Kaydı mı alacaktı? Akını mı durduracaktı?
Mihri, zihninin derin bir bulamaca battığını hissediyordu. Ne yapacağını kestiremiyor, içinde bulunduğu durum yüzünden mantıklı düşünemiyordu. Asrın'ın tam da hayatından çıktığını düşünmüşken, aslında Asrın böylesine adi bir planın peşine düşmüştü. Ve bu işin içinde Feride de olabilirdi.
Eğer kaydı almaya giderse okul idaresi her şeyi öğrenir, suçsuz olduklarını kanıtlayabilirdi. O zamana kadar Akın her şeyi öğrenmiş olabilir, bir sorun çözülmüş olsa da, binlerce yeni sorun oluşurdu. İlk olarak evine gidip, Akın'ı durdurabilirse büyük bir felaketin önüne geçebilirdi. Fakat, Asrın kaydı yok eder ve arkadaşlarının başı derde girebilirdi.
Camdan, akıp giden yollara baktı. Feride'nin evine yaklaşmış sayılırlardı. İçinde birden bire, taksiciye istikametini değiştirmesini söyleme isteği nüksetmişti. Fakat yapamadı, bir şekilde Asrın'ın yalan söylediğini düşünmek istiyordu. Akın, neden evine gidecekti ki? Sevim henüz ona hiçbir şey söylememişti.
Ya söylemişse?
Mihri'nin aklına gelen bu fikirle yüzü dehşet dolu bir ifadeye bürünmüştü. Ardından, kendini sakinleştirmeye çalıştı. Bu şekilde boş boş durarak hiçbir şeyi çözemezdi.
Telefonunu çıkarıp, annesinin numarasını buldu. Telefonu kulağına yaklaştırırken, içinde onu huzursuz eden bir his vardı. Telefon kısa bir süre içerisinde açıldığında, Mihri annesinin telaşlı sesini duymuştu.
"Efendim Mihri? Fazla zamanım yok, ne oldu?"
Mihri gözlerini devirmemek için kendini zor tuttu. Annesinin telefonu açar açmaz, zamanının kısıtlılığından bahsetmesine hiç şaşırmamıştı. Fakat arkadan gelen yoğun gürültüye bakılırsa, annesi evde değildi. Rahatlamış bir şekilde tuttuğu nefesi bıraktı.
"Evde değil misin?"
"Hayır. Toplantıya yetişmem lazım, kapatıyorum."
Mihri'nin yüzüne bir gülümseme yayıldı. Annesi evde değildi ve Akın gitse bile, konuşacak kimse bulamazdı. Babası zaten, birkaç gündür şehir dışındaydı.
"Tamam." dedi Mihri telefonu kulağından çekmek üzereyken. Fakat o sırada yine annesinin sesini duymuştu.
"Akın uğradı birkaç saat önce."
Mihri'nin gözleri fal taşı gibi açılırken, kalbi yavaştan ritmini arttırmaya başlamıştı bile. Akın mı uğramıştı?
"Ne? Neden gelmiş? Hiçbir şeyden bahsetmedin değil mi?" dedi Mihri artarda sorular yönelterek. Telefonun diğer ucundan annesinin homurdanma sesini işitti.
"Bahsetmedim tabii." dedi annesi hoşnutsuz bir sesle. "Hal hatır sormaya gelmişti. Kapatmam lazım şimdi."
Karşı tarafın aramayı sonlandırdığına dair ses geldiğinde, Mihri telefonu kulağından indirdi. Korkusu hâlâ geçmiş sayılmazdı. Akın, hal hatır sormaya evine kadar gitmiş miydi yani? Okuldan kaçarak... Saçma geliyordu Mihri'ye. Akın'ın bir şeylerden şüphelendiği bariz ortadaydı.
Ve, Asrın'ın yalan söylediği de...
Akın'ın şu an evine gideceğini söyleyip, yalan söylemişti. Ve Mihri, bu yalanın sebebini biliyordu. Kesinlikle Asrın, Mihri'nin böyle bir ikilimde Akın'ı seçip kayıttan kurtulmayı planlıyordu. Fakat Mihri, bunu yapmayacaktı. Taksi, Feride'nin evinin bulunduğu sokağa giriş yaptığında Mihri derin bir nefes aldı.
Bugün kayıt işi hallolacaktı.
Taksi muhitin önünde durduğunda, Mihri taksimetredeki ücreti hızlı bir şekilde ödeyip taksiden indi. Bahçe kapısını hızla açıp, kapının önüne aynı hızla varmıştı. Yumruk yaptığı elini kapıya defalarca vururken, bir yandan da zile bastı.
"Feride! Kapıyı aç."
Kapı açıldığında karşısında, pijamalarıyla Feride'yi ve evlerindeki yardımcı kadını görmüştü. Ellerinde bulaşık eldivenleri vardı ve şaşkın bir ifadeyle bakıyordu Mihri'ye. Feride yardımcıya gitmesini söyleyip, Mihri'nin geçebilmesi için kapıyı daha çok aralamıştı.
"Hayırdır canım, ne bu alacaklı gibi?" dedi Feride son cümlesinde alay barındırırken. Fakat yüzünde samimi bir gülüş vardı. Karışmış sarı saçlarını kaşıyıp, dışarıya kıstığı gözleriyle göz geçirdi. Yeni uyanmışa benziyordu.
"Asrın burada mı?" dedi Mihri soğuk bir sesle. Feride ile Asrın'ın arasındaki bağlantıyı öğrenmeden, Feride'yle eski samimiyetini kuramazdı.
"Asrın mı? Arka bahçede oturuyor." dedi Feride kaşları havaya kalkarken. Yüzünde, imâlı bir ifade vardı. "Onu görmeye mi geldin yoksa?"
"Yanlış anlama Feride." dedi Mihri kapıdan içeri geçerken. Yolu bildiğinden adımlarını, arka bahçeye açılan cam kapılara yönlendirdi. "Bir işim vardı, onu halletmeye geldim."
"Tabii, tabii. İş." dedi Feride sehpanın üzerinden kumandayı alıp, krem rengi koltuklardan birine atarken kendini. Kanalları gezdirmeye başladığında Mihri ona garip bir ifadeyle baktı. Ardından açık olan kapıdan bahçeye çıkıp etrafa göz gezdirdi. İleride koltuklarda oturan Asrın'ı fark edebilmişti. Arkası Mihri'ye dönüktü.
Mihri hızlı adımlarla yanına ilerledi. Dilinin ucunda sarf edeceği bir sürü hakaret, ikaz, tehditler vardı. Siniri ise, oldukça büyüktü. Asrın'ın karşısına dikildi. Asrın onu fark etmiş olmalıydı fakat istifini bozmamıştı. Önündeki ufak masanın üzerinde içecek ve sigara paketi vardı. Dirseklerini dizine yaslamış ve ellerini de birbirine kenetleyip, masaya odaklamıştı bakışlarını.
"Kaydı ver Asrın." dedi Mihri düz bir sesle. Kayıtı alıp tüm bu işleri çözüme kavuşturduğunda, Asrın'a hesap sorabilirdi.
Asrın içecek bardağını alırken, koltuğa yaslandı. Ela gözleri Mihri'nin gözleri ile buluştuğunda bakışları ifadesizdi.
Mihri, Asrın'ın yüzüne bir süre bakakaldı. Saçları sabahki karmaşanın ardına düzgündü fakat yüzü, darmadağınıktı. Çökmüş göz altları, Mihri'nin henüz fark ettiği parmak boğumlarındaki morluklar -büyük ihtimal kamp da karıştıkları kavga yüzündendi - ve sol yanağındaki çukuru belli etmek istercesine alaylı gülümsemesi...
"Sana da merhaba Mihri."
Mihri duraksadı. Ardından kaşlarını çatmış ve öldürücü bakışlarını Asrın'a yöneltmişti.
"Saçmalamayı kes." dedi Mihri. O sırada Asrın oturduğu kanepeden kalkmış, karşısına dikilmişti. Mihri bir anlığına Asrın'ı bu kadar yakından görmenin heyecanı ile baş etti. Ardından omuzlarını dikleştirmiş, konuşmasına devam etmişti.
"Dediğin gibi 10 dakika içerisinde buraya geldim. Kaydı ver artık."
"Neden Akın'ı durdurmadın?" Asrın'ın yüzünde şaşırdığını belli eden bir ifade kaplamıştı. Büyük ihtimalle Mihri'nin buraya değil de Akın'ın yanına gideceğini zannetmişti. "Bu sırrı saklamak senin bu hayattaki en büyük amacın değil mi Mihri?" diye de eklemişti.
Mihri, alaylı bir ifadeyle güldü. Fakat daha çok, birazdan sinir krizleri geçirecekmiş gibiydi.
"Yalan söylediğin için olabilir mi Asrın? Söylediklerinin yalan olduğunu biliyorum."
Asrın'ın yüzünü bir gülümseme kapladı. Alayın ve zaferin kırıntıları görünebiliyordu.
"Aferin Mihri." dedi Asrın gülümsemesi yüzünden silinirken. İfadesiz suratı yine yüzünün her mimiğini ele geçirmişti. "2. imtihanını da başarıyla geçtin." Ellerini kaldırıp ufak bir alkış tutturdu, irislerinde alay dolu bir parıltı vardı. "Tebrikler."
Mihri düz bir ifadeyle izledi Asrın'ın tüm hareketlerini. Geçen her saniyede ondan daha fazla nefret ediyor, yaptıkları için içinde Asrın'a karşı bir kin besliyordu. Fakat, korkuyordu Asrın'dan. Her ne kadar karşısında dimdik durabilse de, çok korkuyordu.
Asrın'ın tüm bu yaptıklarının mantıklı bir açıklaması yoktu. Aklındaki tüm o Asrın'a giydirdiği karakterler de asılsız ve mantıksızdı. Birkaç adım gerileyip, bahçe kapısına çaktırmadan bir bakış attı. Gözleri tekrardan Asrın'a döndüğünde, Asrın'ın onun yüzünü incelediğini fark edebilmişti.
Asrın bahçe kapısına doğru birkaç adım attı. Ardından Mihri'ye geri dönmüş, ellerini siyah kotunun cebine sokmuştu. Üzerindeki beyaz tişört ile güneşin tam altında duruyor, alnına dökülen siyah saçları ve parıldayan ela gözleri ile nefes kesici gözüküyordu. Tüm bu kombinasyonu bozan tek şey, tamamıyla tehlike barındıran bakışları ve tavırlarıydı.
"Çok düşündün Mihri."
Mihri, Asrın'ın alaylı sesi ile düşüncelerinden sıyrıldı. Ardından yüzüne düşen saçlarını kulağının arkasına sıkıştırmış ve sıkkın bir ifadeyle Asrın'a bakmıştı.
"Kaydı vermiyorsan gidiyorum."
Asrın'ın yüzünde şüpheci bir ifade belirdi. Ardından cebindeki eliyle beraber, parmaklarının arasında tuttuğu flash belleği çıkardı. Mihri'ye doğru attığında, genç kız son anda yakalayabilmişti. Belleğe garip bir ifadeyle bakarken, Asrın birkaç adımla aralarındaki mesafeyi kapattı.
"Kayıtlar bunun içinde." dedi Asrın, sorar ifadeyle bakan Mihri'ye karşılık. Ardından yüzüne ciddi bir ifade takındı. "Bana borçlu sayılırsın artık gece kız."
"Ne borcu, ne istiyorsun?" dedi Mihri, gitmek için hazırlanırken. Kayıt sorununu çözebildiği için sırtından büyük bir yükün kalktığını düşünüyordu.
"Yarını benimle geçir Mihri."
"Defol git Asrın."
Mihri'nin ani tavrı, Asrın'ın kaşlarının çatılmasına neden olmuştu.
"Tehlikeli sularda yüzüyorsun Mihri." dedi gözlerini, Mihri'nin elindeki kayda indirirken. Bakışları tehdithârdı, "Dikkat et, boğulma."
"Asrın." dedi Mihri alaylı bir ifadeyle gülümserken. Asrın'ın alacağından korkmuş olmalı ki, flash belleği daha sıkı tutuyordu. Bir adım atıp, Asrın'la arasındaki mesafeyi kapattı. Doğrudan, genç adamın gözlerine bakıyordu. "Sence ben boğulmaktan korkuyor muyum?"
"Sen her şeyden korkuyorsun Mihri. Güçlü biri değilsin, öyle görünmeye çalışma. Uğraştığın şeylere okyanus diyelim, sen yıkık birer kayıksın sadece. Baş edemeyeceksin."
Mihri alaylı bir ifadeyle gülümsedi. Fakat yüzünde, hüzünlü bir ifade çoktan belirmişti. Ama dalgaya aldı, Asrın'ın onun acıları hakkında yapmaya çalıştığı benzetmeye sadece güldü. Yine birisi, hakkında hiçbir şey bilmeden, bazı tespitlerde bulunuyordu. Komikti, sadece komik.
"Göreceğiz Asrın. Ama ben savaşmaktan vazgeçmeyeceğim. Sen bu alçak oyunlarına devam edebilirsin."
Mihri son sözünü söyleyip, hızlı adımlarla bahçeden evin içerisine giriş yaptı. Hole doğru ilerliyordu ki, Feride'nin sesini duymuştu. Fakat sadece nefret duymuştu bu sesten.
"Mihri! Canım nereye?"
Mihri elini kapıyı açmak için kulpa götürmüştü ki biri kolundan tuttu.
"Mihri, konuşalım mı biraz?"
Mihri Feride'nin yalan dolu şefkatli sesini duyduğunda sadece göz devirdi.
Kendisini, tüm arkadaşlarını kandırmıştı Feride. Çocukluk arkadaşı olarak bildiği kız bunca yıldır onunla sadece oyun oynamıştı.
"Benim seninle konuşacak hiçbir şeyim yok Feride." dedi yüzünü ona çevirmeyerek. Çünkü Feride'nin yüzüne bir baksa, tüm nefretini ona kusacaktı sanki. Kaçırıldığını düşündükleri gün yaşadığı korku geldi aklına, Feride eğlenmiş olmalıydı.
"Böyle yapma Mihri, gel konuşalım."
"Benim yalancılarla konuşacak bir şeyim yok dedim Feride!"
Mihri bağırmış, üstelik sert bir hareketle kolunu Feride'den çekmişti. Feride Mihri'nin hareketi ile arkaya doğru birkaç adım gerilemişti. Yüzünde afallamış bir ifade vardı. Evin yardımcısı holde korkuyla kızlara bakıyor bir yandan da elindeki telefondan evin hanımının numarasını tuşluyordu.
"Yalan demek. Bunca yıl arkadaşımızdın Feride." dedi Mihri göz pınarları yanarken. Sinirliydi ve her sinirlendiğinde gözlerinin dolmasına daha çok sinirleniyordu. Ağlayarak, güçsüz biri olduğunu empoze ediyordu hep. Fakat o güçlüydü, öyle düşünüyordu.
"Öyle değil Mihri. Ben hâlâ sizin arkadaşınızım. Hiçbir zaman kötülüğünüzü istemedim, inan bana."
"Kes sesini Feride! Dinlemek istemiyorum seni."
"Ama-"
"Sen iğrenç birisin Feride. Bir daha seni arkadaşlarımın yakınında görürsem, işin biter."
Feride'nin yüzünde dehşet dolu bir ifade belirmişti. Fakat Mihri, bunu umursamayarak sertçe açtığı kapıdan kendini dışarı attı. Soğuk hava yüzünü yaladığında, sokak boyunca koşmaya başladı. Yanaklarına düşen damlalar kuruyor, yerini sıcak olan yeni damlalar kaplıyordu. İçinde kocaman bir boşluk oluşmuştu aylar önce. Bu boşluğu açan da kendi ailesiydi, kendi ailesinin ona söylediği yalanlardı. Öleceğini bilmeden yaşadığı bomboş, 16 seneydi o boşluğa attıkları. Sonra o boşluğu kapatamasa da, üstünü örtmeyi başardı arkadaşlarıyla. Feride, Nur, Tuğba, Murat ve Akın o örtüyü örtmüştü boşluğun üzerine. Fakat şimdi Feride'nin gerçek yüzünü öğrenmiş, ve o boşluğa Ferideyi de atmıştı şimdi. Tüm çocukluk anıları, birlikte gülüp ağladıkları zamanlar, hepsi şimdi çöptü, yalandı. Ve o boşluğu, en küçük zerresine kadar hissediyordu şimdi... İhaneti hissedebiliyordu.
***
"Ateşböceklerine gideceğimizi sanıyordum." dedi Tuğba, gülümseyip önündeki denize bakarken.
Ceyhun'un söylediğinin ardından, bir sahil kenarına gelmişlerdi. Denize bakan bir banka oturmuş ve susmuşlardı.
"Gündüzleri pek sevmezler." dedi Ceyhun arkasına yaslanırken. Yeşil gözleri, gün ışığının etkisiyle kısılmıştı. "Sonuçta Ceyhun Soylu gibi gece gündüz parıldayacak değiller. Onlar da gece yıldızı."
Tuğba kaldırdığı kaşlarıyla döndü Ceyhun'a. Ceyhun'un yüzünde ise kendini beğendiğini belli eden bir ifade vardı. Kendinden emin bir şekilde duruyordu.
"Gece gündüz parıldıyorsun demek?" dedi Tuğba alaylı bir ses tonuyla. Ceyhun'un kendinden emin duruşu anında bozulmuş, düşüncelere dalmıştı.
Tuğba zafer kazanmış bir ifadeyle gülümsemişti. Bir şeyler daha söylemek için Ceyhun'a dönmüştü ki duraksadı.
Ceyhun başını göğe çevirmiş, sırtını banka yaslamıştı. Gözlerini yummuştu ve dudaklarında neredeyse belli olmayan küçük bir gülümseme vardı. Kumral saçları arkaya doğru düşmüş, küçük burnu yan profilden daha kusursuz görünmüştü.
Tuğba yutkundu. Nasıl oluyor da Ceyhun'a baktığı her saniye içi huzurla doluyordu? Gözlerini ondan çekemiyor, bir şey söylemeye dili varmıyordu adeta.
"Manzara önünde Tuğba, yanlış yere bakıyorsun."
Tuğba duyduğu ses ile bakışlarını hızlı bir şekilde denize çevirdi. Ceyhun, onu izlediğini anlamıştı. Utançla kızarırken, yumruk yaptığı elleriyle tırnaklarını avucuna batırmıştı. Şaşkın bir ifadeyle ona bakan Ceyhun'a kısa bir bakış atıp, başını önüne çevirmişti hemen. Az önce görmemiş gibi Ceyhun'u incelediği için utanç duyuyordu.
'Bakma bana, önüne dön. Utanıyorum. Neden bana bakıyorsun! Lanet olsun ya, buraya geldiğime geleceğime..'
Ceyhun, Tuğba'ya baktıkça Tuğba'nın endişesi artıyordu. Sonunda cesaretini toplayıp Ceyhun'a döndüğünde göz göze gelmişlerdi. Yüzüne uçuşan kısa saçlarını arkasına atarken, kaçamak bakışlarla konuştu.
"Manzara önünde Ceyhun, neden bana bakıyorsun?"
Ceyhun'un söylediği sözden alıntı yapıp, ortamın havasını değiştirmeyi amaçlamıştı.
"Manzara sensin."
Tuğba şaşkınlıktan açılan gözleriyle baktı Ceyhun'a. Kalbi göğüs kafesini delecek raddede atıyorken, kulaklarına inanamamıştı sanki. Ceyhun'un yüzünde derin bir gülümseme belirdi. Tuğba'nın bu şekilde afallayışı, hoşuna gitmişti.
Manzara sensin mi dedi? Ne alaka ya ben yanlış duydum kesin. Niye böyle gülüyor, neden kalbim böyle atıyor? Allah'ım, ben ne yapacağım şimdi?
Tuğba'nın dudaklarının arasından cılız bir nefes çıktı sadece. Ardından oturduğu yerden hızla kalkmıştı.
"Ben kızları bekletmeyeyim, merak etmesinler. İyi akşamlar sana."
Tuğba arkasını dönüp hızla ilerlerken, Ceyhun'un kahkaha sesini duyabilmişti. Kaşları duyduğu kahkaha ile çatılırken, hızını durdurmadan ilerlemeye devam etti. Ardından az önce söylediği şey aklına geldiğinde duraksamış, avucunu alnına vurmuştu.
"İyi akşamlar ne ya?! Ciddi ciddi iyi akşamlar demiş olamam."
Tuğba utançla, çevirdiği taksiye binmişti. Başını cama yaslarken, Ceyhun'un kahkasının sebebinin ona 'iyi akşamlar' dediği için olduğunu fark edebilmişti. Gözlerini utançla yumarken elleriyle yüzünü kapadı. Ceyhun'a karşı, aptal bir kız gibi göründüğünü düşünüyordu. Bir daha nasıl bakacağım yüzüne! diye geçirdi içinden.
***
"Nur, bekle!"
Nur Oğuzhan'ı duymazlıktan gelip, merdivenlerden hızla indi. Okul binasından çıkış yaparken, Oğuzhan'ın arkasından geldiğini biliyordu. Okul bahçesinden çıkıp, telefonunun ekran kilidini açtı. O sırada bir kol onu tutmuş ve ilerlemesini durdurmuştu. Nur, onu tutan kişiyi gördüğünde kaşları çatılmıştı.
"Bırak Oğuzhan."
"Konuşalım." dedi Oğuzhan soluklanarak. Yüzünde sinirli bir ifade vardı fakat Nur, ondan daha çok sinirli ve korkmuştu. Duydukları, hemen sindirilebilecek şeyler değildi.
"Gitmem lazım." dedi Nur kolunu Oğuzhan'dan kurtarmaya çalışırken.
"Beni dinlemeden olmaz." diye bağırdı Oğuzhan. Etraftaki insanlardan birkaçı dönüp, onlara bakmıştı. Nur afallamış bir ifadeyle, Oğuzhan'a bakmıştı.
Nasıl bağırabilirdi? Böyle bir durumda hem de...
"Gidiyoruz!" dedi Oğuzhan, Nur'u kolundan çekiştirerek, ters istikamete doğru ilerlerken. Tüm kasları gerilmiş, yüzündeki o endişeli ifade yerini sadece sert bir ifadeye bırakmıştı.
Nur bir anlık şaşkınlıkla Oğuzhan'a karşı koyamamış, onu yönlendirmesine izin vermişti. Fakat kısa bir sürenin ardından kolunu Oğuzhan'dan kurtarabilmek adına çabaladı.
"Bırak beni! Ne yapıyorsun Oğuzhan?"
"Konuşmamız lazım dedim Nur. Ya isteyerek, ya zorla. Konu kilit anladın mı?"
"Bırak be! Ne saçmalıyorsun?" dedi Nur sinirle. Oğuzhan'ın birden değişen bu tavrı, ona karşı düşündüğü tüm pozitif düşünceleri eksiliyordu.
"Ne yapıyorsun şu an Oğuzhan?" dedi Nur kolunu sertçe çektiğinde. Birkaç adım gerilediğinde, Oğuzhan'ın yüzü düz bir ifadeye bürünmüştü. "Seninle konuşmak istemiyorsam konuşmam! Beni hiçbir şeye zorlayamazsın."
"Nur, özür dilerim ama-"
"Dokunma." dedi Nur ona uzatılan eli geri püskürtürken. Omuzundan düşmüş olan çantasını geri yerleştirmiş, çatılmış kaşlarıyla Oğuzhan'a bakmaya devam etmişti.
"İyi." dedi Oğuzhan. Ardından aralarından bir sessizlik geçti. Oğuzhan, pes etmiş gibiydi. Gerçi böyle bir şeyi nasıl açıklayabilirdi ki? Sevim'in tüm o sözleri, Oğuzhan'ın gizlediği tüm bilinmezlikleri...
"Sen bilirsin Nur. Beni dinleyeceğini zannetmiştim ama yanılmışım." dedi Oğuzhan, ardından histerik bir şekilde gülmüştü. Ellerini saçlarına götürüp, stresli bir ifadeyle düzeltirken, burnundan soluyordu. Bir yandan da yumduğu gözleri ile içten içe kendini telkin ediyordu sanki. Sakinleşmeye çalışır gibi bir hâli vardı.
"Bir gün tüm o sakladıklarını Sevim'den değilde, senden duyarsam belki dinlerim Oğuzhan." dedi Nur düz bir sesle. Fakat içten içe, onun bilmediği şeylerin, Sevim tarafından bilinmesi zoruna gidiyordu. Ayrıca Sevim'in bahsettiği konu, oldukça korkunçtu.
"Olmaz." dedi Oğuzhan. Sakinleşmiş olmalı ki, ellerini kotunun cebine yerleştirmişti. "Sana tüm bunları söylersem, seni kaybetmiş olurum."
Nur duraksadı. Kollarını göğsünde birleştirirken, gözlerini etrafta gezdirdi. Oğuzhan'ın söyledikleri ona saçma gelmişti. Nur, herkesin hayatında birkaç kere hata yapabileceğini düşünüyordu. Ve Oğuzhan'ı geçmişte yaptığı hatalar yüzünden bırakacak biri değildi. Onun için yıldızları yere seren adamı, nasıl bırakabilirdi ki?
"Kaybetmezsin." dedi Nur kendinden emin bir ses tonuyla. Oğuzhan'ın sakladığı şeyleri öğrenmek istiyordu.
"Kaybederim Nur. Diğer herkes gibi, seni de."
Nur, kırılmış bir ifadeyle baktı Oğuzhan'a. Ne duyarsa duysun onun yanına olabilmeye çoktan hazırlamıştı kendini. Fakat Oğuzhan, ona güvenmemişti. Sevim bile Oğuzhan hakkındaki tüm gerçekleri biliyordu, ama Nur her şeyden bihaberdi. Ve bu gururuna dokunuyordu.
"Peki." dedi gitmek üzere birkaç adım daha gerilerken. Oğuzhan, tepkisiz kalmıştı. "Sen bilirsin." diye ekledi Nur. Ardından Oğuzhan'ın bir şey demesine fırsat vermeden çekip gitmişti. Çevirdiği taksiye bindiğinde, telefonunu tekrardan açtı. Kafa dağıtmak için, WhatsApp gruplarına girmişti.
Grup ismi: GURUP
~Nur
Kiraz kafede buluşuyor muyuz gençler?
~Murti
Bana uyar diyecektim ki, amcamın daha kırkı çıkmadı be gülüm.
~Akın
Hay senin amcana da, doğuracağı çocuğa da, kırkına da *sansür*
~Nur
Sakin ol be abimiz. Ne bu şiddet bu celal?
~Nur
Hem sen nerelere kayboldun? Okuldan kaçacaksan bize de haber vermen gerekmez mi?
~Akın
Kaçınca neden haber vereyim güzelim? Birkaç işim vardı hallettim. Murti bir aptallık yapmadı değil mi?
~Nur
Murti ve aptallık yapmamak? Bunlar birbirine uzak olmayacak kadar uzak.
~Murti
Kardeşlerim dedim bağrıma bastım. Yılansınız siz be balpıtırcıklarım. Uzakta tıslayın!
~Feride
Kafede buluşacaksınız ben de geleyim.
~Akın
Benim işlerim var, buluşmayı erteleyelim. Mihri'ye de haber verin, internetini kapatmış.
~Tuğba
Ben haber veririm. Nur, sana geliyoruz o zaman?
~Nur
Tamam, bekliyorum.
~Murti
Şu an niye kimse beni münasip bir yerlerine takmıyor! Heyyo, ben de insanım.
~Akın
Biz öyle düşünmüyoruz, sen insan olamazsın Murti.
~Nur
Akın boşver daha fazla kışkırtma şunu. Sonra ceremesini biz çekiyoruz.
~Akın
Pekala, sustum.
~Murti
*sansür* akın . *sansürsansürsansürsansür*
Akın, Murti kişisini gruptan çıkardı.
***
Mihri, Tuğba'nın aramasıyla oturduğu parktan kalkmış otobüse binmişti. Bugün günlerdir planladıkları kızlar gecesini yapacaklardı. Annesine kısa mesaj çekerek internetini açtı. Bildirimler hızlı bir şekilde telefonu doldurmaya başlamıştı. Hepsini es geçip WhatsApp'a girdi ve grup konuşmalarını okudu. Yüzünde bir gülümseme oluşurken, Murat'ı grupa tekrardan ekledi. Bu hep böyleydi; Akın sürekli Murat'ı gruptan çıkarıyor ardından kızlar çaktırmadan geri ekliyorlardı. İkisinin kedi köpek gibi didişmesi hoşlarına gidiyordu.
Otobüs durduğunda Mihri durağı kaçırmamak için hızlıca indi. Temiz hava ciğerlerini doldururken, sokak boyu yürümeye başladı. O sırada kaldırımda bekleyen Tuğba'yı gördüğünde koşarak yanına ulaştı.
"Selam ümstadım!"
"Selam. Bomba haberlerim var." dedi Tuğba sabırsızlıkla. Ardından az önce Ceyhun ile yaşadıkları tekrardan aklına gelince, yüzü kızarmıştı. Heyecanlanmış ve bunu Ceyhun'a çok net bir şekilde belli etmişti.
"Eve geçelim de, anlatırsın." dedi Mihri gülümseyerek. Bugün kızlara her şeyi anlatacaktı. Yani kısmen. Feride'nin onlara ihanet ettiğini bir şekilde anlatması lazımdı. Feride çocukluk arkadaşına böyle bir ihaneti yakıştırmış bir insandı, diğerlerine kim bilir neler yapardı...
Bu yüzden Mihri, hem kendi hayatından hem de diğerlerinin hayatından Feride'yi çıkaracaktı. Herkesin iyiliği için...
Nur'un evine vardıklarında, güvenlikçi amca bahçe kapısını açmıştı. Daha önce de sık sık Nur'un evine geldiklerinden evin her köşesini ezbere biliyorlardı. Tuğba zile bastığında, Mihri de içinde abur cubur bulunan paketleri tutuyordu. Nur kapıyı açtığında kızlar birer terlik kapıp içeri geçmişlerdi.
"Murti yine bildirimleri çoşturuyor." dedi Nur bildirim sesi gelen telefonuna kaşlarını çatarak bakarken. "Bundan sonra gruba geri eklemesek iyi olur sanki." diye ekledi.
"Konuşur konuşur susar. Bırakalım kendi hâlinde takılsın." dedi Tuğba kendini koltuklardan birine atarken.
"Okuması zevkli oluyor." dedi Mihri telefonundan Murat'ın attığı mesajlara görüldü yaparken. Ardından bir kahkaha patlattığında diğerleri başında toplanıp mesaja bakmıştı. Murat, Akın'ın bir fotoğrafını hiç hoş olmayan bir fotoğrafa shoplamıştı. Önce kızlar arasında bir sessizlik oldu, ardından hepsi birer kahkaha patlatmışlardı. Fakat Akın'ın bu fotoğrafı görmeden önce, Murat'ın silmesi tüm dünya için kurtarıcı bir hareket olurdu. Çünkü Akın bu fotoğrafı görür görmez önüne gelen herkesi hakaret yağmuruna tutabilirdi.
"Kazamız mübarek olsun." dedi Mihri, Akın'ın mesajı gördüğünü fark edince. Ardından Akın'ın 'yazıyor' imgesini gördüğünde telefonu kapatıp kendinden uzak bir noktaya attı. Sanki elindeki telefon değil de, bombaydı.
"Murat'ın helvasını mı kavursak?" dedi Nur, kinayeli bir şekilde. "Fıstıklı olsun." dedi Tuğba gayet ciddi bir ifadeyle. Mihri de, başını olumlu anlamda sallamakla yetindi.
***
Kızlar lahmacun söylemiş, Selma Teyze'nin -Nur'un annesi- tüm ısrarlarına karşın yemek masasında değil de, balkonda yemek için ortamı hazırlamışlardı. Bir yandan lahmacunları yerken, bir yandan da sohbet ediyorlardı. Aslında bu sohbet değil de, son zamanlarda herkesin yaşadıkları ile ilgili olan durum değerlendirmesiydi. Kızlar adeta, kendilerinin dedikodularını birbirleriyle yapıyordu.
"Ben bu Defne'yi soruşturdum." dedi Nur kolasından bir yudum alırken. Balkona, yere minderler sererek oturmuşlardı. Hava kararmıştı fakat ışıklandırma ile bu sorunu da çözmüşlerdi.
"Defne?" dedi Mihri, ardından bir süre düşündü. "He, Ceyhun'la sarılan şu kız."
"Aynen." dedi Nur onaylar bir ifadeyle. Ardından kaşları çatılmış, yüzü şüpheli bir ifadeye bürünmüştü.
"Kız bizimle aynı semtte oturduğunu söylemiş. Ama sordum soruşturdum daha önce gören duyan kimse yok. Ayrıca babası okul idaresiyle kayıt işlemlerini konuşmaya gelmiş, demek ki bizim okula nakil geldi."
"Nasıl öğrendin bu kadar şeyi?" dedi Mihri hayret dolu bir ifadeyle.
"Kuşlarım yardımcı oldu." dedi Nur lahmacunundan koparttığı bir parçayı ağzına atarken.
Nur'un 'kuşlarım' diye bahsettiği kişiler okuldaki küçük sınıflardı. Nur'un okulda terör estirmek gibi davranışları olduğu için çoğu kişi ona yanaşmak isterdi. Nur'un adını kullanarak bir popülerite veya güç kazanmak gibi bir şeydi. Nur genelde öyle kişilere taviz vermez, fakat bazen işine yarayabileceğinden geri de püskürtmezdi. Bu sayede kızlar ve diğerleri okul hakkında birçok bilgiye ulaşabiliyordu.
"Neyse, onu bunu bırakın da." dedi Mihri imâlı bir şekilde diğerlerine bakarken. "Eniştelerle durumlar nasıl? Ondan bahsedin."
Mihri'nin kimlerden bahsettiği bariz ortadaydı. Biri Nur'la aynı karaktere sahip okul başkanı Oğuzhan Kaya, diğeri ise son zamanlarda Tuğba'yı leylâya çeviren Ceyhun Soylu...
İlk olarak Tuğba, kamp gününden itibaren Ceyhun'la yaşadıkları her şeyi anlatmıştı. Bugün sahil kenarında kırdığı pota ise hepsi katıla katıla gülmüştü. Ardından Nur'un anlattıklarıyla hepsi en başta imrenerek dinlemiş, hayranlık duymuş ardından ise 3 kızın birden gözleri dolmuştu. O kadar güzel şeyler yaşamışlardı ki, ve bu güzel şeyleri baltalayan şeyler olmuştu son günde.
İlk olarak Defne adlı kızın sır dolu gelişi, ardından Oğuzhan'ın sakladığı, Sevim'in bildiği ama Nur'un bilmedi sırlar... Yaşanan tatsızlıklar... Aslında hepsi çözülebilecek sorunlardı fakat yanlış anlaşılmalar yüzünden araya hep kırgınlıklar dolmuştu.
Mihri iki kızın da düşüncelere daldığını fark ettiğinde, konuşmaya başladı:
"Ceyhun'un sana ehvenişer demesi büyük anlamlar barındırıyor Tuğba. En özel hâliyle, onun için tüm bu kötülüklerin arasında bir iyilik olduğunu söylemiş sana. Ardından sen de ona, Ruh-u revan demişsin. Ruhun ferahlığı, huzuru... İyi gününde de, kötü gününde de yanında oldun Ceyhun'un. Kamp olayını hatırlasana, Ceyhun bizim arkadaşımız, Akın yüzünden o kavgada o hâle geldi. Fakat ses etmedi, niye? Çünkü değer verdiği birinin arkadaşıydı Akın; yani senin. Her şeyi bırak, içini dökmüş sana. Kampta gittiğiniz o güzel köprüde ve görkemli parkı bırakıp gittiğiniz o küçük, yıkık dökük parkta... Yani gideceği yer güzel de olsa, kötü de olsa hep yanına seni almış. Hep birlikte gitmişsiniz. Sırf Defne olayı yüzünden kötü şeyler düşünme Tuğba, Ceyhun'un öyle bir insan olmadığını hepimiz gayet iyi biliyoruz." dedi Mihri bir solukta. Tuğba ve Ceyhun'un arasına bir soğukluk girmesini asla istemezdi.
"Mihri nasıl anlatsam bilmiyorum ama, onun yanındayken kendimi bir başka hissediyorum. Sanki tüm dünya gözümde siliniyor da, bir o kalıyor."
"Havada aşk kokusu var." dedi Nur, Tuğba'ya doğru yaklaşıp onu koklarken. "Tam da buradan geliyor."
"Nasıl kokuyor?" dedi Tuğba hayallere dalmış bir şekilde.
"Lahmacun gibi."
"Yok yok, kola gibi kokuyor." dedi Mihri de havayı koklarken.
"Ne yapıyoruz biz?" dedi en sonunda Nur kendine gelmiş bir ifadeyle. Ardından kızlar arasında bir sessizlik oldu. Hepsi az önce yaptıkları saçma şeyi içten içe sorguluyordu. Bunun üzerine Mihri, ortamı eski hâline döndürmek için Nur'a döndü.
"Ve gelelim Oğuzhan eniştemize." dedi Mihri oturuşunu düzeltip rahat bir konum alırken. Tuğba ve Nur pür dikkat Mihri'yi dinlemeye koyuldu. Genç kızın yapacağı değerlendirmeyi merak ediyorlardı.
"Oğuzhan Kaya. Herkesin tanıdığı okulun en asi çocuğu olmakla beraber en başarılılarından ve okulumuzun başkanı. Ve bizim Nur'umuz. İkiniz de sertsiniz, kavgacısınız, koruyucu insanlarsınız ve bu ikinizin birbirinizi bulmasını çok net kanıtlıyor. İlk tanışmanıza gelelim, kimsenin giremediği o kulübe seni çağırmadı mı? Hem de bizzat kendisi ayaklarına gelerek. Bu da demek oluyor ki senin hem görünüşünü hem fikirlerini hem de konferansta yaptığın konuşmayı beğenmiş. Ardından sürpriz bir gelişme oldu, biz Oğuzhan'ı eniştemiz bellerken o aslında Sevim yılanının sevgilisi olmuştu -ki bence tüm bu sevgili olayı yalandı- o günki kavgada ikinizin arasında bir tartışma çıktı. Sevim yılanı dayak yedi, senin ve Oğuzhan'ın arasında adeta bir savaş başlamıştı sanki. Sonra kamp zamanında Oğuzhan senden özür dilemek için sürekli fırsat kollamış, taviz vermemişsin ama o yine pes etmemiş. Ardından senin hayalini gerçekleştirmiş, muhteşem romantik bir şekilde yıldızları gökten senin için indirmiş... Bak bunu baya bi kıskandım." dedi Mihri gülerek. Nur elini çenesine koymuş, sanki o anları tekrardan yaşıyormuşçasına düşüncelere dalmıştı. "Söylediğine göre lunaparkta da güzel vakitler geçirmişsiniz. Hepimizden iyi sen tanıyorsun Oğuzhan'ı. Sırf Sevim yılanı araya fitne fesat sokmaya çalıştı diye kırmayın birbirinizi. Aranızdaki buzları eritin." dedi Mihri. Nur'un yüzünde düşünceli bir ifade belirmişti.
"Öyle tabii. Ama işte Oğuzhan, Sevim'in söylediklerini yalanlar hiçbir şey söylemedi. Hem benim kırıldığım nokta benden bir şeyleri, beni kaybetmemek için saklaması. Oysa ben öyle biri değilim biliyorsunuz beni, sevdiğim insanları sırf birkaç hata yaptı diye terk etmem, edemem." dedi Nur. Yüzüne hüzünlü bir ifade çökmüştü.
Mihri kızların moralini yerine getirmek için, cebinden flash belleği çıkardı. Bu kayda ulaşması her ne kadar zor olsa da, arkadaşlarının yüzünde gördüğü mutluluk buna değerdi.
"Ben kaydı buldum! Disiplin kurulunun bizden özür dilemesini bekleyin."
"İnanmıyorum, kamera kayıtları şimdi bunda mı? Emin misin Mihri?" dedi Tuğba yüzündeki kocaman gülümsemeyle.
"Efsanesin Mihri!" dedi Nur hayali bir öpücük atarken. Mihri öpücüğü tutar gibi yapmış, avuçlarına bir öpücük kondurarak, Nur'a hayali bir öpücüğü atar gibi yapmıştı. Nur da öpücüğü havada yakalamış, elini kalbinin üzerine koymuştu.
Tüm bu rütiel, çocukluklarından kalma bir hareketti. Ve kaç yaşına gelirlerse gelsinler, bu hareketi her fırsatta yaparlardı.
Tuğba, Mihri'ye kocaman sarıldı. Nur da hemen yanlarına gitmiş, kollarını ikisinin bedenine sarmıştı.
O gece 3 kız geç saatlere kadar bir şeyler atıştırıp sohbet etmişti. Ara sıra Selma Teyze de kızların sohbetine katılmış, adeta 5 yılın dedikodusunu bir gecede yapmışlardı. Mihri anın büyüsünü bozmamak için Feride olayından bahsedememişti. Fakat en kısa zamanda bu olayı kızlara açıklayacağına dair söz vermişti kendine. Kızlar Nur'un odasında yere yaptıkları yatakta, sohbet ede ede uyuyakalmışlardı.
***
Kızlar otobüsten indiklerinde sarhoş gibi yürüyorlardı. Mihri önüne düşen saçı arkasına atıp, derin bir şekilde esnedi.
"Sabah sabah okul mu olur ya!" dedi Nur etrafa öldürücü bakışlar atarken.
"Dimi ya! Daha karga bokunu yemeden uyandırıldık. Şimdi de sabahın 7'sinde okul yolunu tutuyoruz." dedi Tuğba yakınarak.
"İlk ders ne?" dedi Mihri konuya farklı bir noktadan giriş yaparken.
"İlk 2 ders tarih, sonraki 2 derste felsefe."
"Şu an Akın'a kızmış bir Murat gibiyim. Süreki sansür yiyesim var." dedi Mihri sinirli bir şekilde. Zihni daha önce duyulmamış küfürler yaratıyordu.
"Ben köşeye geçer uyurum." dedi Nur esnerken. "Ders tarihmiş, felsefeymiş beni hiç bağlamaz."
"Şu an Nur bana çok haklı geldi." dedi Tuğba, Mihri'ye dönerek. Aklından geçen tek eylem, uykuydu.
"Aynen, efsane haklı şu an. Fakat ilk önce şunu halledelim." dedi Mihri elindeki flash belleği sallarken. Yüzünde muzip bir gülümseme belirmişti. Diğerleri de ayılmış bir ifadeyle ona döndü.
"O şıllığın yüzünde beliren ifadeyi dört gözle bekliyorum." dedi Nur, fizik hocasından bahsediyordu. Olay anından beri hepsine suçlayıcı tavırlarda bulunmuştu fizik hocaları.
Okul binasına giriş yaptıklarında, her sabah buluştukları kantin masasına geçtiler. Kısa bir zaman içerisinde Akın ve Murat da gelmişti.
Mihri kısa bir anlatımla diğerlerine kaybolan kaydı bulduğunu söylemişti. Murat, Mihri'yi övgülere boğarken Akın sessiz kalmıştı. Mihri'nin kaydı nerden bulduğunu merak ediyordu. İlk derse girecekleri vakitte, nöbetçi öğrenci tarafından 3 kız müdürün odasına çağrılmıştı.
Müdür çattığı kaşlarıyla masasında oturuyordu. Önünde bir çeşit belgeler vardı -büyük ihtimalle kızların okuldan atılmasını sağlayacak belgelerdi- fizik hocası ve rehberlik hocası da hemen yan tarafta bulunan sandalyelerde yerlerini almıştı.
"Kızlar, tüm deliller sizi gösteriyor. Serra'nın ailesi size karşı dava açmayı istiyordu, güçlükle yatıştırdık. O şekil bir dava, ileride iş hayatınızda size engeller oluşturabilirdi. Demek istediğim durumun ehemmiyetini anladığınızı umuyorum. Sadece uzaklaştırmayla bu işi çözebileceğimizi düşünmüyor müdür bey. Bu yüzden maalesef okuldan atılmanızı-"
"Kanıtımız var."
Tüm şaşkın gözler Mihri'ye çevrildi. Nur ve Tuğba ise birbirlerine bakıp, zafer kazanmış bir edayla gülümsemişlerdi.
"Kanıt mı?" dedi fizikçi yüzündeki hınzır gülümsemesi kaybolurken. "Ne kanıtından bahsediyorsunuz?"
Rehberlikçinin yüzünde rahatladığını belirtir bir ifade belirmişti. "Yoksa kaydı mı buldunuz kızlar?" dedi büyük bir umutla.
Mihri başını onaylar anlamda sallayarak, elindeki flash belleği müdürlerinin masasına bıraktı. Müdür bey yüzündeki şaşkın ifadeyle flash belleği almış ve bilgisayara takmıştı. Rehberlikçi bilgisayarın karşısına geçip, dosyayı açtığında ekranda bir video belirdi. Kızlar videoda olan bitenleri görebilmek amacıyla hızlıca bilgisayarı görebilecekleri bir noktaya geçtiler.
İlk kısım kamera kayıtlarının kesildiği noktayı gösteriyordu. Akın ve diğerleri sınıfa girmek üzereyken, Serra hızla çıkıyordu. Rehberlikçi videoyu durdurup, Serra'nın yüzünü yaklaştırdı. Hiçbir darp izi yoktu.
"Müdür bey, gördüğünüz üzere Serra kızlarla sınıfta tartıştıktan sonra, yüzünde hiçbir darp izi yok. Kızlar masummuş." dedi.
"Bu kızlar yapmadıysa, o kızı kim bu hâle getirdi hoca hanım?" dedi müdür sert bir ifadeyle. Haksız çıkması onu sinirlendirmişti.
"Başka bir video açılıyor." dedi Tuğba ekrana bakarken. Bu seferki kamera kayıtları, kızlar lavabosunun kapısını gösteriyordu. Serra kapının önüne gelip, telefonla birini arıyordu. Birkaç dakikanın ardından ekranda başka biri beliriyordu.
Sevim.
Sevim ve Serra kapının önünde bir süre tartışıyorlardı. Ardından Sevim, Serra'yı kolundan tutarak lavaboya sokuyor, kapıyı da kapatıyordu. 10-15 dakika içeride kalmalarının ardından kapı açılıyor ve Sevim lavabodan apar topar çıkıyordu.
Ardından 5 dakika kadar bir sürenin ardından da, Serra çıkıyordu.
Yüzü gözü kan ter içinde, tamamen hırpalanmış bir vaziyette...
BÖLÜM SONU