"Ne zaman başın derde girse onu bekliyorsun Mihri. Ama her seferinde seni kurtaran kişi ben oluyorum."
"Asrın?"
Mihri elektrik çarpmış gibi bir hisle onu tutan kişiyi hızlıca itti. Buğulu gözleri ve karanlığın altında, ay ışığının aydınlattığı kadarıyla görmüştü Asrın'ı.
Genç adamın alnı boncuk boncuk terlemişti ve nefes nefese kalmıştı. Mihri'yi bulabilmek için çok uğraşmıştı sanki. Ela gözleri, ay ışığının altında grimsi bir tona bürünmüştü. Kirpikleri yine elmacık kemiklerine gölge yapıyor, sivri burnu yüzüne hoş bir keskinlik katıyordu. Asrın'ın kokusu Mihri'nin bedenine sinmişti sanki. Her nefes alışında ciğerlerine Asrın'ın kokusu doluyordu. Parfümü çok güzel, diye geçirdi içinden. Neden sürekli Asrın'ı övüyordu bilmiyordu. Geçen gün de gözlerini çok beğenmişti...
Asrın ayağa kalkıp elini genç kıza doğru uzattı. Yüzündeki ifade kaybolmuş, alaycı gülüşü ve gamzesi yine ortaya çıkmıştı. Mihri Asrın'ın elini görmezden gelip yerden destek alarak ayağa kalktı. Soyulmuş elleri yerle temas edince çok acımıştı. Asrın havada kalan elini indirip ellerini cebine soktu.
"Yine teşekkür etmedin gece kız."
Mihri, Asrın'ın sesini duyduğunda gözlerini yine ona çevirdi. Hiç anlamıyordu... Asrın neden onunla uğraşıyordu, neden ona yardım ediyordu... Bilmiyordu.
"Neden benimle uğraşıyrosun?" dedi Mihri zayıf bir ses tonuyla. Asrın'ın yüzündeki ifade yavaşça kayboldu. Olanlar, zihninde tekrardan canlanmaya başlamıştı.
1 HAFTA ÖNCE YAŞANANLAR
Feride, kuzeninin çağrısı üzerine kütüphaneye gelmişti. Rastgele bir masaya oturup ayağının ucundaki paketlere baktı. Arkadaşlarına haber vermeden hepsini sonraki hafta yapılacak kampa yazdırmıştı. Kesinlikle onları bu kampa gelmeye ikna etmeliydi, aksi takdirde kuzeni onu yine azarlayacaktı. Adım sesleri duyduğunda başını seslerin geldiği yöne çevirdi. Kuzeni başında bir şapka ve üzerindeki siyah polarla gelmişti kütüphaneye. Uzaktan görse tanımayabilirdi fakat tehlikeli bir biçimde parlayan gözlerini gördüğü anda anlamıştı kim olduğunu.
Kuzeni, Asrın...
Asrın hiç beklemeden Feride'nin karşısında yerini almıştı.
"Hallettin mi?" dedi masanın kenarına bırakılan poşetlere göz ucuyla bakarken. Feride başını olumlu anlamda salladı. Asrın'ın yanında olduğu her vakit korku içerisindeydi.
"İyi. Şimdi Mihri'yi arayıp parka gitmesini söylüyorsun."
Feride'nin gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Asrın arkadaşına kötü bir şey mi yapacaktı? İzin veremezdi... Bu kadar kötü değildi.
"Hayır." dedi titreyen sesiyle. Asrın'ın gözlerinden bir karanlık dalgası geçmiş, sert bir ifadeyle Feride'ye bakmıştı.
"Hayır mı? O kızın yüzünden başına gelenleri unuttun mu? Sen unutmuş olabilirsin Feride. Ama ben o kızın ve ailesinin hayatımızı mahvettiğini hiç unutmadım. Eğer intikamımı alırken ayağıma dolanırsan, seni de mahvederim!"
Feride korkuyla titremişti. Asrın kararlıydı, Mihri'nin hayatını mahvetmeye oldukça kararlıydı. Telefonunu çıkarıp Mihri'nin numarasını tuşladı. Bedeni titriyor, vicdanı kötü bir hisle boğuşuyordu.
Telefon çaldı, çaldı, çaldı... İçten içe Mihri'nin telefonu hiç açmamasını diledi. O sırada telefon açılmış kulağı Mihri'nin sesiyle dolmuştu.
"Feride, artık lütfen bana işin düştüğünde mesaj at. Konuşacak durumda değilim biliyorsun."
Feride duraksadı. Vicdanı sızlıyor, gözlerinden yaşlar ardı arkasına dökülüyordu. Fakat, bir karar vermişlerdi. Bu intikamı alacaklarına dair yemin etmişlerdi. Yeminin arkasında durmalıydı. Gözleri kuzeni ile tekrardan kesişti. O sırada telefondan yine Mihri'nin endişeli ses tonu yükselmişti.
"Feride?"
***
Mihri, yüzü garip bir ifadeye bürünmüş Asrın'a bakıyordu. Sorduğu sorunun ardından Asrın bir süre düşüncelere dalmıştı. Ardından irislerine bir karanlık çökmüştü sanki. Mihri'nin üzerine bir adım attığında Mihri de geriye adımlamıştı. Ne oluyordu? Korkmalı mıydı? Hiç bilmiyordu...
"A-Asrın?" dedi korkuyla. Fakat genç adam üzerine bir adım daha atmıştı. Sanki bir çeşit transa girmiş, hiçbir şeyin farkında değildi.
O sırada tanıdık bir ses duyulmuş, İkisi de hızlıca sesin geldiği yöne dönmüştü. Mihri sesin geldiği yöne baktığında Akın'la karşılaştı. Akın, Mihri'yi görür görmez koşarak yanına ulaştı.
"Endişelendirdin bizi! İyi misin?" dedi nefes nefese. Ardından Asrın'ı yeni farketmiş gibi ona döndü ve kaşlarını çattı. Asrın'ın yüzünde yine alaycı bir gülüş hâkimiyet kurmuştu. Akın'ın açıklama bekleyen bakışları Asrın ve Mihri arasında gidip geliyordu. Akın tam konuşucaktı ki Mihri onu durdurdu.
"Kamp alanına dönelim hemen. Diğerleri korkmuştur." demişti hızlıca. Ardından Akın'ın kolundan tutup onu uzaklaştırmıştı. Akın, Asrın hakkında hiç iyi şeyler düşünmüyordu. Ateş başında sorduğu o garip soru, Mihri'nin her görüşünde garip davrandığı bu çocukla aralarında ne vardı? Bilmiyordu. En kısa zamanda öğrenecekti.
***
Akın, Murat'ı arayıp Mihri'yi bulduğunu söylemişti. Murat da diğlerine bunu haber verdiğinde herkes kamp alanında tekrardan buluşmuştu. Kızlar sıkıca Mihri'ye sarılmıştı. Murat, Mihri'nin telefonunu aldığı için kendini kötü hissediyordu ve Mihri gelmeden çadırına gitmişti.
Saat epeyce geç olduğunda Akın kızları çadırına bırakıp, kendi çadırına gitmişti. Feride sıkışmamak için başka bir arkadaşının tek kaldığı çadıra gitmişti. 3 kız yine bir arada kalmışlardı. Yan yana dizdikleri uyku tulumlarına geçtiler. Fakat üçünün de zihni düşüncelerle doluydu.
"Ceyhun'un, Tuğba için söylediği şey ne demekti acaba?" dedi Nur. Mihri eliyle başını destekleyip onlara döndü.
"Evhenişer mi demişti? Yok yok. Ehvenişer." dedi. Ardından bir süre düşündü. "Kötülerin arasında iyisi miydi anlamı? Tam bilmiyorum."
Tuğba yüzündeki gülümseme ile ona döndü. Anlamını biliyordu. Hatta biraz daha detaya girse anlamını hissedebiliyordu.
"Kötü olanların içinde iyisi." dedi yüzündeki gülümsemeyle. Kızlar ona garip bir ifadeyle baktı. Tuğba'nın yüzündeki gülümsemenin nedeni, bu kelime miydi? Sadece bir kelime...
"İkinizin arasında bir şey olduğunu anlamıştım." dedi Nur arkasına dönüp gözünü yumarken. Hemen uyumak istiyordu çünkü uyumadığı her an her saniye ormanda yaşananlar zihnini ele geçiriyordu.
Mihri gözlerini kısarak Tuğba'ya baktı. "Ehvenişer demek? Sanırım sana başka bir anlam çağrıştırıyor bu kelime. Bu kadar büyülenmene bakılırsa, düşündüğüm şey."
Tuğba, Mihri'ye döndü. "Ne düşünüyorsun ki?"
"Aşık olduğunu."
"Ne? Oha." dedi Tuğba açılan gözleriyle. Konuyu bu bakımdan hiç düşünmemişti. Fakat aşk olamazdı. Yani Ceyhun onu seviyor muydu emin bile değildi. Neden sevsindi ki? Mihri abartıyor olmalıydı... Peki ya neden kendine böyle bir soru soruyordu? Neden kalbinin atışları hızlanıyordu? Bu his neydi?
Mihri gülümseyerek uyku tulumunun içine girdi. Tuğba hâlâ kendine çektiği bacaklarına başını yaslanmış, düşünüyordu. Zihninde Ceyhun'un söyledikleri yankılanıp duruyordu... Söylediği şeyler o kadar güzeldi ki... Fakat bir türlü anlayamamıştı, neden böyle bir cümle kurmuştu bilmiyordu. Uyku tulumunun içine girip kızlara "İyi uykular." diye seslendi. Kızlarda aynı şekilde yanıtlamıştı.
Mihri arkasına dönmüş ve düşüncelere dalmıştı.
Asrın... Neden onu düşününce, kalbi garip bir ritimle atıyordu. Neden onun gülüşünü, gözlerini aklından çıkaramıyordu? Rahatsız hissediyordu çoğu zaman kendisini. İçinde onu rahatsız eden bir his dolanıp duruyordu. Fakat engel de olamıyordu bu hise. Savaşmak istediği bir his de değildi... Neydi adı, bir adı var mıydı hiç bilmiyordu genç kız.
***
Sabahın ilk ışıklarında alfa grubu yavaş yavaş uyanmaya başlamıştı. Kızlar da uyanmış, giyinmiş ve rutin işlerini halletmişlerdi. Saat 9 olunca herkes oyun alanına toplanacaktı. Paintball denilen bir oyun oynanılacaktı. Akın ve Murat bu oyun için oldukça heycanlı olsalar da, kızlar pek istekli değillerdi.
"Bak Murat. Biz seninle aynı takımda olacağız tamam mı? Eğlencesine, ibneliğine bize atış yapma sakın."
"Aman kim görücek?" dedi Murat omzunu silkerek.
"Eğer kızlara atış yaptığını görürsem kıvırcık saçlarını tek tek yolarım Murat."
Tayfa oyun alanına varmıştı. Alfa takımı da çoktan alana toplanmıştı. Matematik öğretmeni ve kamp görevlisi adam kalabalığın görebilceği bir noktaya geçti.
"Günaydın gençler! Bugün oynayacağımız oyun Paintball. Belki önceden oynayanlarınız vardır, her neyse. Kamuflajlarınızı ve maskenizi çıkarmanız tehlikeli ve yasak. Atış yapabilmeniz için 5 metre uzaklaşmanız gerek, aksi takdirde diskalifiye olursunuz. 30 kişi olduğunuz için 4 takım oluşturmayı planlıyorum. Aranızda oynamak istemeyenler olur diye 12 kişilik 2 takım istiyorum sizden. 2 el oyun oynanacak. İlk el takımlardan altışar kişi, ikinci elde geriye kalan altışar kişi kapışacak. Sorusu olan?"
Mihri ve Tuğba çok hızlı konuşan görevliye garip bir ifadeyle bakıyordu. Nur kenarda bulunan sepetten bir silah çıkarmış, güleç gözlerle inceliyordu. Murat hiçbir şey dinlememiş, sırıtan suratıyla maskeyi kıvırcık kafasına yerleştirmeye çalışıyordu. Akın ise kamp görevlisiyle, oyunun güvenliği hakkında tartışıyordu.
Tayfa beklenildiği gibiydi, daima...
İlk altışar kişilik grup Akın tarafından kurulmuştu. Akın, Murat, Nur, Mihri, Ceyhun ve Tuğba Akın'ın oluşturduğu gruptaydı. Diğer altışar grubun çoğu, kızların tanımadığı kişilerdi. Ve takımları ise ironik isimlerle doluydu.
Oğuzhan, Sevim, Asrın, Feride ve tanımadıkları 2 kızdan oluşuyordu. İlk el, bu 2 takım arasında olacaktı. Mihri, Asrın ve Oğuzhan'ın arasındaki samimiyeti görünce kaşlarını çatmıştı. Daha önceden tanışıyor gibilerdi.
Mihri'nin anladığı, belki de anlayamadığı kadarıyla oyun alanının bir noktasında beyaz bayrak vardı. Takımların yapması gereken, vurulmadan bayrağı kendi sığınak bölgelerine götürmekti. İşaretlenen kişi vurulduktan sonra silahını kaldırıp oyun alanının başına gidip, oyuna yeniden başlamak zorundaydı. Silahını kaldırmış olan oyuncuya kimse atış yapamazdı. Bayrağı kendi takımına vurulmadan götüren kişi, takımına bir puan getirmiş olacaktı. Ve 2 kez oyundan galibiyet alan takım, kazanmış olacaktı. Ödülün ne olacağı belli değildi fakat Mihri merak da etmiyordu. Her ne kadar bu silahlar oyuncak ve zararsız olsa da onu korkutuyordu.
Tuğba oyunun kurallarını sıkıcı bulmuş, kazanmak için değil de sadece eğlence amaçlı oynamaya karar vermişti. Murat ise sadece emniyetini açtığı silahla atış yapmayı bekliyordu. Kesinlikle dağı taşı işaretleyip, oyunun ilk takımlarında mermisi bitecekti.
Akın takımına getirdiği kamufulaj tulumları ve maskeleri her birine dağıttı. Kızlar üzerindeki kıyafetlerin üstüne tulumu giydiler. Zaten tulum oldukça geniş ve büyüktü. Maskeleri taktıklarında bir sesle yerinde sıçramışlardı. Mihri sesin geldiği yere döndüğünde Murat'ın hakeme atış yaptığını görmüştü.
Evet. Murat hakeme atış yapmıştı... Kesinlikle bu eli kaybedeceklerdi. Murat yüzünden...
"Oğlum manyak mısın sen!"
"Pardon hocam ya çalışıyor mu diye kontrol etmiştim."
Akın araya girip Murat'ı uzaklaştırması için Nur'a işaret verdi.
"Hocam kusura bakmayın. Gerçekten özür dileriz bu seferlik görmemezlikten gelseniz?"
Akın'ın zor sakinleştirdiği kamp görevlisi sinirle Murat'a bakmaya devam ediyordu. Akın köşeye çekilmiş olan Murat'ın yanına geldi. Nur silahını elinden almış emniyetini kapatmıştı.
"Murat. Hadi böyle bir bok yiyeceğini biliyordum. Ama niye hakeme atış yapıyorsun lan! Adamı şimdiden takımdan soğuttun!"
"Sakin ol be şampiyon. Sorun değil biz yine kazanırız." dedi Nur kendinden emin bir şekilde.
"Kazanmasak da dostluğumuz kazanmış olur değil mi?" dedi Tuğba gülerken.
Mihri ise silahlara dik dik bakmaya devam ediyordu.
2 takım da başka bir uca geçti. Hakem'in düdüğü ile oyun başlayacaktı. Akın yine bir tatsızlık çıkarmasın diye Murat'a peşinden gelmesini söylemişti.
Tuğba silahın emniyetini açıp ağaçların arasında yavaş adımlarla ilerlemeye başladı. Hemen koşarak kendini yormaya gerek duymamıştı. Arkasından adım sesleri işittiğinde silahı o tarafa doğrulttu. Karşılaştığı kişi Ceyhun'du. Fakat silahı Ceyhun'a doğrultmaya devam ediyordu. Ceyhun gülümseyip, yeşil gözlerini kıstı.
"Aynı takımdayız Tuğba." demişti.
"Ha. Şey, pardon." dedi Tuğba dalgın bir biçimde. Ardından silahı indirmişti.
"Sorun değil. Birlikte ilerleyelim, daha güvenli olur." dedi Ceyhun. Tuğba başıyla onaylayınca yan yana ilerlemeye başladılar. Fakat sanki oyunda değiller de orman yürüyüşündelermiş gibiydi.
"Ceyhun." dedi Tuğba ona durmadan bir şeyler anlatan Ceyhun'un sözünü keserken. Ceyhun genç kıza bakışlarıyla devam etmesini söylemişti.
"O gün göl kenarında söylediklerin çok hoştu. Benim de sana söylemek istediğim bir şey var. "İki genç durmuş birbirlerine bakıyorlardı. Tuğba boşta kalan elini, tırnakları etine batacak raddede sıkmıştı. Söyleyeceği şey için kararsız ve endişeliydi. Sanki biraz da çekimser... Fakat Ceyhun, genç kızın gözlerine odaklanmış beklentiyle bakıyordu.
"Ateş başında Murat aynı soruyu bana sorsaydı. Benim için ruh-u revân derdim." dedi hızlıca. Gözlerini kaçırmış, sıktığı ellerini rahatlatmak adına saçma bir şekilde silahı kavramıştı.
"Ruhun huzuru?" dedi Ceyhun. Yüzünde bir gülümseme, yeşil gözlerinde ise bir parıltı hakimdi. Fakat şaşkındı da. Genç kızdan böyle bir söz beklemiyordu. Oldukça şaşırmıştı. Ve bu şaşkınlık gerisinde güzel bir his bırakıyordu...
O sırada Ceyhun, Tuğba'nın arkasında ağaçların arkasına saklanmış kızı gördü. Silahını Tuğba'ya atış yapmak için kaldırmıştı ki Ceyhun hemen harekete geçti. Tuğba'nın omuzlarından tutup kendi etrafında çevirdi ve kızın bedenini de kendine çekti. O sırada kız, Ceyhun'un sırtına atış yapmıştı. Mesafe uzak olduğundan Ceyhun'un canı yanmamış fakat Tuğba oldukça endişelenmişti.
"Ben atış yapamam, sen vur." dedi Ceyhun. Kurallara göre vurulan kişi atış yapamazdı. Genç kızın kollarını bırakığında Tuğba silahını kaldırıp hızlıca kıza birkaç atış yaparak kızı kolundan vurmuştu. Sarışın kız silahını havaya kaldırarak oyun alanının başına geri dönmek üzere gitti.
"Neden benim yerime geçtin." dedi Tuğba çattığı kaşlarıyla. Ceyhun gülümseyip, başını yere eğdi.
"Refleks diyelim. Vurulacağını anlayıp, öylece duramazdım."
Tuğba bir an duraksadı. Büyülenmiş gibi genç adama bakıyordu. Yüzüne dökülmek üzere olan kumral saçları, parıldayan gözleri. Düzgün ve kalkık burnu, sürekli gülerek gösterdiği düzgün dişleri... Bunlar görebildikleriydi, hissettiklerini yazsa roman olurdu sanki.
Ceyhun oyun alanına geri döneceğini söyleyip uzaklaşmaya başladı. Ardından arkasını dönüp genç kıza seslendi. Aradaki mesafe yüzünden sesini yükseltmek zorunda kalmıştı.
"Sen de benim için ruh-u revân'sın Tuğba!"
***
Diğer bir yandan Nur, 2 rakibi elemiş ve bayrağın bulunduğu alana yaklaşmıştı. O sırada ağaçların ardında Sevim'i görmüştü. Keyifle gülümsedi. Silahını ona doğru doğrultup, parmağını tetiğe yaklaştırdı. Atışı yapmak üzereydi ki omzuna değen bir silahla duraksadı. Kalbi korkuyla atarken silahın sahibine döndü. Karşısında Oğuzhan'ı görmeyi düşünmüyordu. Oğuzhan genç kızın, Nur olduğunu görünce şaşırmış ve silahını indirmişti.
"Vursana." dedi Nur. Oğuzhan'ın silahı indirmesini saçma bulmuştu. Sonuçta rakibiydi.
"Sen vur." dedi Oğuzhan. "5 metre yakınına geldim, kural ihlali yapmış oluyorum." diye devam etmişti.
Nur kararsızdı. Oyunu kazanan kişi olmak istiyordu ama Oğuzhan'ı vurmak da istemiyordu.
"Birbirimizi görmemiş gibi ilerlemeye devam edelim." dedi Nur hızlıca. Ardından ters istikamete doğru ilerlemeye başladı. Çok sürmeden Oğuzhan kızın boşta kalan bileğini tutmuş, onu durdurmuştu.
"Nur, bekle biraz."
Nur şaşkın bakışlarını genç adama çevirdi. Siyah saçları hafif dağılmıştı. Kahverengi gözlerinde ise Nur'un anlamakta zorluk çektiği bir ifade vardı.
"Beni tanımak istemediğini söylemiştin. Ama tamamıyla yanlış tanıdın. İzin ver kendimi sana düzgün bir şekilde açıklayabileyim. Olmayan bir sebep yüzünden böylesine kötü bir başlangıcı haketmiyoruz."
Nur şaşkınlıkla Oğuzhan'a bakmayı sürdürdü. Yani Oğuzhan, genç kızdan bir şans mı istiyordu? Ama neden?
"Neden?" diye sordu zihninde ki soruyu direk kelimelere dökerek. "Neden benimle tanışmak konusunda bu kadar ısrarcısın."
Genç adam duraksamıştı. Böyle bir sözü beklemediği aşikârdı.
"Bilmiyorum." dedi genç kızın bileğini bırakırken. "Belki de kelimelerle anlatacağım bir şey değildir. Belki de anlamı hiçbir kelimeye sığmıyordur, bilemiyorum."
Nur'un içinde bir şeyler hareketlenmişti. Sanki onlarca kuş uçarak kalbine konmuş, ardından göğüs kafesinde deli gibi kanat çırpmaya başlamıştı. Bu yüzden değişmişti kalbinin ritmi, bu yüzden kalbi göğüs kafesine baskı uyguluyordu... Başka bir açıklama yapamazdı Nur. Bu his, bambaşkaydı...
Murat birbirlerine silah çekmiş rakiple Nur'u görünce bir an yediği eriğin çöpünü ağzından hızlıca fırlattı. Ardından silahını doğrultup rakibe beceriksiz atış yaptı. Nur bir anda çıkan gürültü ve Oğuzhan'ın vurulması ile büyülü dakikalardan hızla çıkmıştı. Böyle bir şeyi beklemediğinden yerinde sıçramıştı.
Bakışlarını atış yapan kişiye döndüğünde Murat ile karşılaştı. Murat ise silahını havaya kaldırmış olduğu yerde zıplıyordu.
"Kurtardım seni balpıtırcığım!"
Oğuzhan silahını havaya kaldırıp oyunun başlangıcına doğru ilerlemeye başladı. Murat vurduğu kişinin kim olduğunu görünce yüzü düşmüştü. Nur'a mahçup bir ifadeyle baktı.
"Ha! Pardon. Bu eniştemizdi sanırım." Murat maskesini çıkarmış, kıvırcık saçlarını karıştırmaya başlamıştı. Fakat daha çok aklı karışmış gibiydi.
Nur'un kaşları şaşkınlıkla kalktı. Murat neden böyle bir cümle kurmuştu? Demek ki o gün klüp hakkında konuştuklarında Murat her şeyi yanlış anlamıştı. Zaten vurulmuş olan Murat'a kendisi de atış yaptı. Oğuzhan'ı vurduğu için ona sinirlenmişti.
***
Mihri tekrardan kaybolmaktan korktuğu için bilerek vuruluyor, ardından başlangıç noktasından tekrardan ilerliyordu. Silahının emniyetini bile açmamıştı. Ağaçların arasından yavaşça ilerliyor, ara sıra beğendiği yaprakları koparıp, tulumunun büyük cebine atıyordu.
İlerlemeye devam ederken karşısına büyükçe bir ağaç çıktı. Yapraklarının şekli oldukça hoş görünüyordu. Mihri uzanıp, gözüne kestirdiği yaprağı almaya çalıştı. Rengi kızılımsı bir tondu ve küçük oluşu oldukça tatlıydı. Fakat bir türlü yaprağı kavrayamamıştı. Ayaklarının ucunda yükseldiğinde işaret parmağı yaprağa değmişti. Fakat koparmayı başaramamıştı. O sırada biri uzanıp elini yaprağa götürdü.
Mihri küçük bir çığlık attı. Ona çarpan bir başka beden ve ayak ucunda durması nedeniyle dengesini kaybetmişti. Arkaya doğru sendelemişti ki güçlü bir kol belini tutup, düşmesine engel oldu.
O tanıdık kokuyu yine almıştı. Asrın, diye geçirdi içinden. Yine onu ilk tanışmalarında olduğu gibi düşmekten kurtarmıştı.
Gözlerini açtığında Asrın'ın ela gözleri ile karşılaştı. Güneş'in altında parıldıyor, grimsi bir tona bürünüyordu. Yüzünde çok küçük bir gülümseme vardı fakat bu bile sol yanağındaki çukurun izlerini ortaya seriyordu. Yakından daha kusursuz gözüken saçı, kaşları, burnu, hatta dudakları... Mihri yutkundu. Neden yine haddinden daha fazla yakınlardı, neden yine içindeki o rahatsız edici his'le boğuşuyordu? Anlamıyordu...
Asrın kızın uzanmaya çalışıp durduğu yaprağı koparmıştı fakat kızın tuttuğu belini bırakmıyordu. Mihri'nin havada duran elini, tuttuğu yaprakla birleştirdi. Ellerinin birbirlerine değmesi için tek engel bu küçük yapraktı. Genç kızın şaşırmış, kalbinin hızlı atışlarına anlam verememişti.
Mihri sonunda o garip andan çıkmayı başarabilmiş gibi Asrın'ı göğsünden ittirip kendini de geriye çekti. Genç adam karşı çıkmayıp geriye çekilmişti. Mihri elindeki yaprağa baktı. Ardından bakışlarını Asrın'a çevirdi. Yaprağı yere atıp silahının emniyetini açtı. Ve hızlı bir şekilde yaprağa doğru atış yaptı. Hedefi tam tutturamamış, silahın ucundan çıkan mor mermi, yaprağa sadece sıçramıştı.
Asrın genç kızın hamlesini sadece gülünç bulmuştu. Eğilip yerdeki yaprağı geri aldı ve tulumunun cebine yerleştirdi. Mihri, Asrın'a sadece kaşlarını çatmıştı.
"Senden bir hatıra olarak kalsın gece kız. Bana ilk defa, seni kurtardığım için sinirlendin."
"Bir dahakine tehdit edip, hayatımı mahvetmeye çalışacağın için kızarım." dedi Mihri alaylı bir şekilde. Asrın'ın yüzündeki ifade ciddileşti.
"Arkamdan gel, bu oyunu sizin takımınız kazanacak." dedi Asrın silahının emniyetini hızlıca açarken.
"Niye?" dedi Mihri. Asrın'ın kendi takımına ihanet etmesi hiç hoşuna gitmemişti.
"Ödülü senin alman gerekiyor." dedi Asrın gülümseyerek. Sol yanağındaki çukur yine bağımsızlığını ilan etmişti. Ve Mihri yine o çukurla duraksamıştı.
"Ne alaka! Neden yapıcaksın ki bunu." dedi umursamaz bir ses tonuyla.
"Karşı mı çıkıyorsun?" dedi Asrın. Bakışları yine tehditkârdı. Mihri pes olmuş gibi ellerini havaya kaldırıp Asrın'ı takip etti.
Asrın sayesinde bayrak alanına varmış ve bayrağı almıştı. Kendi başlangıç alanlarına girdiğinde Asrın'ın ısrarıyla, Asrın'a da atış yapmıştı. Hakem Mihri'yi elinde beyaz bayrakla görünce düdüğünü birkaç defa öttürdü. Oyuncular yavaştan toplanma alanına geri dönmüştü.
Herkes kazanan kişinin Mihri olduğunu görünce şaşırmıştı. Hatta karşı takım itiraza bile başlamıştı. Nur, Mihri'ye bir öpücük attı. Mihri öpücüğü havada yakalar gibi yapıp elini kalbine götürmüştü. Akın hâlâ Mihri'nin kazandığına inanamıyor, bir yandan da seviniyordu.
"Farklı bir taktik uyguladın demek. Herkese işlevsiz eleman gibi görünüp, gizliden bayrağı kaptın ha! Benden bir şeyler kapıyorsun be balpıtırcığım." dedi Murat Mihri'ye, oğlu Odtü'yü kazanmış anne bakışı atarken.
"E o zaman ödüllere geçelim." dedi matematik öğretmeni. Ardından Mihri'yi yanına çağırmıştı.
Mihri heyecanla matematik hocasının yanına gitti. Hocası eline bir paket uzatmıştı. Kese kağıdına sarılmış ve kurdeleyle hediye paketi görüntüsü almıştı. İçerisinde kitap veya bir çerçeve olmalıydı. Mihri kurdeleyi hızlıca çözüp kese kağıdını sıyırdı. Gördüğü şeyle oldukça şaşırmıştı. Dış kısmı, ağaç parçasından yapılmış bir defter vardı önünde. Üst kısmında yine ağaçtan oyulmuş bir kelebek vardı. Kelebeğin kanatları maviye boyanmıştı. Rastgele bir sayfa çevirdiğinde, eskimiş boş sayfalarla karşılaştı.
Mihri kendini bildi bileli böyle defter ve kitaplara tav olurdu. Şiir ve edebiyata oldukça meraklıydı ve bu defteri görür görmez aşık olmuştu. Defteri heycanla havaya kaldırıp gülümsedi. Takımı ve karşı takım alkışlamaya başladı. Mihri'nin bakışları Asrın'la kesiştiğinde, Asrın'ın yüzündeki küçük gülümsemeyi görmüştü.
Asrın onu nasıl bu kadar iyi tanıyabilirdi. Nasıl yaptığı bu hareket, Mihri'nin kalbine dokunabilmişti?
***
Akşam olduğunda tayfa ateş alanına geçmişti. Pufların ve minderlerin üzerine oturmuşlar, ateşin keyfini çıkarıyorlardı. Murat sadece gazozunu içiyor, arada Mihri'ye övgüler yağdırıyordu. Akın ise Murat'la uğraşıyor, konuşmaya katılması için laf atıp duruyordu. Tuğba ve Nur ellerindeki uzun çubuklara geçirdikleri marshmallow'ları ateşe uzatıyorlar, kıvamını almasını bekliyorlardı. Arada diğerlerinede ikram ediyorlardı fakat olumsuz yanıt alıyorlardı. Tüm paketi bitirmek ikisine kalmıştı ve bundan oldukça memnunlardı.
Akın elindeki gitarın tellerine rastgele basıyor, gitarın ucundaki düğmeleri değiştirip duruyordu. Tahminen akorlarını düzeltiyordu. Mihri ise elindeki deftere hayranlıkla bakıyor, boş sayfalarını okuyabiliyormuş gibi inceliyordu.
"Oo, Akın? Varsa bir besten dinleriz." Ceyhun'un sesiyle tüm tayfa ona döndü. Ceyhun paketten aldığı marsmallow'lardan birini ağzına atmış çiğnemeye başlamıştı. Yüzü güleçdi. Akın utangaç bir şekilde sırıttı.
"Paslanmışım çalmaya çalmaya. Kulaklarınızı rahatsız etmeyeyim boş yere."
"Saçmalama Akın. Sesin çok güzel senin, hadi bir şarkı çal." dedi Nur ısrarcı bir ses tonuyla.
"Aynen. Bir daha böyle bir ortamı nasıl yakalayacağız? Belki son gelişimiz." dedi Tuğba.
Mihri Tuğba'nın dediklerini duyduğunda buruk bir şekilde gülümsedi. Evet, son gelişi olabilirdi. Belki de son gelişiydi Mihri'nin. Arkadaşlarıyla son zamanları, hayatının az kalmış kısmı... Her şeye rağmen mutluydu. Bu 4 arkadaşın ona hisettirdiği mutluluğu başka hiçbir şeyde tadamazdı.
Akın başını olumlu anlamda salladı. Feride Akın'ın şarkı söyleyeceğini anladığında bir grupla beraber ateşin başına gelmişti. Feride'nin getirdiği grupta tanıdık kişiler de vardı. Oğuzhan ve Asrın.. Asrın ateşin diğer tarafına, ne tesadüfse Mihri'nin tam karşısında yerini almıştı. Akın şarkıya giriş melodisini çalarken, ortam sessizliğe büründü.
Akın şarkıya giriş yaptığında, gözler ona çevrildi.
Dudaklarında bir yudum şarap olsam
Bir şansım olsa, bir şansım olsa.
Kulaklarında sihirli bir sözcük olsam
Bir şansım olsa, bir şansım olsa...
Tuğba ve Ceyhun'un bakışları bu sözler ile kesişmişti. Sihirli sözcüklerini biliyorlardı; ehvenişer ve ruh-u revan...
Vazgeç gönlüm, bizden geçmiş.
Kaderin oyunu derdim aşar boyumu.
Kendimi kandıramam.
Kapılar kapalı, ah yüreğim yaralı.
Kimseye anlatamam.
Mihri ile Asrın'ın bakışları birden kesişmişti. Mihri, kimseye anlatamıyordu yüreğinin yaralarını. Kapatmıştı tüm kapılarını. Ve Asrın, kızın kapılarını aralıyordu sanki.
Gözlerinde derin bir yangın olsam...
Bir şansım olsa, bir şansım olsa.
Nur ile Oğuzhan'ın gözleri birbirlerine değdi. Nur nasıl anlatabilirdi? Kahverengi olan bir çift gözün, ona masmavi bakışını? Anlatamıyordu... Oğuzhanın da dediği gibi, bazı kelimeler hisettiklerini açıklayamıyordu. Bu hissi, sadece hisedebiliyordu işte.
Vazgeç gönlüm, bizden geçmiş.
Kendimi kandıramam...
Mihri telefonuna gelen mesaj sesi ile büyülü anlardan sıyrıldı. Telefonunun ekran kilidini açtığında, mesajın yabancı bir numaradan geldiğini farketmişti.
Gönderen: 0532XXXXXXX
O gün kaybolmanı sağlayan kişi Asrın'dı. Sen ormana girmeden önce, gölü gösteren tüm tabelaları ters yöne çevirdi.
-Sevim
Mihri şoka uğramış bir şekilde telefonun ekranına bakıyordu. Gözünden bir damla yaş, telefonun ekranına düştüğünde başını
kaldırdı. Asrın'ın gülen yüzü ile karşılaşmıştı. Gözlerinden yaşlar akmaya devam ederken, kalbi amansız bir sancıyla kavruluyordu. Asrın kaşlarını çatmış, şaşkın bakışlarıyla kıza bakıyordu. Akın ise her şeyden habersiz şarkısını bitirmişti.
Kapılar kapalı, ah yüreğim yaralı.
Kimseye anlatamam...
BÖLÜM SONU