"Merhaba, ben Asrın."
Mihri duyduğu ses ile adeta beyninden vurulmuşa dönmüştü. Ne yapacağını bilmiyor, nasıl bir tepki vereceğini kestiremiyordu. Şaşkın bir ifadeyle karşısındaki genç adama bakmaya devam etti.
Duyduğu bu sesin Gizli Numara'nın sesi olduğuna emindi. Fakat bir şekilde bunun gerçek olduğuna inanamıyordu. Daha sonradan kısa bir anlığına taşlar yerine oturmuş, karşısındaki kişiye daha şüpheci bir ifadeyle bakmıştı.
Feride'yle olan garip konuşmasında telefonu kuzeni, yani Asrın almıştı, diye geçirdi içinden. Fakat neden böyle bir şey yapmıştı? Nasıl Mihri'nin hayatı hakkında bu kadar bilgiye sahipti? Bir türlü anlayamamıştı genç kız. Fakat itiraf etmesi gerekseydi, bu durumdan korkmaya başladığını söylerdi.
"Mihri?" dedi Feride dönüt bekler bir şekilde. Kuzeni Asrın ile Mihri'nin kurduğu göz teması diğerlerine yanlış şeyler düşündürüyordu.
Mihri, Feride'nin sesini duymasına rağmen gözlerini karşısındaki gencin gri irislerinden çekemedi. Asrın, kızın şaşkınlığından eğlenmiş olmalı ki dudakları yukarıya doğru kıvrılmıştı. Ve bu hareketle sol yanağındaki gamze de tekrardan bağımsızlığını ilan etmişti. Mihri ise kaşlarını çatmış ve sinirli bir ifadeyle karşısındaki Asrın'a bakıyordu. İçindeki öfke filizlenmiş, koca bir ağaç olma yolunda ilerliyordu. Fakat Mihri, tüm gözler onların üzerindeyken kendine hesap sorma cesaretini bulamıyordu.
Murat bu gergin ortamı, eli havada kalan Asrın'ın elini tutarak bozdu. "Ben de Murat. Memnun oldum." İki genç tokalaştıktan sonra Akın ve diğerleriyle de tanışılmıştı. Mihri, Asrın'ın sesini duydukça daha da öfkeleniyor, öfkesinden çıldıracak hâle geliyordu. Aynı öfkeyi Feride için de hissediyordu. İki kuzen bir olmuş, onunla alay etmişti. Öyle düşünüyordu.
Fakat anlayamıyordu genç kız. Bir insan, bir diğer insanın ölümünü nasıl alay konusu yapabilirdi? Bu nasıl bir iğrençlik, nasıl bir vurdumduymazlıktı?
Asrın diğerleriyle de tokalaşıp, kısa bir şekilde kendini tanıttığında gözler yine Mihri'ye dönmüştü. Mihri ise hiçbir tepki vermedi. İşi olduğuna dair bir şeyler zırvalayıp oradan ayrılmıştı. Hızlı adımlarla okul çıkışına ilerledi. Kısa bir süre içerisinde okuldan ayrılmıştı. Kalbi korkudan mı, düşeceği anda Asrın'la aralarındaki garip olaydan dolayı mı bu kadar hızlı atıyordu bilmiyordu.
"Lütfen, lütfen yanılmış olayım. Asrın, Gizli Numaranın sahibi olmasın. Lütfen!" diye sayıklıyordu yol boyunca. Fakat Asrın'ın kendini tanıtırkenki ses tonu zihninde yankılanıp duruyordu. Ve her seferinde umudunu da yitiyordu.
Bunu anlamanın tek bir yolu vardı. Gizli Numara geçen gün ona bir numarayla mesaj atmıştı. Eğer o numarayı geri ararsa, o kişinin Asrın olup olmadığını doğrulayabilirdi.
Telefonunu hızlıca çıkarıp mesajlarına girdi. Sonunda o yabancı numaranın attığı mesajı görebilmişti. Kalbi heyecanla atıyor, parmakları titriyordu. Tam numaranın üzerine basıyordu ki duyduğu ayak sesleri ile arkasına döndü.
Akın, Murat, Nur ve Tuğba koşar adımlarla ona yetişmeye çalışıyordu. Adımlarını durdurup onlara gülümseyerek baktı. Gerçekten komik gözüküyorlardı.
Caddenin ortasında bir kız, biraz ilerisinde ona doğru koşan arkadaşları...
"Romatizmalarım tuttu. Ben devam edemeyeceğim." dedi Murat ellerini bacaklarına yerleştirip soluklanırken. Fakat koştuğu mesafe en fazla 10 metre kadardı.
Diğerleri Mihri'ye yetiştiklerinde gerilerinde kalan Murat'a çabuk gelmesi için işaret verdiler.
"Ne oldu?" dedi Mihri şaşkın bir ifadeyle. Çıkışta bir yere gitmek için sözleşmemişlerdi ve çoğunun eve gidiş yolu bu caddeden geçmiyordu.
İlk olarak sorusunu Nur yanıtlamıştı.
"Akın'ın annesi bizimkileri aramış."
"Annelerimizden izin koparmış. Bu gece kamptan önceki son gecemiz olduğu için akşam Akın'ın evinde kalacağız." diye devam etmişti Tuğba. Mihri gülümseyerek Akın'a döndü. Bu 4 çılgın arkadaşıyla bir akşam geçirmek mi? Mihri'ye yaşadığı tüm kötü şeyleri unutturabilirdi.
"Annem izin vermiş mi?" dedi Mihri şaşkınlıkla Akın'a bakarken.
"Vermiş tabii. Benim gibi yakışıklı, başarılı, güvenilir bir insana izin vermeyip de ne yapacaktı?" dedi Akın sırıtarak. Arkadaşlarını mutlu görmek, onu da mutlu ediyordu. Mihri Akın'a gülümsedi. Ona karşı hâlâ mahçup hissetmesine rağmen, aralarındaki buzların erimesi içini rahatlatıyordu.
"E o zaman akşam için erzak mı depolasak?"
Herkesin aklından geçirdiklerini Murat dile getirmişti. Akın'ın evine doğru ilerlerken en yakın markete girip doyasıya abur cubur alacaklardı.
Hepsi birlikte Akın'ın evinin bulunduğu sokaktaki markete girdiler. Murat yine kendinden beklenilen bir hareket yapıp alışveriş arabalarından birinin içine atlamıştı. Akın başta Murat'ı epeyce azarlasa da alışveriş arabasını itmek zorunda kalan kişi olmuştu. Kızlar da ayrı bir alışveriş arabasını çıkardıklarında etraftakilerin garip bakışlarına maruz kalmışlardı. Evet bu iki arabayı da abur cubur ile doldurmayı planlıyorlardı. O sırada evrenden, Akın'ın annesine bir mesaj gitmiş olacak ki Akın'ın telefonu çalmaya başladı. Akın elindeki büyük cips paketlerini Mihri'nin eline tutuşturup telefonunu cebinden çıkardı.
"Eyvah! Annem."
"Bizi bunlarla hayatta eve almaz." dedi Mihri de alışveriş arabasının içindekilere hüsranla bakarken. Diğerleri ise alışveriş arabalarını doldurmaya devam ediyorlardı. Hatta Murat hızını alamamış 2 koli gazozu sığdırabildiği kadarıyla arabasına almıştı. Nur ve Tuğba ara sıra Murat'ın alışveriş arabasına attığı absürt şeyleri gerisin geri reyonlara yerleştiriyorlardı.
Akın sıkıntılı bir nefes verip telefonu açtı. Mihri de elindeki cipsleri kızların arabasına bırakıp soluğu yine Akın'ın yanında almıştı. Akın telefonda annesi ile konuşuyordu.
"...Yok be kraliçe. İçeçecek bir şeyler aldık sadece."
O sırada kızların alışveriş arabalarına takıldı gözleri. Tepesine kadar abur cuburla doluydu.
"Anne, biliyorsun bizim Murti'yi. O biraz abarttı sadece. Gerçekten sağlığa zararlı hiçbir şey almadık."
Mihri kıkırdamasına engel olamamıştı. Sağlığa zararlı her türlü şeyi almışlardı. Akın sahte bir kızgınlıkla kıkırdayan Mihri'ye dönmüştü.
"Bak Mihri de var yanımda. Ayıp oluyor kıza." dedi Akın. Annesi Akın'ı o kadar çok azarlamıştı ki sesleri Mihri'ye kadar ulaşıyordu. Akın kısa süre içerisinde telefonu Mihri'ye uzattı. "Annem seni istiyor."
Mihri endişeyle telefona baktı. Nesrin teyzenin çenesinden kurtuluşu olmayacaktı.
"Mihri kızım?"
"Efendim Nesrin teyzecim." dedi Mihri içten bir şekilde.
"He kızım, hadi gelin bekliyorum sizi. Kıvırcığa mukayet olun yine sokmasın eve bir ton zehir. Ama sizin canınız bir şey çektiyse alın kızım, Nur kızımla Tuğba kızım da çekinmeden alsın. Hadi bekliyorum kızım gecikmeyin."
Kızlar yine bu işten ballı çıkmıştı. Akın tüm konuşmaları duymuştu ve sadece aralık kalan ağzıyla öylece kalakalmıştı. Annesi kızları kendi oğlundan daha çok seviyordu sanki.
"Tamam Nesrin teyzecim geliyoruz biz hemen." dedi Mihri telefonu geri Akın'a uzatarak. Ardından Akın'a imalı bir şekilde gülümseyerek soluğu kızların yanında almıştı. Arabayı tutup kızlara döndü.
"Nesrin teyzenin torpili var. Elinizi korkak alıştırmayın."
Kızlar neşeyle dondurma reyonuna doğru ilerlerken Murat baygın bakışlarla onları izlemişti. Her ne kadar Nesrin teyzeden engel yemiş olsa bile almak istediklerini alacaktı. Akın ne kadar ısrar etmiş olsa da Murat yine bir ton absürt abur cuburları arabaya doldurmuştu. Kasaya gidip ödeme yaptıklarında poşetleri eşit bir şekilde bölüşmüşlerdi. Akın'ın evine doğru ilerlerken sohbet ediyorlar ve bolca gülüyorlardı.
***
Çocuklar Akın'ın evine vardıklarında Nesrin Teyze hepsini büyük bir sevinçle karşılamıştı. Nesrin Teyze her ne kadar kızlarla dedikodu yapmak için hazırlık yapmışsa da saat 9 gibi erken bir saatte uyumak için odasına çekilmişti. Ev tayfaya kalmıştı. Akın'ın annesi ve babası evlerini ayırdığından bu evde yalnızca Akın'la annesi Nesrin teyze yaşıyordu.
Akın'ın evi oldukça güzeldi. 2 kattan oluşuyordu. Orta büyüklükte bir evdi ve evle birleşik olan küçük bir yapay bahçesi vardı. Etrafı duvarlarla kapatılmıştı ve oldukça güvenli görünüyordu. Birinci kat salon ve mutfaktan oluşuyordu. Salon oldukça büyük ve klasikti. Açılan cam kapılardan bahçeye çıkılabiliyordu. Bahçede ufak bir hamak ve yerlerde de oturmak için renkli puflar vardı.
"O zaman açılışı milli içeceğimiz ile başlatalım!" dedi Murat mutfaktan salona geçiş yaparken. Elinde tuttuğu cam şişeleri tıkırdatarak sallıyordu.
Murat'ın gazozlara olan aşkını bilmeyen yoktu.
Murat gazoz açacağıyla havalı bir şekilde açtığı gazozları çocuklara dağıtmıştı. Ardından Nur ve Tuğba'nın oturduğu masaya ilerlemiş, cipslere elini daldırmıştı.
"Nasılsınız benim balpıtırcıklarım?"
"İyiyiz kıvırcık. Sohbet ediyorduk öyle." dedi Nur.
"Oo, en sevdiğim." dedi Murat sandalyenin üzerine bağdaş kurarak otururken. Tuğba ve Nur, Murat'ın bu şekilde oturuşunu komik bulmuşlardı.
Tuğba ve Nur, Akın'dan rica ederek aldıkları tableti masanın üzerine koymuşlardı. Okulun haber bloğu açıktı ve onlar siteye bakmayalı baya olay olmuştu. Ve tabii ki blogda Sevim ve Nur'un kavgası da konuşulmuştu. Yapılan haber Sevim'i haklı gösterirken, altındaki yorumlar tamamen Nur'u destekliyordu. O sırada Murat'ın masanın üzerine bıraktığı telefon çalmaya başladı. Tuğba telefona göz ucuyla baktığında oldukça şaşırmıştı, Ceyhun arıyordu.
Murat telefonu açacakken bakışları Tuğba ile kesişti. Tuğba hemen başını başka bir tarafa çevirdi fakat Murat anlamıştı bile.
"Balpıtırcığım?"
"Efendim kıvırcığım?"
"Telefonu sen açsana elim kirli benim."
Tuğba masaya uzanıp peçeteliği Murat'ın önüne doğru ittirdi. Telefonu açıp da ne konuşacaktı ki sanki?
Murat peçeteye doğru uzanırken aklına aniden bir şey gelmiş gibi bir ses çıkardı. "Sahi, geçen siz ne konuşuyordunuz?" dedi Murat 32 diş gülümserken. Tuğba sessiz kalmıştı. Nur ise olayları merak etse de ilgilenmiyormuş gibi yapıp tabletteki haberlere bakmaya devam ediyordu. Sanırım bu olayı kız kızayken sorabilirdi.
"Ee, bir şey konuşmadık. Ne konuşacağız ki zaten? Hırkasını verdim sadece o kadar."
Murat aldığı cevapla tatmin olmamıştı. Ortamdaki gerginlik telefonun hâlâ çalmasıyla devam ediyordu. Akın ve Mihri bahçedeydi fakat Akın çalan telefonun sesini duyunca salona geri girmişti.
"Kimin telefonu bu, neden açılmıyor?" dedi masaya doğru ilerlerken. Ardından hiç beklemeden masadaki telefonu açıp kulağına götürdü.
"Efendim/ Ben Akın, Murat meşguldü/ Tamam ben sana konum atıyorum/Eyvallah, görüşürüz."
Şimdi hepsi şaşkınlıkla Akın'a bakıyordu. En başta da Tuğba. Akın, Ceyhun'a neden konum gönderecekti? Bu demek oluyordu ki Ceyhun birazdan buraya gelecekti.
Akın Ceyhun'a konum gönderip telefonun ekran kilidini kapattı. Telefony masaya geri bırakırken şaşkın bakışlara bir anlam verememişti.
"Murat'a vermesi gereken bir şey varmış." diye kısaca açıklama yaptı. Murat ne olduğunu anladığı için başını onaylar anlamda sallamış yemesine devam etmişti.
Mihri, bahçeye kurduğu küçük sofra tamamlanınca herkesi yanına çağırdı. Hepsi pufların üzerinde yerlerini almışlardı. Yerde içecekler ve marketten aldıkları abur cuburlar kaselere doldurulmuş bir şekilde duruyordu.
Akın dizüstü bilgisayarını herkesin göreceği bir noktaya koyup açtığı filmi başlattı.
"Ee, içecekler nerede?" dedi Tuğba. Mihri, Akın'a getirmesini söylemişti fakat Akın telefon olayı yüzünden bunu unutmuştu.
"Ah! Doğru ya, Mihri getirmemi söylemişti." dedi Akın. Ardından ayağa kalkmaya yeltendiğinde Tuğba, "Sorun değil, ben getiririm." diyerek ayaklanmıştı. Akın ona minnet dolu bir ifadeyle gülümsedi. Çocuklar filmi izlemeye devam ederken Tuğba bahçeden eve geçiş yaptı. Mutfağa doğru ilerliyordu ki zil sesini duymasıyla olduğu yerde kaldı.
"Akın! Kapı çalıyor." diye bağırdı sesini duyurmak için. Fakat kimse onu duymamıştı. Adımlarını kapıya yönlendirip hiç beklemeden kapıyı açtı. Karşısında Ceyhun'u görünce ufak çaplı bir şok geçirmişti. Doğru ya, Akın geleceğini söylemişti, diye geçirdi içinden. Ceyhun'un yüzünde yorgun bir ifade vardı. Üzerinde siyah deri ceket, gri bir tişört vardı. Kumral saçları dağılmış, çoğunluğu alnına düşmüştü. Yeşil gözleri şaşkınlıkla Tuğba'ya bakıyordu.
Ceyhun, şaşkın bakışlarla karşısındaki kıza bakmaya devam etti. Tuğba'nın, Murat'ın evinde ne işi vardı? İki gencin şaşkın bakışları birbirlerine odaklıydı. Sonunda Ceyhun aradaki sessizliği bozdu.
"Selam." dedi gülümseyerek. Gülümsemek için kendini zorlamıştı. Tuğba şaşkınlığından gülmeyi düşünememiş ve düz bir şekilde "Selam." diye karşılık vermişti.
"Murat'la görüşmem lazımdı." dedi Ceyhun. Ardından telefonunu çıkarıp konumu doğrulamak amacıyla kontrol etti.
"Murat içeride." dedi Tuğba hemen. "Burası Akın'ın evi. Kamptan önceki gece birlikte vakit geçirecektik, geçsene içeri." Kapıyı daha geniş bir şekilde açtı.
Ceyhun rahatlamıştı. Gülümseyerek evin içerisine girdi. Salona doğru yöneldiklerinde Ceyhun, Tuğba'nın kolundan tutup kendine çevirmişti.
"Önce seninle konuşsak olur mu?"
Tuğba anlamadığını belirten bakışlarıyla Ceyhun'a bakıyordu. Ne konuşacaklardı ki? Ardından Ceyhun'un tuttuğu kolunu kendine çekti. Genç adamın yüzündeki ifadeden hiç hoşlanmamıştı.
"Ne konuşacağız?"
"Çıkışta sizi gördüm. O tanıştığınız çocuk hakkında bilmeniz gereken bir şey var. Mihri'nin ve sizin başınız dertte olabil-"
"Oo, Ceyhun! Hoşgeldin kardeşim." Ceyhun'un söyledikleri içeri giren Murat ile bölünmüştü. Tuğba Ceyhun'un söyledikleri ile ikinci şokunu yaşamıştı resmen. Bugün tanıştıkları çocuk, Feride'nin kuzeni Asrın'dı. Daha gördükleri ilk anda Mihri garip davranışlar sergilemişti. Ve şimdi de Ceyhun karşısına çıkmış, o çocuk hakkında kötü imalarda bulunmuştu. Daha da kötüsü, söyleyecekleri Murat yüzünden bölünmüştü.
Ceyhun afallamış bir şekilde içeriye giriş yapan Murat'a döndü. Tuğba'ya söylemek istediği şeyi tam olarak açıklayamamıştı.
Murat ve Ceyhun sarılıp selamlaştıklarında bahçede oturanlar da camın ardından Ceyhun'a el salladılar.
"Film izliyorduk, sen de katılsana." dedi Murat Ceyhun'u bahçeye doğru yönlendirirken. Ceyhun başını olumsuz anlamda sallayıp gülümsedi.
"Yok kardeşim, ben sizi rahatsız etmeyeyim."
"Ne rahatsızlığı Ceyhun, geç içeri." dedi Murat hemen.
"Halledecek işlerim var Murat. Dışarıda konuşalım mı?"
Bakışlar Tuğba'ya dönmüştü. Tuğba gitmesi gerektiğini fark edip mutfağa yöneldi. Ceyhun ile Murat ise dışarıya çıkmıştı. Aslında Tuğba ne konuşacaklarını çok merak etmişti. Dalgın bir şekilde tepsiye bardakları yerleştirdi. Ardından açtığı kolayı doldururken dalgınlığına gelmiş ve bardağı taşırana kadar doldurmuştu. Aklında hâlâ Ceyhun'un söyledikleri vardı.
Mihri'nin, hatta herkesin başı neden dertte olabilirdi ki? Asrın kötü birine benzemiyordu. Gerçi toplamda 10 dakika kadar bile görmemişlerdi onu. Fakat Asrın geldiğinde Mihri'nin dehşete düşen yüz ifadesi, Ceyhun'un dediklerini mantıklı kılıyordu. Mihri, Asrın'ı önceden tanıyor olmalıydı. Feride ve Mihri'nin ailesinin dost oluşu bu düşüncesini doğruluyordu. Pek tabii Feride'nin kuzeniyle karşılaşmış olmalıydılar. Fakat Asrın, Ceyhun'u endişelendirecek kadar kötü ne yapmış olabilirdi ki?
Tepsiyi kavrayıp bahçeye çıktığında Mihri'nin dalgın bir şekilde filmi izlediğini görmüştü. Sanki filme bakıyor ama bambaşka şeyler düşünüyordu. Yakın zamanda da oldukça garip hareketlerde bulunmuştu. Tepsiyi ortaya bıraktığında bakışları Nur ile kesişmişti. Nur, Ceyhun'la Tuğba'nın ne konuştuğunu merak etmişti fakat şu an sormalı mıydı emin değildi.
Tuğba her ne kadar anlatmak istese de Akın'ın duymaması gerekirdi. Akın'ı birazcık bile tanıyan bir kişi ne kadar sinirli ve asi olduğunu bilirdi. Hele de konu kendi arkadaşlarıysa gözü hiç bir şey görmüyor ve oldukça korumacı davranabiliyordu. Açıkçası, tehlikeli olabilirdi. Bu Asrın sorununu, kızlar kendi aralarında halletse daha iyi olurdu.
Mihri'nin aklı yine sabah olanlara gitmişti. Asrın aklına geldikçe ürperiyor, içini bir huzursuzluk kaplıyordu. Gülüşü, gözleri, yüz ifadesi bir türlü aklından çıkmıyordu. Belki bu kamp işi tüm bu olanlardan uzaklaşmasını sağlayabilirdi.
Akın bir korku filmi açmıştı. Konusu seyahate çıkan bir grup gencin arabalarının bozulması ile başlarına gelen paranormal olaylardı.
Başroldeki gençlerden biri ormanın içine yardım aramak için girdiğinde arkasından adım sesleri geliyordu. Ardından bir çığlık sesi duyulduğunda Mihri elinde olmadan titremişti. Bu tür korku filmleri onu oldukça korkutuyordu. Başrol kız çığlığın geldiği yöne doğru ilerlediğinde arka fonda da bir gerilim müziği çalıyordu. Ve bu oldukça geriyordu.
Mihri'nin bilgisayar ekranında olan gözleri birden bulanıklaşmıştı. Genç kız elleriyle gözlerini ovarak görüşünü netleştirmeye çalıştı. Görüşü tekrardan netleşmişti fakat bu sefer de kulağında onu oldukça rahatsız eden bir uğultu baş göstermişti. Mihri diğerlerine farkettirmeden elini başına götürüp şakaklarına bastırdı. Uğuldama şiddetlenmiş bakışları buğulaşmıştı. Hayır! Dayan! Ağlama! diye tembihliyordu kendini. Arkadaşlarının yanında açık veremezdi, fakat canı çok yanıyordu. Bakışlarını arkadaşlarına çevirdi. Hepsi büyük bir keyif ve gerilimin verdiği heyecanla filmi izliyordu. Başına aniden giren bir sancıyla gözlerini sımsıkı kapattı genç kız. O çaresiz anlarından birindeydi yine. Kalabalıklar arasında yalnız kalmıştı. Başını tekrardan filme çevirdi ve ona odaklanmaya çalıştı. Düşündükçe her şey daha kötü oluyordu.
Kız ormanın derinliklerine doğru ilerlemeyi sürdüyordu. Orman karanlık ve oldukça korkutucuydu. Tam o sırada Murat'ın gürültülü bir şekilde kapıyı açmasıyla tüm kızlar aynı anda çığlığı basmıştı. Murat bahçe kapısını geri kapatırken kızların neden bağırdığını anlayamamıştı.
"Ne! Saçım mı bozulmuş? Niye bağırdınız?" diye sormuştu Murat ellerini saçlarına götürüp abartılı bir şekilde düzelterek.
Akın bir kahkaha atıp bilgisayarın kapağını indirdi.
"Bu kadar korktuğunuzu bilseydim açmazdım." demişti kıkırdarken. Nur sinirli bir ifadeyle Akın'a bakmış ardından uzanıp bilgisayarın kapağını geri kaldırmıştı.
"Kimsenin korktuğu falan yok." dedi kolasından bir yudum alırken.
"Evet, ne korkması? Biz Murat'ın aniden girmesiyle şey olduk sadece. Neyse, İzlemeye devam edelim." demişti Tuğba da.
Bakışlar Mihri'ye döndüğünde hepsi şok olmuştu. Mihri'nin yüzü kireç kesmiş, gözleri ise dolmuştu. Tek kirpik darbesinde gözyaşları süzülecek gibiydi.
"Mihri, korkuyor musun?" Akın Mihri'nin o hâlini gördüğünde oldukça korkmuştu. Mihri'nin korku filmlerinden bu kadar korkacağını düşünememişti. Nur bilgisayaeın kapağını gerisin geri indirmişti hemen.
Mihri, Akın'a çevirdi gözlerini ve "Evet, korkuyorum." dedi zayıf bir sesle.
Korkuyorum, sizi kaybetmekten. Sizi üzmekten ve size yalan söylemekten korkuyorum. Kısa bir zaman içerisinde benden nefret etmenizden, beni terk etmenizden korkuyorum, diye geçirmişti içinden.
"Söyleseydin, açmazdık be güzelim." dedi Akın şefkatli bir sesle.
"Al su iç biraz, içeri geçelim mi?" diye sormuştu Tuğba da. "Aynen, hava soğudu zaten hadi içeri geçelim." dedi Nur da.
Murat ise kapıda öylece kalakalmıştı. Suçluluk duygusu masum yüreğini şimdiden ele geçirmişti.
Mihri gözyaşlarını silip gülümsedi. Arkadaşlarının her zaman onun yanında oluşu kendisini iyi hisettiriyordu. Ve onlara karşı mahcup hissediyordu.
"Ben içeri geçerim. Siz filmi izlemeye devam edin, benim yüzümden kapatmayın." dedi gülümsemeye devam ederken. Ardından oturduğu pufdan kalktı. Diğerleri de onunla birlikte kalkmıştı.
"Yok öyle tek başına kalmak. İçeri geçip sohbet edelim film sıkmıştı zaten." dedi Nur. Murat çocukların geçmesi için sürgülü kapıyı tekrardan açmıştı. Mihri'yi korkutmamak için oldukça yavaş ve dikkatli bir şekilde açmıştı kapıyı. Arkadaşını korkuttuğu için kendini kötü hissediyordu.
Mihri'nin ağlama nedeninin, sadece film yüzünden olmadığını düşünen tek kişi Tuğba'ydı. Ceyhun'un söyledikleri onu şüpheye düşürüyordu. Mihri'nin kesinlikle bir derdi olmalıydı. Daha önce hiç ağladığını görmediği arkadaşını, son bir ay içerisinde defalarca kez yaşlı gözlerle görmüştü. Bunun nedeni sadece bir depresyon olamazdı. Uygun bir an da bu konudan Nur'a da bahsetmeliydi.
Koltuklara geçip oturduklarında televizyonda şarkı kanalı açıktı. Birden Murat'ın sevdiği şarkı çaldığında Murat ayağa fırlamıştı. Diğerleri Murat'ın bu saçma dansına katıla katıla gülerken, Akın sadece baygın gözlerle izliyordu. Murat'ın her ortamda, her zaman bu şekilde çılgın davranışlarının olması ona garip geliyordu.
Saat gece yarısını vurduğunda çocuklar hâlâ eğleniyorlardı. Nesrin Teyze'nin arada aşağıya inip çocukları azarlaması bile danslarına engel olamamıştı. Kızların misafir odasında, Murat'ın ise Akın'ın odasında kalmasıyla eğlenceli gün bitmişti.
Kızlar o kadar yorulmuşlardı ki, yatağa girer girmez uyuyakalmışlardı.
***
Sabah olduğunda çocuklar birbirleriyle vedalaşmış ve eşyalarını toparlamak için evlerine dağılmışlardı. Saat dokuzda hepsi okul bahçesinde buluşacaklardı. Kamp alanına götüren servisler de onları okul bahçesinden alacaktı.
Mihri büyükçe olan sırt çantasına kızların aldıkları; uyku tulumu, güneş gözlüğü, güneş kremi gibi malzemeleri yerleştiriyordu. Eve geldiğinde kapıyı anahtarla açmıştı. Anne ve babası evde değildi. Büyük ihtimal yine bir iş toplantısına gitmişlerdi. Mihri çoğu zaman onların bu tavırlarını haklı buluyordu. Hangi anne-baba yakında öleceklerini bildiği evlatlarını görmek isterdi ki? Mihri de bu yüzden ailesinden olabildiğince çok uzak duruyordu. Son 1 yıldır da araları limoniydi zaten. Başta bu durum Mihri'yi ne kadar üzse de zamanla kabuk bağlamış bir yaraya dönmüştü bu acı. Varlığını hissediyordu, ama artık canını acıtmıyordu. Yalnız kalmaya alışmıştı...
Yüksek dozdaki ağrı kesicilerini ve alması gereken ilaçları çantanın gizli bir bölümüne yerleştirdi. Diğer ihtiyaçlarını ve birkaç parça kıyafeti de çantaya yerleştirmişti. Gidecekleri yerde sivrisineklerin ve böceklerin bulunucağını göz ardı etmeyip şort giymemişti. Bacaklarının ilk günden yara ve ısırık içinde kalmasını istemiyordu. Rahat bir tayt giyip üzerine de beyaz askılı bir bluz giymişti. Saçlarını iki yandan balık sırtı yapıp aynanın karşısına geçmişti. Kahverengi gözleri yorgun bakıyordu. Göz altları da hafif morarmıştı. Makyaj yapıp, dudak tonlarında bir ruj sürdü. Çantasını kapıp evden çıkarken telefonu mesaj sesiyle titreyip duruyordu. Çantasından çıkarıp ekran kilidini açtı. Mesajlar WhatsApp gruplarından geliyordu.
Grup ismi: GRUP
~Feride
Ben geldim! Hadi neredesiniz?
~Murti
Nereye?
~Akın
Murat bana sakın kampı unuttuğunu söyleme.
~Murti
Hass..
~Akın
Çabuk hazırlan ve gel. Sadece bir gün sorumlu davransan ölür müsün lan!?
~Murti
Daha fazla bu baskıcı tavrına dayanamam. Bu diktatör yönetime baş kaldırıyorum... Elveda balpıtırcıklarım, hepinizi seviyorum! (Akın hariç)
Murti gruptan ayrıldı.
~Akın
Bunu bir daha gruba almayın.
~Nur
Sakin ol şampiyon. Her zamanki Murti işte..
Mihri gülümseyerek telefonu kapattı. Okula varmasına bir kaç sokak kalmıştı. Adımlarını hızlandırdığında dünü düşünüyordu. Oldukça eğlenceli bir gün olmuştu, bir yandan da ağır bir tecrübe olmuştu. Bir daha arkadaşlarının yanında hastalığı baş gösterirse ne yapacağını düşünüp taşınmalıydı.
Mihri bir sonraki sokağa giriş yapacaktı ki bir şeylerin garipliği ile duraksadı. Arkasından adım sesleri geliyordu ve bir anda izlenildiği hissine kapılmıştı. Kalbi ani bir reaksiyonla atmaya başladığında kendini sakinleştirmeye çalıştı. Dünkü filmden korktuğum için böyle saçma şeyler düşünüyorum, diye geçirdi içinden. Kim onu neden takip ederdi ki?
Fakat adım sesleri gittikçe yakından gelmeye başlamıştı. Koşmalıyım! diye düşündü. Kesinlikle takip ediliyordu. Ne zaman dursa ardındaki adım sesleri de onunla birlikte duruyordu. Artık oldukça korkmaya başlamıştı.
Tam koşacaktı ki telefonunun zil sesi ile duraksadı. Duraksadığı anda güçlü bir kol onu yanında durduğu apartman aralığına çekmişti. Mihri çığlık atmak için ağzını açmıştı fakat onu tutan kişi diğer eliyle genç kızın ağzını kapatmıştı. Mihri onu tutan kişiye vuruyor ve kurtulmak için debeleniyordu. Fakat tüm çabaları boşunaydı, karşısındaki kişinin kim olduğunu göremiyordu. Çünkü başında, yüzünün büyük bir kısmını kapatan siyah kapşon vardı. Mihri bir çığlık daha atacağı sırada onu tutan kişi sırtını sert bir şekilde duvara vurmuştu. Mihri duvara çarpmanın şokuyla hareketsiz kaldığında, karşısındaki kişi kapşonunu indirdi. Mihri, gördüğü kişi ile adeta beyninden vurulmuşa dönmüştü. Onu tutan kişi, Akın'ın geçen sene kavga ettiği çocuktu. Hatta bu yüzden okuldan atılmış ve intikamını alacağına dair tehditler savurmuştu! İyi de, neden Mihri'yi takip etmişti? Mihri'nin bu olay ile hiçbir alakası yoktu.
"Demek tanıdın!" dedi çocuk sinirden köpürür bir ifade ile Mihri'ye bakarken.
"Ne istiyorsun? Bırak beni." dedi Mihri etrafına bakınarak. Ortalıkta hiç kimse yoktu. Kalbi korkuyla atıyordu.
"Ne mi istiyorum?" dedi çocuk bağırarak. Ardından ellerini sinirli bir şekilde saçlarına götürdü. Saçlarını çekiştirip derin bir kahkaha attı. "O şerefsiz yüzünden hayatım mahvoldu. İntikamımı istiyorum."
"Akın yanlış bir şey yapmadı!" dedi Mihri bağırarak. Her şeyin suçlusu ve kavganın sorumlusu da bu çocuktu.
"Kes sesini!" diye bağırdı çocuk Mihri'ye bir tokat atarak. Mihri vuruşun etkisiyle yere düşmüştü.
"Akın benim hayatımı mahvetti! Onun yüzünden eğitim hayatıma devam edemiyorum. Bir de size bakın, tatile bile çıkıyorsunuz." Mihri korkuyla, sinirden delirmiş hâlde olan çocuğa baktı. Başı büyük dertteydi.
"Bana zarar vermen hiçbir şeyi değiştirmez." dedi bağırarak. Burnundan akan kan, ağzında metalik bir tat bırakmıştı.
"Değiştirir mi değiştirmez mi göreceğiz."
Çocuk Mihri'nin omuzlarından tutup ayağa kaldırmıştı. Mihri, çocuğun tekrardan ona vuracağını anladığından gözlerini sımsıkı kapatmıştı.
Akın, yardım et!
Çocuğun Mihri'ye kaldırdığı
el, bir başka el ile durdurulmuştu.
"Ona vurmaya nasıl cesaret edersin lan!"
Mihri duyduğu ses ile başını hızlıca çevirdi. Asrın, ona vuran adamın yüzüne sert bir yumruk atmış, yere yığılmasını sağlamıştı.
Asrın. Buradaydı. Onu korumuştu. Bu 3 cümle yan yana o kadar saçmaydı ki.
BÖLÜM SONU