklı bulmuştu. Sonuçta Sevim kısa bir süre öncesine kadar Oğuzhan'ın sevgilisiydi, belki de değildi? Mihri aklına gelen bu fikirle duraksadı. Tuğba da onunla birlikte durmuş, beklentiyle Mihri'nin suratına bakmıştı.

"Oğuzhan'la Sevim aslında gerçekten sevgili değildi." dedi Mihri. "Hatırlasana, kamptaki oyunda aşık olmadığını söylemişti."

"İyi de o zaman neden Oğuzhan sevgili olduklarını söyledi?" dedi Tuğba.

"Bilmiyorum. Ama Nur'a anlatmalıyız."

"Akşam anlatırız. Bırak şimdi kendileri konuşsunlar." dedi Tuğba, Mihri telefonunu çıkartmak üzereyken. Birlikte kiraz kafeye doğru ilerlemeye devam ettiklerinde, Tuğba Mihri'ye döndü.

"Peki Sevim neden senin hakkında yalan söyledi Akın'a? Sevim'in derdi Oğuzhan ve Nur değil mi? Neden seni bir tehdit olarak algıladı?" dedi Tuğba sorgucu bir ifadeyle. Murat'dan olayı duyar duymaz bu soru aklını karıştırmaya başlamıştı. Sevim'in, Mihri ile ne derdi olabilirdi?

Mihri Tuğba'nın sorusuyla şüpheye düşmüştü. Belki de Sevim sadece blöf yapıyordu ve hastalığından haberi yoktu. Veya, tüm bunların arkasında Asrın vardı.

Mihri bir an, aklına gelen bu fikirle paniğe kapıldı. Bir yandan da, sorunu çözebileceğini düşünüp içi ferahlamıştı. Kayıtı alan kişi Asrın olabilirdi. Bütün gün ondan uzak durması, karşısına çıkmaması da bu yüzden olmalıydı.

"Mihri ne oldu?" dedi Tuğba. Mihri'nin suratı kireç kesmiş, bakışları dalgınlamıştı. Ardından Mihri çantasını çıkarıp, Tuğba'nın eline tutuşturdu.

"Sen git Tuğba, benim biriyle konuşmam lazım."

"Ne? Dur Mihri! Kiminle konuşacaksın?" dedi Tuğba şaşkınlıkla. Fakat Mihri, koşarak uzaklaşmıştı oradan.

Tuğba bir elindeki çantaya, birde Mihri'nin arkasından sokağa bakmıştı. Mihri'nin delice bir hareket yapmamasını umuyordu. Mihri gözden tamamen kaybolduğunda, yoluna devam etmek için arkasına döndü. Fakat gördüğü kişiyle, bir anlığına şoka uğramıştı. Ceyhun karşı kaldırımdan bu tarafa doğru geliyordu. Tuğba bir an görmemezlikten gelmeyi düşündü fakat, Ceyhun onu çoktan fark etmişti.

Bir anlığına sanki, dünya durmuştu. Sadece Ceyhun hareket ediyordu onun gözlerinin odağında. Rüzgarla sağa sola savrulan kumral saçları, kıstığı yeşil gözleri, yukarı kıvrılmış dudağıyla ufak tebessümü... Tuğba bir an kalbinin üzerine elini koyup 'sakin ol' demeyi düşündü. Fakat gözlerini Ceyhun'dan alamıyordu.

Neydi bu pençesine düştüğü şey? Neden kalbi onca yılın ardından böylesine gürültülü atıyordu? Neden kaçamıyordu ondan, neden ona baktıkça ruhunun bir tarafı kül oluyor da, diğer tarafı çiçekler açıyordu? Bunca duyguyu, bunca hisi tek bir kelime açıklayabilirdi. Fakat bu kelimeyi kendine bile telaffuz edecek cesareti yoktu.

Seni sevmekten korkuyorum, ama seni sevmeden de duramıyorum Ceyhun. Bu Tuğba için, bir uçurtmanın ipini bırakmak gibiydi. Uçup, kaybolacağını biliyordun ama, tutamazdın. Çünkü kararı veren sen değil de, kalbindi. Ve kalbin tüm o duyguları uçurtmanın gökyüzüne salınışı gibi, etrafa saldığında, hislerinin ne yöne akacağını tahmin edemiyordun. O hislerin sana akacağını nereden bilebilirdim Ceyhun? diye geçirdi içinden genç kız. Neydi bu, teslimiyet mi?

Ceyhun, genç kızın tam karşısında durdu. Gözleri, kızın uçuşup duran saçlarına takılmıştı. Bir anlığına içinde beliren, Tuğba'nın saçını düzeltme isteğini güçlükle bastırdı. Tuğba'nın son anlarda ondan kaçtığını fark edebilmişti, ve onun gitmesini sağlayacak bir harekette bulunmak istemiyordu.

"Tuğba." dedi Ceyhun gözlerini, genç kızın gözlerine odaklarken. Tuğba ise şaşkınlıkla, Ceyhun'un söyleyeceklerini bekliyordu.

"Ateşböceklerinden haber aldım. Seni özlemişler, gidelim mi?"

Tuğba bu sözcüklerin ardındaki gerçeği anlayabilmişti. Fakat, zihni duyduklarını reddediyordu sanki. Özlemiş miydi? diye sordu kendi kendine. Peki Tuğba, Özlemiş miydi?

İliklerine kadar...

***

"Dinliyorum Oğuzhan. Benimle ne konuşacaksın?" dedi Nur. Koridorun ortasında öylece duruyorlardı. Çoğu kişi okuldan çıkmış olmalıydı ki, ortalık sessizdi.

"Nur, Sevim'in bugün söyledikleri kesinlikle doğru değil. Senden bir şey saklamıyorum." dedi Oğuzhan, yüzünde endişeli bir ifade vardı.

"Bunu mu söyleyecektin? Biliyordum zaten, Sevim'in blöf yaptığını anlayabilmiştim." dedi Nur umursamaz bir ses tonuyla. Fakat Oğuzhan'ın yüzündeki endişe kırıntıları azalmamış, aksine daha da çoğalmıştı. Nur, istemeden de şüpheye düşmüştü. Eğer Sevim'in söyledikleri bir yalandan ibaretse, Oğuzhan neden böylesine endişeliydi?

Bir alkış sesi geldiğinde, Nur sesin geldiği tarafa döndü. Sevim yavaşça ellerini birbirine vuruyor, sinsi sırıtışları ile yanlarına geliyordu.

"Senin burada ne işin var Sevim?" dedi Oğuzhan sert bir sesle.

"Oğuz, söylediğin yalana kendin de inanıyor musun acaba?" dedi Sevim, sırıtışı yüzüne daha çok yayılırken.

"Ne saçmalıyorsun?" dedi Nur çattığı kaşlarıyla. Sevim'in söyleyeceği bir şey varsa, açık açık söylemeliydi.

Sevim, Nur'a kısa bir bakış atıp bakışlarını Oğuzhan'a çevirdi. "Söylesem mi? Söylemesem mi?" dedi eğlendiğini belirtir bir ses tonuyla. Ardından ellerini kot eteğinin ceplerine yerleştirmiş, Oğuzhan ve Nur'un karşısına geçmişti.

"Her şeyi anlatabilirim sana Nur. Benimle gelmen yeterli." Sevim'im sesi kararlı ve bir o kadar da şüphe uyandırıcıydı.

"Nur, dinleme onu." dedi Oğuzhan. Nur, Oğuzhan'a döndüğünde, ne kadar sinirli olduğunu anlayabilmişti.

"Madem söyleyecekleri bir yalandan ibaret, neden korkuyorsun Oğuzhan?" dedi Nur. Her ne kadar güçlü olmaya çalışsa da, Oğuzhan'a karşı duyduğu güvenin yerle bir olduğunu hissedebiliyordu.

Tüm bunlar, yalan mıydı?

"Nur." dedi Oğuzhan. Ellerini saçlarına götürüp, burnundan solumuştu. Sevim'in söyleyeceği şey her neyse, bundan korkuyordu.

Nur başını ondan çevirip, derin bir nefes aldı. Oğuzhan ondan ne saklamışsa, öğrenmeliydi.

"Konuş Sevim." dedi sert bir ses tonuyla. Nur'un bu tepkisi, Sevim'i keyiflendirmişti. Birkaç adım atıp, Oğuzhan ile arasındaki mesafeyi kapattı.

"Beni bırakıp, mutlu olabileceğini mi sandın Oğuzhan? Beni tanımamışsın." dedi Sevim işaret parmağını Oğuzhan'ın göğsüne dokundurarak. İfadesi, tehditkârdı.

"Kes sesini. Tek bir kelime daha edersen-"

"Ne yaparsın? Beni de mi vurursun?" dedi Sevim, bakışları ciddileşirken.

Nur'un gözleri, Sevim'in söyledikleri ile korkuyla açılmış, adımları refleks olarak gerilemişti. 'Beni de mi vurursun?' Nur duyduğu bu cümle ile, öylesine afallamıştı ki mantıklı bir şekilde düşünemiyordu bile.

Oğuzhan. Birini. Vurmuştu!

Adımları daha çok gerilerken, hayallerinin teker teker suya düştüğünü hissedebiliyordu. Kalbi korkuyla atıyor, ruhu tüm bu karmaşalara teslim olmuşcasına kıvranıyordu. Oğuzhan'ın yüzüne baktı, tüm bunları yalanlayan bir bakış aradı gözlerinde. Fakat, gördüğü tek şey soğuk bir bakıştı.

'Bir şey söyle Oğuzhan, Sevim yalan söylüyor de. Bir şey de, inanayım sana lütfen!' İçinden geçirdiği tüm bu sözcükler hançer oluyor da kalbine saplanıyordu sanki. Tüm bu telkinleri boşunaydı.

Sevim, gözleri dolmuş bir vaziyette, Nur'a döndü. Yüzünde, nefret'in gölgesi vardı.

"Bu kadarla sınırlı değil Nur. Herkesin mükemmel, başarılı, iyi kalpli olarak bildiği Oğuzhan Kaya bu işte." dedi elleriyle Oğuzhan'ı gösterirken. "Daha bilmediğin çok şey var." diye de eklemişti.

Nur, derin bir nefes aldı. Burada bir dakika bile durmak istemiyordu. Burada durdukça, Oğuzhan'ın soğuk bakışların üzerinde hissettikçe, Sevim'in söylediklerini duydukça, nefesi daralıyordu. Hızlıca arkasına dönüp merdivenlere koştu. Merdivenlerden hızla inerken, Oğuzhan'ın sesini duymuştu.

"Nur, bekle!"

***

Mihri, nefes nefese bir taksi çevirdi. Feride'nin evine gidecek, Asrın'ın nerede oturduğunu öğrenecekti. Ardından aklına, Asrın'ın numarası geldiğinde, taksiciye adresi söyler söylemez eli telefona gitti. Hızlıca telefonu açıp, titreyen elleriyle zorlanarak son aramalardan Asrın'ın numarasını buldu. Arama tuşuna basıp, hiç beklemeden kulağına götürdü telefonu.

Çalıyor... Çalıyor... Çalıyor...

"Aç artık!"

Mihri'nin bakışları, onaylamaz bakışlar atan taksici adamla kesişti. Yüksek sesle bağırmış, adamı rahatsız etmişti. Fakat, bunu umursayacak zamanı yoktu.

Sonunda telefon açıldığında, nefes nefese konuştu.

"Asrın?"

Ses yoktu. Mihri bir anlığına numarayı doğrulamak için telefonu kulağından çekip, aradığı kişiye baktı. Ardından telefonu tekrardan kulağına yaklaştırdığında Asrın'ın sesini duyabilmişti.

"Demek sonunda anladın gece kız."

"Konuşmamız lazım Asrın, neredesin?" dedi Mihri, ses tonu kontrolünün dışında yüksek çıkıyordu.

"Bunları benden kaçan Mihri mi söylüyor? Şaşırdım doğrusu." Telefonun ucundan, bir kahkaha sesi geldi. Tamamıyla alaycı.

"Asrın! Nerede olduğunu söyle." dedi Mihri, telefonu sıkmaktan parmak boğumları beyaza dönmüştü. Asrın'la konuşup o kayıtları almalı ve disiplin kuruluna masum olduklarını kanıtlamalıydı. Asrın yüzünden arkadaşlarının başına kötü bir olay gelirse, kendini asla affetmezdi genç kız.

"Feride'nin evindeyim Mihri. 10 dakika içinde buraya gelirsen, kayıtları alabilirsin."

Mihri rahatlar bir ifadeyle nefes verdi. Feride'nin evi okula yakındı ve 10 dakika içinde oraya ulaşabilirdi. Onaylamak üzereydi ki, Asrın'ın söyledikleri kanını dondurmuştu.

"Akın şu an evine gidiyor Mihri. Ailene, senin hakkındaki sırrı soracak ve tüm gerçekleri öğrenecek. Ya buraya gel kayıtları al, ya da evine git ve Akın'ı durdur. Ama unutma, 10 dakika içinde burada olmazsan, kayıtları bir daha alamazsın. Seçim senin."

Mihri'nin telefonu tuttuğu eli güçsüzleşmişti. Kalbi korkuyla atarken, endişeyle yollara baktı. Şimdi geri döndürse taksiyi, evine zar zor yetişebilirdi. Fakat giderse, kayıtları alamaz ve arkadaşlarıyla birlikte okuldan atılabilirdi. Okuldan atılmak belki onun için sorun olmazdı ama, arkadaşları için sorun olurdu.

"Neden bunu yapıyorsun Asrın?" dedi sıktığı dişlerinin arasından. Aklına, lunaparka gittikleri akşam yaptığı telefon konuşması gelmişti.

"Bu, ikinci imtihanın gece kız."

Telefon yüzüne kapandığında, Mihri ağır bir hareketle indirdi elini. Korku dolu bakışları, taksiciye çevrilmişti.

Kayıtı mı alacaktı? Akın'ı mı durduracaktı?

BÖLÜM SONU

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.